Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 31, 2016

Lefter'i silen Caner



Geçtiğimiz nisan ayında Aspor'da Zeki Uzundurukan şampiyonluk yarışının en civcivli olduğu dönemde şöyle bir iddia ortaya atmıştı: Beşiktaş, Caner ve Gökhan Gönül'ü alabilir. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bir FİFA menajerinin iddiasına dayandırmıştı bu duyumunu. O gün yayını izleyenler buna pek ihtimal vermemiştir.

Bugün resmi imzayı henüz atmamış da olsa Fenerbahçe'nin geçen sezon şampiyonluk yarışında olduğu Beşiktaş, ezeli rakibinin sağ ve sol beklerini almış durumda. İnsan yine de sormadan edemiyor. Emenike'yi transfer olma yönünden süründüren zihniyet  (FETÖ'cüsü, kripto FETÖ'cüsü vs.), Gökhan ve Caner'in gidişlerini normal karşılıyorsa, geçmişte Emenike'den ne istedi? Ten rengi yüzünden ırkçılık mı yaptılar? Olmayan para sayma görüntüleriyle itibar sarsma girişimlerinin sebebi neydi? Veya Gökhan ve Caner'in transferleri gibi transferler normal ise (ki bence öyle) oyuncuların camia değiştirmelerine neden bu kadar gıcık oluyorlar? Gıcık oldukları transferleri de renklerine göre mi ayırt ediyorlar? Öte yandan yıllardır gördüğüm bu samimiyetsizlikleri hala sorguluyor olmam da sanırım ben saflığım.

Neyse; Gökhan da Caner de Fenerbahçe'den Beşiktaş'a gidecek son oyuncular olmayacak. Sonuçta futbol profesyonelliği barındıran bir spor. Bir sporcuya (Caner özelinden konuşursak) neden oraya gittin diye sormadan önce Aziz Yıldırım'ın  "Caner dönemez" dediğini hatırlatmalı.

Lafı daha fazla uzatmadan değinmek istediğim konuysa şu; Fenerbahçelilerin gittiği günden beri adeta yerin dibine soktukları Gökhan Gönül geçmişte yaptığı Fenerbahçeyle alakalı neredeyse hiçbir paylaşımı silmezken, futbol piyasasında Fenerbahçeliliğiyle bilinen Caner Erkin'in tüm geçmişini silmesi enteresandır. Yeni gittiği takımın taraftarına şirin gözükmek adına bunu yaptığı iddia edilebilir. Bu bakımdan buna saygı duyabilirsiniz. Sadece geçmişiyle ilgili neden sildiğini anlayamadığım ve sanırım uzun süre anlayamayacağım paylaşımı ise yukarıdaki Lefter paylaşımı. Bu kadar mı düştün Caner? Bu kadar mı korktun Beşiktaş tribününden, başkanından, antrenöründen? Veya Lefter'in sana nesi battı acaba?

Dün sana küfür eden, özel hayatın üzerinden sana bel altı vurmaya çalışan siyah beyaz tribünler bugün seni bağrına basabilir. Bunun benzeri farklı renklerdeki tribünlerde de yıllardır olmuştur. Ama Gökhan Gönül'ün gidiş şeklini bile Fenerbahçe taraftarına unutturacaktır şu son hareketin. Lefter taraflı tarafsız Türk spor kamuoyunun saygı duyduğu bir isim olduğundan senin bu korkaklığına sahip çıkacak adam da pek bulamazsın. Bulmamalısın da zaten.

Perşembe, Ağustos 15, 2013

Rakipleri Tanıyalım


Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un Avrupa kupalarında eşleştikleri takımlar geçen hafta cuma günü belli oldu malum. Onlarla ilgili kısa bilgilendirme geçeyim ben de.

Fenerbahçe'nin rakibi Arsenal 11 kişiyle maçlara çıkıyor. Bol pas yapıyorlar. Hızlılar. Genelde siyahi oyuncularla oynamayı tercih ediyorlar.



Beşiktaş'ın rakibi Trömsö ise... Galatasaray'a nasıl çakmışlardı ama zamanında... (daha fazla bir şey yazamıyorum)

Trabzonspor'un rakibi Arnavut Kukesi. Bu takım tam bir kapalı kutu. Bu takımın gerçekten ismi bu mu? Yoksa Kukesi diye bir şey var, bunlar Arnavut olanından mı? Kukesi ne anasını satayım. Kukuleta vardı, onu anımstıyor.

