Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 26, 2014

Klopp, Türk mantalitesi, Galatasaray'ın bir yıldaki antrenör değişimleri



Çarşamba günü Galatasaray'ı Arena'da Dortmund güle oynaya 0-4 yenerken maç sonunda çoğu kişi "bugün Dortmund'un 8 gole ihtiyacı olsaydı o kadar da atarlardı" diye düşünmüştür. Kendi liglerinde iyi günler yaşamayan Klopp'un öğrencileri Şampiyonlar Ligi arenasında aksine hayli iyiler. İlginçtir...

Her basın toplantısında ilgi çekici demeçleri olan Klopp'un İstanbul'da maç sonunda ettiği her cümle ayrı ayrı irdelenmeli. Türk futbolunun düzeleceğine dair umudum pek olmasa da bari bizi dışarıdan daha iyi görenlerin sözlerine daha dikkat kesilsek iyi olacak.

Şöyle dedi Jürgen Klopp bir cümlesinde: "2008'den beri Dortmund'da çalışıyorum. Benim başkanım ve yöneticilerim Türk mantalitesinde olsa buraya kadar gelemezdim." Elbette Alman liginde de istisna durumlar olmuştur. Kısa sürede gönderilen antrenörler vesaire. Lakin günümüzdeki realite ortada. Klopp bu demeci Galatasaray'a karşı verdiği için sadece Galatasaray özelinden bu duruma bakacak olursak adam çok haklı.

Bundan bir sene önce, daha doğrusu bir sene bir ay desek daha doğru, Galatasaray'ı Fatih Terim yönetiyordu. 24 Eylül 2013 itibarıyla görevine son verildi. Galatasaray'da kazandığı başarılar ve Türk futbolunun dünya çapında tanınan teknik adam isimlerinin en başında geldiği muhakkak bu ismin.

Yerine gelen Roberto Mancini ismi de hem İtalyan ve dünya futbolunda bilinen, saygı duyulan bir kişilik. Onun da çalıştırdığı kulüplerdeki başarıları ortada. Haziran 2014 tarihinde Mancini ile de yollar ayrıldı.

Onun yerine İtalya Milli Takımı'nı Dünya Kupası'nda idare eden Cesare Prandelli geldi. Diğer iki isme nazaran teknik adamlık kariyeri daha zayıf olsa da hem geldiği takım hem de yine dünya futbolunda yeri olan bir isim Prandelli de.

Şimdi Galatasaray (ve aslında Türk futbolu bu bahsettiğimiz) bir yılı biraz aşkın bir süre zarfında dünya piyasasında bilinen, önemli üç isimle çalıştı. Biriyle de hala çalışmakta ama dün yeni başkan seçen Galatasaray'da Prandelli'nin takımda kalıp kalmayacağı muamma.

Bahsi geçen üç isim... Kağıt üzerinde ne büyük zenginlik olması gerekir değil mi? Veya bu ne karmaşa birader mi denmeli?

İkisi de birden denmeli. Hem bunların futbol birikiminden yararlanacak durum oluştu çünkü hem de bu isimlere (Terim biraz istisna elbet) kendi futbol felsefelerini tam oturtacak zaman verilmedi. Sabırsızız zira. Ve çok şey bildiğini sandığımız yöneticilerimiz var ülke futbolunda. Değişir mi bu durum? Emin değilim. Yaşım 30.

20 yılı aşkın süredir durumlar hep böyleydi...

Cumartesi, Ekim 18, 2014

Kelimeler albayım, hangi anlamda kullanıyoruz onları?


Bir teknik adamın futbola dair konuştuğu; oynatmak istediğini ve oyunu okuma yetisinin en az yarısını gösterir. Aynı zamanda geleceğe nasıl baktığını da... Her ne kadar İngilizin de olsa dili ve edebiyatını okuduğumuzdan insanların kelimelerine çok takılan birisiyim. Kendi söylediklerim ve söyleyemediklerime de tabii.

Fenerbahçe'deki teknik direktör ve futbol aklı değişimini çok iyi özetleyen Galatasaray maçları sonrası iki farklı teknik adamın demeçlerine bakalım.

Tarih: 18 Ekim 2014
Maç sonucu: Galatasaray 2 Fenerbahçe 1

İsmail Kartal: "Haddimizi bilerek oynadık", "Alves'in kırmızı kartı kazanma hırsından".

Tarih: 10 Kasım 2013
Maç sonucu: Fenerbahçe 2 Galatasaray 0

Ersun Yanal: "Biz şampiyon olacağız. Diğer takımlar sıralamayı belirlesin."

***

Ve bir ekleme yapmak gerekir Ersun Yanal'ın sözüne. O iddiasını sezon başında demişti ilk olarak. Derbi sonrası bir daha hatırlattı sadece.

Had bildiren durumundan haddini bilen takıma geçiş. Hem de bunu camianın içinden çıkan, bu formayı yıllarca giymiş biri söylüyor. Amacı başkaydı, başka bir şey anlatıyordu savunmalarını geçelim. Fenerbahçe teknik direktörü nerede ne konuşacağını bilecek. Mesele sadece dış görünüşten yahut topçuların sizi sevmesinden ibaret değildir.

Salı, Kasım 26, 2013

Veselinoviç'in isyanı

Fotoğraf 1989'un Tercüman gazetesinden. Fenerbahçe teknik direktörü Veselinoviç kazanılan maçlardan sonra yapılan "şike" iddialarına Galatasaray göndermeli cevap vermiş.

Galatasaray'ı efsanevi 4-3'lük skorla deviren Fenerbahçe'nin bir sonraki idmanından bir kare var fotoda. Maçın yıldızı Hasan Vezir elbette başrolde.

foto: Demirhan Derya Demir'in arşivinden alıntıdır.

