Antalyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antalyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 16, 2010

İştahlı Takım İzlemeyeli Çok Olmuştu


Antalyaspor dün gece bilhassa ilk yarıdaki görünümüyle alt lig takımı izlenimi verse de, onu bu hale düşüren nedenlerden biri de Fenerbahçe'nin iştahlı oyunuydu. Fenerbahçe paslı oyun trafiğini ilk yarı çok iyi yaptı. Kanatları kullanma konusundaki azim de son maçlarda görünmeyen cinstendi. Fenerbahçe'yi Löw zamanından beri bu denli iştahlı izlediğimi pek hatırlamıyorum.

Alex'in yıllardır "en iyi anlaştığım golcü" diyerek dilinden düşürmediği Semih, dün Alex'in haklı olduğunu yaptıklarıyla gösterdi. Semih'in bu performansı Niang'ı düşündürmüş müdür?

Lugano'nun ve Gökhan Gönül'ün sahada yer alması Fenerbahçe savunması için çok önemli.

Sezonun ilk maçına moraliniz ve seyirci desteğinizin olmadan çıkıyorsunuz ama 4 gol atarak galibiyetle başlıyorsunuz. Bu güzel bir duygu. Ancak eksikleri unutturmaması gerekir. Bundan sonra oynayacağınız rakiplerin Antalyaspor'un ilk yarıda yaptığı gibi orta sahasını kabak gibi açmayacağı bir gerçek. Lugano her ne kadar Bilica'nın açıklarını kapatsa da, bu oyuncu hala saatli bombadır. Kenarda bu oyuncunun alternatifi olarak oturanlar ise bugüne kadar verilen şansları iyi değerlendiremediler. Bunları unutmamak lazım.

Her şeye rağmen zorlu iki maç öncesi bu gollü galibiyet ciddi moral oldu tabii.

Şimdi Aykut Kocaman'ın PAOK maçı için vermesi gereken zor bir karar var. Bir yanda Antalyaspor maçında iyi oyun sergileyen ve Alex'le çok iyi anlaştığını gösteren Semih. Diğer yanda da yeni transfer Niang. Mantıklı olan seçenek yeni gelen Niang yerine, Semih'in tercih edilmesidir. Lakin futbol çok acımasız bir oyun. Olası bir mağlubiyette ilk konuşulacak şey, neden Niang'ın oynamadığı olacaktır.

Aykut Kocaman'ın yerinde olmak istemezdim.

Pazar, Mart 07, 2010

Kazanmayı Hatırlamak

Fenerbahçe'nin kazandığı son resmi maçın tarihi 4 Şubat. Kadıköy'de rakip Bursaspor'du ve bir Türkiye Kupası müsabakasıydı hatırlayacağınız üzere. Aradan bir aydan biraz fazla zaman ve bir sürü maç geçti. Fenerbahçe o dönemde birçok eksikle maçlara çıktı. Kötü futbol oynadı, takımda mücadeleden eser yoktu. Yine o dönemde takımı eleştirenlere "bir galibiyet çıkışa geçmek için yeter" diyenler de vardı. Bir galibiyetle çok şey değişir mi peki? Aslına bakarsanız normal şartlar altında değişmez ama bahsettiğiniz takım Türkiye ligindeyse ve tabii ki Fenerbahçe'yse her şey olabilir. Çok şeyi değiştirebilir bir galibiyet. Fenerbahçe'nin Antalyaspor'u yenmesi bu yüzden bütün olumsuz havayı dağıtabilir. Tabii bir sonraki lig maçını da kazanmak koşuluyla.

