Foto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Foto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Ocak 17, 2017
Ne zaman gidiyorsun?
Gerçekten ne zaman gideceksin acaba? Ömrüm senin gidişini görmeye vefa edecek mi? Yoksa kara toprağa girdiğimde hala başkan mı olacaksın? Ne zaman kurtulacağız senden Aziz Yıldırım? Tek derdim bu Fenerbahçe'ye dair. Şampiyon olursun olmazsın ayrı mesele. Koskoca bir camiayı maytap geçilecek malzeme yaptın. Hem de istisnasız her seferinde. Artık rakipler bile dalga geçmekten bıktı neredeyse. Eğer biraz seviyorsan bu kulübü git, Bıktırmanın ötesine geçtin.
Çarşamba, Ağustos 31, 2016
Lefter'i silen Caner
Bugün resmi imzayı henüz atmamış da olsa Fenerbahçe'nin geçen sezon şampiyonluk yarışında olduğu Beşiktaş, ezeli rakibinin sağ ve sol beklerini almış durumda. İnsan yine de sormadan edemiyor. Emenike'yi transfer olma yönünden süründüren zihniyet (FETÖ'cüsü, kripto FETÖ'cüsü vs.), Gökhan ve Caner'in gidişlerini normal karşılıyorsa, geçmişte Emenike'den ne istedi? Ten rengi yüzünden ırkçılık mı yaptılar? Olmayan para sayma görüntüleriyle itibar sarsma girişimlerinin sebebi neydi? Veya Gökhan ve Caner'in transferleri gibi transferler normal ise (ki bence öyle) oyuncuların camia değiştirmelerine neden bu kadar gıcık oluyorlar? Gıcık oldukları transferleri de renklerine göre mi ayırt ediyorlar? Öte yandan yıllardır gördüğüm bu samimiyetsizlikleri hala sorguluyor olmam da sanırım ben saflığım.
Neyse; Gökhan da Caner de Fenerbahçe'den Beşiktaş'a gidecek son oyuncular olmayacak. Sonuçta futbol profesyonelliği barındıran bir spor. Bir sporcuya (Caner özelinden konuşursak) neden oraya gittin diye sormadan önce Aziz Yıldırım'ın "Caner dönemez" dediğini hatırlatmalı.
Lafı daha fazla uzatmadan değinmek istediğim konuysa şu; Fenerbahçelilerin gittiği günden beri adeta yerin dibine soktukları Gökhan Gönül geçmişte yaptığı Fenerbahçeyle alakalı neredeyse hiçbir paylaşımı silmezken, futbol piyasasında Fenerbahçeliliğiyle bilinen Caner Erkin'in tüm geçmişini silmesi enteresandır. Yeni gittiği takımın taraftarına şirin gözükmek adına bunu yaptığı iddia edilebilir. Bu bakımdan buna saygı duyabilirsiniz. Sadece geçmişiyle ilgili neden sildiğini anlayamadığım ve sanırım uzun süre anlayamayacağım paylaşımı ise yukarıdaki Lefter paylaşımı. Bu kadar mı düştün Caner? Bu kadar mı korktun Beşiktaş tribününden, başkanından, antrenöründen? Veya Lefter'in sana nesi battı acaba?
Dün sana küfür eden, özel hayatın üzerinden sana bel altı vurmaya çalışan siyah beyaz tribünler bugün seni bağrına basabilir. Bunun benzeri farklı renklerdeki tribünlerde de yıllardır olmuştur. Ama Gökhan Gönül'ün gidiş şeklini bile Fenerbahçe taraftarına unutturacaktır şu son hareketin. Lefter taraflı tarafsız Türk spor kamuoyunun saygı duyduğu bir isim olduğundan senin bu korkaklığına sahip çıkacak adam da pek bulamazsın. Bulmamalısın da zaten.
