Cuma, Nisan 02, 2010

"Baktığımız Zaman" Mert Çetin'in Dediklerini Kim Çevirecek?


Galatasaray sezon başında bir Avrupa Kupası maçı için deplasmana gidecekti. Yolculuk öncesi Rijkaard basın toplantısı yaptı. Burada takımının son durumundan ve rakip takımdan bahsetti. Sözleri bittiğinde, her basın toplantısında olduğu gibi medya mensuplarından sorular alınmaya başlandı. Bir soru -yanlış hatırlamıyorsam- "Filanca ülke yolculuğu..." diye başlamıştı. Rijkaard'ın tercümanı olan Mert Çetin bu cümleyi İngilizce'ye çevirirken yolculuk kelimesi (journey) yerine, tatil kelimesini (vacation) tercih etti. O an Rijkaard'ın şaşkınlığını görmeliydiniz. "Hayırdır ya, tatile mi çıkıyoruz? Ben maça gidiyoruz sandıydım", der gibi bakmıştı. O gün Mert Çetin'in İngilizce tercüme yapamayacağını ve bu konuda ısrarlı olunursa ortaya çok komik şeyler çıkacağını düşünmüştüm. Hatta bunu pek çok ortamda da dile getirmişliğim vardır. Lakin nedense, hep bu eleştirim yanlış anlaşıldı. Bugün aşağı yukarı herkesin Mert Çetin'in çeviri performansını eleştirdiğini görünce bu duruma sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim.

Biri konuşurken onun dediklerini başka bir dile çevirmek ya da sorulan soruyu çevirmek kolay işler değil elbette. Lisans eğitimimi İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine aldım. İngiliz dili okuyanın mükemmel tercümanlık yapabileceği düşünülür genelde ama bu iş öyle kolay değildir. En azından üniversitelerde Mütercim-Tercümanlık bölümünde okuyanlara ayıp etmiş oluruz. Nihayetinde onların uzmanlık alanıdır, benim gibilerin fazla coşmaması lazımdır. Okuduğu bölümün üzerine ekstra bir şeyler katarak kendini tercümede geliştirenlere bir lafım yok elbette. Neyse, fazla dolandırmayalım cümleleri. Özetle; Mert Çetin'in yapmaya çalıştığı şey kolay bir iş değil. Çok hakim olmadığı bir lisanda ve aynı zamanda sözlerini çevirdiği kişinin de ana dili olmayan bir lisanda çeviri yapmaya çalışıyor. Buna ek olarak, futbolla ilgili terimlere de ekstradan hakim olması lazım. Bütün bunları göz önüne alarak tekrar tekrar eleştirimde fazla sert olmamaya çalışıyorum. Lakin insan bir yandan da dayanmıyor. Mert Çetin iyi bir insan olabilir. Peki bu özelliği İngilizce'den iyi çeviri yapamadığı gerçeğini değiştirir mi? Hayır. Öyleyse neden bu ülkede Mert Çetin'in çevirisini eleştirdiğim ilk günden beri, "ama iyi bir insan, ama iyi bir Galatasaraylı" gibi savunmalarla karşılaşıyorum? Bir işi layıkıyla yapmak için iyi bir insan olmak yeterli midir? Yoksa aynı zamanda o işte iyi olmak ve iyi bir profesyonel de olmak gerekir mi? Bu soruyu futbol kamuoyunun sürekli tartıştığı herkes için sorabiliriz aslında.

Böyle yazı içerisinde sürekli "ben dili" kullanmayı çok sevmesem de bu yazı için destur aldım. Yazmaya devam ediyorum. Yukarıda zikrettiğim "yolculuk-tatil" meselesini gördüğüm günden beri Mert Çetin'i dikkatle takip ediyorum. Mümkün mertebe yaptığı hataları ve bazen kendini kaptırarak alakasız yorumlarla Rijkaard'ın cümlelerini ne kadar ilginç noktalara taşıdığına defalarca kez şahit oldum. Eminim şu an bu yazıyı okuyan ve İngilizcesi ortalamanın üstünde olan birçok kişi de aynı şeylere şahit olmuştur. Mert Çetin'in hatalarını elimden geldiğince bir kenara not etmiştim. Geçen gün bir arkadaşım bana, Ekşi Sözlük'teki "Mert Çetin" başlığında da bu çevirmen arkadaşın hatalarının paylaşıldığını, tartışıldığını söyledi. Orada yazılanlarla da karşılaştırdım notlarımı, çoğunu doğru hatırlıyormuşum. Sadece bir tanesini Ekşi Sözlük'teki şekliyle alarak aşağıya yazacağım birazdan. Onu yapmadan önce de, yine Mert Çetin'le ilgili duyduğum ilginç bir hadiseyi anlatayım. Galatasaray antremanını takip eden bir spor yazarından dinledim bu olayı. Bir antreman esnasında Rijkaard oyuncularını birbirlerine daha yakın oynamaları konusunda uyarıyormuş. Ve sırayla pek çok oyuncunun ismini antremanda söylerek "closer,come closer" diye onları uyarıyormuş. Tercümanı olan Mert Çetin'in ise bu uyarıyı şöyle çevirmiş, "kapanın". Tabii takımda İngilizce'yi iyi bilen futbolcu hiç yok mu diye merak ettim bunu ilk duyduğumda. Tercüman arkadaşa, "Hacı sen ne diyorsun ya? Ne kapanması?"diyenin çıkmaması da garip aslında.

