Pazartesi, Temmuz 06, 2009

Kenan Onuk'un Mirası ve Ntv

90 Dakika...Rahmetli Kenan Onuk'un mirasıdır desek bu program için, abartmış olmayız herhalde. Yıllardır ülke spor gündemini meşgul eden, bazen çok ilginç detaylara değinilen, bazen ise Hıncal Uluç'un ego problemleriyle öne çıkan bir programdı(bkz.Mehmet Demirkol hadisesi). Her Pazartesi ciddi bir hayran kitlesi tarafından takip ediliyordu bu program. Aldığı reklamın ve sponsorluk gelirlerinin önemli olduğunu düşünüyordum..neden düşünüyordun diye soracak olursanız, Ntv ekonomik krizi gerekçe göstererek programı yayından kaldırmış. Peki biz bunu yedik mi? Hayır tabii ki de.


90 Dakika'yı son yıllarda ciddi ciddi takip etmiyor olmama rağmen, şunu diyebilirim ki, her türlü reklam alabilen, çok rahatlıkla sponsor bulabilecek bir programdır. Bir kere sevelim ya da sevmeyelim artık marka haline gelmiş bir Hıncal Uluç gerçeği var o programda. Oturduğu kafeyle ilgili bir yazı yazıyor, ve o mekan birden prim yapıyor misal. Tek başına sponsor ve reklam bulabilecek bir yazardır Hıncal Uluç. Ve bunun yanı sıra artık Pazartesi günlerinin en çok takip edilen spor programlarından birinden bahsediyoruz. Öyle ya da böyle bu sorun halledilirdi.

Ntv'nin açıklamasını samimi bulmadığımı belirteyim. Ne yani şimdi, Hakan Ünsal ve Sergen Yalçın'ın yaptığı program sorun olmuyor, ekonomik açıdan zarar yaşatmıyor ama yılların 90 Dakika'sı mevzu oluyor. Buna gerçekten inanmamızı beklemeleri komik doğrusu.

Haşmet Babaoğlu, Sabah gazetesindeki köşesinde "Takım formalı medya patronları ve gelecek sezon" başlıklı bir yazı yazmış. Okumanızı öneririm. Neyi ima ettiğini anlamak güç olmasa gerek. İşin ekonomiyle alakası yok yani. Anlaşılan bir kulüp başkanı, Ntv'nin patronundan programın yayından kaldırılmasını rica ediyor ve bu talep kabul ediliyor. Rica-minnet ilişkisi tam gaz. Bahsi geçen kulüp başkanının adını burada zikretmeye gerek yok. Kim olduğunu anlamışsınızdır zaten. Ntv son zamanlarda objektif yayıncılık ilkesini unuttuğunu gösterir türden haberler yapıyordu, bi de bu olayla bir açık daha verdiler. Ntvspor'la ne kadar gurur duysak da, Ntv'nin bazı garip haber yorumlamaları ve bu son 90 Dakika mevzusuyla itibarını kaybetmeye başladığını düşünmekteyim.

Sebep her ne olursa olsun, Kenan Onuk'un mirasına sahip çıkamayan bir Ntv var karşımızda. Yazık. Çok yazık. Ntv'den beklenmeyen hareketler bunlar.

Alex Olmasa Ne Olur?

Sürekli Lincoln ile Alex'i kıyaslayanlar vardı. Ne kadar anlamsız bir işe giriştiklerini son zamanlarda iyice idrak etmişlerdir herhalde. Hayatında Brezilya Milli Takımın formasını sırtına geçir(e)memiş bir Lincoln'ü Alex'le kıyaslamak abesle iştigaldir. Her şeyi geçtim. Bu bile yeterlidir herhalde.


Geçenlerde bir ortamda, "Lincoln gerek yetenek gerek karakter bazında Alex'le kıyaslanamaz. Alex hem daha teknik hem de iyi bir profesyonel" dememden birkaç gün sonra, sezon öncesi çalışmalarına zamanında katılmadığına dair haberler çıktı.

Aykut Kocaman konuyla ilgili müthiş bir açıklama yaptı. Yıllardır Fenerbahçe yöneticilerinden göremediğimiz türden, "işte budur" dedirtecek bir açıklamaydı bu. Aykut Kocaman'a katılmamak elde değil. Alex çok mühim bir oyuncudur ama mevzu disiplin ise diğerlerinden farklı muamele görmeyecektir ve gereken ceza neyse verilmelidir. Bunu Alex hayranı biri olarak söylüyor olduğumu da hatırlatayım.

Alex dün İstanbul'a gelmiş. O konuyu kapatayım ve esas soruma geçeyim; Alex'in olmadığı bir Fenerbahçe sizce nasıl olur? Artıları ve eksileriyle...

Meriç Olmak

Üzüleceğin bir hareket yapmanı istemiyorum Burcu

Pazar, Temmuz 05, 2009

Naz Aydemir

Bu şehir girdap gülüm...