Maçtan bahsetmek gerek önce. Antalyaspor'u Kadıköy'e gelen çoğu Anadolu takımından farklı kılan özelliği korkmadan hücum yapması ve kapanmamayı tercih etmesiydi. Fakat bu hücum özelliği ve bi de "hazır Fener'i böyle yakalamışken saldıralım, dağıtalım kendi evinde" düşüncesi ters tepti. Ligin ilk yarısında yedikleri komik golden ders almadıkları da ortaya çıktı. Aslına bakarsanız Antalyaspor'un yediği gol, biraz da Fenerbahçe'nin birkaç maç evvel Kadıköy'de ligde karşılaştığı Bursaspor'dan yediği gole benziyordu. O golde Baroni son adamdı ve topu büyük bir hatayla olmadık bi yere vurmuş ve pozisyonun devamında hücumda birden çoğalan Bursaspor bu hatayı affetmemişti. Bu maçta da Antalyaspor'lu Erhan benzer bir hata yaptı. Semih, Emre ve Santos üçlüsü hızlı bir şekilde hücuma çıktı ve hatayı bu kez affetmeyen taraf oldu Fenerbahçe.

Antalyaspor'lu oyuncular maçın başında Fenerbahçe defanstan çıkarken basmaya ve savunmayı hataya zorlamaya çalıştı ama bu taktikleri pek tutmadı. Bunda tabii Fenerbahçe'nin mevcut kadrosundaki ideal ve birbiriyle daha iyi anlaşan geri dörtlüsünün sahada olması etkiliydi. Bilhassa Lugano adeta Fenerbahçe defansının temizleyicisi, süpürücüsü konumunda. Ve bu haliyle Bilica'nın da o bölgede çok fazla sırıtmamasını sağlıyor. Bazen Bilica'nın açıklarını da kapatıyor. Lugano'nun Fenerbahçe için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür.

Alex'in olmadığı Fenerbahçe hücum organizasyonlarında çok zayıf kalıyor. İki değil, dört santraforla da sahaya çıksanız, topu o bölgeye taşımada sıkıntılar yaşamaya devam ettikçe hücum hattını kalabalık tutmanın pek manası yok. Fenerbahçe'nin kanat oyuncuları da hücuma yeterince destek vermiyor. Burada Deivid'i gerçi fazla eleştirmemek gerek. Uzun bir sakatlık döneminde sonra sahaya çıktığı ilk maçta ondan takır takır top oynamasını beklemek insafsızlık olur. Deivid hali hazırda Fenerbahçe için çok önemli bir oyuncu konumunda ama öte yandan. Mehmet Topuz ve Özer'in etkili olamadığı sağ kanatta önemli bir alternatiftir. Geçmişte bu işi çok iyi yaptı. Ayrıca Alex'in olmadığı zamanlarda Emre'ye çok yük binmemesi adına, inisiyatif alma ve o bölgeye geçme konusunda da mühim bir adaydır. Geçmişte bunu da çok iyi yaptı. Tekrar neden yapamasın ki?

Emre demişken ayrı bahsetmek gerek ondan. Hanidir takımın en çok koşanı, varını yoğunu ortaya koyan adamı zaten. Antalyaspor maçındaysa Alex'in hücumdaki eksiklikliğini hissettirmemek için elinden geleni yaptı. Yine harikaydı. Bu performansını sürdürdüğü müddetçe ülkede mevkiisinin açık ara en iyisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Lakin onun da şansızlığı yanında oynayan Baroni-Selçuk ve Deniz gibi oyuncuların çok sıradan olması. O bölgede -örneğin- Ernst misali bir partneri olsa, o zaman bambaşka bir Fenerbahçe izleriz evvela ve tabii şu an yere göğe sığdırılamayan Emre'nin ofansif anlamda çok daha iyi işler çıkardığı maçlar izlenir. Ne var ki, eldeki malzeme belli, seçenekler belli işte.