Salı, Nisan 09, 2013

Gündeme gelişine vole


Salih uçarken

Salih Uçan ismi şu sıralar çoğu Fenerbahçelinin dilinde. Gelecek vaad eden genç yeteneklerden bir şeyler beklemeyi bırakmıştı taraftar, ta ki Aykut Kocaman'ın göreve gelmesiyle bu durumun değişmesine kadar. Kocaman, takımla birçok başarıya imza atarken bir yandan da Fenerbahçe'nin geleceğini oluşturma çabalarında. Ve bu süreç meyvelerini ciddi ciddi vermeye başladı artık. Bunlardan en meşhuru da son haftalardaki performansı ve skora katkılarıyla Salih Uçan tabii ki. Salih daha transfer edildiğinde "bu kadar para eder mi?"den tutun, "Fenerbahçe yine bir genç yıldızı yok edecek" klişesine kadar türlü türlü yorumlar yapıldı. Onunla daha önce çalışmış teknik adamlar ve genç yetenekleri takip edenler bu ismin üzerinde özel duruyorlardır lakin burası Fenerbahçe'ydi. İlk hatada ne vaad ederse etsin bir genç yeteneğin yok olma sürecine girmesi kaçınılmaz olabilirdi. Salih'te de böyle bir durum söz konusu olabilirdi, fakat şansına takımın başında Aykut Kocaman vardı ve buna ek olarak takımdaki bazı sakatlıklardan dolayı Salih'e fırsatlar doğmuştu. Mesela Meireles'in hem Süper Lig'de hem de Uefa Avrupa Ligi'ndeki cezalı maçlarında yerine zaman zaman forma şansı bulan Salih hem iyi oynadı hem de takımı sırtladı. Ve bu genç bunları yaptıysa sadece "şanslı" deyip geçmek doğru olmaz herhalde. Kumaşı çok iyi, eğer akıl hocaları da iyi yönlendirirse Fenerbahçe'nin Salih'i elde tutması zor olacaktır. Zaten şimdiden herkes Türkiye'de gerçekleşecek U20 Dünya Kupası'nın dört gözle bekliyor.

Terim'in hareketleri ve olası cezası

Fatih Terim saha kenarındaki sinirli hareketleriyle bilinen bir isim. Bu özelliği o kadar ön plandaki bazen takımını taktik anlamda yönetme tarzından ziyade, maç öncesinde ve esnasında saha kenarında takımını motive edebilmesiyle daha meşhur biri olduğuna dair yorumlar artık daha fazla. Zaten çalıştırdığı takımlardaki oyuncular da zaman zaman bu konuya dair anılarını anlatıp durur. Terim'in hakkını yiyor gibi de algılanmayayım elbette, bunca başarı sadece motivasyonla olamaz elbette taktik artılar da cabasıdır. Sezar'ın hakkı Sezar'a. İşte tam bunu söylerken gerek Galatasaraylılar gerekse de Terim'i her koşulda destekleyen diğer kişiler bilmeli ki onun saha kenarında veya dışında yaptığı bazı hareketler çok antipatik duruyor. Bugüne kadar bir şekilde savunulan hareketleri olmuştu ancak son Mersin maçında önce hakemin üzerine yürümesi, sonra da saha görevlisi ve yayıncı kuruluş kameralarına yaptığı hareketleri görünce Terim'in hala savunulmasına şaşırıyorum (evet, hala savunan var). Savunan güruha tek sorum var; bir an için Terim'in sizce haklı olduğunu unutun ve kendinize şu soruyu sorun, o hareketleri Terim değil de başka biri yapsaydı gözüne çok rahatsız edici gelmeyecek miydi? Öyle değil mi? Hatta belki de söylenecektiniz. Bunu kendinize itiraf etmelisiniz. Onca hareketin yanında maç sonrası kurullara ve 3.şahıslara tehditler de ayrı bir mevzu. Ve tüm bunların üstüne Lig tv'ye çıkma işini kulüp yöneticisi ayarladığı halde "siz çağırdınız diye geldim, planlanmış bir şey yok yani" cümleleri. Olay iyice komediye döndü. Şu aşamada merak ettiğim tek şey bir ceza verilebilecek mi Terim'e? Verilirse ne kadar olacak? Terim'in tribünde olduğu maçlarda zorlanan Galatasaray önümüzdeki maçlarda neler yapacak vs.

Aybaba'nın Oğuzhan takıntısı

Samet Aybaba'nın Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu kadrolarının ve kamuoyu etkilerinin yanında Beşiktaş'la 'FEDA' sezonunda yaptıklarını başarılı bulmakla beraber, yaptığı bazı işlerle takımını geriye götürdüğünü düşünüyorum. Birçok şey konuşulabilir ancak sadece Oğuzhan meselesine değineyim. Oğuzhan gayet yetenekli bir isim. Aybaba ise her fırsatta ya oyuncusunu medya önünde azarlıyor ya da jest ve mimikleriyle onu demoralize ediyor. Bu oyuncuya neden bu kadar takmış anlamıyorum. Dünkü Bursaspor maçının ilk yarısını izledim. Beşiktaş'ın kötü görüntüsünün tek sebebi Oğuzhan'mış gibi saha kenarından sürekli ona bağırdı çağırdı. Ve oyuncu da haliyle iyice pıstı kaldı oyunda. Bir Fenerbahçeli olarak eğer Aybaba sezon sonuna kadar Beşiktaş'ta kalacaksa bi Sezer-Oğuzhan takası olur mu beklentisinde olacağım. Sezer'den Fenerbahçe'ye hayır gelmeyecek gibi, keza Oğuzhan'ın da Aybaba varken Beşiktaş'ta işi zor. Mantıklı bir takas olur kanaatindeyim.

http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/gundeme-gelisine-vole-133

***


Not: Bundan sonra fırsat buldukça gündeme dair karalayacağım bu tarz yazılar. Başlanıgıcı klasik biçimde "3 Büyükler" denen takımların gündemiyle yapmak pek hoş olmadı aslında ama ilklerin günahı olmaz diyeyim. Önümüzdeki yazılarda daha kıyıda köşede kalmış mevzulara değiniriz.