Pazartesi, Temmuz 25, 2016
Adalet size de lazım olacak Nazlı hanım
Twitter'ı aktif kullandığım dönemlerde, ki bu dönem Gülen cemaatinin daha 17-25 Aralık'taki girişimleri öncesiydi, Nazlı Ilıcak'la tuhaf bir diyalog yaşamıştım.
Soner Yalçın'a giydiriyordu Nazlı Ilıcak. Soner Yalçın'ı da çok sevdiğimden değil ama Ilıcak'ın o dönem rüzgarı arkasına alıp yaptığı yorumlardan rahatsız olmuştum. Kendisine trollük de sayılabilecek bir cümle yazdım. Geçmişine dair.
Dayanamadı tabii. Ve beni twitter'da tehdit etti. "Senin gibileri Silivri paklar" diyerek.
Gerek kendisini gerekse beni takip eden medya mensupları durumu görünce Ilıcak'a tepki gösterdi. O da daha sonra yazdığı tweeti sildi.
O Nazlı Ilıcak fotoğraftaki Zekeriya Öz ile yukarıdaki pozu verdiğinde gün gelir sizin de saltanatınız biter diye düşünmüştüm. Rüzgar elbet tersine dönecekti.
Önce sağdaki kumpasçı savcı ülkeden arkasına bakmadan kaçtı. Şimdi de soldaki hanım ile ilgili gözaltı kararı çıkmış. Bu yazıyı yazarken henüz yakalanmamıştı. Malum örgütün her öne sürdüğünü koşulsuz kabul eden Nazlı hanım umarım aklınız başınıza gelmiştir. Pişmansınızdır. Hatalı olduğunuzu fark edersiniz. Sizin de adalete ihtiyacınız var. Bunu geçmişte tehdit ettiğiniz biri söylüyor. Umarım suçlu bulunmazsınız. Bu yaştan sonra içeride yıllarınızı geçirmenize üzülürüm. Samimi yazıyorum bunu. Dediğim gibi adalet size de lazım olacak.
Hakkınızda hayırlısı.
not: askerde sorun yaşadığım bir yüzbaşının bugün binbaşı rütbesiyle darbeci olarak yargılanacağını duyduktan sonra, üstüne Nazlı Ilıcak ile ilgili haber gelince düşündüm...Arya Stark'ın yaptığı gibi bir intikam listesi ben de yapmış mıydım acaba?
Pazar, Haziran 05, 2016
Bir sağ bekin şampiyonluğa katkısı nedir?
Aziz Yıldırım: "Gökhan Gönül 8 senedir takıma hizmet ediyor. Bu dönemde 2 şampiyonluk kazanmış."
Sağ bek oynayan bir futbolcunun şampiyonluğa direkt katkısı nedir? Aziz Yıldırım hangi dünyada yaşıyor? Kaldı ki her şeye rağmen Gökhan ortalamanın çok üstünde bir performans ortaya koydu bunca senedir.
Burada esas soru şu olmalı: Gökhan Gönül'ün 8 senelik döneminde 2 şampiyonluk gördüğü yıllarda Aziz Yıldırım n'apıyordu? Veya 18 senedir n'apmıştır? Madem başarılar kupalarla değerlendiriliyor ona bakmak lazım. Gökhan futbolcu olarak başarısız ise Aziz Yıldırım başkan olarak başarısızlığın sözlük anlamıdır o vakit.
Aziz Yıldırım'a akıl, fikir dilemekten başka ne kaldı bilinmez. Kontrolü kaybedeli çok oldu.
Pazar, Ocak 18, 2015
Dikkat çeken bir dizi: Filinta
Bu toprakların ezberlenen ağlamaklı ve bol entrikalı (aşk soslu elbette) dizilerinden artık gına geldi. Yok mu şöyle batılı tarzda çekilen bir polisiye dizi derken çıkageldi Filinta:Bir Osmanlı Polisiyesi.
