Ariel Ortega etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ariel Ortega etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 18, 2010

Magnumla Mı Vurdular?

1998 Dünya Kupası Çeyrek Final'inde Hollanda ve Arjantin eşleşmiştir. Maçta bir pozisyon sonrası Jaap Stam'in diz darbesiyle yerde kalan Ariel Ortega sinirini Hollanda kalecisi Edwin van der Sar'dan çıkartmak ister.

İnsan sevdiği kişiyi her koşulda savunur. Maçı izlerken bu hareketin ardından bulunduğum ortamda herkes Ortega'ya sallıyordu, ben ise onu savunma derdindeydim. Bugün hala onu savunuyorum. Bir anlık öfkeyle bazen kendini kaybedebiliyor insan. Hangi birimiz bu hataya düşmedik ki? Hem zaten Van der Sar'ın tepkisi de çok abartılı olmuş. Magnum'la mı vurdular?

foto: Getty Images

Salı, Ekim 27, 2009

Rivaldo Musun Be Ortegacan?



Ne denebilir ki başka?
Rivaldo geldi aklıma. O da 2002'de iyi rol yapmıştı doğrusu.
Ortega'yı severiz de, bravo aferin "fituuuğğ" diye ıslık öttürecek halimiz de yok bu hareketine.

Cuma, Ekim 09, 2009

Orteguita



14 Aralık 1991 yılında River Plate A takımıyla ilk maçına çıkmıştı Ariel Ortega. Performansından etkilenen Arjantin medyası ertesi gün ona "Orteguita" demişti. Ortega'nın ayağına topun çok yakıştığını, ve topun adeta El Burrito'nun ayağına yapışmış gibi durduğunı yazmışlardı...

O günden beri ona hala Orteguita diyenler çok. Bizim memlekette ise bu hikayeyi bilen azdır muhtemelen. Neden? Çünkü gerek yok. Tek deli sensin zaten...

Cuma, Eylül 25, 2009

Cihan Pehlivanı Ortega ve Sarı Yeşillerde Yüzler Gülüyor


Ariel Ortega
6 yıl sonra (yaş 35) Arjantin Milli Takımı'na seçilmiş. Haberi, futbol bloglar aleminin en kral Fenerli blogu Papaz'ın Çayırı'ndan öğrendim. Onlar da Reuters'i işaret etmişler.

E tabii sevindik bu habere. Maradona'dan sonra 10 numarayı sırtına geçiren ilk adam, eski bir dost, ayrıca nerdeyse 15 yıldır takip ettiğim ve faal futbolcular arasında en sevdiğim isim olan Ariel Ortega'nın Arjantin Milli Takımı'na çağırılması güzel bir haberdir benim açımdan.


Arjantin-Gana maçı için kadroya çağırılması ayrı bir heyecan yaşatıyor adama. Ortega ve Appiah'ın mücadelede karşı karşıya geldiği anlara tanık olmak, iç geçirmek bendenizden beklenecek türden hareketler. Sağlam bir Appiah'a, ve aklı karışık olmayan, sadece futbolu düşünen Ortega'ya o kadar çok ihtiyacımız var ki şu an..

Yazıyı en sevdiğim yazalardan biri olan Umut Sarıkaya'nın bir yazısıyla bitirmek isterim. Sarı Yeşillerde Yüzler Gülüyor başlıklı bu yazıyı sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. Beşiktaşlı Umut Sarıkaya'nın futbol ve tribün yazılarını okumak keyif veriyor insana...

***


SARI-YEŞİLLİLERDE YÜZLER GÜLÜYOR...

Şimdiki Şensoylar Pide ve Börek Salonu o zamanlar bizim kulüp binasıydı. Hergün okuldan gelir, kravatımı ceketimi çıkarıp çantamı ve kramponlarımı alarak kulübe giderdim. Bina dediğime bakmayın, bir yazıhane ve geniş bir salondan oluşan içinde çeşitli malzemeler ve kapısında bir önceki haftanın maçının skorunun asılı olduğu küçük bi kara tahta olan, bir duşu bile olmayan, bol ayak ve ter kokulu bir giriş katından ibaretti kulüp.

Kulübe benden başka hep İskender abi de gelirdi. İskender abi zamanında 2. ligde çok top koşturmuş sonra gençlere fırsat tanımak için alt yapıya geçmiş, engin bir bilgi birikimine sahip bir futbol adamıydı. Önce beraber klübü temizler düzenler, ardından da futbol üzerine konuşur en son olarak da konileri araba lastiklerini alıp İskender abi gözetiminde tek başıma idmana çıkardım.