Şimdi aslında sadece yazdığım bu son örnek bile bu sene Frank Rijkaard ve Galatasaray'ın İngilizce bilmeyen ya da İngilizcesi iyi olmayan yerli futbolcuları arasında ne denli bir iletişim sorunu olduğunun göstergesidir. Geçtiğimiz hafta kaybettikleri derbi sonrası bazı Galatasaraylı oyuncuların Rijkaard'ın oyun taktiğini anlamadıklarını itiraf ettiklerine dair haberleri okumuştum. Maç öncesi tahtaya yazılan taktiği anlamayan oyuncuların, Mert Çetin'in tercümelerini anlamaları ise ne kadar zor olur, varın orasını siz düşünün. Hani biraz abartı bir yorum gibi gelecek size belki ama sanırım Galatasaray'ın Mert Çetin için de bir tercümana ihtiyacı var. Yoksa bu iletişimsizlik başlarına daha çok iş açar. Esasında en mantıklısı Rijkaard'ı yormadan, kendi dilinde konuşmasına imkan sağlamak olmalı. Hollandalı'nın ana dilini iyi bilen bir Türk bulmak zor olmasa gerek. Hiç kimseyi bulamazsanız, Fırat Topal var. Ona gidin. Haksız mıyım?

Tekrar dönelim Mert Çetin'in yaptığı ve benim not aldığım bazı garip çevirilerine. Hafızamın ve (bir tanesi için) Ekşi Sözlük'ün desteğiyle yazıyorum bunları. Tekrar belirteyim.

* Frank Rijkaard bir keresinde transferlerle ilgili konuşurken, "İlgilenirsek, transferi yaparız" (If we're interested...) tarzı konuşmuştu. Mert Çetin ise bunu "Futbolcu ilginçse transferi yaparız" diye çevirdi.

* Bir maçın ardından yine basın toplantısında "keep possession" cümlesini "pozisyonları tutmak" diye çevirmişti. Halbuki burada bahsedilen şey, "topla oynama, topa sahip olma" anlamında.

* Rijkaard bir keresinde Lincoln'le ilgili bir soruya, "geçen seneki maçlarını izledim, burada olmaması üzüntü verici" demişti. Mert Çetin ise bu cümleyi "Lincoln'ün kampa gelmemesi utanç verici" diye yorumladı. Zaten bu arkadaşımızın en büyük sorunu çeviride esnek olmak ile her şeyi kafasına göre yorumlamayı karıştırması.

* Kaybedilen bir maç sonrası Rijkaard, "kazanırken birlikte kazandık, bugün kaybederken de birlikte kaybettik" demişti. Tercümanı ise mağlubiyeti "bireysel hatalara" bağladı. Ne alaka?

* Hakemin ilk yarıyı erken bitirdiğini ve bunun da Galatasaray'ın rakibinin işine yarayıp yaramadığının sorgulandığı bir soruyu, Mert Çetin kardeşimiz "hakem oyunu çok durdurdu, bu rakibin işine yaradı mı?" diye çevirmişti.

* Emin olmadığım, sözlükten kontrol ettim diye belirttiğim olaya gelince. Lucas Neill'ın imza töreninde o vakitler Galatasaray'da kalıp kalmayacağı muallakta olan Kewell'ın durumu da gündemdeydi. Kewell'ın vatandaşını bulmuşken, medya hemen bazı soruları patlattı. O sorulardan biri de Kewell'ın sezon sonu bitecek sözleşmesi ve Neill'ın bunun yenilenmesi konusunda çaba sarf edip etmeyeceğiyle ilgiliydi. Tercüman arkadaşımız bu cümleyi sorarken, "Kewell'ın sözleşmesi sezon sonunda fesh edilecek" diye çevirdi. Kullandığı kelime "terminated".
Evet, aynen. "İ-na-na-mı-yo-rum Haşmet!".

* Bir de ısrarla tarzanca çeviri yapma hastalığı da cabası. Yorum yapmak şeklinde uydurduğu "make comment" olayı var. Cümlesi ise fiks, "Can you make some comments?".

* Rijkaard'ın fedakarlık yapmalıyız cümlesini (sacrifice), ne alakaysa "acı çekmek" diye çevirmişti. Acı çekmek özgürlükse, özgürüz hepimiz...



Bu liste daha böyle uzar gider. Aslında bu yazıyı sezon sonunda yazmak istiyordum ama derbi sonrası yaşanan çeviri problemiyle iyice ayyuka çıkan bu durum (bkz.Servet'in sözleri ve Rijkaard'ın bunun üzerine yorumları) için kayıtsız kalmak zordu. Şimdi, bu tercümanı savunanlar diyor ki, bu arkadaşın uzmanlığı İngilizce değilmiş. E, nedir yani bu? Bahane midir? Koskoca Galatasaray'ın Rijkaard'ın derdini tam anlamıyla aktarabileceği bir adamı hala bulamamış olması komedi değil midir? Yani bu iş şuna benziyor. Dandik Almanca bilgimle Daum'un tercümanı olduğumu ve yukarıdaki hatalarıma rağmen Fenerbahçe'de hala korunup kollandığımı düşünün. Sebep? Esas uzmanlığım İngilizce ve tabii ben iyi bir insanım. Ne güzel İstanbul ya! Bu işlerin bu kadar kolay olduğunu bilsem, zamanında kulisimi, yatırımımı ona göre yapardım.

Şimdi yine Süper Lig'deki takımlarda çalışan ama İngilizce dışındaki dillerde çeviren yapan tercümanlar arasında da komik çeviriler yapanlar vardır belki ama onları anlamıyorum ki. Bana bazen neden Fenerbahçe'deki Brezilyalıların tercümanı Samet'ten bahsetmiyorsun, diye soruyorlar. Neyinden bahsedebilirim ki? Hiçbir şey anlamıyorum. Lakin Rijkaard ve Mert Çetin arasındaki mevzu için üç beş kelam etmek hakkımdır herhalde. Onu da yazı boyunca yaptık zaten.

Tüm bunların yanında, Rijkaard'ın Mert Çetin için, "O, benim sadece tercümanım değil, aynı zamanda dostum" demiş olması da ayrı bir mesele tabii ki. Mevzu sadece yönetimle de alakalı değil gibi.