Gerek Trt'de yayınlanıyor oluşundan (malum devlet kanalı) gerekse de polisiye dizilerin (tuhaf fenomen Arka Sokaklar'ı saymazsak) pek bizim halkı sarmaması gerçeği nedeniyle önyargıyla bakılıyor sanırım bu diziye.
Filinta dizisi Kudret Sabancı yönetmenliğinde çekiliyor. Devasa bir plato varmış Kocaeli'de. O günün muhitleri, dükkanları yani tamamıyla her şeyi en kanlı canlı haliyle ve de hiç sırıtmadan izleyicinin gözlerinin önüne getiriliyor. Ciddi bir maddi yükümlülük getiren, artı emek isteyen bir girişim bu. Takdir edilesi.
Dizinin kahramanı, Galata müşiri Filinta Mustafa'yı Onur Tuna canlandırıyor. Öncelikle kendisi ilk gördüğümde sadece fiziğinden dolayı mı bu adamı başrole oturtmuşlar dedim. Lakin bölümler ilerledikçe oyuncu bu role iyice ısındı. Bu diziden sağ salim bir başarıyla çıkarsa ülke belki de iyi bir jön kazanabilir.
Filinta Mustafa'nın gönlünü kaptırdığı dilber portresinde karşımıza çıkan Lara'yı Damla Aslanalp oynuyor. Her hikayede bir aşk masalı olmasına alışığız. Dozunda karşımıza çıkıyor bu ikili dizi boyunca. Bu da güzel.
Bahsedilmesi gereken esas karakter ise kesinlikle Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür. Hem duruşu hem de belki de rolü gereği hakim olduğu lisanıyla dizideki en Osmanlı karakter. Açık ara... Bu role cuk oturmuş. Kalabalıkları elini kaldırıp "sukunet" diye susturması oldukça karizmatik. Keza devlet işleri ve adli vakalardaki genel yaklaşımları da.
Son olarak hikayenin kötü adamı Boris Zaharyas'tan bahsetmeli. Gerçek hayattaki muadilinin Osmanlı'nın başına türlü türlü çoraplar ören Basi Zaharoff olduğunu tahmin etmek güç değil. Bu savaş tacirini ise Serhat Tutumluer canlandırıyor. Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür'den sonra dizinin en iyisi kesinlikle. Bu karakter sebebiyle konuyu günümüzün meşhur devlet içi illegal yapılanmalara (veya en son tabirle paralel yapı) göndermeli bir dizi diyerekten Filinta dizisini hakir görenler var. Büyük bir hata yapıyorlar zira tarih boyunca devletlerin altını oymaya çalışan illegal oluşumlar hep olmuştur. Zaten Basil Zaharoff adlı gerçek kişi de bu tarz bir adamdır. Ve buna ek olarak diziyi hiç izlemeden, ortaya dökülen emeği ve kaliteli yapımı hiçe sayarak yapılan yorumlar çok boş. Hele bir iki bölüm izleyin, ondan sonra dizinin kalitesi üzerine üç beş kelam edin.
Uzun uzun yazmak yerine dizide yer alan meşhur bir kaç oyuncunun daha olduğunu isimlerini zikrederek yazalım. Yosi Mizrahi, Kayra Şenocak, Naz Elmas ve Kamil Güler de piyasanın iyi bilinen isimleri ve onlar da dizide önemli rollerdeler.
Dizinin batılı havasından Cumhuriyer gazetesi yazarı Mehmet Çoban da diziyi övdüğü bir yazısında bahsetmişti. Hemen ilk bölümün ardından yazılan bu yazıda bunca kaliteye ve ülkedeki çoğu işten üstün olan bir yapım olmasını rağmen bir türlü halkın diziye ısınamadığını güzelce anlatmış. İki önceki cümlede yazıya bir bağlantı koydum. Okumanızı tavsiye ederim. Kısa bir cümleyle yazıya değinmek gerekirse; Türk dizi izleyicisinin, Özcan Deniz'in modern ağa rollü dizilerine ve Muhteşem Yüzyıl gibi bol entrikalı (bol aşklı meşkli anlamında) dizilere aşina olması, çabuk kanının kaynaması en büyük etken diyor bu duruma. Yoksa henüz bu topraklar batı kalitesinde çekilen polisiyelere uzak mı? Veya en fazla Adanalı tarzı klişe işleri mi beğeniyoruz? Cevaplaması çetrefilli bir soru.