Aslında şimdi sağlam kafayla düşünüyorum da futbol sevgisinden çok bir yere ait olma, tutunacak bir dal, sığınacak bir liman arama hissiymiş beni Yeşil-sarılı formaya bağlayan, tıpkı şimdi dergi binasına gereğinden çok takıldığım, burayı kendime yurt bellediğim gibi... Zira idmandan çok kulüp binasında zaman geçirmeyi, elime aldığım bir maşrapa suyu, maşrapanın ağzını parmaklarımla kapatarak yere silkmeyi sonra da yeri süpürmeyi, skorbordu günde belki de 10 defa silip yeniden yazmayı seviyordum ben. Ayrıca yardımcı antronör İskender abinin de muhabbeti çok güzeldi.

Diğer günler tek, çarşamba ve cuma günleri ise teknik hoca Ercan Ziyal gözetiminde takımla antremana çıkıyordum. Fakat Ercan hoca takıma geldiğinden beri bana ilk onbirde fırsat tanımıyor, o da yetmezmiş gibi antremanlarda kondisyon eksikliğimi bahane göstererek beni takımdan dışlıyor, takımdan ayrı düz koşu yaptırıyordu. Takım hep beraber birlik ruhu eşliğinde aynı tempoyla koşarken sizin orda ipsiz sapsız zaar gibi tek başına dolaşmanın ezikliğini bilemezsiniz.

Bir değil iki değil her antremanda ben takımdan ayrı koşunca, omuz omuza mücadele verdiğimiz arkadaşların yanımdan geçerken alaylarına maruz kalınca ben tabi haliyle bu duruma içerledim. Tırstığım için Ercan hocaya soramadım ama İskender abiye sormaya karar verdim. Antremandan sonra klüp binasında konçlarımı çıkarırken İskender abiye açıldım. İskender abi Ercan hocaya gıcık olduğunu, onun asıl sorunun kendisiyle olduğunu, hocanın benim hevesimi kendisine yakın olduğum için kesmeye çalıştığını kısacası Ercan Ziyal’in g.tün teki olduğunu söyledi bana. İskender abi’ye ben çok hak verdim ama ne yapmam gerektiğini zira takıma bu şartlarda bi yararım olmadığını da adabınca sordum. İskender abi çok çalışıp hocanın gözüne girmekten başka çaremin olmadığını aksi takdirde bonservisimi alıp bu diyarı terketmem gerektiğini söyledi. Yapılacak bi şey yoktu, beni çalışmak özgürleştirecekti ve bu özgürlük savaşında bi tek kişi, İskender abi benim yanımda olacaktı.

O günden sonra geceli gündüzlü İskender abiyle antremana çıktık. Yağmur oldu, kar oldu, gece oldu, gündüz oldu çıktık. İskender abi nasıl gaza geldiyse beni ayı gibi çalıştırıyor benim gibi bi Sivaslıdan bir sambacı yaratmaya çalışıyordu. Her akşam eve güç bela atıyor, içten içe de futboldan, idmandan krampondan bi nebze de olsa tiksinyordum. Tabi benim bu sipor aşkıyla ters orantılı olarak gerileyen derslerim de ailemin sinirini bozuyordu. Zaten futbolun geniş kitleleri uyutmak için bir afyon olduğuna inanan anne-babam inceden İskender abiye kıl kapıyor, benim yanımda en büyük ustam hakkında ileri geri konuşuyor, onun bir aile bile kuramayan eşşeğin teki olduğunu, yaşının kırka dayanmasına rağmen halen çoluk çocuğa artistik yaptığını söylüyorlardı. Ben başta biraz alınsam da sonuçta aileme hak verdim ve bireysel antremanları aksatmaya başladım. Ben tabi antremanları aksatınca bi müddet sonra İskender abi bizim eve geldi, merak ettiğini başıma bişey gelip gelmediğini kapıyı açan babama sordu. Babam onun hiiiiiiiç canını sıkmamasını çünkü gayet iyi olduğumu, sadece bundan sonra bu ekstra antremanlara gelmeyeceğimi söyledi. İskender abi bu antremanların çok önemli olduğu, takıma kabul edilmem için tek çıkar yol olduğu konusunda ısrar edince babam şimdi burda söylemenin uygun olmayacağı bir üslupla Ercan hocayla kendi arasındaki sorunlarının kendilerinin halletmesi gerektiğini benim bu işe alet edilmem gerektiğini anlattı. Ve 15 yaşındaki beni çağırıp “söyle oğlum gitmek istiyor musun antremana? Hani demiştin ya evladım -evet baba ben de tiksindim bu antremanlardan- diye tekrarlasana. Oğlum konuşsana dilini mi yuttun!” diye kızarmışçasına sordu. Sustum ve omuzlarımı silkerek odama gittim, böyle bi duruma düştüğüm ve belki de rezil olduğum için o gece sabaha kadar ağladım.

