Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Nisan 04, 2013

Hacı abi, bizde klişe söylemdir bu


Huffingtonpost'un İspanya'yı takip eden İngiliz gazetecisi Richard Martin'in Real Madrid - Galatasaray maçının hemen ardından twitter'da yazdığı yorum. Fatih Terim'in maçın hakemini eleştirmesi üzerine, adam hem komik hem de yerinde bir tespit yapmış. Lakin adam ecnebi olunca bizi pek bilmiyor tabii. Halbuki şunu bilse; bu cümleler bizim ligde maç kaybeden teknik direktörlerin klişe laflarındandır. Aşağı yukarı herkes söyler. "Ben hakemler hakkında konuşmayı sevmem, onlar hakkında hiç konuşmam ama..." Türkiye liginde antrenörlerin en çok söylediği sözler diye bir liste yapılsa, ilk 3'e rahat girer. El oğlu bilmiyor...

dip not: Galatasaray'ın bu maç özelinde hakemden yana dert yanmaya hakkı olduğunu düşünüyorum öte yandan, onu da belirteyim.

Cumartesi, Mart 16, 2013

Real Madrid: Tam bir kapalı kutu


Kurayı değerlendiren Abdurrahim Albayrak, "Hocamıza inanıyorum ve güveniyorum. Çünkü hocamız Real Madrid'i çok yakından tanıyor. Zaten Mourinho ile de her hafta görüşüyor hocamız. İkisi de iyi arkadaş ve dostlar. Takımımıza güvenimiz sonsuz" demiş.

Türkiye'de Fatih Terim kadar şanslı insanlar yok. Onlardan biri benim mesela. Yeni bir hd receiver aldım. Ayarlatmayı unutmuşum. İspanya ligi maçlarında Ntv ve Ntv Spor'a şifre giriyor. Üşenmekten düzelttiremedim de bu durumu.

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Hamit Altıntop çalım mı?


Türk spor medyası herhangi bir transfer döneminde iki büyük kulüp bir topçunun peşinde koştuğu vakit, ikisinden biri öne geçip o oyuncuyu transfer ettiğinde hemen "çalım" başlıkları atmaya başlar. Bu bir klişedir. Bu 'çalım' ile övünen taraftarlar da vardır, bunu pek önemsemeyenler de.

Yeni 'çalım' haberinin başrolünde elbette ki Hamit Altıntop var. Hamit Altıntop, her transfer dönemi medya tarafından Türkiye'ye getirilmeye çalışılan bir isimdi. Nihayetinde bu beklenti gerçekleşti. Ülke futboluna dışarıdan bakıldığı zaman, en makul yorum ve tespitleri yapan bir oyuncu Hamit. Google'da Hamit Altıntop'un geçmişte Türk futboluyla alakalı verdiği röportajları incelerseniz, bunu net görürsünüz. Futbol temeli, bilgisi ve kadro için 'joker adam' olma özelliğiyle Hamit, şu transfer döneminin en önemli hamlesi olarak değerlendirilebilir. Yaşı, kendisine ödenilecek toplam ücret gibi konular tartışmaya açıktır. Fenerbahçe'nin, bilhassa Aykut Kocaman'ın bu konuda (yıllık ücret) gösterdiği hassasiyet anlaşılır bir tutum. Lakin şöyle de bir gerçek var; Fenerbahçe'nin muhtemelen önümüzdeki sezon şampiyonluk yolundaki en ciddi rakibi olan Galatasaray'ın orta sahasında Selçuk İnan, Melo (sorun çıkmazsa tabii) ve Hamit Altıntop olacak. Geçtiğimiz sezonda Selçuk-Melo ikilisinin ligi çoğu maçta nasıl domine ettiği ortada. Keza Fenerbahçe maçlarında da (son şampiyonluk maçı hariç) bu ikili yine oldukça başarılıydı. Şimdi bu tutmuş düzene eklenecek bir Hamit Altıntop ismi Galatasaray'ı orta saha açısından bir adım öndeyken, bir adım daha da ileri atacaktır.

Bu transfer sonrası Fenerbahçe adına karalar bağlama durumu olmalı gibi algı oluşmasın tabii, ancak orta saha kuvveti ve Hamit'in birçok mevkide oynayabilme yetisi göz önüne alınarak işin Fenerbahçe cephesinden nasıl görünmesi gerektiğinin altını çizmek de fayda var.

