Sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Temmuz 24, 2011

Ebesinin Ama Ali Sami


Serhat Ulueren: "Santos'un attığı ilk golde Korcan'dan şüpheleniyorum, yumruklarını uzatmadı."

Dün Trt Haber'de yayınlanan Büyük Takip adlı belgeselde konuşan bilirkişi Serhat Ulueren'in kurduğu cümleydi bu... Devlet kanalı ise bu programdaki yaklaşımıyla, daha dava görülmeden kelle istemesiyle malum soruşturmanın içeriğiyle ilgili insanı iyice kıllandırmıştır.

Pazartesi, Mayıs 23, 2011

Şampiyon Fenerbahçe!

Yorucu ve psikolojik anlamda hayli yıpratıcı bir sezonunun ardından, ligin 2. devresinde dosta düşmana "Fenerbahçe şampiyonluğu hak etti" dedirten bir performans ortaya koyan Fenerbahçe 2010-2011 sezonu Süper Lig Şampiyonu oldu.

Her şampiyonluk anlamlıdır ama bu şampiyonluk hem bazı rakiplerin her hafta akla hayale sığmayan iftiralarına rağmen geldiği için hem de Fenerbahçe camiasının komple kenetlenmesinin sonucu olması sebebiyle ayrıdır.

Oyuncusu, teknik kadrosu, malzemecisi vs. diye devam eden, şampiyonlukta payı olan bütün Fenerbahçelilere ve bilhassa iç sahada dış sahada takımı yalnız bırakmayan taraftalara helal olsun denmez de ne denir ki? Şimdi Sarı-Lacivert bayramı! Bu sabah herkesin yüzünde bir tebessüm. Gözlerdeki parıltıyı görmemek imkansız. Paşalı Birol ağabey'in dediği gibi: "Şampiyonluk güzel şey be arkadaş!"

İki kişi için ilave cümleler yazmak lazım.

Bu şampiyonluğa en çok Aykut Kocaman için sevindim. Zaten en çok da onun için istemiştim. "Sen bizim kocaman gururumuzsun!"


Ve tabii ki Alex de Souza... Doktor! Senin gibisi bir daha gelmez!

Son söz de Turist Ömer'den gelsin: "Öyleyse bağırın ulan Fenerbahçe çok yaşa diye!"


Pazar, Ocak 31, 2010

Sivasspor 1 Fenerbahçe 5

Telefona gelen ilk mesaj; dakika 30, gol Semih. Fenerbahçe deplasmanda 1-0 önde. "Heyt be, Genç Semih yazmış yine" diye gaza gelecekken, derste olduğunu hatırlama, kendine gelme.

Telefona gelen 2.mesaj; dakika 37, gol Mehmet Yıldız. Şimdi skor 1-1. "Ulan, zaten sakatlıktan yeni çıkan adamın Fenerbahçe'ye gol atmamasına şaşmalı esas, buna değil" şeklinde yorumlar...

İlk yarı böyle biter.

İkinci yarı başlar. Dakika 50'yi gösterirken, Genç Semih yine yazmıştır. Telefona gelen 3. gol mesajında yine, "Genç Semih yazmış, hey yavrum hey" diye içinden sevinilir.

Dakika tahminen 65 falandır. Dersten çıkılır. En yakın kafede maçı izlemeyi planlama. O esnada bir gol olmuş tabii, ama telefona mesaj gelmemiş. Kafeye gelinir. İçeri girilir, insanların yüzlerindeki tebessümü görünce şaşkınlık geçirilir. Fenerbahçe deplasmanda oynuyordur, nasıl oluyor da bu insanlar gülebiliyor acaba? diye sorgulanır. Sonra ekrana bakılır ve skorun 3-1 olduğu görülür.