Salı, Nisan 09, 2013

Gündeme gelişine vole


Salih uçarken

Salih Uçan ismi şu sıralar çoğu Fenerbahçelinin dilinde. Gelecek vaad eden genç yeteneklerden bir şeyler beklemeyi bırakmıştı taraftar, ta ki Aykut Kocaman'ın göreve gelmesiyle bu durumun değişmesine kadar. Kocaman, takımla birçok başarıya imza atarken bir yandan da Fenerbahçe'nin geleceğini oluşturma çabalarında. Ve bu süreç meyvelerini ciddi ciddi vermeye başladı artık. Bunlardan en meşhuru da son haftalardaki performansı ve skora katkılarıyla Salih Uçan tabii ki. Salih daha transfer edildiğinde "bu kadar para eder mi?"den tutun, "Fenerbahçe yine bir genç yıldızı yok edecek" klişesine kadar türlü türlü yorumlar yapıldı. Onunla daha önce çalışmış teknik adamlar ve genç yetenekleri takip edenler bu ismin üzerinde özel duruyorlardır lakin burası Fenerbahçe'ydi. İlk hatada ne vaad ederse etsin bir genç yeteneğin yok olma sürecine girmesi kaçınılmaz olabilirdi. Salih'te de böyle bir durum söz konusu olabilirdi, fakat şansına takımın başında Aykut Kocaman vardı ve buna ek olarak takımdaki bazı sakatlıklardan dolayı Salih'e fırsatlar doğmuştu. Mesela Meireles'in hem Süper Lig'de hem de Uefa Avrupa Ligi'ndeki cezalı maçlarında yerine zaman zaman forma şansı bulan Salih hem iyi oynadı hem de takımı sırtladı. Ve bu genç bunları yaptıysa sadece "şanslı" deyip geçmek doğru olmaz herhalde. Kumaşı çok iyi, eğer akıl hocaları da iyi yönlendirirse Fenerbahçe'nin Salih'i elde tutması zor olacaktır. Zaten şimdiden herkes Türkiye'de gerçekleşecek U20 Dünya Kupası'nın dört gözle bekliyor.

Terim'in hareketleri ve olası cezası

Fatih Terim saha kenarındaki sinirli hareketleriyle bilinen bir isim. Bu özelliği o kadar ön plandaki bazen takımını taktik anlamda yönetme tarzından ziyade, maç öncesinde ve esnasında saha kenarında takımını motive edebilmesiyle daha meşhur biri olduğuna dair yorumlar artık daha fazla. Zaten çalıştırdığı takımlardaki oyuncular da zaman zaman bu konuya dair anılarını anlatıp durur. Terim'in hakkını yiyor gibi de algılanmayayım elbette, bunca başarı sadece motivasyonla olamaz elbette taktik artılar da cabasıdır. Sezar'ın hakkı Sezar'a. İşte tam bunu söylerken gerek Galatasaraylılar gerekse de Terim'i her koşulda destekleyen diğer kişiler bilmeli ki onun saha kenarında veya dışında yaptığı bazı hareketler çok antipatik duruyor. Bugüne kadar bir şekilde savunulan hareketleri olmuştu ancak son Mersin maçında önce hakemin üzerine yürümesi, sonra da saha görevlisi ve yayıncı kuruluş kameralarına yaptığı hareketleri görünce Terim'in hala savunulmasına şaşırıyorum (evet, hala savunan var). Savunan güruha tek sorum var; bir an için Terim'in sizce haklı olduğunu unutun ve kendinize şu soruyu sorun, o hareketleri Terim değil de başka biri yapsaydı gözüne çok rahatsız edici gelmeyecek miydi? Öyle değil mi? Hatta belki de söylenecektiniz. Bunu kendinize itiraf etmelisiniz. Onca hareketin yanında maç sonrası kurullara ve 3.şahıslara tehditler de ayrı bir mevzu. Ve tüm bunların üstüne Lig tv'ye çıkma işini kulüp yöneticisi ayarladığı halde "siz çağırdınız diye geldim, planlanmış bir şey yok yani" cümleleri. Olay iyice komediye döndü. Şu aşamada merak ettiğim tek şey bir ceza verilebilecek mi Terim'e? Verilirse ne kadar olacak? Terim'in tribünde olduğu maçlarda zorlanan Galatasaray önümüzdeki maçlarda neler yapacak vs.

Aybaba'nın Oğuzhan takıntısı

Samet Aybaba'nın Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu kadrolarının ve kamuoyu etkilerinin yanında Beşiktaş'la 'FEDA' sezonunda yaptıklarını başarılı bulmakla beraber, yaptığı bazı işlerle takımını geriye götürdüğünü düşünüyorum. Birçok şey konuşulabilir ancak sadece Oğuzhan meselesine değineyim. Oğuzhan gayet yetenekli bir isim. Aybaba ise her fırsatta ya oyuncusunu medya önünde azarlıyor ya da jest ve mimikleriyle onu demoralize ediyor. Bu oyuncuya neden bu kadar takmış anlamıyorum. Dünkü Bursaspor maçının ilk yarısını izledim. Beşiktaş'ın kötü görüntüsünün tek sebebi Oğuzhan'mış gibi saha kenarından sürekli ona bağırdı çağırdı. Ve oyuncu da haliyle iyice pıstı kaldı oyunda. Bir Fenerbahçeli olarak eğer Aybaba sezon sonuna kadar Beşiktaş'ta kalacaksa bi Sezer-Oğuzhan takası olur mu beklentisinde olacağım. Sezer'den Fenerbahçe'ye hayır gelmeyecek gibi, keza Oğuzhan'ın da Aybaba varken Beşiktaş'ta işi zor. Mantıklı bir takas olur kanaatindeyim.

http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/gundeme-gelisine-vole-133

***


Not: Bundan sonra fırsat buldukça gündeme dair karalayacağım bu tarz yazılar. Başlanıgıcı klasik biçimde "3 Büyükler" denen takımların gündemiyle yapmak pek hoş olmadı aslında ama ilklerin günahı olmaz diyeyim. Önümüzdeki yazılarda daha kıyıda köşede kalmış mevzulara değiniriz.


