Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Aralık 19, 2014
That's not fair
Bir öğretmen olarak hem MEB'de hem de ülkenin genelinde yaşanılanlara bakınca Charles Bukowski'nin sözü geliyor aklıma...
"İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar."
İstisna kaldı mı? Sanmam.
Ben de bir insanım, bu satırları okuyan sen de öylesin. Ne kadar adiliz? Ne kadar haksızlık karşısında her koşulda tepkiliyiz?
Pazar, Ekim 26, 2014
Klopp, Türk mantalitesi, Galatasaray'ın bir yıldaki antrenör değişimleri
Çarşamba günü Galatasaray'ı Arena'da Dortmund güle oynaya 0-4 yenerken maç sonunda çoğu kişi "bugün Dortmund'un 8 gole ihtiyacı olsaydı o kadar da atarlardı" diye düşünmüştür. Kendi liglerinde iyi günler yaşamayan Klopp'un öğrencileri Şampiyonlar Ligi arenasında aksine hayli iyiler. İlginçtir...
Her basın toplantısında ilgi çekici demeçleri olan Klopp'un İstanbul'da maç sonunda ettiği her cümle ayrı ayrı irdelenmeli. Türk futbolunun düzeleceğine dair umudum pek olmasa da bari bizi dışarıdan daha iyi görenlerin sözlerine daha dikkat kesilsek iyi olacak.
Şöyle dedi Jürgen Klopp bir cümlesinde: "2008'den beri Dortmund'da çalışıyorum. Benim başkanım ve yöneticilerim Türk mantalitesinde olsa buraya kadar gelemezdim." Elbette Alman liginde de istisna durumlar olmuştur. Kısa sürede gönderilen antrenörler vesaire. Lakin günümüzdeki realite ortada. Klopp bu demeci Galatasaray'a karşı verdiği için sadece Galatasaray özelinden bu duruma bakacak olursak adam çok haklı.
Bundan bir sene önce, daha doğrusu bir sene bir ay desek daha doğru, Galatasaray'ı Fatih Terim yönetiyordu. 24 Eylül 2013 itibarıyla görevine son verildi. Galatasaray'da kazandığı başarılar ve Türk futbolunun dünya çapında tanınan teknik adam isimlerinin en başında geldiği muhakkak bu ismin.
Yerine gelen Roberto Mancini ismi de hem İtalyan ve dünya futbolunda bilinen, saygı duyulan bir kişilik. Onun da çalıştırdığı kulüplerdeki başarıları ortada. Haziran 2014 tarihinde Mancini ile de yollar ayrıldı.
Onun yerine İtalya Milli Takımı'nı Dünya Kupası'nda idare eden Cesare Prandelli geldi. Diğer iki isme nazaran teknik adamlık kariyeri daha zayıf olsa da hem geldiği takım hem de yine dünya futbolunda yeri olan bir isim Prandelli de.
Şimdi Galatasaray (ve aslında Türk futbolu bu bahsettiğimiz) bir yılı biraz aşkın bir süre zarfında dünya piyasasında bilinen, önemli üç isimle çalıştı. Biriyle de hala çalışmakta ama dün yeni başkan seçen Galatasaray'da Prandelli'nin takımda kalıp kalmayacağı muamma.
Bahsi geçen üç isim... Kağıt üzerinde ne büyük zenginlik olması gerekir değil mi? Veya bu ne karmaşa birader mi denmeli?
İkisi de birden denmeli. Hem bunların futbol birikiminden yararlanacak durum oluştu çünkü hem de bu isimlere (Terim biraz istisna elbet) kendi futbol felsefelerini tam oturtacak zaman verilmedi. Sabırsızız zira. Ve çok şey bildiğini sandığımız yöneticilerimiz var ülke futbolunda. Değişir mi bu durum? Emin değilim. Yaşım 30.
20 yılı aşkın süredir durumlar hep böyleydi...