Maçta Fenerbahçe harika bir oyun oynamadı yine ama bu kez gol yememeyi ve rakibine ciddi gol şansları vermemeyi becerdi. Gol yemediğiniz müddetçe, kadronuzdaki yıldızların biraz gayretiyle her türlü rakip kaleye en azından bir tane gol atıyorsunuz bu ligde. Antalyaspor maçında da öyle oldu. Aman aman top oynamayan Fenerbahçe gol yemeden, bir tane gol atmasını bilerek zorlu bir virajda, hayati önem arzeden üç puanı aldı.


Gecenin Fenerbahçe adına en büyük artısı uzun süre sonra kazanmayı hatırlamaktır. Diğer bir artı da Lugano'nun geri dönüşüdür ve tabii elbette alınan bir galibiyet ülke futbolunda tüm olumsuzlukların unutulmasına, hatta camianın birden her şeye olumlu bakmasını sağlayabilir. Geçmişte bunun örnekleri çoktur. Ülkede şampiyon olan takımlar çok kötü oynadıkları ve kaybettikleri dönemlerin ardından aldıkları bir galibiyetle kendilerine gelmiş, morallenmiş ve seri galibiyetlerle şampiyonluğa gitmiştir. Fenerbahçe belki Antalyaspor maçında bir şampiyonluk adayına yakışan futbolu ortaya koyamadı. Ama uzun sayılabilecek bir sürede galibiyete hasret kalan bir takımın, öyle ya da böyle kendi evinde Antalyaspor gibi etkili hücumcuları olan bir takımdan gol yemeden üç puan alması mühimdir. Daum'un maçın son yirmi dakikasında yaptığı anlamsız geri çekilme stratejisine rağmen mühim bir üç puandır bu. Fenerbahçe şimdi bunun üzerine bir maç daha kazandığı takdirde haftalardır konuşulan tüm olumsuz olaylar bir anda unutulur ve birden şampiyonluk hayalleri tekrardan kurulmaya başlanır. Bu iş yıllardır böyle olmuştur. Şimdi Gençlerbirliği deplasmanı Fenerbahçe için çok daha önemli bir hal aldı. Alex şu aşamada yine sahada olmayacak görünüyor. O maçta Semih ve Güiza ikilisiyle başlamak yerine bu ikiliden birini sahaya sürmek daha makul olur. Alex'in olduğu yerde Deivid ve sağ açıkta da Mehmet Topuz ya da Özer ikilisinden biri oynarsa, mevcut şartlarda daha ayakta duran bir Fenerbahçe olacaktır öngörüsünde bulunmak mümkün.

Son paragrafta Semih'e değinmek lazım. Güiza kötü oynuyor, goller kaçırıyor ama Semih ne yapıyor öte yandan? Sahada ruh gibi dolaşıyor. Semih'in bu haliyle, ne yazık ki, saç baş yolduran Güiza'yı takımdan kesmesi pek mümkün değil. Semih'in etkisiz olmasını Alex'in yokluğuna bağlayan olacaktır. İyi de Avrupa Şampiyonası'nda Alex mi vardı? Hayır. Semih fevkalede iyi maçlar çıkardı ama orada. Semih'in Antalyasor maçında hem fiziki görüntüsü hem de halet-i ruhiyesi pek iyi değil gibi geldi. Umarım maçtaki kötü görüntüsünün sebebi fizikseldir. Bu açığınızı bir şekilde giderebilirsiniz ama mesele diğer seçenekle ilgiliyse, onu düzeltmek için bayağı bir uğraşmak gerek. Velhasıl kelam, uzun bir aradan sonra gelen üç puan kazanmayı hatırlattı. Mühim olan bir maç daha kazanmak ve kara bulutları dağıtmak. Gençlerbirliği maçı öncesi hep birlikte Samandıra'ya giderek kara çarşaf mı yırtsak kara bulutları dağıtmak için, ne dersiniz?