Bir de Mert Çetin'in nerdeyse her cümlesine, "baktığımız zaman" diye başlaması var ki, o da apayrı bir olay. Ayrıca hadiseyi "hatadır, olur öyle" diye geçiştirmek mümkün değil. Sıradan bir vatandaşın İngilizce konuşurken hatalar yapması normal karşılanır, ama bu arkadaşın işi bu. Ve yapacağı hatalar çalıştığı takımı direkt etkileyecek türden şeyler olabilir. Atıyorum; benim, vatandaş Ahmet'in, Mehmet'in vs. İngilizce konuşurken yaptığı hatalara en fazla gülüp geçeriz ama biz herhangi bir kurumu temsil etmiyoruz. Yahut işimiz tercümanlık değil. Böyle bir yükümlülüğümüz yok. Ancak Mert Çetin'in durumu farklı. Bunu iyi görmek lazım.

Muhtemelen bu yazı için, "çok biliyorsan sen yap bu işi" tepkileri verenler de olacaktır. Hepsine tek tek yorumlarda cevap yazmak yerine, buradan toplu cevap vereyim şimdiden. Blogda eleştirdiğim kişilerin yerine geçseydim, bugüne kadar şu meslekleri ya da işleri yapıyor olmam lazımdı; Kulüp başkanı, teknik direktör, futbolcu, basketbol antrenörü, yönetmen, edebiyatçı, Başbakan, Cumhurbaşkanı, milletvekili, Genelkurmay Başkanı, bakan, televizyoncu, gazeteci vs.
Gördüğünüz gibi eleştirdiğim kişilerinin işlerini yapmak zorunda olduğumdan çok işe girdim çıktım bugüne dek. Yoruldum artık. İlla bu iş için İngiliz dili okumuş birini tercih edeceğiz diyorsanız, sizi voodoo girl'e yönlendireyim o zaman.

Bu arada o kadar atıp tuttuk, artık birileri yapacağım ilk İngilizce hatayı dört gözle bekliyor olacaktır. Oradan da başımıza iş açtık ya neyse, olur o kadar...

Kalın salıncakla...

Not: Yazıyı en baştan sonuna kadar okuyan varsa, helal olsun. Bu kadar uzun yazıları okumak zordur. En azından ben çok zorlanıyorum. Ondan dedim.

Not (2): Yazıyı bitirdikten sonra aklıma geldi. Komik bir anımı anlatayım. Konuyla da ilgili. Lise 2'deyken dersaneye gidiyorum. Dersanedeki İngilizce hocası ise adeta ödev manyağı. Paso ödev veriyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de "en zayıf halka" tarzı bir oyunu oynatıyor bize. Herkes en az 3 tane eş anlamlı ve 3 tane zıt anlamlı kelime buluyor. Bunları bulduktan sonra, birbirimize sırayla kelime soruyoruz. Eş anlamlısını ya da zıttını bilen, sınıftan çıkabiliyor. Ders bittikten sonra oynuyoruz bu oyunu. Buna dikkat. Neyse, ben de listemi hazırladım. Kelimenin birine "tie" yazdım. Bağlamak, düğümlemek manasında. Onun zıttı içinse sözlükten kelimeyi (çözmek) direkt almışım ve "solve" yazmışım. Bu kelime çözmek demek ama sorun, problem çözmek anlamında. Boğaziçi'nde okuyan kuzenlerimin "lan olm, manyak mısın? bu nasıl zıtlık?" sorusu ve kahkahalarıyla hayata dönmüştüm o gün. Bir zamanlar ben de Mert Çetin'dim yani. Bu da böyle bir anımdır.

64 comments:

filhakika dedi ki...

bookmark eyledim, sabaha okurum :)

demiycem dedi ki...

konu guzel olunca direk okunuyor merak etme uzun yazilar .. (: yazinin en guzel yeri ingilizce yerine hollandaca bilen bir tercuman bulunmasi.. bir insanin kafasindakileri ana diliyle aktarmasinin cok farkli bir sey oldugunu dusunuyorum.. hic aklima gelmemisti bu acidan.. keske gozden gecirilse..

MuL€ dedi ki...

daha önce de hepimiz gibi sık sık karşılaştım ve bu adam hakkında yazmak da aklımdaydı bayadır..En son derbiden sonra dönüş yolunda arabada ntv radyo açıktı basın toplantısını veriyolardı rijkaard'ın özellikle çeviriyi de duyabilmek adına sesi açtım..O an yanımda kız arkadaşım vardı yaptığı hataları 8 e kadar sayabildik..Kağıt kalem olsa tek tek not alıp yer vercektim blogda..Rijkaard'ın dergilere,gazetelere röportaj vermemesinin de sebebidir bu adam..Ben olsam direk ana dili olan Hollandaca yada felemenkçe mi denir bilemiyorum o dilden çeviri yapacak birini getirirdim..Zira böyle olacağı başından belliydi..

tanjue dedi ki...

En okunmayacak yazın böyle olsun yahu. Çok güzel tespitler, güzel örneklerle açıklamışsın.. ben ki boğaziçi'nde hazırlığı geçicem diye göbeğim çatladı, 1 de sene kaybettim ve hala İngilizce'yi çözemediğimi düşünüyorum , ben bile yapmazdım şu hataları. Gelsinler elini öpeni götürsünler kulübe bizim okuldan:P Koskoca Galatasaray kulübünün nerdeyse bir senedir farkedemediği ve çilesini çektiği konuya bak yahu... Yazık ama ne demişler burası türkiye!

BT dedi ki...

Ellerine beynine sağlık. O tatile gidilen maç Tobol'du. Sezon başında not düşmüştüm bloga.
Galatasaray'ın bu sezon neden deplasmanlarda başarılı olmadığı da ortaya çıktı böylece.
Takım bütün journey lere vacation kafasıyla gitti demek ki:)

#14# dedi ki...

Uzun zamandır izledidikçe çok eğlendiğim bi ikiliydi mert-rikard ... çok güzel olmus... baktıgımız zaman :)

Armağan Özkaynakçı dedi ki...

bir çırpıda bitti valla sabah sabah işe başlamadan da iyi güldürdü

Ege dedi ki...

