Aziz Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aziz Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 17, 2017

Ne zaman gidiyorsun?


Gerçekten ne zaman gideceksin acaba? Ömrüm senin gidişini görmeye vefa edecek mi? Yoksa kara toprağa girdiğimde hala başkan mı olacaksın? Ne zaman kurtulacağız senden Aziz Yıldırım? Tek derdim bu Fenerbahçe'ye dair. Şampiyon olursun olmazsın ayrı mesele. Koskoca bir camiayı maytap geçilecek malzeme yaptın. Hem de istisnasız her seferinde. Artık rakipler bile dalga geçmekten bıktı neredeyse. Eğer biraz seviyorsan bu kulübü git, Bıktırmanın ötesine geçtin.

Pazar, Haziran 05, 2016

Bir sağ bekin şampiyonluğa katkısı nedir?



Aziz Yıldırım: "Gökhan Gönül 8 senedir takıma hizmet ediyor. Bu dönemde 2 şampiyonluk kazanmış."

Sağ bek oynayan bir futbolcunun şampiyonluğa direkt katkısı nedir? Aziz Yıldırım hangi dünyada yaşıyor? Kaldı ki her şeye rağmen Gökhan ortalamanın çok üstünde bir performans ortaya koydu bunca senedir.

Burada esas soru şu olmalı: Gökhan Gönül'ün 8 senelik döneminde 2 şampiyonluk gördüğü yıllarda Aziz Yıldırım n'apıyordu? Veya 18 senedir n'apmıştır? Madem başarılar kupalarla değerlendiriliyor ona bakmak lazım. Gökhan futbolcu olarak başarısız ise Aziz Yıldırım başkan olarak başarısızlığın sözlük anlamıdır o vakit.

Aziz Yıldırım'a akıl, fikir dilemekten başka ne kaldı bilinmez. Kontrolü kaybedeli çok oldu.

Çarşamba, Temmuz 17, 2013

Taraftar şimdi ne desin?



Fenerbahçe geçtiğimiz sezon Uefa Avrupa Ligi'nde final kovalarken sahaya meşale atılması sebebiyle seyircisiz maç oynama cezasına çarptırılmış ve durumun tekrarlanması halinde Avrupa kupalarından men edilme tehlikesiyle karşılaşmıştı.

Bu olayların sonrası gerek resmi siteden gerekse de FB tv'den sürekli taraftara "yapmayın, etmeyin, böyle taraftarlık olmaz, meşale yüzünden Avrupa'dan olacağız" içerikli ve zaman zaman da sert uyarılar yapıldı. Adeta azarlandı taraftarın geneli. Bu konuda taraftarın uyarılması anlaşılabilir bir durumdu ancak o dönem yönetimdekilerin taraftara "bizi Avrupa'dan men ettireceksiniz" cümlelerinin dönüp dolaşıp kendilerine dönmesi çok manidar oldu.

Olası meşale atma durumu üzerinden taraftarlara Fenerbahçelilik taslayan, bizi Avrupa'dan edeceksiniz mesajları veren Fenerbahçe'nin başta sayın başkanı olmak üzere yönetim kurulu üyelerine sormak gerek; meşale üzerinden kesilen onca ahkamdan sonra sizlerin direkt ya da dolaylı suçlanmalarınız neticesinde Fenerbahçe, Uefa Tahkim Kurulu'nun da onayıyla Avrupa'dan 2 sene men edildi. Bu kararın CAS'tan dönme olasılığı elbet var. Ancak şu anki süreçte zamanında taraftara sopa sallayanların Fenerbahçe'yi Avrupa'dan men edilmesine sebep olduğu gerçeği de var. Şimdi bu taraftar size ne desin? Yahut maddiyat kısmını her fırsatta göze sokanlara şöyle sorulsun; tamam taraftar takımını karşılıksız sevendir ancak sadece yerel ligi izleyecek diye kombinelere o kadar parayı bayılan taraftarın suçu nedir? Fenerbahçe yönetiminden biri çıkıp bu sorulara cevap versin.

Cumartesi, Ağustos 28, 2010

Eyvah Eyvah!

"...Fenerbahçe Kulübü, olumsuz sonuçların ardından bazı kesimlerce eleştirilen teknik direktör Aykut Kocaman'a sahip çıkarak, ''Başkanımız sayın Aziz Yıldırım ve yönetimimizin şu an itibari ile iki yıllık görev süreleri boyunca Aykut Kocaman görevinin başında olacaktır. Aykut Kocaman'ın iki olumsuz sonuçtan sonra gönderilmesi gibi bir durum söz konusu değildir'' açıklamasını yaptı."