Perşembe, Nisan 04, 2013

Hacı abi, bizde klişe söylemdir bu


Huffingtonpost'un İspanya'yı takip eden İngiliz gazetecisi Richard Martin'in Real Madrid - Galatasaray maçının hemen ardından twitter'da yazdığı yorum. Fatih Terim'in maçın hakemini eleştirmesi üzerine, adam hem komik hem de yerinde bir tespit yapmış. Lakin adam ecnebi olunca bizi pek bilmiyor tabii. Halbuki şunu bilse; bu cümleler bizim ligde maç kaybeden teknik direktörlerin klişe laflarındandır. Aşağı yukarı herkes söyler. "Ben hakemler hakkında konuşmayı sevmem, onlar hakkında hiç konuşmam ama..." Türkiye liginde antrenörlerin en çok söylediği sözler diye bir liste yapılsa, ilk 3'e rahat girer. El oğlu bilmiyor...

dip not: Galatasaray'ın bu maç özelinde hakemden yana dert yanmaya hakkı olduğunu düşünüyorum öte yandan, onu da belirteyim.

Cumartesi, Mart 16, 2013

Real Madrid: Tam bir kapalı kutu


Kurayı değerlendiren Abdurrahim Albayrak, "Hocamıza inanıyorum ve güveniyorum. Çünkü hocamız Real Madrid'i çok yakından tanıyor. Zaten Mourinho ile de her hafta görüşüyor hocamız. İkisi de iyi arkadaş ve dostlar. Takımımıza güvenimiz sonsuz" demiş.

Türkiye'de Fatih Terim kadar şanslı insanlar yok. Onlardan biri benim mesela. Yeni bir hd receiver aldım. Ayarlatmayı unutmuşum. İspanya ligi maçlarında Ntv ve Ntv Spor'a şifre giriyor. Üşenmekten düzelttiremedim de bu durumu.

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Hamit Altıntop çalım mı?


Türk spor medyası herhangi bir transfer döneminde iki büyük kulüp bir topçunun peşinde koştuğu vakit, ikisinden biri öne geçip o oyuncuyu transfer ettiğinde hemen "çalım" başlıkları atmaya başlar. Bu bir klişedir. Bu 'çalım' ile övünen taraftarlar da vardır, bunu pek önemsemeyenler de.

Yeni 'çalım' haberinin başrolünde elbette ki Hamit Altıntop var. Hamit Altıntop, her transfer dönemi medya tarafından Türkiye'ye getirilmeye çalışılan bir isimdi. Nihayetinde bu beklenti gerçekleşti. Ülke futboluna dışarıdan bakıldığı zaman, en makul yorum ve tespitleri yapan bir oyuncu Hamit. Google'da Hamit Altıntop'un geçmişte Türk futboluyla alakalı verdiği röportajları incelerseniz, bunu net görürsünüz. Futbol temeli, bilgisi ve kadro için 'joker adam' olma özelliğiyle Hamit, şu transfer döneminin en önemli hamlesi olarak değerlendirilebilir. Yaşı, kendisine ödenilecek toplam ücret gibi konular tartışmaya açıktır. Fenerbahçe'nin, bilhassa Aykut Kocaman'ın bu konuda (yıllık ücret) gösterdiği hassasiyet anlaşılır bir tutum. Lakin şöyle de bir gerçek var; Fenerbahçe'nin muhtemelen önümüzdeki sezon şampiyonluk yolundaki en ciddi rakibi olan Galatasaray'ın orta sahasında Selçuk İnan, Melo (sorun çıkmazsa tabii) ve Hamit Altıntop olacak. Geçtiğimiz sezonda Selçuk-Melo ikilisinin ligi çoğu maçta nasıl domine ettiği ortada. Keza Fenerbahçe maçlarında da (son şampiyonluk maçı hariç) bu ikili yine oldukça başarılıydı. Şimdi bu tutmuş düzene eklenecek bir Hamit Altıntop ismi Galatasaray'ı orta saha açısından bir adım öndeyken, bir adım daha da ileri atacaktır.

Bu transfer sonrası Fenerbahçe adına karalar bağlama durumu olmalı gibi algı oluşmasın tabii, ancak orta saha kuvveti ve Hamit'in birçok mevkide oynayabilme yetisi göz önüne alınarak işin Fenerbahçe cephesinden nasıl görünmesi gerektiğinin altını çizmek de fayda var.

Fenerbahçe'de o bölgenin -her ne kadar sorunlu karakterine rağmen- en iyi yerli oyuncusu vardı. Gayet anlaşılır sebeplerle Emre Belözoğlu, Aykut Kocaman'ın çok istememesi nedeniyle takımdan uzaklaştı. Yerine daha çok defansif meziyetleriyle ön plana çıkan bir Mehmet Topal transferi gerçekleşti. (ki azımsanmayacak bir hamledir elbet) Lakin tek başına ne Emre'nin boşluğunu doldurabilir ne de Galatasaray'ın o üçlüsüyle şampiyonluk yarışında ve Fenerbahçe'nin Avrupa sürecinde bütün yükü taşıyabilir.