Pazartesi, Ekim 13, 2014
Milli Takımın durum özeti
Bunu Twitter'da gördüm. İlk sahibi kimdir, bilmiyorum. Ondan ismini zikredemedim. Güzel düşünülmüş. Milli Takımın durumunu çok iyi anlatan bir görsel.
2002 Dünya Kupası'nda ve 2008 Avrupa Şampiyonası'nda Türkiye Milli Takımı ile ilgili ciddi bir kenetlenme vardı halkta. Herkes bu ülkede bir şeyleri hep eleştirir ancak o dönem gerçek manada olan birlik nasıl olduysa tam tutmuştu. Bugün Letonya karşısında son şansını deneyecek olan Milli Takım yerine haftasonu oynanacak olan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi daha ön plandaysa tüm suçu ülkedeki futbolsevere atmamak gerek.
Şu Milli Takımı ekstradan takip etmemiz için illa olumlu sonuçlara lüzum yok. Dökülürken de ilgiyle takip ediliyordu bu takım. Başarıya endeksli bir durum olduğunu kabul etmiyorum.
Kendi fikrim iyice dibe vurduktan sonra gerekli sıçramayı yapabiliriz yönünde. Yıldırım Demirören'den de artık misyonunu tamamladığına inandığım (şu gruptan çıksa bile) Fatih Terim'den de kurtulup, sıfırdan ve sevilen bir takım oluşturma dönemi gelmeli.
Pazartesi, Ocak 10, 2011
Yılın Golü Hamit'ten, Peki Yılın Yorumu Kimden?
Golü birkaç saniye önceden tahmin eden Rıdvan Dilmen'den sonra, yılın golünü aylar evvelden bilen Ömer Üründül'e geçiş. "Futbol çok enterasan." (34. saniye)
link: http://www.youtube.com/watch?v=9_PiRv9tCgM
Salı, Ekim 12, 2010
Millilerle Her Şey Mümkün
Cumartesi, Ekim 09, 2010
Auf Wiedersehen!

Almanya - Türkiye maçından sonra birçok kişi şu an Hiddink'in kadro tercihini, sahada beğenmediği oyuncuları, ve Mesut Özil'i konuşuyor ve muhtemelen yarın da konuşacak.
Ben çok uzatmadan, maçı şöyle değerlendirmek istiyorum: maçın 3-0 bitmesi, Almanların daha büyük farkı kaçırması, 3.golden sonra stadı terk eden Türklere Almanların "auf wiedersehen" diye bağırması... Benim açımdan gecenin rezaletinin özeti budur.
foto: ntvspor.net
Çarşamba, Ekim 06, 2010
Semih vs. Pletikosa

Semih'in son dakikada gelen golünü Pletikosa'dan dinlemek de zevkli oluyor. O ana tekrar dönüyorsun falan...
Ne maçtı ama!
TTNET - SEMİH from TBWA\ ISTANBUL on Vimeo.
Salı, Eylül 14, 2010
Hakikaten Uçtuk
12 Dev Adam'a...Sürekli eleştirdiğim bir kurum olsa da, bu başarıda payı olan Basketbol Federasyonuna...
Blogda neredeyse hakkında yazdığımız 3 şeyden 5'i olumsuz kelamlar olsa da, başarının baş mimarlarından koç Tanjevic'e...
Teknik ekibe...
Malzemecisine...
Kısacası; başarıda payı bulunan herkese teşekkürler.
Türkiye'nin takım sporlarındaki en büyük başarısıdır bu. Ve belki de bir daha bu seviyeye hiç gelemeyeceğiz. Şimdilik bunun çok farkında değiliz gibi ama gün geçtikçe, 12 Dev Adam'ın ne kadar büyük bir iş çıkardığı daha iyi anlayacağız.