Bir Galatasaray'lı olarak, saol ve eline sağlık diyeyim yazı için..

Lincoln muhabbeti manşet olmuştu o dönem hatırlarsın. ''UTANÇ VERİCİ'' diye..

Böyle bir adam getirip takımın başına, fm teknik direktörlüğü yaptırıyorlar ya... İnanamıyorum.

varol döken dedi ki...

hepsini okudum, yarın istanbul'a gel sen ben tuncay, alper masada tartışalım, fenerbahçeliler gecesi var...

mert çetin tercümesi:

- did u read any book? can you make some comments about tuncik? lambuja alper is keeping good possesion, fenerbahçe is the greatest team on earth...

simon dedi ki...

öncelikle "beğenmiyorsan kendin yap" diyenler yüzünden memleket bu halde değilmi....bu doğru yoruma sallayan olursa yazıklar olsun.... ben bir galatasaraylı olarak olayı daha da öteye taşımak istiyorum.... mert çetin denen bu sempatik adam diyelim ki %100 doğru tercüme yapıyor hatta Rijkaardın demek istediklerini bile hissedip çeviriyor....ama özellikle son transferleriyle ve geçmişi ile bu kadar itibarı olan bir takım hocasının ana dilini konuşan birisini bulamazmı...baros'u kewell'ı dos santos'u getiren takım hollanda da yaşayan bir türk getiremez mi buraya en azından....genel türk zihniyeti işte.... detaylara verilen sıfır önem...

Emre Esin dedi ki...

3 ay fm oynasın. ne terminated ne kapanın ne de vacation der bi daha:)

Griffith dedi ki...

memlekette, işini doğru düzgün yapamıyor olsa bile eş-dost ilişkileriyle bir yere gelen insanların en tipik örneğidir bu çocuk. hala o görevde kalabilmesinin başka izahı yok.

Oğuz Öztürk dedi ki...

Samet Güzel'den daha iyisi var mı ? :)

valresnick dedi ki...

hangimiz mert çetin değiliz ki :)

Kaan Kavuşan dedi ki...

Gerçekten korkunç hatalar. Nette kendi çapımda çevirmenlik yaptığım için tamamını okudum. Adamın ana dilinde çevirmen tutulmaması anlaşılır gibi değil gerçekten de.

Temur dedi ki...

Lets praktis den!

Sportman dedi ki...

Konu ilgimi çekince bir nefeste okudum. Çok güzel bir konuya değinmişsin. Aslında ben bu durumu çok daha önce kendi blogumda yazmak istiyordum ama İngilizcem pek iyi olmadığı için, "Şöyle diyormuş", "Şunu şu şekilde dediğini söylüyorlar" vs. şeklinde bir yazı yazmak istemediğimden vazgeçmiştim. Bilen birinin konuyu ele alması güzel olmuş. Bence hem İngilizce'yi hem Türkçe'yi hem de futbolu iyi bilen bir tercümandansa, Hollandaca bilen bir tercüman bulunması daha iyi olur.

exRage dedi ki...

Aceto sayesinde okudum yazını.Bu konunun medya tarafından yeterince irdelenmemesi çok ilginç geliyor bana.Yani bu konu üzerine yazı dizisi bile çıkarılabilir.

exRage dedi ki...

Ha bu arada baştan sona dek okudum.Sürükleyici olduğunda okunur uzun yazı.Benim bir önceki cümlemdeki gibi devrik, sırf entellektüel görüneyim diye farklı cümle yapıları kullanırsan, yazdıkların sürükleyici değilse bir şey anlam ifade etmez.

bonaventure dedi ki...

rijkaardın o benim dostum dediğini nereden biliyoruz. nasıl olsa mert çevirmiştir o söylediğini de..
şaka tabii;)

Cem Kalay dedi ki...

Yazı gayet objektif olmuş. Satır aralarında, gelecek olumsuz yorumlara cevap vermenizede gerek yoktu bence.

Galatasaray'ın kanayan yarası bu sorun şu anda. Mert Çetin'in torpili mi var, varsa nasıl torpili var bilemiyorum :D ya da yönetim bu hatayı görmeyecek kadar aciz bu konuda, onuda bilemiyorum.

Gelecek sene için bu konu gözden geçrilmezse, kanayan yara büyük sorunlara yol açacak, bunun kokusunu alıyorum. Hatta kalan 7 haftada bile daha kötü şeyler olabilir !

Sinan Kolat dedi ki...

gerçekten bu adam inanılmaz biri. Servet ile Rijkaard'ın arasını tek başına bozdu ve GS yönetimi buna hala seyirci kalıyor. Bi de dil de Ingilizce, yani Ugandaca değil ki "elimizde az seçenek vardı, napalım" desinler.

Madem sen talip olmuyorsun :) ben oluyorum. Çatır çatır çeviririm, ayrıca daha iyi de arkadaşlık yaparım Rijkaard'a. Yeter ki şu Mert hıyartosundan kurtulalım :)

SirEvo dedi ki...

Beşiktaşlıyım ama bu Mert Çetin'e ekranda ne zaman denk gelsem takılıp kalıyorum. Sırf çevirilerini dinleyip gülmek için. Reykard'ın önüne geçmiş durumda adam GS'de. Enteresan vallaha. :D

Ha bu arada yazıyı baştan sona okudum. :P

Barakuda dedi ki...