Kazanma Arzusu

Barcelona'nın Almeira deplasmanında 2-2 berabere kalarak iki puan bırakması, Real Madrid'i haliyle ateşlemiş. Maçın başından sonuna kadar üstün oynayan bir Real vardı. Lakin Sevilla'ya iki ikram yaptılar ve kalelerinde iki golü hemen gördüler. Bazı pozisyonlarda Fenerbahçe savunması gibi heyecan yaşayan bir Real savunması vardı sahada. Keza Casillas da yediği golde Volkan'ı hatırlattı. Bakmayın öyle! Bir Fenerbahçeli olarak Real'in maçını izlerken artıları ve eksileri Fenerbahçe'ye göre değerlendiresim geliyor. Tutamıyorum zamanı...

Pellegrini skor 2-0 olduktan sonra çok yerinde hamleler yaptı. Diarra ve Arbeloa (bu arada Güntekin Onay'ın ısrarla oyuncunun adını 'Arbolea' diye okuması da ilginçti) ikinci yarıda tükendiler. Onların yerine oyuna Guti ve Van der Vaart girdi. Riskli bir hamleydi ama iki farkla geriye düşünce yapacak pek bir şey kalmamıştı.

Ek olarak; kendisinin bir hayranı olmama rağmen, bu gece sahada tel tel dökülen ve adeta Real'in el freni konumuna düşen Kaka'ya Pellegrini'nin o kadar uzun süre dayanması da ilginçti. Takımdaki tek sihirli ayak olsa neyse. Dersin ki, sahada dursun bu adam, ne olur ne olmaz filan... Ama durum öyle değil ki. Koskoca Real'sin sen. Takımın nerdeyse her bir mevkiisinde yıldız var (defansın göbeği bu mevzuda biraz tartışılır tabii).

Neyse özetle; 90 dk. boyunca sabırla oynayan, doldur boşalt yerine ayağa paslarla gol arayan ve skoru 0-2'den 3-2'ye getiren bir takım vardı sahada. Kazanma arzusu maçın başından sonuna dek belli oluyordu Real'li oyuncuların gözlerinde. Sadece yıldız oyuncuları transfer etmekle yetinmeyen, artı sahaya pozitif futbol oynamak için çıkan bir Real Madrid elbette ki başka gezegeninin futbolunu oynayan Barcelona'yı şampiyonluk yolunda ciddi zorlayacaktır. Ve şu da bir gerçek; Real sahasında böyle oynadığı müddetçe, Barca'nın Madrid deplasmanından puan çıkarması o kadar kolay olmayacaktır.

Türksel fevkalede süper ligimizde oynanan dandik, ruhsuz futbol ve bir de haftalardır bağıra çağıra gelen tehlikenin tahmin edildiği gibi Diyarbakır'da yaşanmasıyla iyice artan sinirimi unutturan ve futbol böyle oynanmalı dedirten bir Real vardı sahada. Bi an için Real taraftarı olmanın artılarını düşündüm. Neden sonra normale döndüm. Antalyaspor maçını Mustafa Denizli gibi kafamda oynamaya başladım. 81. dakikada Güiza'nın kaleciyi çalımladıktan sonra, altıpastan topu dışarı vurduğu pozisyonu kafamda yaşadım. O pozisyondan 6 dakika sonra defansın arkasına sarkan Necati topu ağlara gönderdi. Gerisini çok net hatırlamıyorum...

Hatırladığım tek şey, kulaklarımda çınlayan tezahüratın son cümlesi; "Tanrı hesap sorsun bizim için sana bizi yaktın yıktın s....n Kanarya".

foto: Marca

Perşembe, Şubat 11, 2010

İnternette Birilerine Sövmenin Dayanılmaz Hafifliği


Dün gece Galatasaray ile Antalyaspor arasında oynanan kupa maçını anlatan Okay Karacan'ın tarzını pek çok kişi gibi ben de beğenmedim. Bunun daha ötesi ne olabilir? Şu şu sebepten beğenmedim, Okay Karacan gibi bir isme yakıştıramadım diye eklemeler yapabilirim. O kadar...Bunun üzerine yazılacak daha fazla şey yoktur. Yani aklı başında adamların yapması gereken budur diye düşünüyordum. Lakin eksik biliyormuşum. İnterneti sadece aklı başında kişiler kullanmıyor tabii. Bir de internetin başında kendini kaybeden ve herkese sövme hakkı olduğunu zanneden tipler var tabii. Bloglarda yazdığımız her yazının ardından "adsız" küfürlü yorumlar bırakan korkakları unutmuşum. Aynı tipler her yerde, her sitede var tabii.