Cuma, Mart 29, 2013

Akıl tutulması


“Kulüpte karşı çıkanlar varmış. Ben bunu anlamam. Çimler bozulurmuş onu da bilmem. Eğer Beşiktaş ‘Fenerbahçe’nin stadında oynamam gerekiyor’ diyorsa kapılarımızı açmamız gerek. Taraftar karşı çıkıyormuş... Taraftar diye diye sporu mahvettik."

***

Allah, sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın sayın Günay. Sizin için şu an yazabileceğim en makul cümle bundan ibaret. Taraftara bu kadar da sırt dönülmez...

Pazar, Ocak 13, 2013

Aklım gidiyordu!




Gazetelerin web sitelerinde bu sabah çıkan haberlerde, "Niang Beşiktaş'a!" başlıkları dikkatimi çekti. Korka korka tıkladım haberlere. Neyse ki bizim Mamadou kurban değilmiş bahsedilen. Milan'da oynayan Niang M'baye imiş gündemdeki isim. Lakin bunu tam öğrenene kadar aklım gidiyordu. Çakalların her zaman yaptıkları başlık oyunlarına karşı hazırımdır ama bu kez yedim.

Öte yandan hey gidin Niang başgan. Bir kez daha yüksek sesle söylüyorum; "Özledik be!!!"


Salı, Mayıs 31, 2011

Ersan Gülüm Transferi İçin Ne Demişti?


Hakkında sürekli transfer söylentileri çıkan Ersan Gülüm'ün konuya dair yakın geçmişte yaptığı açıklaması aşağıda. Sonradan yalanlar mı, orasını bilemem...


Ersan Gülüm: "Ya Beşiktaş'a tekrar imza atarım ya da Bank Asya'da Adanaspor'da oynarım."

Not: Konuya dair uyandıran/hatırlatma yapan Hüssam kardeşime de eyvallah derim buradan.

Pazar, Şubat 20, 2011

Şampiyonluk Yolunda Kritik Maçları Kayıpsız Atlatmak

Beşiktaş 2 Fenerbahçe 4

Maçta 3 kırılma anı oldu. Birincisi, Fenerbahçe 1-0 öndeyken Dia'nın direkten dönen topu. İkincisi; skor Beşiktaş lehine 2-1 iken Almeida'nın yüzde yüzlük bir fırsatı değerlendirememesi. Ve üçüncüsü de; Ferrari'nin Lugano'ya yaptığı hareket sonrası hem takımını bir kişi eksik bırakması hem de penaltıya sebebiyet vermesi.

Gecenin kahramanı Ferrari esprileri yapmak mümkün ama hat-trick yapan ve skor tabelasında parlayan Alex'i es geçmemek lazım. Maçın yıldızıdır. Ayrıca bu camianın başına gelmiş en güzel şeylerden biridir. Ve Twitter'da Diana Taurasi geri dönsün kampanyasına herkesin destek vermesini isteyecek kadar da büyük insandır.

Ligin 2. devresinde Trabzonspor, Manisaspor, Kayserispor ve Beşiktaş'la kağıt üzerinde hayli zor görünen 4 maç yaptı Fenerbahçe ve bu 4 maçı da kayıpsız atlattı. Şampiyonluk yolunda çok önemli virajlar olarak değerlendirilebilir dersek, yanlış söylemiş olmayız zannımca.

Nispeten zorluk derecesi daha düşük maçlarda da bu performans ortaya konulursa, şampiyonluğun en ciddi adayı olduğunu dosta düşmana kabul ettirecektir Fenerbahçe. Bundan sonra en önemli kısım budur artık.

Pazartesi, Aralık 13, 2010

Geçen Haftasonu

10. 12. 2010 Cuma, Eskişehirspor 2 Beşiktaş 0
Maç sonrası Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

11. 12. 2010 Cumartesi, Galatasaray 0 Gençlerbirliği 2
Maç sonrası Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

12. 12. 2010 Pazar, Ankaragücü 2 Fenerbahçe 1
Maç sonrası Beşiktaşlılar ve Galatasaraylılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

Ve...

12. 12. 2010 Pazar, İ.B.B 1 Trabzonspor 3

Birbirinize (birbirimize ya da) gülmeye iki dakika ara verirsek, bir şeye değinmek isterim.

Süper Lig'de 16. haftada oluşan puan durumunu sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan 4 takımla özetlersek şöyle:

Lider Trabzonspor 39 puanda. Yukarıda bahsi geçen takımlar arasında lidere en yakın sırada olan Fenerbahçe 9 puan gerisinde 30 puanıyla 3. sırada. Beşiktaş ligde 5. ve lider Trabzonspor'un 12 puan gerisinde. Galatasaray ise ligde 10. sırada ve Trabzonspor'la arasında 19 puan var.

Şimdi Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılar ve Galatasaraylılar birbirlerinin puan kayıplarına gülmeye devam edebilirler.

Çarşamba, Mayıs 19, 2010

Turkcell Kim Telefonda Kimi Motive Ediyor Ligi


Aziz Yıldırım'ın ve Şekip Mosturoğlu'nun bugünkü basın toplantısını takip edemedim ama internette yazılanlara bakınca ve daha sonra olayın giderek daha da içinden çıkılmaz bir hale geldiğini görünce şaşırmamak elde değil.