Filinta'nın avantajı devlet kanalında olması. Çok ciddi bir reyting kaygıları bu sebeple olmaz. Lakin bu dizi gerçekten izlenmeli. Hem ülke dizi sektörü bu kadar gelişti mi yahu diye şaşırmak ve takdir etmek için hem de yurt dışına tüm kalitesiyle pazarlanabilecek bir diziye destek vermek için.
İnternetten izlemesi daha keyifli elbette. Ancak dizinin 2 saate yakın süre boyunca reklamsız bir şekilde televizyondan da yayınlandığını hatırlatayım.
Çarşamba, Ekim 15, 2014
Bir gün arkadaşlarla lokalde Yılmaz Özdil'i kötülüyoruz...
Blogların eskisi kadar popüler olmadığı bir gerçek. Bir o kadar da yazılara gelen yorumlarda eksilme oluyor haliyle. Geçmişle günümüz arasında bloglarda değişmeyen nadir birkaç konu var. Onlardan biri Yılmaz Özdil meselesi. Şuraya arka arkaya yoruma hayli açık beş altı yazı girsem. Belli bir miktar yorum gelir ya da hiç gelmez. Ancak ne zaman yazının bir yerinde Yılmaz Özdil'e laf çaksan anında yorum gelir. Çok ilginç. Bu adamın fan'ları sanırım google'a girip Yılmaz Özdil diye aratıp karşılarına çıkan her eleştiri yazısına yorum yazıyorlar. Valla helal olsun. Justin Bieber bir, Yılmaz Özdil iki. İnsan haklarında olumsuz yorum yapmaya korkar.
Pazartesi, Ekim 13, 2014
Milli Takımın durum özeti
Bunu Twitter'da gördüm. İlk sahibi kimdir, bilmiyorum. Ondan ismini zikredemedim. Güzel düşünülmüş. Milli Takımın durumunu çok iyi anlatan bir görsel.
2002 Dünya Kupası'nda ve 2008 Avrupa Şampiyonası'nda Türkiye Milli Takımı ile ilgili ciddi bir kenetlenme vardı halkta. Herkes bu ülkede bir şeyleri hep eleştirir ancak o dönem gerçek manada olan birlik nasıl olduysa tam tutmuştu. Bugün Letonya karşısında son şansını deneyecek olan Milli Takım yerine haftasonu oynanacak olan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi daha ön plandaysa tüm suçu ülkedeki futbolsevere atmamak gerek.
Şu Milli Takımı ekstradan takip etmemiz için illa olumlu sonuçlara lüzum yok. Dökülürken de ilgiyle takip ediliyordu bu takım. Başarıya endeksli bir durum olduğunu kabul etmiyorum.
Kendi fikrim iyice dibe vurduktan sonra gerekli sıçramayı yapabiliriz yönünde. Yıldırım Demirören'den de artık misyonunu tamamladığına inandığım (şu gruptan çıksa bile) Fatih Terim'den de kurtulup, sıfırdan ve sevilen bir takım oluşturma dönemi gelmeli.
Cumartesi, Nisan 26, 2014
Nargileme dokun-ma ya da dokun, sen bilirsin
Hayatım boyunca sigara ve alkol bağımlılığım olmadı. Bu sebeple olanı da anlamam. İnsanın kendisinin bağlanmadığı bir şeye başkasının deli gibi bağlandığını görmesine şaşması doğal olsa gerek. O değil de, ne çok bağlanma kelimesi geçti girizgahta. Yazarken yoruldum...