Not: Fotoğrafı sanki ben çekmişim gibi oldu..ama nerde? Fenerbahçe Dergisi Temmuz sayısındaki Naz Aydemir röportajından..

Nostalgia

foto: M.Oktay Özen

1990 yılında oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası ödül töreni diye tahmin ediyorum. Oktay abi fotoğrafın altına sadece kupanın adını not düşmüş. Bizim çıkarım doğrudur herhalde. Rahmetli Özal 89-93 yılları arasında bu görevi yapmıştı. Bu tarihler arasında Fenerbahçe iki kez Cumhurbaşkanlığı Kupası finali oynadı (89 ve 90 yılında, ikisi de Beşiktaş'a karşı) ve bunlardan birini kazandı. O da 90 yılındaki işte. Son kupamız yani.

Maçı Fenerbahçe 3-2 kazanıyor. Ödül töreninde de kupayı gördüğünüz üzere dönemin Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal'dan böyle alıyor Büyük Şenol ve Aykut ikilisi.

Büyük Şenol (Şenol Çorlu) şu an altyapı koordinatörü sıfatıyla camianın içinde. Aykut Kocaman da malumunuz sportif direktör olarak göreve getirildi. Camianın evlatlarına sahip çıktığını görmek güzel bir duygu. Umarım devamı gelir.

Özal'ın arkasındaki Şenes Erzik'i fark etmişsinizdir muhakkak. Bi de Hakan Tecimer var. Fotoğrafın ucundan baş göstermiş. En son memleketinin takımı olan Rizespor'da futbolcu izleme görevine getirilmişti. Hala o işle mi meşguldür acaba? Bilen varsa, bilgilendirsin bizleri.

Ara Ara Belki de Bulursun #2

İlkini geçen sene 30 Ekim'de yapmışız. Bayağı zaman geçmiş üstünden. Patlatmak lazım bir tane daha. İşte bu bloga google'dan acayip arama yönlendirmeleriyle gelen ziyaretçilerin "arattıklarıkları şeyler".(İçlerinden bazılarını sansürleyerek yazasım geldi, bilmem neden) Çok fazla vardı, aralarından bunları seçebildik.


- "ortega blog not defteri" (böyle bir köşe mi hazırlasam acaba, madem talep var)
- "nihat genç ayşe arman" (celebrity match tarzı sanırım)
- "bitse de gitsek" (şafak karalayan bir asker gibi)
- "istanbul satanistleri" (bu arkadaşlarla alakam yok, polisle uiraştırmayın beni birader)
- "karadeniz neden kara" (bununla ilgili bir hikayeden bahsetmiştim, onun için gelmiştir muhtemelen ama yine de ilk bakışta garip durmakta)
- "ayşe arman nihat genç" (bu kez ayşe arman başa yazılmış, feminist bir aratma gibi)
- "can arat'ın evi" (ne yapacaksın? mektup mu gönderecen? adres mi isityorsun? bu da sanırım çektiğim bir fotoğrafın altına yapılan, "burası can arat'ın evi" yorumu üzerine gelmiş bir ziyaretçidir, yine de garip ama)
- "posta gazetesi haydar dümen" (hey dostum, yanlış yerdesin)
- "tümer metin boşandı mı" (bilmem, hiç haberim yok)
- "2009 ariel ortega nerde" (şayet aranan ben isem, şu an istanbul kadıköy'deyim abi)
- " 90lara ait bir yaz şarkısı var" (sanki karşımda bana anlatıyormuş gibi yazmış, a canım benim, neydi acaba?)
- "alison hannigann doğurdu" (fotoğrafları bizde olsa, iyi paraya satardık bak)
- "alzheimer hastalığına yakalanan kadın türk filmi" (başrolde kim vardı peki?)
- ".m ve y....k br araya gelirse ne olur" (bunu cidden aratan bir kamil var ve nasıl olduysa sonucunda bu bloga düşüyor yolu, yuh arkadaş..bi de "..ını elleyebilir miyim?" şeklinde bir arama da olmuş, ne denir ki?)
- "askerlikten korkuyorum (askerlik güzeldir hafız, gidin tabii, ben mi gideyim bu şafaktan sonra)
- "aziz yıldırımın soyağacı (araştırmacı bir kişilik olsa gerek)
- "bekchamın maçta y.....ı gözüktü"(oha bu oldu ve biri bunu mu arıyor yani?)
- " bir futbolcunun maçta y.....nın fırlama videosu" (arkadaş ne meraklıymışsınız yahu)
- "bu sezon bjk şampiyonluğunda holoskonun uçakta söylediği şarkı" (bunu vuduğğ görl aratmış olabilir heheh)
- "demet akalınla petek dinçöz kardeş mi" (değildir herhalde, bu kadar heyecana gerek yok sanki)
- "fenerahçe özgür çeki neden gönderdi" (abi, bu sorununun yanıtını bulursan bana da söyle)
- "fethipaşa korusunun yol güzergahları" (navigasyon olayına mı girsek ne?)
- "fotomac gazetesindeki seksi hatunların telefon numaraları" (demek insan açlıktan bu hale gelebiliyor, bakalım da ibret alalım)
- "izmitte şortla dolaşmak" (dolaşbilirsiniz, korkmayın)
- "kardeşim penisimi nasıl büyüteceğim" (çok samimi bir soru olmuş)
- "kısrak tuğba özay" (dehh....)
- "meşin yuvarlak sözünü kim söylemiştir" (ben de merak ettim şimdi, kim dedi acep ilk olarak?)
- "ozon orhon eski eşi ebru şallı ile ilk buluşmasını anlattı" (ben orada değildim, bakmayın bana öyle)
- "tenasül uzuv büyütmek" (ahahaha..yeter lan)
- "vicky cristina barselona sevişme sahnesi" (vatandaş meraklı tabii, istiyor)