Twitter'da Okay Karacan'ın maç sonrası yazdıklarını görünce, insan ne diyeceğini bilemiyor. Tekrar ediyorum, Okay Karacan'ın dün geceki maç anlatış biçimini ben de eleştiriyorum, ama bu demek değildir ki ona hemen ana avrat sövelim. Bu mudur insanlık? Bu mudur delikanlılık? Forumların çok popüler olduğu vakit; forum delikanlıları, klavye delikanlıları gibi benzetmeler çıkmıştı. Meğerse ne kadar doğru benzetmelermiş bunlar. Bu adamların yaptıklarına klavye delikanlılığı denmez de, ne denir?

Katıldığım bir panelde şu an ismini hatırlayamadığım bir gazeteci, "İnsanların yüzlerine söyleyemeyeceğiniz şeyleri yazmayın" demişti. Mesele budur benim için. Bu lafı duyduğumdan beri "internet ahlakı" çerçevesine monte edilmesi gereken bir düstur gözüyle baktım. Öncesinde saçmaladığımız olmuştur belki, ama o günden beri aklımdan çıkarmam o lafı. Bu satırları okuyan ve Okay Karacan'a ya da onun gibilere internetten sövmeyi zevk sayanlar varsa, son bir ihtimal şansımı denemek ve onlara "kendinize gelin" demek istiyorum. Tutar mı? Belki tutar...

Aşağıdaki bölümde de Okay Karacan'ın twitter'da yazdıkları var

"...Hanımefendiler, beyefendiler, kızdığım filan yok ! küfür etmeyin yeter! bu işi 20 yıldır yapıyorum, neyin ne olduğunu bilirim..Beni sevmek zorunda değilsiniz..sevene de sevmeyene de selam olsun..Ayrıca tasalanmayın 2 sene sonra bir maç daha ya anlatırım ya anlatamam.. Çok meraklısı değilim..LÜTFEN KÜFÜR ETMEYİN....İyi geceler"

***

İnterneti kullanan insanları ikiye ayırmak lazım;bir şeylere erişmek için interneti kullananlar ve birilerini sövmek için interneti kullananlar, diye. Sen hangisisin?

Salı, Ocak 19, 2010

ZTK: Antalyaspor 4 Fenerbahçe 3


"Mazoşist miyiz neyiz, 4 gol yediğimiz maçtan zevk aldık". Dün gecenin yorumu budur birçok Fenerbahçeli için. Takımın genel olarak mücadelesi iyiydi. Uzun süre sonra kanatları kullanan bir Fenerbahçe gördük. Bu da sevindirici.

Dersten çıkıp, televizyonun karşısına geçtiğimde dakika 25'ti. O dakikaya kadar olan futboldan haberim yok tabii. Lakin ondan sonraki dakikalarda bilhassa ilk yarıda Fenerbahçe rakibine top göstermeyen bir oyun ortaya koydu. Oyunu geniş alanda oynamaya çalıştı. Kanatları iyi kullandı. Özellikle Santos çok iyiydi. Hatta Fenerbahçe adına maçın en iyisiydi denebilir. Orta alanda Emre biraz dolandı gibi. Selçuk ise bir pozisyonda yaptığı klasik pas hatasını saymazsak, vasatın üstündeydi. Lakin sadece duran top organizasyonlarında ileride görünmek yerine, o bölgede biraz daha fazla görünmeli.