Fenerbahçe, basına yansıdığı kadarıyla orta alana takviye yapacaktı zaten. Hamit olmayınca bu isim herhalde yabancı bir oyuncu olacak. Onun da kim olacağı kısa bir süre içinde netleşir herhalde.

Velhasıl kelam, en baştaki konuya geri dönecek olursak; Hamit Altıntop ismi Fenerbahçe'nin en başından beri ilgilendiği bir isim olmadığından bu transfere 'çalım' demek tam anlamıyla doğru olmaz. Ancak bu transferle Galatasaray orta alanının zaten bir adım önde olması, bir adım daha eklemesi bab'ından bir 'çalım' olarak yorumlanabilir.

Cumartesi, Nisan 14, 2012

Dünden bugüne Diana Taurasi


Dün: Fenerbahçe kadın basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi, Galatasaray taraftarına hareket çekiyor.


Bugün: Galatasaray kadın basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi, Fenerbahçe taraftarına hareket çekiyor.

***

Büyük yetenek olmak mümkündür, öyle hatırlanmak da; ancak büyük insan olmak, öyle hatırlanmak için büyük yetenek olmak yetmiyor.

Cuma, Haziran 17, 2011

5'te 5

Galatasaray'ı deplasmanda 91-88 yenerek seriyi 4-2 kapatan Fenerbahçe Şampiyon!!!
5'te 5 istiyorduk, Allah gönlümüze göre verdi.
Helal olsun sizlere.

Türkiye Futbol ligi şampiyonu: FENERBAHÇE
Türkiye Erkekler Basketbol ligi şampiyonu: FENERBAHÇE
Türkiye Kadınlar Basketbol ligi şampiyonu: FENERBAHÇE
Türkiye Erkekler Voleybol ligi şampiyonu: FENERBAHÇE
Türkiye Kadınlar Voleybol ligi şampiyonu: FENERBAHÇE

Cuma, Mayıs 27, 2011

Diyet Ödenmeye Devam Ediyor: Orhan Şam Fenerbahçe'de

görsel: gsbasket.org

Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe'de forma giyen dünyaca ünlü basketbolcu Diana Taurasi'nin bir maç sonrası kendisinden alınan numunenin incelenmesiyle idrarında yasaklı maddeye (modafinil) rastlandığı açıklanmış ve bu olay Türk spor kamuoyunda çok büyük bir yankı bulmuştu. Daha sonra olaya müdahil olan olmayan herkes konuya dair fikir beyan etti elbette. Taurasi ve Fenerbahçe cephesi bir yanlışlık olduğunu iddia ederken, bunun aksini söyleyenler de mevcuttu.

Aradan belli bir zaman geçtikten sonra önce Taurasi'nin aklandığı görüldü. Oyuncunun final serisi için Fenerbahçe'ye döneceği iddia edildi ama bu gerçekleşmedi. Final serisinde Galatasaray'ı deviren Fenerbahçe 6. kez üst üste şampiyon olurken; Galatasaray cephesinde bu şampiyonluğun, doping yapan Taurasi'nin diyeti olduğunu iddia edenler vardı. Onlardan biri de GsBasket sitesiydi. Yukarıdaki görsel de GsBasket sitesinden alıntı zaten (kendilerine teşekkür edelim yeri gelmişken). Aynı sitenin forumlarında Taurasi'yi aklama operasyonunda Amerika'nın (Amerikan başkanının diyen de vardı) devreye girdiği de iddia edilmişti. Hatta Taurasi'yle birlikte Gençlerbirliği'nden Orhan Şam ve Karsspor'dan Ali Mesut'un da bahaneyle aklandığı ileri sürülmüştü.

Velhasıl kelam yine aradan belirli bir zaman geçti. Önce Taurasi Galatasaray'la anlaştı. Bugün de Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav, Orhan Şam'ın transferi konusunda Fenerbahçe'yle anlaştıklarını açıkladı. Son anda bir pürüz çıkmazsa önümüzdeki sezon Orhan Şam Fenerbahçe forması giyecek.


İlk bakışta bu transfer size normal görünebilir. Ama yapboz'un parçalarını dikkatlice incelediğinizde GsBasket sitesindekilerin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu? Doping yapan Taurasi'yi kurtaran Amerikan lobisi, arada bahaneyle kurtardığı Orhan Şam'ı da bugün Fenerbahçe'ye hediye etti diyemez miyiz? TBF ve TFF de bu oyuna ortak olmuş durumdadır.

Bütün bu olup bitenden sonra, "diyet ödenmeye devam ediyor" denmez de ne denir? Sorarım size a dostlar...

Cuma, Nisan 15, 2011

Seni Pamuklara Sarmalar Sararız


Yalanlanan her haberde bir gerçeklik payı ararım. Komplocuyum, enginlere sığmam taşarım. Çoğunlukla oyuncu ya da yönetici aslında medyaya konuşur, anlatır bu tip mevzuları; ama sonra "yok öyle bir şey" ayaklarına yatar da ondandır bu düşüncem.

Aşağıda, Milliyet gazetesinin internet sayfasından alınmış bir haberden küçük bir bölüm var.