Cumartesi, Temmuz 04, 2009

Derdimi Anlatayım

Son günlerde "neden eskisi kadar güncel tutmuyorsunuz blogunuzu" ve "şu konuda yazmanızı bekledim ama yazmadınız" şeklinde eleştiriler alıyorum. Sesimizi çıkaramadığımız dönemlerde, birilerinin bizi hatırlaması, bizden bir şeyler beklemesi elbette ki güzel bir duygu. Önce bunu belirteyim ama artık bloga eskisi kadar vakit harcayamadığımı da belirtmem gerek.


Üniversite yıllarında günümün 2 saatini; 1 saat yerli, diğer 1 saati de yabancı medyaya ayıran biriydim. Bu sayede de oldukça farklı konularda yazılar yazarak kendi kendimi tatmin etme girişimlerim, daha sonradan her gün yüzlerce kişinin ilgiyle ziyaret ettiği bir sayfaya dönüştü. Bu da haliyle bir okur-yazar ilişkisine sebep oldu. İyi de oldu tabii. Bunlar güzel şeyler.

Gel gelelim dediğim gibi, bilhassa şu sıralar iş güç davaları sebebiyle, eskisi kadar aktif olamıyoruz ne yazık ki. Bundan sonrası için de bir şey diyemiyorum. Böyle mi devam eder yahut eskisi gibi uzun araştırma yazıları yazabilir miyiz, orası muamma işte..

Ama şu bir gerçek ki, bu bloga yazmayı, insanların yorumlardaki düşüncelerini okumayı çok seviyorum. Bazen can sıkıcı durumlar olsa da, blogger hizmeti ücretsiz olarak devam ettiği sürece, ve ben de yazmaya fırsat bulduğum müddetçe ilgimi çeken mevzular üzerine yazmaya devam edeceğim. Merak etmeyesiniz.

Blogu yeni takip edenler varsa, "hayırdır, nasıl bir blog yazarı bu adam?" diyebilir. Bu açıklamalarım onlara garip gelmiş de olabilir ama benim tarzım böyle işte. Fazla samimi oluyorum sanırım okuyucu kitlesiyle.

Velhasıl kelam, durum bundan ibaret...

Cuma, Temmuz 03, 2009

Bir Kızın Gerçekten Söylemek İstedikleri

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Yine ters köşe oldunuz, bunu da yazın

Owen'ı her gün Galatasaray'a getiren değerli Türk spor medyası sakinleri, Keita'nın gelişiyle neler hissettiler acaba?

"Keita yararlı olur mu?" tartışmasından önce; Galatasaray'da transferden sorumlu kişilerin (ya da sadece Haldun Üstünel'in adını mı yazsaydık), güzide Türk spor basınımızı böyle ters köşeye gönderen hamlelerini görünce insan gülmeden edemiyor.

Gerçekten bu işi iyi yapıyor Galatasaray cephesi. Dediğim gibi, şu aşamada Keita'nın ne vereceği zerre umrumda değil. Sadece imza aşamasına kadar Keita'nın Galatasaray'a geleceğine dair en ufak bir duyumu bile olmayan birçok muhabir vardı medyada. Onların bu duruma düşmesi hoşuma gitti.

Son olarak Hıncalvari bir yaklaşımla soralım; acaba ilgili medya organlarının spor müdürleri, bu transfer haberinin ardından Galatasaray muhabirlerini arayıp fırçalamış mıdır? ya da neden böyle bir haberi atladıklarını sormuş mudur?

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

8

8 numaraya olan sevgimi şu yazıda belirtmiştim. Sevdiğim bir topçu, yine sevdiğim bir kulüp olan Real Madrid'e transfer olur ve çok sevdiğim 8 numarayı giymeyi tercih ederse, bu en çok beni mutlu ederdi herhalde. Öyle de oldu netekim.

C.Ronaldo falan hikaye benim için. Beni esas heyecanlandıran Kaka transferidir. Kaka öyle bir topçu ki, "ama şu yönü kötü sanki" diyeceğiniz bir özelliği yok. Var mı aksini iddia eden?