çok güzel bir yazı, duyarlılık için de teşekkürler.. bu konu sene başından beri dillerdeyse de derbiden sonra iyice gündem tutmaya başladı fakat sorun bu yakınmaların ne kadarın ilgili kişilere iletilebildiği.. mesele sadece galatatasaray olayı değil.. bu adamın donanımından bütün türkiye yararlanmalı.. fener'e beşiktaş'a da aynı kalibrede bir isim gelip de aynı tip sorunları yaşasa itirazım da aynı yönde olurdu.. ki burada iş rijkaard'dan birşeyler kapamama olayı değil, bariz şekilde sahadaki oyunu etkileyecek yanlışlar barındırmasıdır.. skandal kelimesiyle dahi nitelendirilemeyecek bir konu bu.. burada birisi bu konuya dikkat çekmek için post atar, ben yorum yazarım, ama bir yaptırımı olmaz.. bu da beni deli ediyor işte.. hele ki ortada torpil vs gibi birşey varsa seneler boyu dövüneceğiz demektir daha..

ayrıca fenerli samet'in dediklerini zerre anlamasam da çevirileri yaparken zerre duraklamaması ve suratında çok net gördüğümüz rahatlık ifadesi bende kendisinin o dile çok iyi hakim olduğu hissini uyandırıyor.. hatta adriana lima'nın konuk olduğu var mısın yok musun'a brezilya'dan canlı bağlantıyla katılmıştı ve adriana samet'in aksanına ve dile hakimiyetine hayran kaldığını söylemişti.. gibi gibi.. fenerli samet'i kıskanacak duruma getirdi bizi işte bu rezilliğin sorumluları :)

T.G dedi ki...

Yazı uzun felan ama okutuyor kendini, akıcı...

Mert Çetin'in durumunu yönetim göremiyor mu?Bir iki kişi değil İngilizce bilen herkes bu durumu eletiriyor.

Acaba yönetimden birisinin akrabası felan mı?Dayı durumu mu var acaba??

T.G dedi ki...

Yazı uzun felan ama okutuyor kendini, akıcı...

Mert Çetin'in durumunu yönetim göremiyor mu?Bir iki kişi değil İngilizce bilen herkes bu durumu eletiriyor.

Acaba yönetimden birisinin akrabası felan mı?Dayı durumu mu var acaba??

Barış BAL dedi ki...

I want to make some comments about your writing :)

Yazı gayet güzel olmuş, en azından bir GS'li olarak beğendim yazınızı :)

Yorumlarınızda ve tespitleriniz de çok haklısınız.

NOT: Bu arada yazıyı sonuna kadar okudum. Aceto sağolsun...

Barış BAL dedi ki...

I want to make some comments about your writing :)

Yazı gayet güzel olmuş, en azından bir GS'li olarak beğendim yazınızı :)

Yorumlarınızda ve tespitleriniz de çok haklısınız.

NOT: Bu arada yazıyı sonuna kadar okudum. Aceto sağolsun...

Diego dedi ki...

yazı güzel olunca okunuyor ellerine sağlık

xaar dedi ki...

Yazinin sonunda "Not:" kısmını görünceye kadar uzun olduğu pek anlamadım doğrusu,ellerine sağlık öncelikle!!!

Yazdan beri bilinen bir olay artık iyice açığa çıkmış ve bardağı taşıracak bir noktaya gelmiştir.Bundan sonraki basın toplantilarinda bakalim Mert nasil bir ruh halinde olacak?

Hani bu İngilizceyi bir iki haftada öğreten hızlı paket programlar var ya hemen bunlardan birine katılmalidir Mert boş vakitlerinde!Upper Advance düzeyine getirmelidir İngilizcesini,tabii bu da yetmez.FM den de şöyle 4-5 sezon bitirdi mi bir takımın başında,iş İngilizcesini de kapmış olur,ondan sonra Kontrat bitimi,topa sahip olma ve vs. terimleri pek yabanci gelmez kendisine...

HaCiTo dedi ki...

şimdiiii;

bu konuda sanırım konuşabilecek kadar yetkili olduğumu düşünüyorum. hatta aceto blogda mesafe kat etme-koşma (distance covered) konusunda sıklıkla yapılan bir yanlışı düzeltmişliğimiz de vardır el birliğiyle.

3 yıl fubol federasyonunda çeşitli seminer ve kurslarda çalışmış, futbol federasyonunun UEFA B, UEFA A ve UEFA PRO lisans kurslarının hepsinde simultane ve ardıl olarak çeviri yapmış, Euro 2008'de sayın Terim'i çevirmiş bir Mütercim Tercümanlık mezunu olarak söz konusu arkadaşın özellikle İngilizceden Türkçeye çevirilerinin tek kelimeyle rezalet olduğunu söyleyebilirim. Rijkaard'ın sezon başında Lincoln için "It's such a shame he can't join us" sözünü "Aramızda olmaması utanç verici" diye çevirdiğini duyduğum anda notumu vermiştim kendine ne yazık ki.

Bu arada ben de çok iyi bir Galatasaraylı'yım, ama tam aksi yönde çalışmaktayım :)

Kader, yapacak bir şey yok!! Ama Flamanca konuşan bir tercüman bulunamıyorsa, sırf bir yöneticinin akrabası ve Rijkaard'la arayı kurdu diye önümüzdeki sene devam etmemesi gerekiyor bu arkadaşın. Futbolu bilen bir İngilizce tercüman bulmak oldukça zor -piyasanın yüzde 90'ına kadınların hakim olduğunu düşününce- ama en azından Mert'ten daha iyi birileri bulunabilmeli GS tarafından...

Zira şu ana kadar yapılan şeyin Ferrari alıp LPG taktırmaktan zerre farkı yok iletişim açısından!!!

sinem dedi ki...

valla yazıyı yaklaşık 5-10 dakikada bitirdim, hiç öyle sıkıcı uzun yazı tadında değildi, önce onu belirteyim.

ayrıca her tespitin çok doğru ve yerinde, keşke flying dutchman'in de andığı o savunma mekanizmasını yapmasaydın :) tercüman diye gezen şu salağı savunanlar bence bir daha düşünsün.

zaten bu bir grup zihinsel sorunlu taraftarın "ama galatasaray'ı seviyor" muhabbetini de hiç anlayamam. e ben de çok seviyorum, ben olayım tercüman? oda arkadaşım da mütercim tercümanlık okuyor, o da çok seviyor, o olsun? sabri'yi de öyle savunuyorlar ya, çok seviyormuş... yahu isterse sevmesin, yeter ki insan gibi orta açsın. 30 milyon tercüman, 30 milyon sağ bek çıkar şu memleketten sevmekle olsa.

ayrıca asıl bildiği dil portekizce ise gitsin brezilyalı futbolcularımızı çevirsin. rijkaard da ya aklın yolu biri seçip kendi dilinde konuşsun, yok illa ingilizce konuşcam diye ölüyorsa da bilen birini oturtsunlar yanına.

closer'ı kapanın diye çeviriyor adam yahu. var mı ötesi.

ağlama duvarı yaptım burayı da, kusura bakma :) ama güzel yazı olmuş valla, eline sağlık.

dominic molise dedi ki...

gs yandi en azindan milli takima cevirmen alinacakken umarim bu hususa dikkat edilir. hiddink ve servet cetin tartismasinlar, herkes gulsun eglensin.