Sağlık Bakanlığı açıklamış. Nargile nikotin miktarı olarak 50 sigara gücündeymiş. Doğrudur. Yararlı bir madde olmadığının çoğumuz farkındayız. Lakin sigara müptelası adamların "kanser olacaksın, ayağın kesilecek, çocuğun olmayacak" vs. ikazları bir yerine takmaması gibi ben de pek sallamadım bu uyarıyı. Sebebi de şu: nargile zararlı, hem de bayağı zararlı bunun elbette farkındayım. Fakat nargile cepte taşınan, her yemekten sonra yakılan, sabah uyanınca, gece yatarken "içmeden yapamıyorum hacı" denilecek türden bir bağımlılık değil. Evimde nargile var. Ayda bir anca yapıyorum. Her akşam içen manyak var mıdır? Bilemem. Uğraşması zor olur. Çılgın olmak gerek. Her gün dışarıda içen var mıdır? Nargileye yancılık yapıyorsa ya da babasının nargile kafesi yoksa o da tuhaf bir durum. Bir paket sigaranın ortalama fiyatından fazla olan nargile her akşam para verip içilmez. O kadar da sefa düşkünü olmamak lazım.
Eğitimci olduğumdan yazının bir yerinde mesaj verme kaygısı hissettim. Nargile zararlıdır. Abartıp haftada 3-5 sefer içmeyin. En fazla ayda bir falan için. O da illa içecekseniz. O değil de; sigara yasağına benzer nargile yasakları da sertleşecek mi? Kamu spotu falan da çıkmış diyorlar. Yandık. "Dede pis, dede mis" diyen kız çocuğu geldi aklıma.
Fenerbahçe'de yılın futbolcusu: Caner Erkin
Son anda garip bir şeyler olmazsa - ki burası Fenerbahçe, her an bir gariplik olabilir- Fenerbahçe 2013-14 sezonu şampiyonu olurken bu takımın şampiyonluktaki en önemli oyuncusu açık ara Caner Erkin olacaktır.
FM oynarken taraftarlar yılın oyuncusunu seçer ya hani, Fenerbahçe taraftarları arasında da 1907 Ünifeb ve Antu'nun yaptıklarını saymazsak, taraftarın büyük çoğunluğunun fikrini yansıtan daha geniş çaplı anketler olsa, orada Caner Erkin açık ara yılın futbolcusu seçilecektir muhakkak. Sezon boyunca özel hayatıyla ilgili magazin gündemine düşen kafa karıştıran sürece rağmen, futbolunda ciddi bir düşüş yaşamamasının yanı sıra, bunun üstüne her geçen gün biraz daha koydu. Önemli puanlar kazandırdı. Yılmadan savaştı açıkçası. Takdiri ve sözleşme yenilemesinde ciddi bir zammı hak etti. Fenerbahçe yönetimi kendisini onore etmek yerine sözleşme yenilmeme hatasını düşmemeli. Arada çok ciddi fark yoksa üçün beşin hesabını Caner'de yapmamalı.
Salı, Kasım 26, 2013
Veselinoviç'in isyanı
Fotoğraf 1989'un Tercüman gazetesinden. Fenerbahçe teknik direktörü Veselinoviç kazanılan maçlardan sonra yapılan "şike" iddialarına Galatasaray göndermeli cevap vermiş.
Galatasaray'ı efsanevi 4-3'lük skorla deviren Fenerbahçe'nin bir sonraki idmanından bir kare var fotoda. Maçın yıldızı Hasan Vezir elbette başrolde.
foto: Demirhan Derya Demir'in arşivinden alıntıdır.
Galatasaray'ı efsanevi 4-3'lük skorla deviren Fenerbahçe'nin bir sonraki idmanından bir kare var fotoda. Maçın yıldızı Hasan Vezir elbette başrolde.
foto: Demirhan Derya Demir'in arşivinden alıntıdır.
Çarşamba, Temmuz 17, 2013
Taraftar şimdi ne desin?