Teşekkürler...
foto: ntvspor.net
Çarşamba, Eylül 08, 2010
6 Puan

Almanya'yı geçen grup elemelerindeki İspanya gibi kabul edelim. Onlarla yapılacak iki maçtan alınan bir puan bile fevkalede olur. Bu bağlamda gruptaki esas rakip Belçika'dır (en iyisinden grup ikinciliği meselesi). Bu bakımdan bu maç çok önemliydi. Kazanmamız, en önemli rakibimizin 6 puan önünde olmamız ve bunu gruptaki ilk iki maçla yapıyor olmamız anlamına geliyordu.
Toparlanma sürecinde olan ve dinamik oyunculardan kurulu Belçika karşısında duran toplardan ziyade, defansın arkasına atılacak topların daha çok problem teşkil etmesi beklenirdi herhalde. Lakin Türk futbolunun kronik rahatsızlığı olan duran toptan gol yeme meselesini yaşadık iki golde de. Bi' de tabii Onur'un bilhassa ikinci golde ne yapmaya çalıştığını anlamamak da var...
Bu takımın yıldızlarından bahsedilirken Arda, Tuncay, Emre filan diye sayılabilir belki ama Hamit'i es geçmemek lazım bu konuda. Bayern'de Van Gaal'le çalışmak -araları ne durumda olursa olsun- büyük şans. Keza Milli Takım'da da Hiddink gibi bir isim var. Bu iki hocanın Hamit'in futboluna olgunluk bab'ında çok şey kattığı gerçeğini görmek lazım.
Hiddink benim için sonsuz saygı duyulacak ve kolay kolay eleştirilemeyecek bir isimdir yazmıştım zamanında buraya. Hiddink'in kadro tercihleri konusunda Uğur Meleke'nin yaklaşımına katılıyorum bu sebeple. Meseleye "Bu Oğuz Çetin'in kadrosu" gözüyle bakmamaya çalışacağım yani. Umarım yanılmıyorumdur.
Son olarak Hiddink'i yerden yere vurmaya hazırlanan ve bunu skor yazarlığı üzerinden yapmak için can atan bazı futbol ulemalarımız ilk iki maçta alınan 6 puanla bir müddet daha susacaktır. Biz de Almanya maçına kadar bu konuda kafa dinlemeye devam edeceğiz. Milli Takım şu an istenen organizasyonda mı? Hayır. Peki çok mu kötü durumda? Buna da hayır. Bir anda çok büyük değişim olmayacağı gerçeğini göz önüne getirmek lazım. Belki birileri çıkıp, "Yahu Kazım var ama Volkan Şen yok misal. Neden?" diyebilir. Bunda haklı da olabilir (ki ilk bakışta oldukça makul bir soru) ama biraz daha bekleyelim. Hiddink'in bir bildiği olsa gerek diye geçiştiresi geliyor insanın bu soruları.
Öte yandan; hanidir fırsat bulup yazamıyorum ama 12 Dev Adam da inanılmaz iyi gidiyor. Nazar değmesin diyelim. Ha bi' de dilime bu aralar pelesenk olmuş reklamla bitireyim yazıyı
"Se se seee Semih Erdennnn, semi semi Semi Erdennnn!"not: herkese şimdiden iyi bayramlar ...
foto: ntvspor.net
Pazartesi, Ağustos 02, 2010
Gurur

Avrupa Atletizm Şampiyonası'nın son gününde, Kadınlar 5 bin metrede 3 Türk atlet Alemitu Bekele, Elvan Abeylegesse ve Meryem Erdoğan beraber yarıştı. Milli atletlerimizden Alemitu Bekele Avrupa Şampiyonu olurken, bir başka Türk sporcu Elvan Abeylegesse de gümüş madalya kazandı.
Öncelikle 5 bin metre finalinde 3 Türk atleti izleme şansını bizlere verdikleri için sporcularımıza teşekkür edelim. Ve sonra da yarışı birincilikle bitirip altın madalyayı kazanan Alemitu Bekele'ye ve ikinci olarak gümüş madalyayı kazanan Elvan Abeylegesse'ye de bu gururu bizlere yaşattıkları için sonsuz teşekkürlerimizi sunalım.
Sporcularımızın başarılarında pay sahibi olan herkese de teşekkürler elbette.