Akay dedi ki...

ortaokul zamanı , o dönem anadolu liselerinde matematik fen bilgisi gibi dersler de ingilizce okutulurdu ve benim ingilizcem "mert çetin" sevyesindeydi. bu durumu gören babam ingilizce ders almam gerektiğini düşünmüş olacak ki bir hoca buldu.

hoca üniversiteye giden , itü de elektronik mühendisliği okuyordu sanırım, biriydi. bana ingilizce ders verdiği dönemlerde toshack2ın tercümanlığı teklif edilmişti ona. ancak çok teknik bir iş olduğundan dolayı kabul etmemişti.

şimdi düşünüyorum da keşke kabul etseymiş. hiç değilse ana dili ingilizce olan birinin çevirisini yapacaktı.

yani rijkaard'ın söylediklerini ortalama bir ingilizce bilgisine sahip olan ve 3-5 ay cm oynamış biri çok rahatlıkla çevirebilir. ama bu durum çevirinin profesyonellere yaptırılması gerektiği gerçeğini değiştirmez sanırım.

Ace Ace dedi ki...

Bende yazıdan Bülent bey vesilesiyle haberdar oldum. Kendisine teşekkürler.
Ancak burda birazda suçu Rijkaard'ta ve takım içindeki ingilizce bilen Türk futbolcularda da aramak lazım. Elbette Rijkaard Türkçe bilmiyor fakat takım içerisindeki oyuncuların uyarısıyla bu hataları düzeltme sansı vardı. Sonuçta Galatasaray klübü gibi Rijkaardta bu durumdan zararlı çıkan taraf. Kim bilir belki de Rijkaardta takım içersinde bu kadar az İngilizce konuşabilen oyuncu olmasına şaşırmıştır.
Yalanım olmasın ama hatırlayabildiğim kadarıyla Rusya'da bir klüp tüm alt yapıdan A takıma oyuncuların İngilizce kursuna gitmesi zorunluluğu getirmişti. Artık Galatasarayında buna ihtiyacı var sanırım

Koray Özdemir dedi ki...

Muhtemelen Mert'i orada tutan Rijkaard. Bir tercüman olarak başarılı olduğunu söylemek zor, çünkü Türkçe kurduğu cümlelerin bile bazen mantıksız olduğu görülüyor ("oyuncu ilginçse"). Bence bu adamın İngilizce, Türkçe şiir okuması, ezberlemesi, sevmesi gerek şiddetle.

S.Dyrn dedi ki...

Acaba Servete Sabriye Canere uzun top at talimatlarını bu mu veriyo rijkaard söylüyo diye.

Faruk Alpaslan dedi ki...

Takım kötü oynayınca direk Mert'e bakıp kıllanıyorum abi.

Paranoyak oldum lan

littleiv dedi ki...

uzun muzun bir çırpıda bitti :)

çok güzel olmuş yazı cidden, ne zamandır dikkatimi çekiyordu ama hataların toplu halde bulunduğu böyle bir yazı iyi olmuş. hakkaten yok mu galatasaray camiasına yakışır düzgün bir tercüman.

koray dedi ki...

baktığımız zaman çok yerinde ve okuması zevkli bir yazı olmuş. :)

Nerazzurri dedi ki...

Her uzun yazı böyle olsun be Hasan. Samet konusunda iki kelam da ben etmek isterim. İlk başlardan kesin kafasından sallıyor yani duygu ve düşüncelerini yoğun olarak çeviriye katıyor diyordum ama Adriana Lima, Var mısın Yok musun'a çıktığı zaman Roberto Carlos'la bağlantı kurulduğunda Lima, Samet için kim bu ne kadar düzgün Portekizce konuşuyor tarzında cümle kurunca ben de oturup kalmıştım. O yüzden Samet'e laf yok:)

Erdal Güngör dedi ki...

Tamam haklısın yazdıklarının sonuna kadar hepsine katılıyorum,ama ortaya şöyle bir soru çıkıyor "Gordon Milne Beşiktaşla üç sene üst üste nasıl şampiyon oldu?"

Cevabı yazında var,eğer Galatasaraylı futbolcular Rijkaardın tahtaya yazdıklarını anlamıyorlarsa yanlış meslek seçmişler.Rijkaardı anlamayanlar Skibbeyi de anlamadılar,ilerde gelecek hocayıda anlayamazlar!

bRn dedi ki...

Türkiye v Honduras milli maçı sonrası futbolcular röportaj için sıraya sokulurken yanılmıyorsam Arda ve Emre arasında ''baktığınız zaman'' temelli bir espri vardı, canlı yayında kopuyorlar ve spikere de (Ersin Düzen di herhalde) ne bu 'baktığınız zaman' dedirtmişlerdi.

Yazının başlığını görünce farklı yerden de merak uyandırdı. Sonrasında da işini kötü yapmanın ötesinde kötü bir duruma sahip genç bir adamı, zihinlerimizde daha da zor bir duruma sokmayan, usturuplu bir yazı okumak yazıdan alınan keyfi fazlalaştırdı.