Fenerbahçe geçtiğimiz sezon Uefa Avrupa Ligi'nde final kovalarken sahaya meşale atılması sebebiyle seyircisiz maç oynama cezasına çarptırılmış ve durumun tekrarlanması halinde Avrupa kupalarından men edilme tehlikesiyle karşılaşmıştı.
Bu olayların sonrası gerek resmi siteden gerekse de FB tv'den sürekli taraftara "yapmayın, etmeyin, böyle taraftarlık olmaz, meşale yüzünden Avrupa'dan olacağız" içerikli ve zaman zaman da sert uyarılar yapıldı. Adeta azarlandı taraftarın geneli. Bu konuda taraftarın uyarılması anlaşılabilir bir durumdu ancak o dönem yönetimdekilerin taraftara "bizi Avrupa'dan men ettireceksiniz" cümlelerinin dönüp dolaşıp kendilerine dönmesi çok manidar oldu.
Olası meşale atma durumu üzerinden taraftarlara Fenerbahçelilik taslayan, bizi Avrupa'dan edeceksiniz mesajları veren Fenerbahçe'nin başta sayın başkanı olmak üzere yönetim kurulu üyelerine sormak gerek; meşale üzerinden kesilen onca ahkamdan sonra sizlerin direkt ya da dolaylı suçlanmalarınız neticesinde Fenerbahçe, Uefa Tahkim Kurulu'nun da onayıyla Avrupa'dan 2 sene men edildi. Bu kararın CAS'tan dönme olasılığı elbet var. Ancak şu anki süreçte zamanında taraftara sopa sallayanların Fenerbahçe'yi Avrupa'dan men edilmesine sebep olduğu gerçeği de var. Şimdi bu taraftar size ne desin? Yahut maddiyat kısmını her fırsatta göze sokanlara şöyle sorulsun; tamam taraftar takımını karşılıksız sevendir ancak sadece yerel ligi izleyecek diye kombinelere o kadar parayı bayılan taraftarın suçu nedir? Fenerbahçe yönetiminden biri çıkıp bu sorulara cevap versin.
Çarşamba, Haziran 19, 2013
Salı, Mayıs 14, 2013
Protestonun her türlüsü reva mıdır?
Haberi paylaşan site yukarıda gördüğünüz fotoğrafın altına şu cümleyi yazmış. "İddialaa göre pankartı asanların Trabzonspor taraftarı olduğu söyleniyor."
Şayet bu haberde yazıldığı gibiyse olay, protestonun her türlüsü reva mıdır? ,
Trabzonsporlu taraftarların kendilerince haklı gerekçelerle rahmetli Serkan Acar'ı sevmemelerini anlaşılabilir. Haklarını helal etmemelerini de anlaşılabilir lakin insanlar, protestolarını yaparken bunu adabıyla yapsa daha uygun olmaz mı? Acar'ın mezarına gidip bunu yapmak ne kadar doğrudur?
Cuma, Nisan 05, 2013
Çarşamba, Mart 20, 2013
Tiplere gel
Bilmem ne üniversitesi mühendislik fakültesi önü.jpg
Twitter'da gördüm az önce. Fırat Günayer paylaştı bu fotoğrafı. Aklıma ilk gelen şu oldu; üniversitede sap sap dolanan ve kızların genelde uzak durduğu dörtlü gibiler resmen.
Pazartesi, Şubat 18, 2013
Bu galibiyet küçümsenmemeli
Fenerbahçe'nin ilk devredeki deplasman performansı ve bu devreyi kapatırken yaşananlardan sonra Fenerbahçe adına psikolojik etmenlerden ötürü hem motive edici hem de demotive olmaya müsait bir deplasmandı Trabzon. Her ne kadar Fenerbahçe ikinci devrenin başlamasıyla dışarıdaki maçlarda daha derli toplu görünse de tekrardan tepetaklak oluvermek işten bile değildi bu maçın ilk 10 dakikasına bakıldığında...