***

“Kapılarımız Arda’ya her zaman açık. Yeter ki Fenerbahçe’ye gelmek istesin” ifadelerini kullanan Fenerbahçeli bir yönetici ardından şunları ekledi;
Biz Arda’yı pamuklara sarar koruruz. Fenerbahçe camiası kendisine her zaman sahip çıkar. Sarı-lacivertli forma altında çok mutlu olur.”
Bu ifadeler Fenerbahçe’nin böyle bir transfere ne kadar istekli olduğunu gösterirken, aynı yönetici, “Arda’nın transferi tepki doğurmaz mı? Fenerbahçe taraftarı bunu nasıl karşılar?” sorusu üzerine de “Emre de yıllarca Galatasaray’da oynadı. Şimdi Fenerbahçe’de en mutlu ve olgun günlerini yaşıyor. Büyük camiamız Arda’yı da kucaklar. Bir sıkıntı yaşanacağını düşünmüyoruz.”

***
Haber doğruysa da yalansa da, yukarıda cümlelerde haklılık payı mevcut.

Fenerbahçe'ye Beşiktaş Kapalı'sıyla birlikte küfür eden Tümer Metin'i...

Galatasaray'da oynarken Fenerbahçeli taraftarla kavga eden Fatih Akyel'i...

Galatasaray'da oynarken bir maçta yardımcı hakeme; "Ne biçim hakemsin sen? Fenerli misin yoksa? Nasıl düdük çalıyorsun?" diye diklenen Emre Belözoğlu'nu...

Fenerbahçe'ye transferi gerçekleşmeden önce Beşiktaş formasını öpüp, "500 milyon verseler de Fener'de oynamam, Beşiktaşlıyım" diyen Mehmet Topuz'u kabullenen, hazmeden, sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi bu oyuncuları baş tacı eden ciddi bir grup varken Fenerbahçe seyircisi arasında; Arda Turan'ı mı kabul etmeyecek Fenerbahçe müşterisi, aman pardon seyircisi?

Neymiş efendim; Semih'in derbide boğazını sıkmışmış, Baroni'nin üzerine yürümüşmüş, antremana ziyarete gelen bir adamın telefon melodisi Fenerbahçe marşı çaldı diye şöyle olmuş da böyle olmuş da... Geçiniz!

İsmini vermeyen bir yöneticimizin dediği gibi; büyük camiamız Arda Turan'ı da kucaklar yahu! Çok mu zor? Kabullenemeyen, bu olası transferi hazmedemeyeceğini iddia edenler var. Onlar da benim gibi eski kafalı ne yazık ki. Tutturmuşuz bir, "Arda Turan Galatasaraylı Arda olarak kalsın, Semih Şentürk de Fenerbahçeli Semih kalsın" romantizmine arkadaşlar. Ne olacak bizim bu halimiz? Endüstriyel futbol diye bir şey var arkadaşlar. Hazmedeceksiniz diyor. Hazmedeceğiz artık.


Bütün bu yazıdan sonra hala hazım problemi çekiyorsak, ismini vermeyen sayın yöneticimiz bizlere soda gönderecektir. Bu konuda da müsterih olunuz.

Sevgiler
Eski kafa bi' Fenerbahçeli

Pazartesi, Mart 21, 2011

Deplasman Yasağı Yerine


Derbinin çirkin rakı şişesi konusunu, derbinin güzel konuğu Toshack’ın ağzından dinleyebildiniz mi bilmiyorum. Dün gece CNN Türk’e konuk olan Galli teknik adama, “derbilere rakip taraftar getirilmeli mi” sorusu yöneltildi. Toshack’ın cevabı manidardı: “Derbiye rakı şişesi getirilmese daha güzel olmayacak mı?”

Uğur Meleke'nin "Derbide Şaşırtan 10 Şey" başlıklı yazısından alıntıdır.

Cumartesi, Mart 19, 2011

Yeni Stad Eski Tarife

Gönülden geçen elbette hem şampiyonluk yolunda önemli bir virajı daha atlatmaktı, hem de Galatasaray'a yeni stadında ve oradaki ilk derbide ilk mağlubiyetini yaşatmaktı. Gönlümüzer göre oldu. Çok güzel oldu.

Semih'i orada boş bırakırsan, cezayı keser zaten.

Ve çok büyük topçusun Doktor!

Pazartesi, Mart 14, 2011

Galatasaray-Fenerbahçe (Derbi Öncesi)

Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki rekabet Türk futbolunun şüphesiz en çok konuşulan rekabeti. Bu iki ezeli rakip hangi spor dalında karşılaşsa, bir şekilde iki takımın taraftarları da oraya gidip takımlarını sonuna kadar desteklemeyi ve müsabaka sonunda ezeli rakibini yenmenin coşkusunu kutlamak ister. Tabii bazen iki kulüp yönetiminin ortaklaşa aldığı o garip deplasman seyircisi yasağı kuralını saymazsak...

Futbolun çok konuşulduğu bu ülkede çok konuşulan bu rekabetin en çok konuşulduğu haftalar tabii ki futbolda bu iki ezeli rakibin karşılaştığı dönemler oluyor. Yine öyle bir haftaya girildi. Gerek hafta boyunca, gerekse de maç sonrası bir müddet bu derbi ve maçla alakalı tüm detaylar konuşulacak. Bu yazıda da maçın öncesine dair meseleleri irdeleyeceğiz.

Öncelikle bu derbi birçok açıdan ilginç olacak. Bunlardan biri de şüphesiz Galatasaray'ın yeni stadındaki ilk Galatasaray-Fenerbahçe derbisi olması. İki takım bugüne kadar farklı stadyumlarda, farklı şehirlerde maçlar yaptı ama ilkler özeldir düşüncesiyle bakarsak, çok ayrı değerlendirilecek bir maç olacak bu sebeple. İki taraf da maçı elbette kazanmak istiyor ama Seyrantepe'deki ilk maçı kazanmak daha bir anlamlı olacağından takımların maça hazırlanma aşamasında itici güç olabilecek etmenlerden biri de bu olacaktır dense, yanlış bir söz söylenmiş olmaz.

