Ticketbis

Cuma, Aralık 19, 2014

That's not fair


Bir öğretmen olarak hem MEB'de hem de ülkenin genelinde yaşanılanlara bakınca Charles Bukowski'nin sözü geliyor aklıma...

"İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar."

İstisna kaldı mı? Sanmam.

Ben de bir insanım, bu satırları okuyan sen de öylesin. Ne kadar adiliz? Ne kadar haksızlık karşısında her koşulda tepkiliyiz?

Pazar, Aralık 07, 2014

Her şey için teşekkürler Doktor



Pierre van Hooijdonk'un 4 yaşındaki oğlu formasının arkasında Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusunun adının olmasını ister, babasının değil. Ve PVH'nin dediği gibi o gün oğlu haksız değildir. Şunu görüp de duygulanmayan Fenerbahçeli var mıdır? Olmamalı.

Alex bugün faal futbolculuk hayatına son noktayı koyuyor. Fenerbahçe'de bu gece yaşamasını isterdik ama Aziz Yıldırım'ın egosu yine kazandı. Taraftarın gönlünde ise kazanan daima Alex. Bir gün gelecek Aziz Yıldırım hiç olumlu hatırlanmayacak belki de ama Alex hep güzelliklerle anılacak...

Pazar, Ekim 26, 2014

Klopp, Türk mantalitesi, Galatasaray'ın bir yıldaki antrenör değişimleri



Çarşamba günü Galatasaray'ı Arena'da Dortmund güle oynaya 0-4 yenerken maç sonunda çoğu kişi "bugün Dortmund'un 8 gole ihtiyacı olsaydı o kadar da atarlardı" diye düşünmüştür. Kendi liglerinde iyi günler yaşamayan Klopp'un öğrencileri Şampiyonlar Ligi arenasında aksine hayli iyiler. İlginçtir...

Her basın toplantısında ilgi çekici demeçleri olan Klopp'un İstanbul'da maç sonunda ettiği her cümle ayrı ayrı irdelenmeli. Türk futbolunun düzeleceğine dair umudum pek olmasa da bari bizi dışarıdan daha iyi görenlerin sözlerine daha dikkat kesilsek iyi olacak.

Şöyle dedi Jürgen Klopp bir cümlesinde: "2008'den beri Dortmund'da çalışıyorum. Benim başkanım ve yöneticilerim Türk mantalitesinde olsa buraya kadar gelemezdim." Elbette Alman liginde de istisna durumlar olmuştur. Kısa sürede gönderilen antrenörler vesaire. Lakin günümüzdeki realite ortada. Klopp bu demeci Galatasaray'a karşı verdiği için sadece Galatasaray özelinden bu duruma bakacak olursak adam çok haklı.

Bundan bir sene önce, daha doğrusu bir sene bir ay desek daha doğru, Galatasaray'ı Fatih Terim yönetiyordu. 24 Eylül 2013 itibarıyla görevine son verildi. Galatasaray'da kazandığı başarılar ve Türk futbolunun dünya çapında tanınan teknik adam isimlerinin en başında geldiği muhakkak bu ismin.

Yerine gelen Roberto Mancini ismi de hem İtalyan ve dünya futbolunda bilinen, saygı duyulan bir kişilik. Onun da çalıştırdığı kulüplerdeki başarıları ortada. Haziran 2014 tarihinde Mancini ile de yollar ayrıldı.

Onun yerine İtalya Milli Takımı'nı Dünya Kupası'nda idare eden Cesare Prandelli geldi. Diğer iki isme nazaran teknik adamlık kariyeri daha zayıf olsa da hem geldiği takım hem de yine dünya futbolunda yeri olan bir isim Prandelli de.

Şimdi Galatasaray (ve aslında Türk futbolu bu bahsettiğimiz) bir yılı biraz aşkın bir süre zarfında dünya piyasasında bilinen, önemli üç isimle çalıştı. Biriyle de hala çalışmakta ama dün yeni başkan seçen Galatasaray'da Prandelli'nin takımda kalıp kalmayacağı muamma.

Bahsi geçen üç isim... Kağıt üzerinde ne büyük zenginlik olması gerekir değil mi? Veya bu ne karmaşa birader mi denmeli?

İkisi de birden denmeli. Hem bunların futbol birikiminden yararlanacak durum oluştu çünkü hem de bu isimlere (Terim biraz istisna elbet) kendi futbol felsefelerini tam oturtacak zaman verilmedi. Sabırsızız zira. Ve çok şey bildiğini sandığımız yöneticilerimiz var ülke futbolunda. Değişir mi bu durum? Emin değilim. Yaşım 30.

20 yılı aşkın süredir durumlar hep böyleydi...

Fark


Fenerbahçe'nin Ersun Yanal'ın gidişiyle üretken olmayan, silik futboluna dair saatlerce konuşulabilir. Ancak hali hazırdaki teknik adam İsmail Kartal "verilere göre" iyi olmaktan bahsediyor madem, şu verileri değerlendirip yorum yapsın o ve o'nun gibi umutlu olanlar.

Bazen bir resim, bir fotoğraf veya bir grafik her şeyi çok basit bir şekilde anlatır. Fenerbahçe düne nazaran çok farklı ama negatif anlamda. Ve umut filan vermiyor.