O günden sonra herkes gibi ben de sadece çarşamba ve cuma günleri çıktım antremana. Sonradan öğrendiğime göre babam Ercan hocayla konuştuğu için antremanlarda takımla beraber çalıştım. Ercan Hocamın düdükleri ile verdiği startlarda depara kalkıp konilerin etrafından belimi kıvırta kıvırta koştum, tüm takımla birlikte tek dizimle daire yapa yapa tur attım saha içinde. Bu sırada İskender abi köpek gibi uzakta oturmuş bana yadırgarcasına bakıyor ben de görmezden geliyordum. Futbol geleceğim açısından bu görmezden geliş çok önemliydi.

İki gün sonra Kilyos gençlerle yapacağımız maçta hoca bana da şans tanıdı. Kendimi göstermem için bulunmaz bir fırsattı bu. 72. dakikaya gelmiş ve maç golsüz beraberlikle devam ediyordu. Karadeniz ekibi bizim yarı sahada vururlarsa tehlikeli olabilecek pozisyonlara çok sık giriyordu ve etkili bir alan savunmasına ihtiyaç vardı. O alan savunmasını ise kenarda 72 dakikadır ısınan benden baskası yapamazdı. Ve nihayet oyuna alındım. Yeşil sahada ayak basmadık yer bırakmıyordum ama ayağıma top bi kere bile gelmiyordu ve sonuçta olan oldu ve iki gol yiyerek yenildik. Haliyle fatura da bana kesildi ve bol bol kınandım takım arkadaşlarım tarafından. 72 dakika ha şimdi girdin, ha gireceksin diye haybiye ısındırılıp yorulan, yetmezmiş gibi insan üstü bir performansla saha içinde koşan bendim ama sonuçta yine kötü olan ben oluyordum.

Hep beraber Ergun abinin minibüsüyle Kilyos’tan mahalleye, kulübe geldik. Moraller çökük, sinirler gergindi. Bu sırada İskender abi içeri girdi ve hafif alaysal bir tebessümle bizle yani Ercan Ziyal’in öğrencileriyle dalga geçti. Aslında bizle değil de bizim üzerimizden Ercan abiyle dalga geçiyordu, uğursuz pezevenk. Bu alaylar gitti gitti ve en sonunda Ercan abiyle ikili tartışmaya, ardından da küfürleşmeye kadar vardı. Bunun üzerine Ercan Hoca’nın tepesi attı ve kulüpten şimdi Namık’ların devraldığı büfeye kadar İskender abiyi kovalayıp, topsuz alanda bi güzel dövdü. Duyduğuma göre bu görkemli dayaktan sonra İskender abinin emarı çekilmiş.

Tabi Ercan hoca o sinirle beni yine eskisi gibi takımdan ayrı düz koşulara mahkum etti. Ben takımdan ayrı düz koşu yapa yapa bi süre sonra birey oldum. İçime kapanıp bi süre hayatımı sorguladım o koşularda. Kimdi bu insanlar? Ne arıyordum bunların içinde? İşte bu ve bu soruların cevabını kendi içimde aradım ve bir düz koşu esnasında bularak rotamı saha içinden ayırıp eve doğru koştum. Kimse de ardımdan bir dur bile demedi. Ve o günden sonra futbol hayatıma mutlu bir seyirci olarak devam ettim. Kendimi daha yararlı şeyler olan kitaplara, kağıt-kaleme verdim.