Hemen bir masaya yanaşılır ve boş olan bir sandalyaye oturulur. "Abi, nasıl maç?" diye en klişesinden sorulur. "Fener döktürüyor" cevabını alınca yine şaşkınlık yaşanır. "Hadi yav" tepkisiyle tekrar ekrana dönülür. Tam o sırada Uğur Boral sol kanattan kaptırmıştır, kıvrak bilek hareketleriyle rakibini ekarte ederek içeri dalar ve çok nadir kullandığı sağ ayağıyla topu filere gönderir. Skor şimdi 4-1... Golün ardından yanımdaki abi bana dönerek, "Az önceki golün aynısı" der. Tam da Uğur nasıl attı bu golü yahu? diye kendi kendime düşüncelere dalacakken, söylenene göre birkaç dakika evvel yine buna benzer bir gol atmıştır.

Dakikalar ilerler, Sivasspor'un sahada futbol adına hiçbir şey yapmadığı görülür. Ne takım savunması ne de hücum organizasyonu... "Böyle bir rakibe karşı olsa da deplasmanda 4 gol atmaya sevinmeyelim mi yeğenim?",der gibi bakar yanımdaki abi. Haklıdır tabii. Rakibin durumu ne olursa olsun, Süper Ligde deplasmanda 4 gol atmak güzel bir olaydır. Tabii bu arada, izleyemediğimiz dakikalarda kaçan bir sürü gol pozisyonun da haberini alırız sonra.


Onca eksiğe rağmen, e tabii az önce zikrettiğimiz rakibin eskisine nazaran zayıflamış yapısının da etkisiyle, Fenerbahçe'nin yedekten gelen oyuncularının sahada pek sırıtmadığını, hatta gayet iyi oldukları düşünülür.

Daha sonra Gökhan Gönül golünü atar ve amiyane tabirle perdeyi kapatır. Golde şu fark edilir tabii, Gökhan topa vurmadan önce rakip ceza sahasında Fenerbahçe'den Gökhan da dahil olmak üzere 6 oyuncu vardır. Deplasmandaki maçın sonlarında bir şekilde gol atma arzusunda olan, zorlayan Fenerbahçe'yi görmek (tekrar etmek gerekirse zayıf Sivasspor'a karşı olsa bile) sevindiricidir. Belki iki hafta sonra yine bu yapılmayacak olsa dahi, bugün buna sevinilmelidir. Çok güzel hareketler bunlar demelidir (20 dakika falan izlemişsin maçı alt tarafı, ne bu kadar yorum deme sevgili okur, 20 dakika bile yeterliydi güzel şeyleri görmek için).

Maç biter. Eve gelinir. Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in de maça dair aynı şeyleri söylediği görülür. Hatta burada daha önce yazdığımızda yanlış anlaşılan bazı şeyleri bu ikilinin ısrarla söylediği görülünce tebessüm edilir. Onların ne olduğunun detayına bu sevimli yazıda girmeyeceğim ama... Sadece Semih ve Selçuk diyeyim, siz anlayın.

Son olarak maçın adamının Uğur Boral olduğunu iddia etsek abartmış olmayız herhalde. Sivasspor da böyle devam ederse Denizlispor'un yanına demir atma konusunda gönüllü takımlar listesinde iddialı olur gibi geliyor bana (yoksa şüphen mi var?).

Salı, Ağustos 18, 2009

Kadıköy Etkisi


Ziyadesiyle gecikmiş bir maç yazısı olduğunun farkındayım. Bunun sebebi bazı takipçilerin attıkları maillerde belirttikleri gibi Fenerbahçe'nin iyi futbolla kazanmasıyla alakalı yazmak istemiyor oluşum değil tabii. Nasıl böyle bir yorum yapılabiliyor onu da anlamış değilim gerçi. Kendimden şüphe ettirecek eleştiriler geliyor. Oradan bakınca Fenerbahçe düşmanı gibi mi görünüyorum? İlginç geldi bu eleştiriler. Yazının gecikmesinin sebebi bilgisayarımdan kaynaklanma. Ciddi sorunlar yaşıyor, beni de etkiliyor.