Başarılarınızın devam etmesi dileğiyle...
not: bu vesileyle, Şampiyona'ya katılan tüm sporcularımızı da tebrik edelim.
Pazar, Ağustos 01, 2010
Helal Olsun Sana!
Atletizmi yorumlamak benim harcım değildir ama kısa mesafe söz konusu olunca Türkiye'nin bugüne dek esamesi okunmadığını söylemek için uzman olmaya gerek yok. Ülkedeki otoriteler yıllardır, "Türk atletleri kısa mesafede başarılı olamaz, bu iş sadece yetenek değil, taktik işidir de..." der dururlardı. Onların yorumuna inandığımız için, açıkçası uzun yıllar daha kısa mesafede başarısız günler göreceğimizi düşünürdüm.Nevin Yanıt malumunuz Fenerbahçe Spor Kulübü'nün sporcusu. FB Tv'de sürekli gördüğüm bir isim. Çalışmalarını, hedeflerini oradan takip ederdim. Hırslı biri olduğu belliydi. Hırslı derken, azmetmek anlamında tabii bu. Bazen aşırı hırs da ters tepebiliyor. Bunu da unutmamak lazım.Nevin Yanıt çalışmalarının başından sonuna kadar altın madalyayı hedeflediğini belli etmişti. Bu hak edilmiş bir başarıdır. Yarış sonrası sevinci ise en klişe tabirle, görülmeye değerdi. İnsanı duygulandıran anlardan...
Önümüzdeki birkaç gün Nevin Yanıt'ın ne zor şartlarla bugüne geldiğine dair hikayeleri okursunuz; antremanlara bir dönem belediye otobüsüyle gitmesi gibi... Bunlar işin bundan sonraki magazinsel yönü tabii. Mühim olan bir Türk atletin, imkansız gözüyle bakılan 100 metre engelli yarışında altın madalya kazanmasıdır.
Nevin Yanıt'a "helal olsun" demek lazım. Onun başarısında emeği geçenleri ve Fenerbahçe Atletizm Şubesi'ni de unutmadan elbette.
Nevin Yanıt: Ben mi?
Spiker: Yes, oho... she's not sure, but we're, that is a wonderful performance.
Spiker: Yes, oho... she's not sure, but we're, that is a wonderful performance.
***
not: Şampiyonada altın madalya kazanan diğer Türk atlet Elvan Abeylegesse'yi de bu başlık altında başarısından dolayı ayrı kutlamak lazım. Darısı şampiyonanın son gününde yarışacak olan milli atletlerimizin başına.
Çarşamba, Şubat 17, 2010
Hayırlı Olsun
Terim'in istifasının ardından, "Olmayacak duaya amin deme isteği" yazısıyla Türk futbolunu içine düştüğü keşmekeşten kurtarabilecek potansiyelde olan ve tabir-i caizse Milli Takımlar uzmanı denebilecek Guus Hiddink'in bizim için en uygun isim olacağına dair bir fikir atmıştık ortaya (hatta kampanyavari bir hareketti bu). Elbette yerli hocayla da bu iş olur ama malum artık ülke futbol gündemi "nefret" unsuruyla geçiriyor her gününü. Nerdeyse her mevzu bir yerden sonra Fenerbahçe-Galatasaray rekabetine dönüşüyor. Bu bakımdan -atıyorum- Rıdvan Dilmen ya da Abdullah Avcı gibi isimler futbol bilgileriyle çok mühim isimler olsa da göreve gelir gelmez birileri tepelerine çökeceğinden, bu gibi yerli isimlerin böyle zamanlarda göreve getirilmemesini makul karşılayanlardanım.Hiddink'in kariyeri ve bilhassa Milli Takımlardaki başarısı ortada . Bunun anlamı, "tamamdır bu iş, kesin bir sonraki turnuvaya" katılıyoruz değildir tabii. Lakin önemli bir referanstır. Bendenizin sıradan bir futbolsever olarak Hiddink'e saygısı ve güveni sonsuzdur.