Maçın henüz başında Sow mu o golü kaçırdı yoksa Onur mu kurtardı diye bir bahis açılsa, tercihimi Onur'dan yana kullanırdım. Zaten Onur maçın daha farklı bir skorla bitmesini engeleyen tek isimdi Bordo-Mavililerde. Trabzonspor cephesinde ise durum Fenerbahçe'den daha kötüydü. Hatta istatistiklere göre son bilmem kaç yılın en kötüsü şeklinde yazılar cirit atıyordu maçtan önce yerel basında. Bamba ve Onur'un anlaşamaması ve akabinde Onur'un Bamba'yı iyice bozmasıyla Trabzon açısından işlerin daha kötü gideceği o ilk golle belli olmuştu. Daha sonra da sadece Trabzonspor'a karşı Alex performansı ortaya koyabilen Cristian'ın yine Bamba'nın yardımıyla gelen golüyle Avni Aker'de "yine olmadı" iç çekişleri başladı.
Trabzonspor'u ayakta tutabilecek tek ihtimal devreye girmeden bir gol bulmaktı ama buna pek mecalleri yoktu. İkinci yarının başlamasıyla da Fenerbahçe yine oyunu dengede tutan bir vaziyet çizdi. Kuyt'ın başlattığı, Cristian'ın süslediği, Gökhan'ın fişi çektiği 3.golde de perde kapandı.
Fenerbahçe, haftaiçi oynayacağı BATE maçı öncesi moral olarak artıya geçerken Galatasaray'a da kovalamaya devam mesajı verdi.
Bu galibiyet küçümsenmemeli. Fenerbahçe son yıllarda Trabzonspor'a karşı deplasmanda çok başarılı ama sene başından beri sürdürdüğü kırılgan görüntüden yavaş yavaş kurtulmaya başladığını hem taraftarına hem de rakiplerine gösterebilmesi adında da ayrı önemli bir maçtı. Bundan sonra ligde zorlu üç maça çıkacak Fenerbahçe. Galatasaray'ın nispeten daha avantajlı fikstürü olduğu bu dönemde Fenerbahçe adına hala şampiyonluk şarkısının söylenip söylenmeyeceğini zaman gösterecek. Ama takımı takip edenler için olumlu anlamda bir başka görüntü daha vardı bu karşılaşmada. O da şu; Fenerbahçe 10 kişi kaldığı BATE deplasmanı ve bu son maçta fiziki açıdan hayli iyi göründü. Bu da gelecek adına bir şeylere umutla bakabilmek adına olumlu bir işarettir.
Pazartesi, Ocak 14, 2013
Trabzon’dan Fenerbahçe’nin görünümü: Batı Yakası’nda yeni bir şey yok
Hayatını işler güçler sebebiyle Trabzon’da devam ettirmekte olan bir Fenerbahçeliyim. Sanırım bugünlerde bir Fenerbahçeliye “ülkede hangi şehirde yaşamak senin için zor olurdu?” sorusunu sorsalar, çoğunluk ilk olarak Trabzon’un adını verir. Önceden de Trabzonspor’la aramız pek iyi değildi gerçi, lakin 1,5 yıldır yaşanan malum süreç sonrası konuya dair fikirleri sorulmaksızın iki kulübün de taraftarları rakiplerinden hazzetmemek de. Bundan mutlu olanlar da vardır, fakat bu yazıda buna dair bir şeyler karalamak niyetinde değilim.