Neyse, Daum'un yeniden gelişiyle birlikte Fenerbahçe'nin futbolunda bir toparlanma süreci yaşanacağını, bilhassa Kadıköy'deki maçlarda Fenerbahçe'yi durdurmanın zor olacağını yazmıştık. Hatta eklemiştik de, oyunun son yarım saatinde rakibini ciddi manada zorlayan bir Fenerbahçe bizleri bekliyor diye. Netekim, Sivasspor maçında güzel futbol olmasa bile, çok ciddi mücadele ve yüksek tempo vardı Fenerbahçe için. Bunu Alex'in oyundan çıkmasına bağlayan varsa yanılıyor, onu hemen belirtelim. Alex ile de bu Fenerbahçe'nin yüksek tempoda oynaması gayet mümkündür. Hatta Alex'in sahadaki varlığı her zaman daha olumlu olacaktır. Dikkat etmişsinizdir, Sivasspor maçının ilk yarısında nerdeyse gollük pozisyonu yoktu Fenerbahçe'nin. İkinci yarıda da tempoyu arttırmasına rağmen, uzun süre ceza sahasında etkili olamadı Fenerbahçe. Burada iki önemli ayrıntı var. Birincisi yukarıda zikrettiğimiz gibi Alex etkisi. Oyunun sıkıştığı anlarda üretkenliği sağlayacak, kreatif pasları verebilecek tek adam Alex. Buradan Alex düşmanlarına duyurulur; Alex hala Fenerbahçe'nin ve bu ligin en ürtetken ve de en değerli oyuncusudur. Alex'in koşanı, uçanı, kaçanı gibi türleri arayacağınıza, bu gerçeği kabullenseniz daha iyi olur.

İkinci sebep de, kanatlardaki isimlerin ceza sahasında etkili bindirmeleri yapamamış olmasaydı. Demek istediğim şeyi, her ne kadar ofsayttan da olsa, Kazım'ın attığı golde görebilirsiniz. Fenerbahçe'nin bu oyun anlayışında Kazım ve Andre Santos'a çok iş düşüyor. Klasik kanat adamı olarak son çizgiye inme denemelerinin yanı sıra, ceza sahasını da zorlayarak skora katkı sağlama konusunda kendilerini geliştirmeliler. Gerçi Kazım şu an Daum'un ilk tercihi olabilir ama ilerleyen haftalarda kulübeye çekilecek gibi geliyor bana. Fenerbahçe'nin yedek kulübesi giderek zenginleşti ve sağ açık olarak oynayabilecek meziyette çok adam var. Kazım kim ne derse desin hala laubali oynuyor ve Daum onun bu haline bir yere kadar dayanabilir.

Endüstriyel futbola karşı, güvenliği aşarak sahaya dalıp Emre Belözoğlu'na sarılan Rambo Okan kültürü.

Güiza'nın sahadaki yokluğunu da Alex'in sakatlığına bağlayabiliriz. Güiza'nın istediği topları onunla buluşturabilecek en maharetli adam oyundan çıkınca, ve Sivasspor defansı geriye çok çekilince Güiza o kalabalıkta kayboldu. Bakalım Alex'in yaklaşık bir ay daha sahada olmaması Güiza'yı daha ne kadar olumsuz etkileyecek?

Eminim birçok Fenerbahçeli'den şu sözü duymuşsunuzudur; "Maç 0-0 da bitse, yenilsek de çok üzülmezdim. Müthiş mücadele eden bir takım vardı sahada çünkü". Evet. Bu yoruma katılıyorum. Oyun 0-0 iken Volkan çok ciddi bir top çıkarttı. O topu çıkarabilecek kaleci sayısı azdır dünyada. Volkan bazı mental sorunlarını saymazsak, A kalite bir kalecidir. O pozisyon da bunun göstergesidir. Orada Sivasspor öne geçseydi, maçın seyri değişebilirdi belki, ama Fenerbahçe taraftarının takımından memnuniyeti maç sonunda da sözlerinden, yüzlerinden okunurdu. Bu taraftarın öncelikli beklentisi koşan, mücadele eden takımdır.