Ve yine stadyumla alakalı söylenebilecek başka bir şey ise; Galatasaray'ın Seyrantepe'de henüz maç kaybetmemiş olması da önemli bir detay. Galatasaray taraftarı belki de takımın genel görüntüsü itibariyle bunu şu an çok önemsemiyor olabilir ama bu önemli bir veridir. Öyle ya da böyle Galatasaray için avantaj hanesine eklenebilir maddelerden biridir. Tribündeki taraftarın maçın başlama düdüğüyle birlikte takımına destek vermesi olasılığıyla birlikte değerlendirildiğinde yine önemli bir avantajdır. Bahsedilen şeylere katılmayacak kişiler olacaktır elbet. Ama unutulmamalıdır ki; bunlar bir çeşit öngörüden ibaret. Kesin böyle olur mantığıyla kurulmuş cümleler değildir. Zaten derbilerde, her ne kadar öncesinde kağıt üzerinde avantaj olarak görülen şeyler yazılsa ve söylense de daha çok sürpriz diye tanımlanabilecek şeylerin yaşanma ihtimali azımsanmayacak kadar dikkat çekicidir.

Futbolun esas olduğu yere, yani saha içerisine dönecek olursak; Galatasaray medyanın şu sıralar kullanmayı çok sevdiği o söylemle "tarihinin en kötü sezonlarından birini" yaşamakta. Peki bu durum derbide sahaya ne kadar yansıyabilir? Öncelikle cuma gecesi Galatasaray'ın başında hangi teknik adamın saha kenarında olacağı konusu net değil. Bu yazının yazıldığı saatlerde takımın başında hala Hagi vardı ama spekülasyonlara bakılırsa, Hagi'nin yerine Tugay Kerimoğlu'nun takımın başında sahaya çıkma olasılığı da mevcut. Galatasaray sahaya Hagi önderliğinde çıkarsa, son haftalardaki bilindik tertibiyle sahada olacaktır. Bu Fenerbahçe için bir avantaj olur. Galatasaray'da şu an saha içinde düzensizlik düzen olmuş durumda. Ve ek olarak takım fazlasıyla kırılgan. Mesela en son maçta 2-1 öndeyken, üç dakika içinde yenilen 2 golle maçı 3-2 kaybetmelerinin en önemli sebeplerinden biri şüphesiz bu idi. Benzer sıkıntıyı sezonun ilk yarısındaki deplasmanlarda Fenerbahçe de yaşıyordu ama ikinci devre bu görüntünün tam aksi bir durum var. Galatasaray'da bir başka tartışmalı konu da kaleci Zapata'nın formsuzluğu. Gerek yan toplarda gerekse de uzaktan şutlarda büyük hatalar yapan bu kaleci, derbide Galatasaray'a ciddi sıkıntılar yaşatabilir. Fenerbahçe'nin duran toplardan bulduğu goller ve Alex, M. Topuz gibi isimlerin uzaktan deneyeceği şutlarla Zapata zor anlar yaşayabilir.


Galatasaray'ın bu maçta tam olarak hangi felsefeyle oynayacağı konusuna dair net yorumlar yapmak zor. O konu net olsa, artılar-eksiler daha rahat irdelenebilir zaten. Önce savunma mı düşünülecek veya hücum ağrılıklı mı oynayacaklar gibi... Yine de Hagi'nin oyun mentalitesi aşağı yukarı belli olduğundan, daha çok savunma üzerine kurulu bir futbol beklemek mümkün olur herhalde. Orta alanı da kalablık tutmayı amaçlayacaktır Hagi. Zaten antrenör olarak çıktığı Fenerbahçe maçlarında daha çok böyle oynamayı tercih etti. Ortayı kalabalık tutmanın yanı sıra oraya sert oyuncuları da monte ederek Fenerbahçe'nin orta saha direncini bozmak isteyecektir. Fenerbahçe'de Emre'nin sakatlığı sonrası o bölgede rakibin baskısına aynı sertlikte yanıt verecek oyuncu sıkıntısı yaşanabilir. Burada eğer oynarsa Selçuk önemli biri isim olacak. Bu oyuncunun derbi maçlarda ayrı bir motive olduğu gerçeğini de düşünürsek, Selçuk şayet oynarsa Fenerbahçe adına bu maçta hayli önemli bir oyuncudur.

Bu sezon bilhassa ikinci devredeki maçlarda kanatları daha iyi kullanan taraf Fenerbahçe. Dia veye Stoch'un oynaması durumunda Galatasaray'ın sağ tarafı defansif anlamda hayli zorlanacak gibi duruyor. Bu bölgeden yapılması muhtemel Galatasaray atakları da bu yüzden sekteye uğrayabilir. Yine Gökhan Gönül'ün geriden yaptığı bindirmeler Galatasaray'ın sol tarafında bayağı sıkıntıya sebep olabilir. Kanatları istediği şekilde kullanabilen bir Fenerbahçe, Galatasaray'ı çok zorlar. Fenerbahçe'nin maç öncesi önemli avantajlarından biri budur.

İki takımın geri dörtlüsü üzerine birkaç kelam etmek gerekirse; burada Fenerbahçe daha ağır basan taraf. Gerek ligin ikinci devresinde ortaya konan performans gerekse de bireysel olarak değerlendirildiklerinde ligin en kaliteli isimleri olması hasebiyle Fenerbahçe'nin geri dörtlüsü şu anki Galatasaray savunmasının birkaç adım ötesinde. Kaleci Volkan'ın son haftalardaki performasını da buraya ek olarak not düşmek lazım bir de.