Hiddink'in buraya ikinci gelişiyle birçok eski defter de açılacak herhalde. Dün kendisine sallayan bazı isimler, bugün hala futbol yazıp çiziyorlar. Bilhassa o kişilerin Hiddink'e nasıl yaklaşacakları merak konusu. Bi' de Hıncal Uluç'un ilk olarak ne zaman "Hiddink hoca değil" yorumunu yapacağına dair bahisler açılmalıdır. İlgili kuruluşlara önerimdir.
Daha önceki Hiddink yazısını, "Bizimkisi, olmayacak duaya inandına amin deme isteği işte" diye bitirmişiz. Şimdi onu okuyunca tebessüm ettim. Demek ki bir hayal değilmiş Hiddink'i getirmek. Biraz abartmışım.
Son olarak bizim Arjantin'den Almeyda ve benim TFF'ye bir önerimiz var. Hiddink'in ülkede çıkacağı ilk maçı mümkünse Aydın'da oynayalım. İlginç bir yeniden başlangıç olur. Fılaşbekler falan... Güzel olur.
Salı, Şubat 09, 2010
Yılmaz Vural'a Tek Maçlık Şans Verilse

A Milli Futbol Takımımız bir değişiklik olmadığı takdirde, 3 Mart Çarşamba günü Honduras ile Türkiye’de özel maç yapacak.
Futbol Federasyonu’ndan verilen bilgiye göre, karşılaşmanın oynanacağı il ve stat, federasyon tarafından daha sonra açıklanacak. Fatih Terim’in istifasıyla boşalan A Milli Futbol Takımı teknik direktörlüğü için federasyonun arayışları sürüyor. Ortada dönen birkaç isim var ama kimse görüşmeler ne boyuttadır, tam olarak bilmiyor.
Şayet Mart ayına kadar herhangi bir gelişme olmazsa, Ariel Ortega Blog olarak bir kampanya başlatmak isterim. Yıllardır kendisine yeterince şans verilmediğini iddia eden, Fenerbahçe'yi ve Milli Takımı çalıştırma isteğini her fırsatta dile getiren Yılmaz Vural'a, tek maçlık da olsa Honduras'la yapılacak özel karşılaşmada A Milli Takım'ın teknik direktörü olma şansı verilsin. Bunu espri amaçlı söylemiyorum. Gayet ciddi bir öneridir. Ne kaybedilebilir ki? En kötü ihtimalle alt tarafı bir hazırlık maçıydı der, geçilir herhalde. Hem Yılmaz Vural'ın da bunu her türlü kabul edeceğini, hatta maçın ardından, "çok şükür, ölsem de gam yemem artık" diyeceğini beklemek yanlış olmaz.
Bu fikrime karşı çıkanlar, ya şimdi konuşsunlar ya da kampanyaya destek çıksınlar. Lütfen...
Perşembe, Ocak 14, 2010
All About Turkey
All about Turkey from alcinoo on Vimeo.
Short film in stop-motion, 4'46".
Photo shooting: August 09, Istanbul Turkey
Animation: September 09, Alba Italy
Editing: October November 09, Turin Italy
Shooted and animated by
Nicola Destefanis nicoladestefanis.com
Maria Luisa Calosso marialuisacalosso.com
Salı, Ekim 20, 2009
Dağ Fare Doğururken

Fatih Terim üzerinde herkesin hemfikir olduğu bir isim değil ama bir gerçek var ki, ağırlıklı olarak Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi teknik adamlardan, hatta en iyi futbol adamlarından biri olduğu iddia edilir.
Şimdi, dün Terim bir basın toplantısı düzenledi. Belçika maçı bittiğinde bahsetmişti bu toplantıdan. Futbol gündeminin takip edenler, ülke futbolunun durumuna dair tespitler ve gerçekçi çözümlerin olacağı bir toplantı olmasını bekliyordu. Öyle mi oldu pekala? Hayır. Tabir-i caizse dağ fare doğurdu.