Fenerbahçe'de o bölgenin -her ne kadar sorunlu karakterine rağmen- en iyi yerli oyuncusu vardı. Gayet anlaşılır sebeplerle Emre Belözoğlu, Aykut Kocaman'ın çok istememesi nedeniyle takımdan uzaklaştı. Yerine daha çok defansif meziyetleriyle ön plana çıkan bir Mehmet Topal transferi gerçekleşti. (ki azımsanmayacak bir hamledir elbet) Lakin tek başına ne Emre'nin boşluğunu doldurabilir ne de Galatasaray'ın o üçlüsüyle şampiyonluk yarışında ve Fenerbahçe'nin Avrupa sürecinde bütün yükü taşıyabilir.

Fenerbahçe, basına yansıdığı kadarıyla orta alana takviye yapacaktı zaten. Hamit olmayınca bu isim herhalde yabancı bir oyuncu olacak. Onun da kim olacağı kısa bir süre içinde netleşir herhalde.

Velhasıl kelam, en baştaki konuya geri dönecek olursak; Hamit Altıntop ismi Fenerbahçe'nin en başından beri ilgilendiği bir isim olmadığından bu transfere 'çalım' demek tam anlamıyla doğru olmaz. Ancak bu transferle Galatasaray orta alanının zaten bir adım önde olması, bir adım daha eklemesi bab'ından bir 'çalım' olarak yorumlanabilir.

Salı, Kasım 30, 2010

Twice The Pride Double The Fall

Barcelona'ya karşı açık oynayacağım ve onlara sağlam bir tokat atacağım gazıyla takımını sahaya çıkartan Mourinho'nun R. Madrid'inin akıbeti, geçmiş yıllardaki örneklerden Arsenal'e benzedi denebilir. Mourinho ve Barcelona bilindik sebeplerden birbirine nefret duyan iki kutup. İkisinden biri bu kinden dolayı çok pis takla atacaktı bu maçta, Mourinho cephesi yaşadı bu düşüşü. Bu öyle bir düşüş ki, bundan sonra kainattaki tüm kupaları kazansa bile, karizmayı sağlam çizdirdi bir kere. Unutulmayacak ve hafızalarda kalacak bir hezimettir. Tavan yapmış egosuna yenildi. Ve böylesi egoların madara oluşu da hayli sarsıcı oluyormuş dedirtti bizlere.

Barcelona maçın başından sonuna kadar kusursuzdu. Böyle sorunsuz bir düzene gıptayla bakmamak elde değil elbette. Her zaman bu kadar üst düzeyde oynarlar mı bilinmez? Yani kendi potansiyellerinin de ötesinde bir futbol gibiydi anlamında diyorum bunu. Şüphesiz bu kadar süper olmalarına sebep yukarıda zikrettiğimiz Mourinho öfkesiydi. Öyle bir kin vardı ki, sahadaki oyuncudan, tribündeki taraftara kadar yansımış bu. Sanki 1-0 öne geçmişler gibi 5. golde fileleri sarsan Valdes ve Mourinho'nun tercümanlık günlerine gönderme yapan pankart ve tezahüratlarıyla tribünler buna örnektir.

Bu büyük yenilgiyle Real sadece iki puan geriye düşmedi. Özgüvenleri de ciddi manada sarsılacaktır. Dünya futbolunun en önemli ve belki de aktif teknik adamlar arasında en başarılı isim olan Mourinho'nun esas maharetini şimdi göreceğiz. Bakalım bu yıkımın altından çabucak kalkabilecek ve takımını kendine getirebilecek mi?

İlk tahminim ise bugün sabaha kadar içi içini yiyeceğinden uyuyamayacağı yönünde...

* Count Dooku: "Twice the pride double the fall" (Star Wars: Episode III - Revenge of the Sith)

Pazartesi, Kasım 29, 2010

Sadece Futbol!

Futbolun elbetteki sadece futbol olmadığı zamanlar, işin siyasi olduğu boyutları vardır ve her daim olacaktır da ama 2,5 saat sonra başlayacak olan El Clasico'da bunların hiçbiri önemli değil benim için. Sadece güzel futbol izleme dileğiyle ekran karşısına geçeceğim.

İsteyen istediği sebeple Barça'yı ya da Real'i tutabilir. En doğal hakkıdır. Veya benim gibi iki takımın taraftarı da olmayabilir. Burada mühim olan; bu tercihini karşı tarafa empoze etmeye çalışma şarlatanlığıdır. "Ben Barça'yı tutuyorum çünkü bla bla..." Yahut, "ben Real'i tutuyorum çünkü bla bla..." şeklinde başlayan ve siyasi mevzulardan bahsedilen cümleleri duydukça, okudukça kendimi "Ters Cephe" programını izliyor gibi hissediyorum. Bıkkınlık geldi... Hay sizin Barça'nıza da, Real'inize de diye saydırasım geliyor. Ve öyle zannediyorum ki, böyle düşünen pek çok kişi var aslında.