Fenerbahçe 4 gol yemiş. Sen nelerden bahsediyorsun? diyenler de kısmen haklı tabii. Bu goller ciddi savunma hatalarından dolayı oldu. Başlıca sorumlular da sezon başında beri takımın en hatasız bölgesinde oynayan Bilica ve Lugano. Herhalde bu maçta akıllarda başka yerlerdeydi. Yoksa 3. ve 4. golün başka bir izahı olamaz. Gollerde genç ve deneyimsiz kaleci Mert'in hatasını arayanlar olacaktır ama defansın hatalarıyla rakip forvetle karşı karşıya kaldığı anlarda yapabileceği çok ciddi bir şey yoktu. Tabii ilk gol için demiyorum bunu.

Gelelim üzerine ekstra kelam edilmesi gereken adamlara. Birini tekrar yazmak lazım. O da Santos. Şayet dünkü gibi oynamaya devam ederse, hem tekrar Brezilya Milli Takımı'na seçilir, hem de Fenerbahçe'nin o çok eleştirilen Ümit Özat'ın gidişinden beri pek kullanamadığı sol kanadını yeniden işler duruma getirir. Ve tabii umarım bu fizik gücünü arttırmaya devam eder.

Özer için bir şeyler yazmak isterim. Onu eleştirenleri okudum. Dün ne hatasını gördüler de eleştirdiler açıkçası anlamadım. Özer iyi değildi yazıyorlar ama böyle bir yorumun ardından gerekçe de yazmak lazım. Alex'in görevini yerine getirmeye çalıştı. Elbette ki şu haliyle onun kadar efektif olamayacaktır ama yine iyiydi. Oyun zekası müthiş. Sonuna kadar bırakmıyor mücadeleyi. Dün yine böyleydi. Bu da çok önemli. Üstelik çok şık bir gol de attı. Eleştirilecek bir şey göremiyorum. Hanidir topa öyle vurabilen bir yerli topçu yoktu Fenerbahçe'de? Yanlış mı hatırlıyorum?

Gelelim dalga geçtiğimiz, "Kazma Biraderler A.Ş" diye takıldığımız Güiza-Gökhan Ünal ikilisine. Öncelikli Daum çıldırmadıkça, yani artık son şans olarak cümbür cemaat hücumu düşünmedikçe Gökhan ve Güiza ikilisini birlikte oynatmaz. Zaten Alex gerçeği de var. Onun için bu iki oyuncuyu birlikte çok izlemeyiz gibi geliyor. Belki bir ihtimal Kadıköy'deki maçlarda. O da belki işte. Gökhan Ünal'ın özelliklerinin Güiza'yla aynı olduğunu düşünürken, yani adam geçemeyen, fizik gücü olması gerekenin altında, ve onu sadece tek vuruşluk santrafor tipi gibi görürken, bizi dün gece verdiği gol pasında ciddi manada şaşırttı. Asisti öncesi rakibini eksiltmesi, ayağında pek tutamayan ve adam eksiltemeyen Gökhan Ünal'dan beklenmeyen bir şeydi. Tabii golde Güiza'nın vuruşunu da es geçmek olmaz. Gerçekten muazzam vurdu. Bunu da beklemezdik hakkaten.

Dünkü maç gerek Fenerbahçe'nin mücadelesi, gerekse de kanatların iştahla kullanılması sebebiyle Fenerbahçeliler için zevk vericiydi. Güiza ve Gökhan Ünal ikilisi de bizi böyle şaşırtmaya devam eder umarım öte yandan.

Antalyaspor'un Fenerbahçe'ye 4 gol atması da ciddi başarıdır. Bunu da görmek lazım. Mehmet Özdilek'in oyuncuları ofansif anlamda ciddi potansiyele sahipler ama aynı şeyi defans için söylemek güç. Bir de kaleci Ömer'in yıllar geçse de gereksiz hareketlerini bir türlü bırakamaması da ilginç. Herhalde futbolu bıraktığında hayırla yâd edilmek istemiyor...