Basın toplantısının görüntülerini izlemeden bu yazıyı yazmak istemedim. Emin olmak istedim. Dileyen Terim'in neler dediğine şuradan ulaşabilir diyelim. Görüntüleri izlediğimde de farklı bir şey göremedim.
Şunu belirtmek de fayda var. Fatih Terim ülke futbolunun en önemli takımının, hatta takımlarının başındaydı. Yetkisi çok fazlaydı. Bu konuda hepimiz herhalde aynı şeyi düşünüyoruzdur.
Terim'in basın toplantısına bakıyorum. Bizim arkadaşlarımızla aramızda konuştuğumuz ya da tv ekranlarında futbol yorumcularının hanidir dile getirdiği tespitleri söylemiş. Yani yeni ve ilginç ne bir tespit var, ne de bir çözüm önerisi. Bu mudur yani? Kaç gündür ne söyleyecek, neler önerecek diye beklenen Terim, herkesin bildiği şeylerden bahsetmiş. Buna dağ fare doğurdu denir. Başka bir şey değil.
Futbol yorumcusu değilim. Söyledikleri ülke futbol gündemini oluşturacak biri hiç değilim. Lakin Terim'in söylediklerini gerek burada, gerekse de diğer sanal platformlarda yıllarca yazdım. Diğer arkadaşlar da yazdı. Ne farkımız kaldı o zaman?
Misal, Terim demiş ki; "Futbolcularımız Avrupa'ya gitme konusunda kararlı ve cesur olmalı". Bravo! Müthiş bir tespit. Hiçbirimizin aklına gelmemişti bu zaten. Bu nasıl olacak ama, bu konuda bir çözüm öneriniz var mı acaba sayın Terim? Yok.
Bu ve bunun gibi herkesin yıllardır konuştuğu şeyleri anlattı Terim. Tekrar ediyorum, yeni ve ilginç bir şey duyamadık ağzından.
Dünkü basın toplantısında farklı olan tek şey vardı. O da Terim'in sakin olması ve saldırgan davranmamasıydı. Bu belki artı olarak görülebilir onun için. Belki de bugüne dek yaptığı basın toplantılarında böyle olabilseydi, ülke futbolumuz kısır gündemlerle değil, daha gerçekçi konularla meşgul olurdu.
Efendim? Terim böyle yaparak futbolcularını mı koruyordu dediniz?
Bir dakika... Aynısını Bülent Uygun dediği zaman espri konusu yapmamış mıydık?
Cuma, Ekim 16, 2009
Kalli'ye Göre Fatih Terim'in Hatası

"Bu soruya bir örnekle cevap vermek istiyorum. Benim Galatasaray'ı çalıştırdığım günlerde Turkcell Süper Lig'in hücuma yönelik en iyi isimlerinden biri Sivassporlu Mehmet Yıldız idi. O günlerde ligdeki bütün antrenörlerin sahip olmak istediği bir isimdi. Sadece Fatih Terim bu futbolcuyu göremedi. Sivasspor, Trabzonspor ve Manisaspor'da da milli takım forması giyebilecek oyuncuların bulunduğunu görmek, onları Milli Takım formasına hazırlamak Fatih Terim'in göreviydi. Bunları yapmadı.
Bu noktada Almanya Milli Takımı ile bir karşılaştırma yapayım. Joachim Löw Almanya'nın 2008'deki Avrupa Şampiyonası kadrosuna 10 yeni isim monte etti. Bunlardan 5 tanesi 21 yaşın altında. Löw ve ekibi bu futbolcuların A Milli düzeye yükselmesi için gece gündüz çalıştı. Kulüp antrenörleriyle bir araya geldi. Onların görüşlerini aldı. Günü gününe futbolcuları izledi. Zor zamanlarında onlara moral verdi. Bir ülke milli takım antrenörü bunları yapmak zorunda. Fatih Terim bunları yapamadı."