Ben bu gece bir terslik olmaz da El Clasico'yu izleyebilirsem; Messi, Xavi, S. Ramos gibi hayran olduğum oyuncular ve saha kenarındaki Mourinho ve Guardiola ikilisi için izleyeceğim. Umarım böyle düşünen kişi sayısı fazladır. Her geçen gün saha dışı etmenler (bahis, siyaset vs.) sebebiyle özünü iyice kaybeden futbola olan inancımı hala korumaya çalışıyorum zira.

Dilenci edebiyatı gibi olacak ama mümkünse sadece futbol izlemek istiyorum bu gece...

Not: Geçen gün Ntv Spor'da Yenilsen de Yensen de programında bir hatun kişi yanlış anlamadıysam: "Bir kişi nasıl hem Beşiktaşlı, hem Real Madridli olur" gibilerinden bir laf etti. Bu cümlesiyle ilgili bir yazı yazayım bari diye düşünürken, Guti'nin bugün basın toplantısı yaptığı haberini işittim. O basın toplantısında Beşiktaşlı Guti, El Clasico'da Real'in kazanmasını istediğini söylerken, sebep olarak da Madrid'i tutmasını gösterdi. Ayrı bir yazı yazmak yerine Twitter'da yaptığımız geyiği buraya da yazayım en iyisi diye değiştirdim fikrimi.

Aynı hatun kişiden bir sonraki programda şu cümleyi duymak istiyorum: "Guti'ye inanamıyorum!!! Bir insan hem Beşiktaş'ta oynayıp, hem Real Madrid'i nasıl tutar?"

Pazar, Mart 07, 2010

Kazanma Arzusu

Barcelona'nın Almeira deplasmanında 2-2 berabere kalarak iki puan bırakması, Real Madrid'i haliyle ateşlemiş. Maçın başından sonuna kadar üstün oynayan bir Real vardı. Lakin Sevilla'ya iki ikram yaptılar ve kalelerinde iki golü hemen gördüler. Bazı pozisyonlarda Fenerbahçe savunması gibi heyecan yaşayan bir Real savunması vardı sahada. Keza Casillas da yediği golde Volkan'ı hatırlattı. Bakmayın öyle! Bir Fenerbahçeli olarak Real'in maçını izlerken artıları ve eksileri Fenerbahçe'ye göre değerlendiresim geliyor. Tutamıyorum zamanı...

Pellegrini skor 2-0 olduktan sonra çok yerinde hamleler yaptı. Diarra ve Arbeloa (bu arada Güntekin Onay'ın ısrarla oyuncunun adını 'Arbolea' diye okuması da ilginçti) ikinci yarıda tükendiler. Onların yerine oyuna Guti ve Van der Vaart girdi. Riskli bir hamleydi ama iki farkla geriye düşünce yapacak pek bir şey kalmamıştı.

Ek olarak; kendisinin bir hayranı olmama rağmen, bu gece sahada tel tel dökülen ve adeta Real'in el freni konumuna düşen Kaka'ya Pellegrini'nin o kadar uzun süre dayanması da ilginçti. Takımdaki tek sihirli ayak olsa neyse. Dersin ki, sahada dursun bu adam, ne olur ne olmaz filan... Ama durum öyle değil ki. Koskoca Real'sin sen. Takımın nerdeyse her bir mevkiisinde yıldız var (defansın göbeği bu mevzuda biraz tartışılır tabii).

Neyse özetle; 90 dk. boyunca sabırla oynayan, doldur boşalt yerine ayağa paslarla gol arayan ve skoru 0-2'den 3-2'ye getiren bir takım vardı sahada. Kazanma arzusu maçın başından sonuna dek belli oluyordu Real'li oyuncuların gözlerinde. Sadece yıldız oyuncuları transfer etmekle yetinmeyen, artı sahaya pozitif futbol oynamak için çıkan bir Real Madrid elbette ki başka gezegeninin futbolunu oynayan Barcelona'yı şampiyonluk yolunda ciddi zorlayacaktır. Ve şu da bir gerçek; Real sahasında böyle oynadığı müddetçe, Barca'nın Madrid deplasmanından puan çıkarması o kadar kolay olmayacaktır.