Galatasaray'ın hücumda Baros'u ne kadar etkin kullabileceği de bu maç için önemli bir soru.
Keza Arda'nın oynayacak olması ve sahada ne derece etken olacağı da (bilhassa fiziksel anlamda) ibreyi Galatasaray lehine çevirecek etmenlerden biri olabilir. Fenerbahçe'de ise Alex ve Niang ikilisinin skora yaptıkları harikulade katkıları görmezden gelemeyiz. Bu iki oyuncunun ortaya koyacağı performansla Fenerbahçe galibiyeti rahatlıkla elde de edebilir. O derece önemli isimler...

Derbilerde sürpriz isimler genelde ön plana çıkar. Bu maç için de böyle şeyler olabilir tabii. Böyle değerlendirecek olursak, oynamaları durumunda Culio ve Stancu dikkat çekici performanslar ortaya koyabilirler. Fenerbahçe cephesinde ülkedeki derbilerde hanidir oynayan oyuncular var gerçi ama illa sürpriz isim olarak yazmak gerekirse Dia veya Stoch ikilisi derbinin konuşulan isimleri olabilirler.

Kağıt üzerinde ağır basan ve favori gösterilen tarafın Fenerbahçe olacağını tahmin etmek güç değil. Ve yine; Galatasaray'ın artıları, eksileri diye yazarken takımın bu sezon çok kötü bir performans ortaya koyması sebebiyle eksiler daha ağır basmakta, ancak derbilerde favori olarak gösterilmeyen tarafın aldığı sürpriz galibiyetleri de hatırlamak lazım.

Cuma gecesi; hakemin konuşulmadığı, kavganın gürültünün yerine sahadaki futbola odaklanacağımız bir derbi olması dileğiyle... Fenerbahçeli bir taraftar olarak gönlümden geçen bütün skorlar, Fenerbahçe'nin galibiyetiyle bitenler elbette ki.

Pazar, Ocak 16, 2011

Kendini İyice Kaybeden İnsan: Erdoğan Bayraktar

Dün gece Seyrantepe'deki yeni stadın açılışına ve orada yaşananlara dair daha çok konuşulacaktır muhtemelen ama ben kafayı özellikle TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'a takmış durumdayım.

Olayları iyice provoke eden konuşmasında söylediği "helal-i hoş olsun" lafı tam anlamıyla komedi. Sanki kendi cebinden çıkan parayla yaptırdı stadyumu. Arkadaş, nasıl bir kafa yapısıdır bu? Nasıl bir üstten görmedir? Anlamadım gitti.

Keza rahmetli Özhan Canaydın'ın stadyum projesiyle ilgili yanlarına gelmesini "acz içindeydi" diye anlatacak kadar da aymaz biri kendisi. Tam anlamıyla rezilliktir bu durum.

Bakalım Galatasaray yönetimi Erdoğan Bayraktar'a gereken cevabı verebilecek mi?

Perşembe, Ocak 06, 2011

Bu Ülkede Futboldan Soğumak İçin Sebep Çok Aslında

"...Başkanlar Galatasaray'ın yeni stadını gezerken", Galatasaray atkısı açan mesai arkadaşının yanında Fenerbahçe atkısı açan Fenerbahçeli işçinin görevine son verildi.

Bu olay üzerine medya ya da internet siteleri ne tepki vermiş ya da vermiş mi diye nette dolanırken Ekşi Sözük'teki şu entryi rastlamam...


Bunu okuyup da sinirlenmeden, hatta sövmeden durabilen varsa helal olsun. Ne diyeyim başka?

Kontrolü yazıda da kaybetmemek için sözü burada sanırım Cem Dizdar'a vermek lazım. Çok güzel değinmiş hadiseye.

"Bir emekçi, sadece tuttuğu takımın atkısını açıyor diye işten çıkartılıyor... Sanırım bu olayın gerisinde, stadyumları 'mabet', kutsal bir yer olarak tanımlamak yatıyor. İnsanların hayatlarında kutsal değerler vardır elbette ama her şeyi bir kutsal haline dönüştürünce bir akıl tutulması yaşanmaya başlanıyor.
Düşünsenize, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da diğerleri için kutsal yerler, statlar, renkler yaratılıyor. Sanırım bu da insanların akıl sağlığını zorluyor.
"Madem Türk Telekom Arena o kadar kutsal bir yer olarak görülüyor, o zaman Yıldırım Demirören ve Aziz Yıldırım o çimlere neden bastı?" sorusu geliyor insanın aklına ister istemez.

Şimdi o stadyumun yapımında emeği geçen herkes Galatasaraylı mı? Orada bir çok farklı siyasi görüşten, farklı takım aidiyetlerinden insanların emeği var. O Fenerbahçeli işçi arkadaş, Galatasaraylı arkadaşıyla birlikte atkı açtıysa bundan ne gibi menfi bir sonuç çıkabilir? Bunun kime zararı var? Bir adam çalıştığı yerde, "Buranın yapımında benim de terim var" dediği bir yerde kendi kavlince bir gülücük bırakmaya çalışıyor hayatına, hayatımıza... O iki işçi yan yana emek harcayıp o stada gidecekler için birlikte çalışmadı mı? Aslında mesele futbola bir oyun, kültür ve mizah olarak bakabilmekte. Futbol mizahtan uzaklaşınca paranoyak-şizofrenik tutumlar ortaya çıkıyor. Bu olay, Ahmet Kaya’nın şarkıda söylediği gibi “Nereden baksan tutarsızlık” durumu. Düşün ki, bu hastalıklı hal üzerine biz bile bir şeyler söyleyerek birbirimizi hasta ediyoruz... Ve devamında hastalık çığı gibi büyüyor!"