* Seyfi Alp'in Kalli'yle yaptığı röportajdan alıntıdır. Röportajın tamamı burada.
Pazartesi, Ekim 12, 2009
Olmayacak Duaya Amin Deme İsteği
"Hiddink kariyerinde neredeyse ’galibiyet sayısı’ kadar şampiyonluklarıve kupaları bulunan bir teknik adam."
Gökmen Özdemir / Vatan
* 2002 yılında nerdeyse o dönem topu görünce bomba zannedip karakola götürecek insanların yaşadığı G.Kore'yi Dünya Kupası'nda yarı finale taşıyan,
* 2006 yılında yine top tekmekten pek anlamayan Avustralya'yı Dünya Kupası'nda gruplardan öteye taşıyan,
* 2008 yılında hanidir dünya futbolunda ciddi bir şeyler yapamayan Rusya'yı Avrupa Şampiyonası'nda yarı finale çıkaran adam.
Kim o? Guus Hiddink. Hani ciddi manada başarısız olduğu tek ülke Türkiye olan (Fenerbahçe) Hollandalı çalıştırıcı.
Hiddink, Milli Takımlar uzmanı teknik direktördür. Tamamen farklı futbol kültürüne sahip milli takımların hepsinde oyun felsefesini oturtarak başarılı bir grafik çizmiştir. Gittiği her ülkenin futbolunu ihya etmiştir. Devrim niteliğinde işler yapar ve hep hayırla yâd edilir.
Girişte yazılı başarıların yanında, 1998 yılında çalıştırdığı Hollanda Milli Takımını da Dünya Kupası'nda yarı finale taşımıştır aynı zamanda(Brezilya'ya penaltılarla elendiler). E tabii, Hollanda güçlü bir ekoldür. Onu yukarıda inanılmaz bir başarı gibi lanse etmek doğru olmaz diye yukarıdakilerle birlikte yazmaya lüzum yok.
Kulüp takımlarıyla da ciddi başarılar elde etmiştir, ama daha çok Milli takımlar uzmanıdır yukarıda zikrettiğimiz üzere.
Terim'in vedası ardından herkes isimler öne sürüyor. Ağırlıklı olarak yerli hocaların ismi zikrediliyor. Yazık olur. Yerli hocadan fayda gelmez artık. Bu gerçek görülmeli . Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın kıyısından köşesinden geçmiş kişilerden hayır gelmez. Birileri yine peşin hükümle bakacaktır.
Yazılan yabancı hocalara bakınca; Lucescu, Daum, Zico gibi isimleri görmek mümkün.
Zico, Yunanistan'a gitmeseydi ciddi ciddi düşünülen bir isimdi. Federasyon yetkilileri arasında Zico'nun göreve getirilmesini isteyenler vardı.
Kısa vadede başarı için ise Lucescu, Daum gibi isimlerin ortaya atılması normal ama ihtiyacımız olan futbol devrimi yapacak türden bir isim. Gönlüm Hiddink'ten yana ama Rusya ile olan sözleşmesi Dünya Kupası'na gittiği takdirde 2010 Temmuz'una kadarmış. Boş kalır kalmaz havada kapılma durumu da var tabii.
Vatan'dan Gökmen Özdemir'in yazdığına göre Hiddink'in sponsorluk gelirleri dahil Rusya'da kazandığı para yıllık 7 milyon Euro'muş. Terim'in maaşının aylık 26obin TL olduğu iddia ediliyor öte yandan. İlk bakışta arada ciddi fark olduğu görülecektir. Lakin bizim Federasyonumuz değil miydi yahu, şu kadar paramız var, kasamız sağlam diye açıklamalar yapan. O zaman ciddi olduğunuzu gösterin. Federasyon 1-2 yıllık planlar değil, uzun vadede Türk futbolunu çağ atlatacak planlar yapıyor diyelim.
İngiltere'nin başına gelenleri hatırlayın mesela. İngilizler bir kupaya gidemedi. Onca teknik adam var ülkelerinde ama gittiler Capello'yu getirdiler. Neden acaba? İşte planlama böyle yapılmalı.