Ve tabii bir yandan da bunca hengamenin arasında Bursaspor'un ve Ertuğrul Sağlam'ın başarısının ehemmiyeti güme gidecek sanırım, düşüncesi de hasıl oluyor.

Mevzuya geri dönelim.Şimdi bir gün içerisinde onlarca şey söylendi. Lakin en garip gelenine burada değinmek isterim.

Efendim, bir iddia atıldı ortaya. Bu iddiaya göre, Rüştü Reçber ligdeki bazı oyuncuları Fenerbahçe maçı öncesi arıyormuş, "aman şaibeye neden olma, korkmadan çık, topunu oyna" diyormuş. Rüştü bu iddianın kanıtlanması durumunda, "futbolu bırakacağını" açıklamış. Yerinde bir tepkidir. Beşiktaş yönetimi ise ne alakaysa artık, böyle bir durumun olabilitesi üzerinde durmuşlar. İki açıklamayı alt alta koyunca çok garip duruyor. Önce ona bakalım;

"Benim Kasımpaşa, Ankaragücü ve Trabzonspor takımlarında konuştuğum arkadaşlarım var. Fenerbahçe'yi yenmelerini istediğim tarzında konuşmalarım olduğunu başkan Aziz Yıldırım söyledi. İspat etsinler, ispat ederlerse futbolu bırakırım."
Rüştü Reçber-Beşiktaş

"Oyuncumuz Rüştü Reçber, 24 saatini kulübü için harcayan bir sporcu olarak başka takımlardaki meslektaşlarıyla onların maçlarında korkmadan ve cesurca oynamalarıyla ilgili telefon görüşmesi veya şahsi görüşme yapması kadar doğal bir şey yoktur."
Beşiktaş JK

Bir tutarsızlık yok mu? Rüştü doğal olarak "böyle bir şeyi konuşmam" diyor, ki konuşmaması lazımdır. Doğal olan budur. Beşiktaş'ın açıklamasında ise "konuşabilir, ne var bunda" demeye getirmişler lafı. Ne alaka yahu? Rüştü neden böyle bir şey yapma lüzumu hissetsin? Rüştü'nün başka işi gücü yok mu? Burada bir gariplik yok mu?

Bunun doğru olmadığına inanmak isterim. Ve bunu, beni yakından tanıyanlar gayet iyi bilir, bir numaralı Rüştü muhalifi olarak yazıyorum.

Gelelim ikinci kısma; şimdi Şekip Mosturoğlu da resmen çam devirmiş. Ali Yıldırım'ın bu olay üzerine Rüştü'yle görüştüğünü söylemiş. Neden -miş'li, -mış'lı ifadeler kullanıyorsun? diye soranlar çıkabilir. Girizgahta belirttiğim üzere, basın topalantısını ve sonrasını takip edemedim. İnternetten ulaşabildiklerim kadarıyla yorumluyorum. Şekip Bey'in açıklaması da komedi. Eleştirdiğiniz bir şeyden bahsedip, mevzuyu düzeltme amaçlı benzer bir harekette bulunduğunuzu söylemek de tuhaf değil midir?

Ve en son bölüm. Şimdi çıkarımda bulunma zamanı. Anlaşılan o ki; Turkcell Süper Lig adından da anlaşılacağa üzere iletişim konusunda sıkıntısı olmayan, hatta ciddi manada iletişim çılgınlığının yaşandığı bir ligmiş. Rüştü'nün samimi olduğu meslekdaşlarını arama ve maç öncesi telkinde bulunduğu iddiasından yola çıkarak bundan sonrası için bazı önerilerde bulunmak mümkündür. Ne gibi?

Bundan sonra;

* Rüştü Reçber, Süper Ligde yer alan ve "Milliyetçi" çizgideki oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Emre Belözoğlu, Süper Ligde yer alan ve kimilerince "Cemaatçi" diye tabir edilen oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin. (Bu konuda Hakan Şükür'den destek alabilir)

* Alex de Souza, Süper Ligde yer alan ve Brezilyalı dindar oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* İvan Ergiç, Süper Ligde yer alan ve "Marksist" oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Arda Turan, Süper Ligde yer alan ve tiyatroya, sinemaya ilgi duyan oyuncuları bazı maçlarda önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Matteo Ferrari, Süper Ligde yer alan ve "gece hayatına düşkün" diye bilinen oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin. (Bu konuda Pascal Nouma'dan yardım alabilir)

Bu listeyi genişletmek mümkün. Şu an için bu kadar yeter. (İsteyen yorumlarda listeye eklemeler yapabilir tabii)

Velhasıl kelam, nihai paragrafta toplumsal bir mesaj verecekmişim gibi oldu ama daha çok Fenerbahçeliler özelinden bir mesaj olsun. Rüştü isterse kaleci Murat'ın yedi sülalesini Fenerbahçe maçından önce aramış ve "korkmayın" demiş olsun. Ne değişir? Önemli olan Fenerbahçe'nin kendi elinde olan şampiyonluk şansını, son 90 dakikada değerlendirememesi ve bi nevi kendi eliyle son maçta şampiyonluğu Bursaspor'a vermiş olması değil midir? Öyledir tabii. Onun dışında ne desek gırgır şamatadır. Yukarıda yaptığımız da budur.