Cem Dizdar

Salı, Aralık 28, 2010

!

Bu konuyla ilgili ne yazsan, hep karşı taraftan "ama şöyle de böyle..." şeklinde savunmalar geleceği malum (aklı selim sahibi olan kesim hariç tabii bu genellemede). Her zaman böyle olmuştur, muhtemelen ileride de böyle olacaktır. Bu yüzden meseleyi çok uzatmadan hem ilgili makamların ne yapacağını, hem de Fenerbahçe camiasının bu işi peşini bırakıp bırakmayacağını merak ettiğimi belirteyim.

Son olarak da topu Radikal'e vereyim. Hadiseyi en güzel onlar özetlemişler zira.

Pazartesi, Aralık 13, 2010

Geçen Haftasonu

10. 12. 2010 Cuma, Eskişehirspor 2 Beşiktaş 0
Maç sonrası Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

11. 12. 2010 Cumartesi, Galatasaray 0 Gençlerbirliği 2
Maç sonrası Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

12. 12. 2010 Pazar, Ankaragücü 2 Fenerbahçe 1
Maç sonrası Beşiktaşlılar ve Galatasaraylılar (istisnaslar vardır elbette): Hahah...

Ve...

12. 12. 2010 Pazar, İ.B.B 1 Trabzonspor 3

Birbirinize (birbirimize ya da) gülmeye iki dakika ara verirsek, bir şeye değinmek isterim.

Süper Lig'de 16. haftada oluşan puan durumunu sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan 4 takımla özetlersek şöyle:

Lider Trabzonspor 39 puanda. Yukarıda bahsi geçen takımlar arasında lidere en yakın sırada olan Fenerbahçe 9 puan gerisinde 30 puanıyla 3. sırada. Beşiktaş ligde 5. ve lider Trabzonspor'un 12 puan gerisinde. Galatasaray ise ligde 10. sırada ve Trabzonspor'la arasında 19 puan var.

Şimdi Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılar ve Galatasaraylılar birbirlerinin puan kayıplarına gülmeye devam edebilirler.

Salı, Ekim 26, 2010

Dereyi Görmeden Paçaları Sıvamayalım Artık!

Değerli Fenerbahçeliler, takımdaşlarım, renkdaşlarım (Antu forum stayla): Büyük konuşmamayı öğrenmek için daha kaç olay yaşamak gerek acaba? (yazıya samimi girişi kes!) Hadi Denizli'de kaçan şampiyonluk ilk olaydı, kimse öngöremezdi nitekim. Peki bundan birkaç sene sonra bu kez Trabzonspor'u yenememe, şampiyonluğu son hafta Bursaspor'a teslim etme durumu? Ve tabii sonrasında yaşananlar...

Bu olay ders olmuştur herhalde diye düşünürken Galatasaray derbisi öncesi, dereyi görmeden paçaları sıvamış gibi olunmadı mı yine? Her ne kadar kuvvetli bir istatistiksel hadise olsa da ortada, neredeyse zamanında Galatasaraylıların düştüğü hata misalinden pota takmaya varacak iddialar dolaştı ortada. 5'den 6'dan aşağı gol sayısı söyleyen çok azdı sanki. "1-0 olsun bizim olsun dediğimde" ise buna cevaben "mağlubiyet kabul ederim" diyenler oldu. Yahu el insaf! Maçı oynamadan kazanmanın formülünü biliyor da, bu biçare Fenerliden saklıyorsanız, çok ayıp ediyorsunuz derim öyleyse. Öyle bir hava oluştu ki, çift gol atıp tek sayacağız modundaydı bir çok kişi. Ve tekrar ediyorum, büyük konuşmanın akabinde kaçan iki şampiyonluğu gören taraftar kitlesi yapıyor bu hatayı. Yapmayın etmeyin. Hani bir yandan Aziz Yıldırım ve yönetimini Denizli deplasmanında elden kaçan şampiyonluk için eleştiriyor ve aynı hataya Trabzonspor maçında düştükleri için eleştiriyor ve "aynı hatayı hatayı iki kere yapmak..." falan filan diyoruz ya, öyleyse taraftar olarak bizlerin yaptığına ne demeli? Biraz da özeleştiri yapmak gerek öyle değil mi? Hiç mi hatamız yok maçı kazanmadan kutlamalara başlamada?

Şimdi iki şey söylenebilir bu yazının üstüne; birincisi ben iddialı konuşmadım, temkinli yaklaştım diyenler çıkabilir. Ben de onlardan biriydim. Anlıyorum sizleri. Bu yazıda "Ahmet, Mehmet, Ayşe" diye tek tek isim sayamacağımıza göre böyle yazmak icap etti diyorum. İkincisi; yenilmedik sadece berabere kaldık, diyenler olacaktır. Evet. Bu doğru ama maç öncesi kutlamaları, geyikleri üzerine alınan bu bir puan sizi ne kadar mutlu etmiştir, orası tartışılır herhalde.

Uzun lafın kısası, biraz daha az gaza gelmeye çalışsak ve maçı sahada kazanmadan cebe üç puan indirilmeyeceğini düşünebilsek daha iyi olur. Yoksa, alınan beraberlik bile mağlubiyet etkisi yapmakta. İster bunun farkında olun ister olmayın...

not: maça dair de üç beş şey yazılabilirdi ama tribünde yaşanan ve her geçen gün daha çok can sıkan görüntünün üzerine ne desem muhabbet dönüp dolaşacak tribüne gelecek diye vazcaydım.

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...