Türksel fevkalede süper ligimizde oynanan dandik, ruhsuz futbol ve bir de haftalardır bağıra çağıra gelen tehlikenin tahmin edildiği gibi Diyarbakır'da yaşanmasıyla iyice artan sinirimi unutturan ve futbol böyle oynanmalı dedirten bir Real vardı sahada. Bi an için Real taraftarı olmanın artılarını düşündüm. Neden sonra normale döndüm. Antalyaspor maçını Mustafa Denizli gibi kafamda oynamaya başladım. 81. dakikada Güiza'nın kaleciyi çalımladıktan sonra, altıpastan topu dışarı vurduğu pozisyonu kafamda yaşadım. O pozisyondan 6 dakika sonra defansın arkasına sarkan Necati topu ağlara gönderdi. Gerisini çok net hatırlamıyorum...

Hatırladığım tek şey, kulaklarımda çınlayan tezahüratın son cümlesi; "Tanrı hesap sorsun bizim için sana bizi yaktın yıktın s....n Kanarya".

foto: Marca

Pazar, Kasım 29, 2009

Atamayana Atarlar - Barcelona 1 Real Madrid 0


Real Madrid'li futbolcuların yüzlerine lazer tuttular.
Ibrakadabra'nın golünde ofsayt var.
Tribünlerden Real'li oyunculara tacizler oldu.
Hakem şöyledi bik bik bik...

Bunların işin şakası tabii. Ezikler gibi ağlamadan, futbolun en basit kuralının yani, atamayana atarlar gerçeğinin yaşandığını görelim.

Beklenenin aksine vasat bir maç oldu. Barcelona o çok alışılmış pas manyaklığını istediği derecede gerçekleştiremedi. Zaten her ne kadar galibiyeti getiren golüyle Ibrahimovic'in adı daha çok zikredilecek olsa da, Barca adına en önemli işleri kaleci Valdes ve defans oyuncusu Puyol yaptı. Bu da Barca'nın beklendiği şekilde oynayamadığının göstergesidir.

Real'e gelince. Bu büyük maça daha iyi hazırlanmış görünen taraftı. Ronaldo'nun sakatlık sonrası adaptasyon süreci geçireceği belliydi. Nitekim zaman zaman saman alevi misali parlasa da beklenen etkiyi tam anlamıyla gösteremedi. Keza Barca'da Messi'nin de oyuna ağırlığını beklendiği şekilde koyamadığı görüldü. Real Madrid adına ise Kaka'nın bilhassa ikinci yarı takımı ayakta tutmak için çok çabaladığı görüldü ama tek başına nereye kadar işte? (bu arada ilk yarıda ise buna zıt olarak Kaka oldukça vasattı).

İlk yarıda Ronaldo'nun kaçırdığı pozisyon maçın kırılma anıydı denebilir. Ronaldo mu kötü vurdu, Valdes mi müthiş çıkardı, orasına siz karar verin. Maç boyunca Real'in bu pozisyonu çok arayacağını düşünürken, benzer şekilde yine pozisyonlar bulduğunu gözlemledik. Bu sefer de Puyol devreye girdi. Vücudunu siper etti tüm şutlarda. Gerçekten müthiş zamanlamalardı.

Henry'nin sol çizgiye hapsolması üzerine, Ibrahimovic'i devreye soktu Guardiola. Hücum hattının her bir noktasında etkili olan Ibra, dolayısıyla Henry'e nazaran daha tehlikeli oldu. Golde de her ne kadar defansın onu unutarak yapmış olduğu büyük hataya rağmen (ve ofsaytta olmasına tabii), gerçekten arkaya çok iyi sızdığını söylemek gerek. Gelen bu kısmeti affetmedi. Golden sonra Barca'nın sazı eline almasını ve daha fazla gol atmasını beklerken, devreye Busquets girdi. Oyundan atılmasına kadar Guardiola'nın ona dayanması da ayrı bir soru işaretiydi elbette.

Barca'nın 10 kişi kalması oyunlarını o kadar da kötü etkilemedi. Hatta bir ara eksik olmalarına rağmen daha iyi top çevirdiler ve bir müddet Real'li oyunculara top yüzü göstermediler. Bu da ilginç bir görüntüydü.

Ronaldo'nun sakatlık sonrası 90 dakikayı kaldıramayacağını düşünülerek oyundan çıkarıldığı tahmininde bulunmak mümkündür. Lakin Barca'nın geriye iyice yaslanan savunmasını geçebilecek iki adamdan biri olan (diğeri Kaka tabii) Ronaldo'yu çıkarmak tartışılacak bir değişikliktir. İspanyol medyası bunu irdeler herhalde. Pellegrini için kötü bir geceydi. Ve muhtemelen yarından itibaren de kötü bir hafta başlangıcı olacak.