Pazartesi, Mayıs 17, 2010

Özür Bekleyen Türk Futbolu

Öncelikle sezon başından son maçın son dakikasına kadar gösterdiği mücadele ve dün gece bu mücadelesini şampiyonluk kupasıyla taçlandıran Bursaspor'u başta teknik adamlığını ve kişiliğini çok beğendiğim Ertuğrul Sağlam olmak üzere tebrik ederim.

Efendim gelelim esas meseleye; sezon başından beri ülke futbolunda garip tantanalar yaşandı. Aslı astarı olmayan iddialar döndü durdu gündemde. Bu iddiaları ortaya atanların renk tercihleri zaman zaman değişti ama temel itibariyle hepsinin iddiaları kuruntulardan, suni gündem oluşturma çabalarından ibaretti. Neymiş efendim, "Kalecilerin performansı şüpheliymiş", "Bobo, penaltıyı Alex'in kankası olduğundan bilerek kaçırmış", "Bursaspor'u şampiyon yapmazlar", "Bu ligde şampiyonun kim olacağı önceden ayarlanıyormuş", "Kasımpaşa'nın kalecisi Murat ve Ankaragücü kalecisi Serkan maç satmış", "Leo Franco da maç satmış", "Trabzonspor kupayı, Fenerbahçe şampiyonluğu alacakmış, her şey ayarlanmış", "Serkan Balcı eski Fenerbahçeli olduğu için takım arkadaşlarına Fener'e yenilelim demiş", "Ligi kim birinci bitirirse bitirsin bu lig şaibeliymiş" vs. Bunlar akla ilk gelenlerden bir tutam... Buna benzer onlarcasını sokaktaki adamlardan duyduk. Bunlar normal karşılanabilir. Çünkü taraftar duygusal bakar olaya ve her zaman kendi başarısızlığını dışsal sebeplere bağlar. Peki ya bu iddiaları gazetelerindeki köşelerine, televizyon ekranlarına taşıyan futbol adamlarına ne demeli? Hatta daha da ileri gitti mevzu, devletin bir bakanı hiç utanmadan, sıkılmadan yukarıdakilere benzer saçma sapan kelamlar etti iki gün evvel.

Peki dün gece ne oldu? Önce Kadıköy'de "Fener'e yatacak, maçı satacak" denen Trabzonspor iddiaların aksine bir sonucu yaşattı ve Fenerbahçe'ye yenilmedi. Ve bu maçın bitimiyle, "şampiyon yapmazlar" denilen Bursaspor şampiyonluğunu ilan etti.

Şimdi, sezon başından beri saçma sapan iddialarla suni gündem oluşturma çabasında olan bu şeref yoksunu insanlar ne diyecek acaba? Aralarında "pardon, kendimi kaybetmişim, azğımdan çıkanı kulağım duymamış, saçmalamışım" diyen çıkar mı? Yahut adam oldukları konusunda soru işaretine sebebiyet veren bu gereksiz açıklamaları için özür dileyip, bu kişiler gerçekten "adam" olduklarını gösterebilirler mi?

Dün gece Kadıköy'de maç bittikten sonra demeç veren Sadri Şener kendileri hakkında "şike, şaibe" söylentisi çıkaranlardan bugün için özür beklediğini söyledi. Bu yetmez. Bakanından tutun, gazetelerdeki köşelerinde, televizyon ekranlarında insanların karakterleri için atıp tutanlar sadece Trabzonspor'dan değil, Fenerbahçe'den, Bursaspor'dan, Murat Şahin'den, Bobo'dan, Leo Franco'dan, Serkan Kırıntılı'dan ve şu an aklıma gelmeyen ama isimleri bir şekilde haksız yere "şike, şaibe" söylentilerine karışan kişilerden özür dilemelidirler.

Ve tabii ki en son Türk futbolundan özür dilemeliler. Zira bu sezon böyle söylemlerle, saçma sapan iddialarla Türk futbolunun fazlasıyla içine ettiler. Bu özrü dilemeliler. Tabii ki biraz şerefleri varsa, biraz adamlıkları varsa...

Nokta

not: Bu yazı Bursaspor'un başarısını gölgeleme amaçlı yazılmamıştır, yalvarırım böyle aptalca çıkarımlarda bulunulmasın. Bir kez daha Bursaspor'u şampiyonluğundan ötürü tebrik etiğimi belirteyim...

Pazartesi, Nisan 19, 2010

Kendine Müslüman

Dün akşam gerek konuştuklarımdan, gerekse de sanal platformlarda yazılanlardan gördüğüm kadarıyla şunu diyebilirim: Türkiye'de futbolla ilgilenenler (hangi takımı tutuyor olursa olsunlar fark etmiyor) şunu istiyorlar; eğer hakem hata yapacaksa benim takımım lehine yapsın, gerisi beni alakadar etmez. Eğilim bu yönde. İstisnalar da kaideyi her zamanki gibi bozmuyor.

Buna bir isim bulmak gerekirse şöyle diyebiliriz, "hakem benim takımım lehine hata yapsıncılık" ya da "kendine müslüman" gibi.

not: foto konuyla direkt alakalı olmadı ama gugıl'a "fanaticism" yazınca karşıma bu çıktı. Ondan yani. Daha fazla aramaya üşendim. Bir başka ilginçlik ise şu; gugıl'a "kendine müslüman" yazdım, çıkan dördüncü foto Ribery oldu.