Gelelim beni yanıltan Cristian'a. Gerçekten ondan bu performansı beklemiyordum. Çok yerinde hamleler yaptı. Kesici özelliğinin iyi olduğunu gösterdi. Bu bakımdan bize Aurelio'yu anımsattı. Lakin oyunu kurma konusunda bence hala yetersiz. Kim ne derse desin? Cristian'ın bu konuda başarılı olduğunu iddia edenler muhtemelen Maldonado sonrası böyle bir topçuyu gördükleri için öyle düşünüyorlar.

Maçı dikkatle izkleyenler fark etmiştir ki, Fenerbahçe'nin ciddi manada efor sarfettiği dakikalarda geride sadece Önder ve Cristian kaldı. Bu sanırım sadece Kadıköy için uygulanacak bir taktik. Topyekün denebilecek tarzda hücum yapmak seyir zevki için güzeldir, ama yarın bir gün aynı şeyi zorlu deplasmanlarda ya da kontra topları iyi yapan takımlara karşı denerseniz, başınız çok yanabilir. Bunu da kenara not edelim.


Emre'yi çok beğendim. Her geçen gün daha iyi oynuyor. Maçın adamıydı diyebiliriz. Her ne kadar gelişini yadırgasak da, oynadığı futbol ve mücadelesi, takdir-e şayandır.

Andre Santos'un maç boyunca oyuna katkısı pek yoktu ama yaptığı o şık hareket ve attığı muazzam gol bütün olumsuz yorumlarımızı değiştirdi. Bu adam gelmeden önce tribünde özel seyiricisi olacaktır deniyordu. Hakikaten de bu yorumu yapanlar haklıymış.

Son olarak yüksek bilet fiyatlarına rağmen tribünlerin bu derece doluluk oranı yakalaması şaşırtıcı. Bakalım mevsim değişimleri sonrası aynı doluluk oranı sağlanabilecek mi? Ayrıca tribünde destek adına her maça daha verimli bir görüntü ortaya çıkıyor. umarım bu artarak devam eder.

Çok hoş bir pankarttı bu doğrusu...

İki hafta geride kaldı. Fenerbahçe hala lider. Bu güzel tabii. Kadıköy'de beklediğimiz gibi oynuyor Fenerbahçe. Bu da güzel. Bakalım deplasmanlarda durum ne olacak? Geçmiş Daum döneminde skor olarak olmasa da, oyun olarak hiç tatmin etmiyordu deplasmandaki Fenerbahçe. Umarım bu sezon bazı şeyler değişir bu yönde.

Pazartesi, Aralık 31, 2007

Tamam usta, anladık


İlk yarıyı lider bitiren Sivasspor'u tebrik etmemek olmaz, takımın başındaki Bülent Uygun'un katkısını göz ardı etmek de..


Yalnız bir sorun var. Çok sevgili medyamızın oyuncağı olmuş durumda Asker Bülent. Her gün bir gazetede yahut internet sitesinde röportajı çıkıyor ve sürekli aynı manşet "Şampiyon olmamız çok zor". Ünlü biri değilim, röportaj nasıl yapılır/verilir, röportajdaki sözlerin ne kadarı yazıda kullanılır bilmem, lakin hepsinin gerçketen söylenmiş olduğunu varsayaraktan yazıyorum. Yeter Bülent Uygun! Evet, anladık.Şampiyon olmanız çok zor, sizi şampiyon yapmazlar hatta. Bunu ısrarla başımıza vura vura anlatmak istediğin nedir? Lig sonunda en tepede olamazsan, kimse eleştirmez seni. Tribünlere ve medyaya oynamayı bırak ve işini bak(Hıncal Uluç gibi kameraya dönerekten, gaza gelerekten konuş). Gerçi böyle şeyler yazınca, insanlar eleştiriyor. Anadolu takımlarının basında boy göstermeye hakkı yok mu, diye, soruyorlar. Eyvallah, haklısınız. Medya, Anadolu takımlarına da yer vermeli ama bu kısıtlı imkanı Anadolu takımı idarecileri ve teknik kadrosu böylesine heba etmemeli.


Bülent Uygun güzel şeyler yapıyor. Ona destek veren ciddi bir kitle var. Dilerim başarıların devamı gelir ve umarım, daha nitelikli konuşmayı öğrenir.

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...