Ronaldo ve Messi ikilisinin performansı çok merak ediliyordu. İkisi de beklentilere nazaran vasattı. Ve yine ikisi de çok önemli iki pozisyonu değerlendiremediler. Demek ki bu iki süper yıldız da çok basit goller kaçırabiliyorlarmış.

Daha iyi bir maç ve daha çok gol pozisyonu beklenmesine rağmen, şu haliyle bile en kötü El Clasico'nun ligimizdeki çoğu maça göre daha güzel olduğu gerçeğini unutmamak lazım.

Son olarak, doğru düzgün top oynamadan böylesine büyük bir maçı kazanmak da ayrı meziyettir. Barca adına gecenin özeti budur. Real cephesinde ise hafta boyunca Pellegrini'nin Ronaldo'yuoyundan çıkarması konuşulur.

Gerçek Futbol İzleme Zamanıdır


El mi Clasico? Bey mi Clasico?

Bir yanda başka bir gezegenin futbolunu oynayan Barca (anti-Barca duygularımız da olsa güneş balçıkla sıvanmaz ki usta), öte yanda ise yüzyılın en büyük takımı Real Madrid...

Gönlümüzden geçen önce müthiş futbol ve bol gol izlemek tabii. Sonra da Real Madrid'in galibiyetiyle coşmak. İyi oynayan Barca'ya karşı kazanmak zor ama imkansız bir şey değil.

Hala Madrid! (hala mı Madrid? evet, hala Madrid ulan! heheh...)


Saatlerinizi ayarlayın. Hala bayramlaşmadığınız kişiler varsa, onlara da bu akşam saat 8 ile 10 arası meşgul olduğunuzu, daha sonra bayramlaşmak istediğinizi söyleyin. Turkcell Fevkalede Süper Lig'in dandikasyon maçlarının ardından ilaç gibi gelecek bir dev maç bizleri bekliyor zira...

Maç yayını: 20.00 @ Ntv ve Ntv Spor
Spiker: Ercan Taner(miş).


Perşembe, Ağustos 27, 2009

Ronaldo Kuradan United'ı Çeker Mi?

Ronaldo

Başlık bana ait değil. Ada basını böyle yaklaşıyor olaya.Malumunuz bu akşam Şampiyonlar Ligi kura çekimi var. Beşiktaş'ın rakipleri de belli olacak. Aşağıda tahminlerimizi yazarız ama Britanya medyasının daha çok olası Real - United eşleşmesi üzerine yoğunlaştığını görüyoruz. ona değinelim ilk.

Ronaldo'dan dolayı La Liga'yı daha ciddi takip etmeye başlayan Ada basını, sanki Real Madrid sadece Ronaldo'dan ibaretmiş gibi davranıyor ama... Dünyanın en büyük kulübünü (kesinlikle su götürmez bir gerçektir) tek bir futbolcu üzerinden değerlendirmek ne kadar doğrudur? Bence hiç değildir. Hani bu oyuncu gelmiş geçmiş en pahalı transfer olsa bile, Real Madrid takımı apayrı bir takımdır. Maradona'lı Napoli değil ki bu. Dünya devi Real Madrid'ten bahsediyoruz arkadaş Sinirlendirmeyin adamı sabah sabah.

Efendim işte torbalarda bulunma konumları itibariyle Real ve United'ın birbirleriyle eşleşme ihtimali var. United 1.torbada, Real ise 2.torbada bulunuyor.

Beklenen eşleşme olsa ne olur? E güzel olur tabii. Futbolseverler olarak memnun oluruz böyle bir eşleşmeden. Maç öncesi, maç içi ve maç sonrası bölümlerde C.Ronaldo'ya, eski takım arkadaşları, eski hocası, ve United tribünlerinin yaklaşımları merak konusu olur.

Umarım Ada basının üzerine konuştuğu bu ihtimal gerçekleşir. Gerçi gruplarda olmasa bile, daha sonra karşılaşma ihtimalleri de yüksek, ama gönül ister ki gruplarda karşılaşsınlar. Daha güzel olur.

Beşiktaş'ın nasıl gruba düşeceği üzerine tahmin yapmak gerekirse de; Beşiktaşlılar genelde kuralarda şansız olduklarından dem vururlar. 2000-2001 sezonunda Barcelona, Milan ve Leeds'i birarada çekerek kombo yapmışlardır. Bu bakımdan yorumları kısmen doğrudur diye kabul edebiliriz.

Benim tahminim; Arsenal, Porto, Beşiktaş, Standard Liege yönünde... Gönlündem geçense; M.United, R.Madrid,Beşiktaş, Wolfsburg. (heheh)

Bol şanslar...

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...