Bu Dünyayı Yakarız, Şampiyonluk Gelince

1907 Ünifeb,Vamos Bien ve Grup CK
Emeğinize sağlık...

Pazar, Nisan 18, 2010

Çarşamba, Nisan 14, 2010

Perşembe, Nisan 08, 2010

Milne'nin Cömertliği

"Her zaman soğukkanlı yapısıyla, farklı galibiyetlerden sonra bile koşarak soyunma odasının yolunu tutan disiplininden taviz vermeyen İngiliz hoca Milne de, Beşiktaş'ın şampiyonluk kutlama gecesinde coştu. Milne, golcü Feyyaz'ın alnına para yapıştırırken mutluluktan uçuyor ve etrafına gülücük dağıtıyordu" (Fotoğraf: Akın Sel-Cenk Atılgan)

Öncelikle fotoğraftaki Akın Sel imzasına dikkat. Bir diğer ayrıntı ise şu; fotoğrafın altındaki metinde Milne'nin Feyyaz'ın alnına para yapıştırdığını yazılmış ama bu karede Milne'nin, Feyyaz'ın alnına para yapıştırmaktan ziyade, ağzına parayı sıkıştırdığını söylemek daha uygun.

Onca yıl Türkiye'de görev yaptığı halde ağzından doğru düzgün Türkçe kelime işitmediğimiz bir isim olarak hafızalarda kalacaktır Gordon Milne. E bir de tabii Beşiktaş tarihinin efsane dönemlerinden birinde görev yapmış olmasıyla tabii.

Ha, bir de eklemek lazım. Demek ki şampiyonluk kutlamaları öncesinde soğuk nevale olarak bilinen ama kutlamalarda kendini kaybeden ilk yabancı teknik adam Daum değilmiş. Onu da öğrenmiş olduk bu fotoğraf sayesinde. Belki Milne'den öncesi de vardır. Ben bilmiyorumdur. Olabilir. Var mıdır sizce?

Salı, Mart 16, 2010

"İnönü'de Galatasaray Formalı Taraftarlar Boy Gösteremeyecek"

Beşiktaş ve Galatasaray tribünlerinin arası rahmetli Mühendis Oktay meselesiyle açılır, daha sonra bu olay kötü bir anı olarak her daim hatırlanıyor olsa da, bir şekilde iki tribünün arasının kanlı bıçaklı olmadığı bilinir. Elbette kimse kanlı bıçaklı ortam olsun istemez. Derdi adam kesmek, doğramak olan kişinin yeri tribün değildir. Bunu bilir, bunu söyleriz her daim.

Şimdi ne oldu da bu konu tekrar gündeme geldi peki? Efendim, şimdi Galatasaray taraftarının iddiasına göre alkolü fazla kaçırmış bir vatandaş, geçtiğimiz pazar akşamı Ali Sami Yen kapalısında ortalığı karıştırmış. Bu kişi o kadar Galatasaraylının ortasında Beşiktaş'lı olduğunu belirttikten sonra, alkolün de etkisiyle sağa sola küfürler savurmuş. Akabinde de böyle bir ortamda yaşanması en muhtemel şey olmuş ve ortalık birbirine girmiş. Anlatılanlar ne kadar doğrudur? Bunun yorumunu geçiyoruz. Devamına bakalım. Kamil Özen isimli şahıs birden nasıl oluyorsa kapalı tribünden aşağıya düşüyor. Görgü tanıkları olan ve Galatasaray tribünlerinden tanıdığımız arkadaşların ifadelerine göre, alkolü fazla kaçıran bu eleman kendi rızasıyla aşağıya atlıyor. Bu olabilir mi? Olabilir elbet. Alkolün etkisi ve dayaktan kaçmak için bir an için böyle anlamsız bir haraket yapmış olabilir. Yine o gece tribünde olan Galatasaray'lı bazı köşe yazarları ve twitter'da bu olayı anlatan ünlülere göre Kamil Özen isimli kişi Galatasaray tribünündeki bazı kişilerce aşağıya atıldı. Bunu iddia eden kişiler aynı zamanda ortada bir linç hadisesi olduğunu da iddia ediyor. Bu olabilir mi? Elbette olabilir. Forma renklerine takılmadan yorum yapmak gerekirse, sizin stadınızda ezeli rakibinizi tutan bir taraftar gelse ve bunu herkesin içinde beyan ettikten sonra size ve takımınıza küfürler etmeye başlasa, orada siz kendinizi frenleyebilirsiniz belki ama renkdaşlarınız arasında bu kadar sağduyulu adamlar olacağını garanti edemezsiz. Bir şekilde Kamil Özen gibilerinin tabir-i caizse kamilliğine yine onun gibi alkolü fazla kaçıran birilileri sertlikle cevap verebilir. Bu bakımdan "linç edidi" iddiası da doğru olabilir.