Pazartesi, Ekim 20, 2014

Pek Yakında, Türk sinemasına ironik bir saygı duruşu niteliğinde


Cem Yılmaz ne zaman bir film çekse yorumlar standart oluyor. 3 grup var. Birinci grup; her koşulda Cem Yılmaz'ı savunan, çektiği her filmi koşulsuz seven, kabul eden. İkinci grup ise yine Cem Yılmaz'ı seven ama adamın filmlerinde GORA'daki gibi gülmekten kırılmak isteyen kişiler. Bu kişiler Cem Yılmaz filmlerinin stand-up tadında olmasını bekliyor ve ortalama 90 dakikalık bir filmde sinemadan karın kasları kasıla kasıl çıkmış olmayı arzu ediyorlar. Ve en sondaki üçüncü grup ise Cem Yılmaz sinemasına toptan karşı olanlar. Bu gruptaki önyargıda inanılmaz bu arada. Hadi GORA, AROG falan bunlara çocukça geldi peki ya Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz filmlerine ne diye bu kadar karşıtlar anlamak güç. 

Neyse Pek Yakında'ya dönelim. Öncelikle her film yazısında olduğu üzere izlemeyen ve izlemeye niyeti olanları uyaralım. Sonradan "spoiler" diye ağlaşılmasın. 

Cem Yılmaz'ın salt komedi tarzında çekmediği filmlerden biri Pek Yakında. Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz'dan sonra üçüncü farklı filmi yani. Artı bu filmde bir farklılık daha var. İlk kez tek başına film çekmiş. Yönetmenlik koltuğunda. Yönetmenliğini fazlaca eleştiremedim. Planlar, renkler hayli iyi seçilmiş. Senaryoda ise Cem Yılmaz, H.Ç.G.O'daki (mecburen kısaltacağım bundan sonra) gibi yine karısına bir şeyler ispatlamaya çalışan adam rolünde. Bunu bilerek mi yapıyor tesadüf mü emin değilim. Eşi için bir şeyler yapan, çabalayan, zaman zaman çuvallayan adam işi tuttu gözüyle bakıyordur belki de. Bir de oyunculuk yeteneğinin kısıtlı olduğu eleştirisine çok takılıyor olsa gerek genelde filmlerinde aynı anda birden fazla karakteri oynama çabasında sanki. Ben bu durumu buna yordum açıkçası. İmkan olsa sormak isterim hatta. 

Filmin geneli Türk sinemasına ironik bir saygı duruşu kıvamında. Gulyabani'den tut piyano başındaki zengin konak beyefendisinin fakir güzel kıza vurulma klişelerine kadar. Eski filmlerden kalma eşyalar üzerinden o günlere küçük özlem soslu saygı duymalar ve günümüz efekt tekonolijisi hatırlatmaları... Film çekilirken yaşanılan sıkıntılar da seyirciye anlayacağı dille anlatılırken ara ara sektöre ve sektörün malum isimlerine ayarlar da bolca mevcut tabii filmde. (sağlam para ödülü almak için düşük bütçeli filme kasan yönetmenler örneği gibi)

Filmde bolca mevcut olan şeylerden biriyse ürün yerleştirme. Ama ne yerleştirme tabii. Dükkanın tekindeki Turkcell tabelası Hollywood filmlerinde de benzerleri olduğundan çok göze batmıyor, fakat bir sahnede içecek ne var sorusuna elindeki Pepsi grubuna ait gazlı içecekleri gösterip sıralayan Cem Yılmaz tuhaf duruyor. Adamın filmin maliyetini buradan çıkarmasında sorun yok. Zekasına hayran olan da biriyim öte yandan.Hatta film içindeki ürün yerleştirme meselesine dair yapılan esprilere de güldüm. Lakin en sonunda "Turkcell ve her yerden çekme" repliğinin sponsorun zorlamasıyla senaryoya muhtemelen konmuş olduğu gerçeğini düşününce rahatsız oluyor insan. Reklamsız, sponsorsuz, ürün yerleştirmeksizin film yapsın da demiyoruz elbet ancak yapıyorsunuz bari gözümüze bu kadar çok sokmasanız daha iyi olur diye düşünüyoruz. Filmi sırf bu sebeple eleştiren kitle olacaktır. Onların da sesi olayım.

                       

Cem Yılmaz'ın kemik film kadrosuna bundan sonra eklenmesi gereken bir isim var. O da Çağlar Çorumlu. Filmin en iyisi. Almış götürmüş filmi. Umarım daha sonraki projelerde de yer alır. Ondan sonra da Zerrin Tekindor geliyor bana kalırsa. Bu iki isim filmdeki diğer tüm isimlerin önünde bir performans ortaya koymuş. 

Mazhar Alanson'un film için yaptığı müzikler de oldukça iyi. "Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz" şarkısı müthiş.

Cem Yılmaz'ın bu filminde de daha önceki filmlerinde olduğu gibi kendi eski filmlerine gönderme (replik olarak genelde) yapma özelliği devam ediyor. H.Ç.G.O'dan replikleri duyunca ister istemez keşke o film tadında filmler çekse Cem Yılmaz diyorum. Bu film de Cem Yılmaz'a çok önyargılı değilseniz ya da gideyim de kahkaha atayım her sahnede demiyorsanız, sizi tatmin edecek bir film. Sıkmıyor. Konusu sevimli. Sevimsiz olan ise yukarıda bahsettiğim gözümüze gözümüze sokulan reklamlar. Pepsi gelecek bu filmi her gördüğümde aklıma. Ürünü kafama tam yerleştirdiler yani. Tebrik ediyorum.

Twitter'da görmüştüm sanırım. Cem Yılmaz'ın dram-komedi filmleri arasında şöyle bir sıralama yapmış vatandaşın biri. Kesinlikle katılıyor ve paylaşıyorum.

Her Şey Çok Güzel Olacak > Hokkabaz > Pek Yakında