Bahsettiğim maç sonrası futbolcuların döndürdüğü geyiğin esas oğlanı Mert Çetin mi acabanın üstüne, esas oğlanın geleceği de merak konusu oldu benim için.

Elalem medyayı kullanarak tüm dünya gündemindeki seçimleri kazanırken bizde seçim reklamları partinin kuvvetli ve fikir sahibi yetkilileri tarafından yapılır. Partinin (!) paracıkları korunurken ortaya rezalet işler çıkar, tabi kimseden ses çıkmaz. Yetersiz bir profesyonelin nasıl bu konumda olduğunu merak etmiyorum, konu Mert Çetin olduğunda da. Ses ne zaman çıkacak, nasıl duyulacak merak ettiğim bu.

Nathaniel Efendi dedi ki...

Hiç tasvip etmem forum klişelerinden ama yapmadan duramayacağım: +1

Eline sağlık, bu konu zaten kısa bir yazıyla daha net açıklanamazdı.

Kamon çiks!

shelbyl dedi ki...

Oncelikle "Uzun yazi okuyamiyorum" itirafiyla Turkiye toplumunun okuranlarlik orani dusuklugune deginmis olan ortega'ya tesekkurler. Ben de hep dusunurdum "Ulan o kadar aciklamayi yaziyorum, millet niye sadece ilk cumlemden elestiri yapiyor" diye :)

Konuya gelirsek... Yabanci bir ulkede belli bir sure kalmadan "Ingilizceyi ana dilim gibi konusurum" diyen insana inanmam. Ya inanilmaz bir dil yetenegi vardir, ya da kendisini "ana dili gibi konusuyor" saniyordur. TOEFL'dan 300 uzerinden 287 alip ABD'ye gelince kendimi Tanzanya'ya gelmis gibi hissettiydim, burada 1 sene sonunda Ingilizce espri yapabilmeye basladim. (Acun tarzi espri degil tabii, hiciv/kelime oyunu sekilde.)

Diyecegim o ki, Rijkaard'in bile cumlelerini dinlerken kendini ifade zorlugu cektigini anliyoruz, yoksa bir insan "we played well but" diye 3 defa tekrarlamaz ayni kalibi, en Essex'li adam bile demez onu. Onun yanina bir de Mert Cetin gibi bir adam koyarsan, rezalet olur bu is.

Ama bu bizim hastaligimiz, iyi niyet/tatlilik gorunce eriyoruz. Ertugrul Saglam'in kovulmasini "adam gibi adamdi" diye savunduk ya, ayni hikaye. Bir de es-dost boyutu vardir kesin bu isin, al sana kurumsalliktan zerre nasibini almamis bir kulup.

Mert Cetin'in orada "tercuman" sifatiyla durdugu her saniyeye yaziktir. Gitsin Rijkaard'in "kankasi" olsun, "motivasyonel koc"u olsun; ama lutfen cevirmeni olmasin.

Ortega dedi ki...

@S.Dyrn ,
Hahah... Olabilir hakkaten.

Sportman dedi ki...

Acaba kale vuruşunun nasıl kullanılması gerektiğini söylerken de "goal kick"i, "gol vuruşu" diye çeviriyor mudur? :) Benim aklıma da bu takıldı. :)

Kurt dedi ki...

Kız arkadaşım mütercim tercümanlık okuyor, staj arıyordu önereyim bari rijkaard a.

şaka maka çoğu blogda bu mevzudan bahsediliyor ama sanırım hiç bir yönetici ya da ilgili kimse blogları takip etmiyor. yoksa çoktan daha kalifiye biri tercih edilirdi. ayrıca tercüman efendi madem o kadar "iyi galatasaraylı" neden takıma zarar verdiğinin farkına varıp işi bırakmıyor? çok mu mutlu rijkaard ile?

son olarak eline sağlık gerçekten...

kutlu can dedi ki...

terminate fm de feshetmek anlamında kullanılıyor. onu doğru çevirmiş

linguisticsfc dedi ki...

abi come closer olayı bana biraz efsane gibi geldi o kadar da değildir ya xD, bu arada reejkard barcadayken de anadilini konuşmaz italyanca konuşurmuş.

Ortega dedi ki...

kutlu can ,
Soru da, "Kewell'ın sezon sonu bitecek sözleşmesi" diye sorulmuştu. Tercüman arkadaş ise fesh edilecek manasında "will be terminated" kullandı. Problem burada işte.

olurolur dedi ki...

Değindiğiniz listenin yarısına yakınına bizzat şahit oldum. Mütevaziliğiniz çok hoş tabi ama benim mühendislik ingilizcemle bile tonla hata yakalamak, basın toplantısına gülmek mümkün :)

super hero of bmx dedi ki...

Ya ben genelde çok takip edemiyorum futbol bloglarını, şans eseri denk geldim. Süper yazı olmuş, hatta verseler altına imzamı atarım. En çok katıldığım kısım da "iyi insan" kısmı, "olm öyle deme lan iyi kız aslında" muhabbetleri falan da olur ya, insanların artık iyi insan olmanın bazı şeyler için yeterli olmayacağını anlaması gerekli sanırım.

Geçenlerde peşpeşe yapılan Servetin ve Rijkaardın basın toplantılarını bileklerimi kesme arzusuyla sonuna kadar izledim. Servetin dediklerini tam olarak duyduğum için o çevirilere ağzım açık kaldı. Bir de o kadar avrupai kulüp havalarındayız ya asıl üzücü olan o.

Son olarak, her futbol tercümesi dendiğinde aklıma ntvspor'un galatasaray muhabiri gelir, ismini hatırlamıyorum arkadaşın, ama bir maç sonrası kewell'la bir röportajı vardır ki ben bulamadım nette videosunu, ısrarla öneriyorum, Mert Çetini öper başınıza koyarsını.

Rehavet dedi ki...

Ortega eline sağlık, yazıya çok emek vermişsin, çok da acar olmuş.