Mevzuya şimdi iki açıdan bakmak lazım. Birincisi, Kamil Özen aşağıya mı atıldı ya da aşağıya mı atladı şu an tam olarak bilinmiyor ama ortada ciddi bir olay var. Kağıt üzerinde bu olayın yansıması şu şekildedir. Bir taraftar tribünden aşağıya düşmüştür. Eğer burada taraftarın kendi aptallığı sonucu aşağıya düştüğüne dair bir kanaat getirilirse herhangi bir ceza uygulanmaz, lakin bu taraftar her ne kadar yaptığı biraz suça davetiye çıkarmak da olsa, aşağıya atılmış ise o zaman ortaya bir güvenlik zafiyeti çıkmıştır. Geçmişte adam öldürülen ve silahla yaralanmalar yaşanılan iki maç sonucu ceza alan takımların olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan yaşanan bu olay da aynı açıdan değerlendirilebilir mi? Eğer bir ceza uygulanırsa Galatasaray'ın bir sonraki iç saha maçı Fenerbahçe'yle olacak. Ceza verilebilir mi? Yahut bir ceza söz konusu olursa, bu karar derbiden sonraya mı ertelenir? Bunlar olası sorular. Tekrar hatırlatmak gerekirse, Kamil Özen isimli şahıs kendi rızasıyla aşağıya atlamış olabilir. Bu durumda da herhangi bir ceza uygunlaması beklenmez. (Bu arada Sporingen blogunda hadiseye ilişkin başka fotoğraflarda var. Dileyen buradan onları inceleyebilir).

Gelelim ikincisine, şimdi malum öyle ya da böyle olayda adı geçen ve aşağıya düşen ya da atılan şahsın Beşiktaşlı olma ihtimali de mevcut (belki de Beşiktaşlı değildir, ondan da tam emin değiliz). Şimdi Beşiktaş taraftarı olduğuna dair iddialar olunca, haliyle Beşiktaş cephesinden de bir tepki gelmiş. Onu da dileyen şu adresten okuyabilir dedikten sonra, olayı şuna bağlayalım. Linkini verdiğimiz yazıda Beşiktaş tribünlerince Galatasaray taraftarına dair bir eleştiri var. Haklılar ya da değiller tartışmasına dair bir yorum yapmak yerine, yazının son kısmına dikkatinizi çekmek istiyorum. Şöyle bitiyor yazı.

"Bu olaydan sonra değişen bir şey olacaktır;

Mesela İnönü’deki her Beşiktaş – Fenerbahçe derbisinde boy gösteren 3-5 Galatasaray formalı taraftar bundan sonra görülmeyecektir."


Bana bu kısım biraz garip geldi. Denebilir ki bu adamların yazdıkları bütün Beşiktaş tribününü temsil etmez. Evet, doğrudur derim. Lakin bunu iddia eden kişilerin de iddia ettikleri şeyleri yapabileceklerini unutmamak lazım. Bu olayın üzerine ne kadar gidilir bilmem ama rövanşist yaklaşımlarla karşı tarafa ceza kesmek isteyenler çıkabilir. Bu gerçeği de gözardı edemezsiniz.

Bakalım önümüzdeki günlerde Galatasaray'a bir ceza verilecek mi, yahut bahsi geçen sahsın aşağıya kendi atladığımı ortaya çıkacak? Ve tabii Beşiktaş ve Galatasaray arasındaki tribüne dair bu mesele ne boyutta gelişecek.

***

Son dakika notu olsun: Galatasaray'a 185 bin TL para cezası verildi. Bu çok güzel oldu. Tam da istediğim gibi. Bir yandan derbinin seyircisiz oynanmasına gönlüm elvermiyordu, öte yandan da Galatasaray'a ceza verilmemesini istiyordum zaten. "Kuzum, sen deli misin?" diyen çıkacaktır. Böyle düşünmemin sebebi elimize koz geçmesidir. Bundan ala koz mu olur allasen? Çok güzel oldu :)


Çarşamba, Şubat 03, 2010

Davetsiz Misafir


"Beşiktaş antreman sahasında davetsiz misafir...

Fulya Stadı'na dünkü antreman öncesi düşen araba futbolcular arasında şaşkınlık yaratırken, hurda haline gelen oto, kurtarıcıyla saha dışına taşındı." (Fotoğraf Yusuf Noberi)

Davetsiz misafirin de böylesi hakkaten. Dikilitaş'tan Fulya'ya kestirmeden gelen bir arabaymış bu. Sene 1988.

foto: Nuri Baydoğan arşivinden...

Perşembe, Ocak 21, 2010

Anket Sonucu: TSL'de İlk Yarının Bidonu - Rodrigo Tabata


Uzun süre yayında, kenarda kalan anketin hanidir orada durmasının iki sebebi vardı; birincisi, nihai bir tarih belirlemiştik ve o da bugündü. İkincisi, çetrefilli bir konu bu bidon seçme hadisesi. Zira gerçekten o kadar çok isim vardı ki ilk transferlerinde çuvallayan, zorlanıyor insan ankete şık olarak eklemek konusunda bile. Zaten birkaç oyuncuyu devrenin bir bölümünde iyi oynadılar diye not düşerek, listeye ekleyemedik. Sezon öncesi kampı gibi kalabalık bir kadro oluşması iyi olmazdı.

Listedeki isimler neden var? sorusu sorulabilir, kriter nedir gibi... Malum öncelikle bu sene takımlarındaki ilk yılları olmalı. Daha önce o takımda oynamış ve tekrar geri dönmüş olanların da ilk senesiyse, eklenir tabii böyle anketlerde. Diğer kriter ise kimisinin bonservisleri kimisinin de isimleri sebebiyle futbol kamuoyunu beklentiye sokması ama aynı paralelde isteneni verememesidir. Tabii bu oyuncular ikinci yarı toparlanıp, harikulade oynayabilir de, fakat ilk yarı itibariyle onca beklentiye rağmen çuvallamış görünüyorlar.