Dün maç sabahı kafamda maça gitmeye dair bir düşünce vardı, ancak şu dönemlerde Avni Aker’e bir Fenerbahçelinin ‘Truva’ organizasyonu yapması, buna niyet etmesi hayli tehlikeli sayılabilecek türden bir şey malum. Bu sebeple bu düşüncemi ulu orta dile getirmiyordum. Öğlene doğru yine Trabzon’da yaşayan bir Fenerbahçeli arkadaşımın “maça gidelim” düşüncesini dile getirmesiyle kendimizi birden statın orada bulduk. Paldır küldür oldu her şey. Trabzon’a, bu şehre kısa sürede bayağı alıştım da, o statın çevresinde Fenerbahçe’ye duyulan öfkeye, söylenen küfürlere ilk kez bu kadar yakından şahit oldum. Çok deplasmana gittim Fenerbahçe ile ve yine Kadıköy’de de çok hararetli maçlara tanık oldum ama bu olay bambaşka bir şey. Anlatılmaz, yaşanır türden hem de…
Etrafta oraya sadece Fenerbahçe’ye küfretmek için gelen yüzlerce insan var. Ve stat çevresindeki işportacıların tezgahlarında da yine Fenerbahçe’ye hakaret eden ürünler satılmakta. Aslında maça giderken kafamda bu görüntüleri canlandırmıştım da, orada canlı canlı yaşayınca durum farklı oluyor.
Şehir merkezinde üzerinde Fenerbahçe’ye ait şeyler taşımasa da konuşmalarından Fenerbahçeli olduklarını belli eden kişiler de hayli vardı bu arada. Kendi çapımda gerçekleştirdiğimi zannettiğim bu Truva operasyonunda yalnız değildim yani. Muhtemelen bu satırları okuyanlar arasında maç öncesinde, maç sırasında ve maç sonrası zamanda başıma herhangi bir şey gelip gelmediğini merak edenler olacaktır. Onu söyleyeyim hemen, hiçbir sıkıntı yaşamadım. Bunun iki sebebi vardı elbet; birincisi, nihayetinde öyle çok tanınan bir sima değiliz, ikincisi de yanımızda Trabzonlu bir arkadaş daha vardı zaten. İki Fenerbahçeli, bir Trabzonsporlu olarak izledik maçı.
Stat atmosferine dair bir iki kelam edeyim. Kale arkalarının deniz tarafına bakan bölüm dışında öyle ahım şahım bir tribün ortamı yoktu. O tarafta da stadı tezahüratlarla yönlendirme ve devamlılık sorunu var. Bir de Trabzonspor-Fenerbahçe maçında görmek gerek diye not düşeyim tabii bu konuya.
Maç hakkında bir Fenerbahçelinin söyleyebileceği çok güzel şeyler yok ne yazık ki. Takımdaki umursamaz hava aynen devam etmekte. Eskiden bu takım maç seçerdi. Böyle bir huyu vardı. Bu sene o da yok. Neredeyse bütün bir ilk yarı aynı umursamaz oyunla geçti. Geleceğe dair bu takımda tek umut Salih’dir. Her geçen gün kendine daha güvenen bir görüntü çiziyordu. Bu şekilde devam edebilirse bir alt ligden gelip de Fenerbahçe’de parlayan Tuncay ve Gökhan Gönül örnekleri gibi olabilir. Bir taraftar olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; Salih bana Baroni’den daha çok güven veriyor. Gamsız adam Baroni yerine orta sahada Salih’i görmek isterim.
Son olarak Aykut Kocaman’ın istifa kararından sonra gitmemesi için yalvaran ve ona ikinci devre toparlanacağız diye söz veren futbolcular umarım dün sahada yürüyen futbolcu grubundaki kişiler değildir. Bu hallerine güvenip bu oyuncularla (bir iki istisna dışında) halı saha maçına bile çıkılmaz ne yazık ki.
Perşembe, Ağustos 09, 2012
Çarşamba, Temmuz 04, 2012
Fikir hırsızlığı
"En büyük suç fikir hırsızlığı. Bugünün dünyasında "fikir" petrolden, araziden, makina gücünden daha değerli."
Okan Bayülgen'den Elif Şafak'a...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Başlıksız Yazı
En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...
-
Galatasaray sezon başında bir Avrupa Kupası maçı için deplasmana gidecekti. Yolculuk öncesi Rijkaard basın toplantısı yaptı. Burada takımını...