Son olarak Fenerbahçe'nin dünkü oyununa sevindik ama Fenerbahçe'yi de tanıyoruz. Yıllardır izliyoruz. Bu takım 3 gün sonra yine saç baş yoldurursa, şaşırmamak lazım.

***

Not: Benden bir haber olsun. Yine bir söyleşi haberiyle karşınızdayım. Bu kez Sportif Cümleler blogundan Serap Bahar'ın teklifiyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Sağolsunlar, beni düşünmüşler. Bir kez daha teşekkür edeyim buradan. Öte yandan, "bu sanal şöhret bizi bozmasın Cengiz" diyorum kendime. Hatta olayı abartarak bir dönem Anelka'nın gazetecilere dediği gibi, "ünlü olmak istemiyorum" diyormuşum...Şaka tabii. Ego tatmini olan blogun, bir adım ötesi blog söyleşileridir. O da güzel. Tadında olursa, daha da güzel... Söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz.

Pazar, Eylül 27, 2009

Antalyaspor 1 Fenerbahçe 2


Maç öncesindeki hava gerginliğe sebebiyet verecek türdendi. Antalyaspor yönetiminin fahiş bilet fiyatları politkası (şimdi kesin birileri sizin tribünleriniz çok mu ucuz der? e be birader onu da eleştiriyoruz, aç gözünü iyi seyret etrafını..), sanaldan sallamayı meziyet bilen klavye silahşörleri ve Antalyaspor Teknik Direktörü'nün bütün hedeflerinin Fenerbahçe'nin 6 da 6'lık performansını sonlandırmak olduğunu ifade etmesi. "Antalyaspor'un bu sezonki hedefi nedir?" sorusunun yanıtı şu herhalde: "Fenerbahçe'ye çelme takmak". Gülmeyin! Mehmet Özdilek'in hafta boyunca yaptığı açıklamaları takip edince bu gerçek ortaya çıkıyor.

Fenerbahçe'nin maçının olduğu saatte nikah olur mu? E tabii bizim halaoğlu Beşiktaşlı olunca iplememişler böyle bir ayrıntıyı. Bu işin şakası tabii. Genç çiftimize buradan da tebriklerimi sunayım fırsattan istifade. Fazlasıyla kişisel olan bu detayın ardından, göz ucuyla takip edebildiğim maçın üzerine birkaç cümle yazayım, yazıyı bitereyim..

Attığımız golleri ve Kazım'ın direkten dönen şutunu iyi görebildim sadece. Maçın geri kalanını iyi takip edebildiğimi söyleyemem.

Kazım ve Güiza'nın ne yapacağı merakla bekleniyordu. Güiza aynı kazmalıkla oynamış maçta. En azından müsait pozisyonlarda yaptıkları bunu gösteriyor. Kazım ise (üzerindeki forma nedeniyle ıslıklanmaması, yuhalanmaması gereken bir oyuncudur demiştik malum) gerek attığı golde, gerekse de diğer gollük pozisyonlardaki varlığıyla, motive olduğunda bu takım için önemli bir silah olabileceğinin sinyalini verdi denebilir.

Yunus Yıldırım'ın Uğur Boral'a yapılan o harekete penaltı verememesi şaşırtıcıydı. Güzal bir gol yedik tabii, onu da es geçmemek lazım. Eleman iyi vurdu. Bir de 90. dakikada gelen golde sanki bir mahallle maçı havası vardı. Çocukluğumuzda böyle 4-5 kişi rakip kalede pozisyon bulur, yanımızda boş olan arkadaşa pası verirdik, o da boş kaleye topu yuvarlardı. O geldi aklıma.

7 de 7... Devamı gelir inşallah.
Perşembe'ye konsantre olma vaktidir..

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...