Aşağıda anketteki oy dağılımının yüzdeleri var (üzerine tıklayınca daha hoş görünüyor tabii). Katılan, oy veren, bunu milli mesele haline getiren / getirmeyen tüm okurlara teşekkürler. Bir dahaki ankette görüşmek üzere. Esen kalın.. (hanım, esen kalın diyo, ne yapacağız şimdi?)

Çarşamba, Ocak 13, 2010

Ziya: "Beni Samet Bitirdi"


Geçmiş yıllar ait bir İlker Ateş haberi. Fotoğrafı da Sinan Erbil çekmiş. Bugünün teknik adamı dünün futbolcusu olan iki isimle ilgili bir haber. Beşiktaşlı Ziya Doğan'ın iddiası onu bitiren kişinin Samet Aybaba olduğu yönünde.

Fotoğrafın altında şöyle yazıyor, "Yıllardır Siyah Beyazlı formayı giyen Ziya, geçmişteki başarılarından oluşan gazete küpürlerini incelerken".

Herhalde haberi yapanın ya da fotoğrafı çekenin fikriydi bu. Öyle bir mizansen yapmak istemişlerdir diye yorumlasak caizdir di mi?

Haberde ise şunlar yazıyor, 'Siyah Beyazlı futbolcu "Samet Beni önce Stankoviç'in sonra Milutunoviç'in gözünden düşürdü. Samet'in kulisleri ile en formda dönemimde, yöneticiler bile bana selam vermez oldular" dedi'.

Bu olayın akıbetine dair hiçbir fikrim yok. Yani şu an bu iki ismin arası nasıldır, bilmiyorum. Bilen varsa, yahut bu olaya detaylı biçimde vakıf olan varsa, ve bizi aydınlatırsa mutlu oluruz (ben ve blogun okurları anlamında).

not: foto Serkan Kurt'tan...

Perşembe, Kasım 26, 2009

Denizli'nin Artık 1 Galibiyeti Var


Mançester Ünited'in (Ömer Üründül style) B,C,D,...Ğ takımı ya da paf takımı, her ne diyorsanız deyin ama bir gerçek değişmez; o da nedir? Dün gece Beşiktaş deplasmanda M.United'ı yendi. Bu yıllar boyu böyle hatırlanacak. Bu bakımdan önemli bir başarıdır. Ve artık Mustafa Denizli de Şampiyonlar Lig'inde bir galibiyeti olduğu için seviniyor. Lanetlenmekten kurtuldu.

Önce Wolfsburg deplasmanında ilk puanını kazandı. Daha sonra da M.United deplasmanında ilk galibiyetini aldı. Denizli çılgın bir hocadır, kafasında onlarca çılgın fikir vardır, lakin eminim ki ilk puanını ve ilk galibiyetini böyle alacağını düşünmemiştir.

Maça dair analizi Beşiktaşlı yazarlar ve blog tutan kişiler yapacaktır. Fazla detaya girmeden, M.United'ın genç kadrosundan Gabriel Obertan'ı zaten bilirdik. Maç öncesi tahminlerimizdeki gibi etkili olmayı başardı. Onun dışında Federico Macheda ve Danny Welbeck'i beğendiğimizi ifade edelim.

Maç sonunda demeç veren Sir Alex Ferguson, mağlubiyete üzülmediğini, bu maçın genç futbolcuları için iyi bir deneyim olduğunu ifade etmiş. Ayrıca Beşiktaş'ın 2. yarıda komple kapandığını ve genç oyuncularının da bunu anlamalarının zor olduğunu da eklemiş.

Son olarak dün gece Beşiktaş'ın galibiyetinde Türk futbolu adına alınacak ders bellidir (Erman Toroğlu mode on). Topa vurmaktan çekinmemek lazım. Allah ne verdiyse vurmak lazım çoğu zaman. Bunu gavur olan Tello yapar. Ne de olsa dışarıdan geldi buralara. Türk topçularımız da bunu fark etmeli (Sabri gibi abartmadan vurmak lazım bir de tabii). Tello biliyor ki, kazanmak için gol atmak ve gol atmak için de kaleye şut çekmek gerek. İki kere iki dört. Ayağını korkak alaştırmayacaksın, vuracaksın. Top bir şekilde kaleye gidiyor, kimisinde de birine çarpıyor ve gol oluyor. Tıpkı bundan 13 sene önce Boliç'in vurduğu gibi Tello'nun şutunda da bir şekilde top adama çarptı ve gol oldu. Ama gol oldu değil mi? Mühim olan gol atmak değil mi?

Bir de Rüştü'nün maçın sonundaki iki önemli kurtarışını da es geçmemek lazım. Muhtemelen çoğu kişi golü atan Tello'yu maçın kahramanı ilan edecektir ama Rüştü de gelen 3 puanın baş mimarlarındandır.

bir tespit; Fink'in direğe vurup dışarı çıkan plasesi ardından tipik taraftar refleksi: "Bize olsa atardı ibnetor".

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...