Gerçi hoş, memleketimizdeki spor medyası ve bazı futbol cahilleri Hiddink(ve türevlerini) falan dinlemez ilk puan kaybında hemen bombalamaya başlarlar ya... Bizimkisi, olmayacak duaya inandına amin deme isteği işte.
Pazar, Ekim 11, 2009
Ecnebi Hoca Lazım
Fatih Terim, Ermenistan maçı sonrası veda edecekmiş. Kendisine bugüne kadar olan hizmetlerinden ötürü herhalde teşekkür edilir.Terim'in bırakıyor olması güzel haber gibi görünüyor ama yerine gelecek isim bu haberin güzelliğini esas şekilleyecek olan etkendir.
Bu ismin yerli biri olması yine peşin hükümleri beraberinde getirecektir. Daha şimdiden piyasada dönen yerli isimler insana ister istemez, "ne değişir ki?" sorusunu sorduracak türden kişiler ne yazık ki. Kaldı ki, gelecek yerli isim üzerine daha o kişi koltuğuna oturmadan, gerekli gereksiz onlarca eleştiri yapılacaktır. Bunu kestirmek güç olmasa gerek. Ne yazık ki son yıllarda, Euro 2008'deki havayı ayrı bir yere koyarsak, Milli Takım bir türlü "herkesin" takımı olamadı. İnsanlar ikiye bölündü adeta; Terimciler ve anti-Terimciler diye. Terim'den boşalan koltuğa oturcak yerli hocanın da aynı akıbeti yaşayacağını tahmin etmek mümkün. Herkes olaya tercih ettiği renklerin ekseninde bakacak.
Bu bakımdan yabancı bir hoca sanki kurtuluş gibi durmakta. Peşin hükümlerimiz için renkli bahanelere ihtiyaç duymayalım en azından.
Milli takıma yeniden "milli" gözlerle bakabilmek için kurtuluşun yabancı hocada olmasına da ironi denir herhalde.
Ülke medyası ve futbol cahillerimiz kaliteli teknik adamları iki maçla çerez gibi yemeyi adet haline getirse de gönlümden geçen kişi Guus Hiddink'tir.. Bir yolunu bulup ikna etseler ne güzel olurdu.
Cumartesi, Eylül 19, 2009
Olan Oldu Artık
Bu mağlubiyetten dolayı Hidayet'e, Ömer'e, Tanjevic'e, belki de bütün takıma sallamak mümkün ama olan oldu. Turnuva öncesi bu noktaya geleceğimiz muammaydı bana kalırsa. Bunu da unutmamak gerek. Ben de bilirim şimdi Hido'ya sallamayı, Ömer'in serbest atış kazmalıklarına dellenmeyi.. yahut Tanjevic'e küfretmeyi.. Ama olan oldu işte..
Yunanistan'a yenilerek elenmek bayağı bir koydu ama elden ne gelir?
Yaşattığınız güzellikler için teşekkürler 12 Dev Adam..Her şeye rağmen teşekkürler..
Perşembe, Eylül 17, 2009
Slovenya 69 Türkiye 67

Şu ana kadar oynayacağımız en zorlu rakip olacağını bekliyorduk Slovenya'nın. Hakkaten de hayli zorladırlar bizi. Savunmayı her şeye rağmen fena bulmadım ama hücumda çok aksadık denebilir.
Bir de yanlış beşle başladık gibi geldi. En azından Kerem olsa sanki daha iyi olurdu.
Neyse olan oldu artık diyelim. Şimdi çeyrek Finaldeki rakibimiz Yunanistan. Onları yenerek turu geçmek paha biçilemez olur.
12 Dev Adam'a desteğe devam...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Başlıksız Yazı
En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...
-
Galatasaray sezon başında bir Avrupa Kupası maçı için deplasmana gidecekti. Yolculuk öncesi Rijkaard basın toplantısı yaptı. Burada takımını...