Lâkin endişelendiğim bi durum var, Galatasaraylı arkadaşlar bütün sezonun sorumluluğunu bu zavallı tercümanın omzuna yıkıp işin içinden çıkıvereceklermiş gibi gelmeye başladı bana, o kadar çok konuşuluyor ki. Hatta daha Türkçesini söyleyeyim, Rijkaard'ın dokunulmazlığı yüzünden ihaleyi yükleyecek adam ararken karşılarına çıkan Mert Çetin, hedeflerin de en kolayı gibi göründüğü için birdenbire öne çıktı GS-FB maçından sonra. Hani bizde, Deniz Barış ve Selçuk Şahin'e ihaleyi yıkıp işin içinden çıkan başkan-bahçeciler gibi.

Bizim başkan-bahçecilere hep söylediğimi burada da tekrarlayayım. İşe alınan adamın performansı yetersizse, o adama değil de onu işe alan ve tutan müdürüne şarlamak gerekir bence...

Mert Çetin ne yapsın şu halde, 'ben yetersizim' deyip istifa mı etsin?

Tolga YILDIZ dedi ki...

İşim gereği zaman zaman bende simultane tercüme yapıyorum ve ne kadar yabancı dili bilsenizde %100 konsantrasyon işi. Çünkü adam birşey anlatırken algınız dağılırsa konuya hakimiyetin verdiği güvenle o bölümü uyduruyorsunuz. Yazıyı okumaya başlamadan evvel biraz abartılı bir eleştiri yazısı olacagını düşünmüştüm ama "uzun uzun" okuyunca aslında haklılık payının yüksek oldugunu anladım. Aslında en büyük dezavantajı herkesin bildiği bir dili gözönünde çevirmesi. Bir de ana dili bilen bir tercümanı neden bulmaz GS anlamak güç. Skibbe'de ilk geldiğinde ingilizce konuşuyordu. Son GS-FB maçındaki Servet gerginliğiyse %80 tercüme etkisinden. Bu arada Fenerbahçe'de Daumun yardımcısı ve cevirmeni Almanya'da yetişmiş ve uzun yıllar Hollanda'da (NEC) forma giymiş birisi. Galatasaray için F.Rijkaard'ı ana dilinde konuşturmak gibi bir jest yapmak bu kadar zor olmasa gerek. Üstelik antrenmanda yaşandığı anlatılan örnekler bu durumun jestten öte olduğunu ortaya koyuyor. (This is how i made my comments... ;)

güven dedi ki...

hollandaca çevirmen bulamamak çok saçma anadili gibi yabamcı dil konuşabilen türk ararsan ya almanca ya hollandaca çevirmen bulrsun en gurbetçisinden

Ali dedi ki...

Öncelikle ortega, yazılarına yapılan yorum ortalamasını bilmesem de, bu kadar yorum alman bir göstergedir.
Yazının tekrarlar içermediği halde uzun olmasına sebep , yazının esas oğlanına fazla merhametli yaklaşman olmuş kanımca.
Neyse ki dil ile ilgili bir bölümde okumamışım. Eğer be nböyle bir yazıya kalkışmış olsaydım, bu işi yapmaktaki öncelikli hedefi para kazanmak olan -ki buna profesyonel deniyor- tercüman için daha sert konuşabilirdim.
Merak ettiğim iki konu var. İlki sınırların her geçen gün önemini yitirdiği spor dünyasında "Spor tercümanlığı" gibi bir eğitim alanı yok mudur ?
İkincisi "İyi adam" antrenman çıkışlarında 2 aylık bir hızlandırılmış ingilizce kursuna gitmeyi "mevkisine" mi yakışıştıramıyor? Yiğit Özgür'ün hızlandırılmış ingilizce kursu konulu karikakatürlene de selam olsun ;)

azapaza dedi ki...

ilk gördüğümde okumamıştım ama şimdi okudum :everything is something happened diyorum.

Beercholic dedi ki...

okudum, haber vereyim dedim..
eline sağlık :)

oguzhan dursun dedi ki...

gercekten kanayan yaraya değinmişsin hasancım, su anki takım yonetim futbolcu malzemeci vs herkesi değerlendirirsek en zayıf halka bu adam ikincisi de klup doktorları olur. Bu konudaki yazını da tez zamanda bekliyoruz. Bu mert olayına gelince bu konu daha onceden gundeme gelmiş amma velakin bu adamı nedense F. Rijkaard tercumanından ziyade arkadaşı gibi seviyormuş. Bu dostlugu hangi cumlelerle kurdu onu bilemiyorum artık:)

Adsız dedi ki...

Terminated'de nasıl bir sorun var anlamadım. İki olası durum var, ya ingilizceniz düşündüğünüz kadar iyi değil (ve termination of a contract gibi bir laftan haberiniz yok) ya da olayı iyi aktaramamışsınız.

Ortega dedi ki...

"Terminate" kelimesini kontrat için kullanırsanız bu, "feshedilmek" anlamındadır. Oysa Kewell'ın sözleşmesi sezon sonunda feshedilmeyecek, kontratın süresi bitecek. Bunun için kullanılması gereken kelime "expired" olmalıdır. Sanırım "fesih" kelimesinin anlamını bilmiyorsunuz ya da yazıda bahsedilen şeyi anlamamışsınız.

sinem dedi ki...

terminate feshetmektir. yapmayın etmeyin. expire da sona ermesidir. yani terminate'de henüz bitmemiş bir kontratı bir tarafın sona erdirmesi mevzubahisken, expire'da mevcut kontratın süresinin dolması ve bu şekilde sona ermesi, artık tarafları bağlayıcı özelliği olmamasıdır. daha nasıl anlatayım bilemedim.

ekarahan dedi ki...

@adsız, @ortega ve @sinem

Aslında nasreddin hoca fıkrasında olduğu gibi herkes (en azından bi parça) haklı. "will be terminated" yerine "will terminate" deseydi mert ve adsız da (bi parça daha) haklı olacaktı. Umarım ben de haklıyımdır.