Geçen Hafta dergiden çıkıp eve geldiğimde takımdan 72. dakikada çıkıp yerine girdiğim için o günden beri bana sinir olan Selçuk denyosuyla karşılaştım. Siyah beyazlı renklere gönül verdiğimi bilen Selçuk hoşbeşden sonra “Anelka’yı da aldık varya bu sene iyice sıçarız ağzınıza” gibi gayet sığ bir cümle kurdu. Hayatta yenilmiş bir insanın gayet safiyane çırpınışıydı bu sözler. Futbol üzerinden giderek benden intikam almaya çalışıyordu. Gülümseyip eve gittim. Uykum yoktu bi kitap alıp okumaya başladım, sonra durup Selçuk’u, İskender abiyi, Ercan hocayı her halükarda yenilenleri düşündüm. Ve “Anelkaymış..... Ulan siz öyle bir takımsınız ki koskoca cihan pehlivanı Ortega’yı bitirdiniz, adam sizin yüzünüzden uzun süre hiç bir kulübe giremez bir derbeder oldu. Anelka ne yapsın tırto” diye içimden geçirdim. Kitabımı okumaya devam ettim.

Çarşamba, Eylül 02, 2009

'Aşırt To The Blackboard'



Doğrusu "haşırt to the blackboard"dur aslında.

Aşırtma gollerin kralı yine boş geçmedi.. Daha önceki harikulade aşırtma golleri için tık tık... Videoyu paslayan Ftw abime de ayrı selamlar buradan...

Pazar, Nisan 13, 2008

Ariel Arnaldo Ortega

Ariel Ortega demişken bir fotoğraf daha ekleyeyim istedim. 98 Dünya Kupasından bir kare. Bendeniz deli gibi Ortega aşağı,Ortega yukarı dönemlerimdeyim o zaman. Kâh sokak arasında Ortega oluyorum, kâh halı sahalarda...

Maradona'dan sonra 10 numarayı ilk giyen oyuncu.Bunu El Burrito'nun oynadığı döneme bağlayabiliriz kısmen ama Diego'nun veliahtı olarak ismini zikrettiği ilk oyuncudur. Bu da yetmez tabii, üstüne "Para verip seyredeceğim tek River Plate oyuncusu" diye de eklemiştir. Gerçi daha sonra Maradona, dünyadan bir sürü isim saymıştır para verip izlerim diyerek. Yine de ilk Ariel Ortega almıştır bu payeyi ve 10 numarayı.

Peki o kupada ne yaptı Ortega? Hollanda maçına kadar çok iyiydi.Hatta o maçta da iyi oynuyordu ama bir anlık öfkesine yenik düştü ve Van Der Sar'a kafayı attı bir pozisyonda. Bendeniz ağlamaklı oldum, tüm Arjantinliler gibi..Zira tıpkı onlar gibi Arjantin'in elenmesini o kırmızı karta bağlayanlardandım..hala da öyle düşünmekteyim..

Kıskanmak Böyle Bir Şey Olsa Gerek

Evet evet..Kıskanmak tamamen böyle bir şey olsa gerek..Aşağıdaki yazıyı okuyun ve sonra neden kıskandığımı anlayın..

ORTEGA BANA PAS VERDİ

Eski blogdan bazı yazıları tekrarlıyorum.

Yine Avusturya kampı. Hertha Berlin’le oynayacağız (maç 2-2 sonuçlanacak). Ortega kampa geç katıldığı için takımla birlikte taktik antrenmanlara çıkmış değil daha. Lorant onu yedek soyunduruyor. Her zaman olduğu gibi ilk onbir ayrı, yedekler ayrı çalışıyor. Ve yine her zaman olduğu gibi yedekler, ufakken ‘ortada sıçan’ büyüyünce de ‘beşe iki’ diye adlandırdığımız topla oynama durumundalar. Ortega, Fatih, Erman, birileri daha var işte. Bendeki fotoğraf makinası daha çok oyuncak tadında bu nedenle sitede Dodo’nun fotoğraflarını kullanıyoruz çoğunlukla. Ben daha çok röportaj özel foto durumundayım. Ortega zaten çok kişiyle anlaşamıyor, italyanca konuşuyor benle. Ben fotoğraf çekiyorum orada onlar beşe iki.

Sonra bir pas veriyor Ortega bana, ben de iade ediyorum, ‘Abi ben de biliyorum topa vurmayı’ durumundayım havadan atsa röveşata, olmadı dömi vole denerim yani.

Sözün kısası Ortega bana da pas veriyor. Soruyorum aranızda bu yazıyı okuyan kaç kişi Ortega’dan pas aldı? Yaaaaa.

HayatımFenerbahce.com

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...