Bu açıklama çok sakat oldu. Hayırdır inşallah? Aykut Kocaman da mı yolcu yoksa? Geçmişte böyle açıklamalar sonrası çok kişi gönderildi Fenerbahçe'den. İnsan tedirgin oluyor.

Cuma, Mayıs 21, 2010

Ben Fenerbahçemi İstiyorum

12 senelik Aziz Yıldırım iktidarı döneminde kazandığımız ve kaybettiğimiz birçok şey oldu. Sportif başarısızlıkların başarılardan daha fazla olduğu bir dönem yaşattığı (kazanılan kupa/kazanmak için yarışılan kupa) oranına bakıldığında açıkça ortaya çıkmaktadır. Ancak benim eleştireceğim bu sportif başarısızlıklardan ziyade benim için daha önemli olan başka konulardır. Aziz Yıldırım döneminde kişi olarak yaşadığım üzüntüleri emin ol 90’lı yıllarda 5.’likler 6.’lıklar alırken yaşamamıştım. O dönem kötü kadrolar kötü yönetimler kötü takımlar vardı ve başarısız oluyorduk. Ancak benim için değerli olan birşey hala yerinde duruyordu; o da insanların önemli bir kısmı tarafından sevilen, Anadolu’da saygı duyulan, gittiği şehirlerde insanlardan kaçırılmayan insanlarla iç içe olan halkın takımı Fenerbahçe idi. Biz yaşanan 12 yıl içerisinde herşeyden önce bunu kaybettik. Kuruluş ilkelerimizi, varolma nedenimizi yitirdik. Evet Aziz Yıldırım stad yaptı Fenerium’ları yaydı, kulübü büyüttü ama bunların hepsini yediğinden içtiğinden feragat ederek kulübüne destek olan bizler sayesinde yaptı.

Ancak zaman içerisinde iş öyle noktaya geldi ki Aziz Yıldırım bunları sadece belli bir zümre ile yaptığını düşünmeye başladı kulübü bu anlamda küçülttü. Bugün kombine kartını alan, Fenerium’lardan alışveriş yapan, kulüp üyesi olan, imkanları ölçüsünde deplasmana gitmeye çalışan bir taraftar profili olarak kulübe belli bir artı değer yaratan 34 yasindaki ben, eğer bunları yapabiliyorsam bunun temelinde çocukluğumda harçlıklarımdan para biriktirerek bugünkü stadın rahatlığını gördükten sonra beğenmediğimiz stadda 7-8 saat bilet kuyruklarında bekleyerek seyrettiğim maçlar neticesinde kazandığım Fenerbahçelilik ruhu yatmaktadır. İşte Aziz Yıldırım önce bunu kaybettirdi bu kulübe. Bugün bir öğrencinin para biriktirip o stada girmesi mümkün mü 66 liralık kale arkası bilet fiyatıyla. Stada gelemeyen çocukları şifreli yayın yapan kanalı seyrettirerek mi Fenerbahçe’li yapacağız? Gelecekte forma, kombine vs. alabilecek, kayıtsız şartsız kulübüne destek olacak taraftarları bize öfke kusulan şifresiz kanalları seyrettirerek mi elde edeceğiz? Bilet fiyatları 22 lira olduktan sonra tekrar sampiyonluk potasına girmiş olmamız da bu zihniyetin yanlışlığını gösteren ufak ayrıntıdır.

Renkdaşlarımızla kavga eden F.Akyel, uğrunda birçok fedakarlık yaptığım Kulübüme, Beşiktaş taraftarı ile birlikte küfür eden Tümer Metin’e, karaktersizliği konusunda hemen herkesin hem fikir olduğu Emre Belözoğlu’na, Sporellerin, Lefter’lerin, Can Bartu’ların, Rıdvan Dilmen’lerin formasını giydirmek bu kulübe yapılmış en büyük ihanetlerden biridir.

Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk ilkelerine bağlılıktan bahsederken nasıl bir anlayışa hizmet ettiği belli olan bir sermaye grubunu Fenerbahçe erkek basketbol takımı aracılığıyla sadece daha çok başarı gelecek diye bu kulüple özdeşleştirmek ise içime sindiremediğim bir başka konudur. Genel Kurul salonunda kürsüden bunu eleştiren bir bayan üyeye Yüksek Divan Kurulu Başkanı’nın sözlü hakaret ve fiili saldırıda bulunması Atatürk’ün izinde olduğu söylenen kulübümün gittiği noktayı açıkça ortaya koymaktadır.

Aziz Yıldırım her şeyi ben bilirim her şeyi ben yaparım havasında eleştiriye tahammülü olmayan tavırları ie yarattığı korku imparatorluğunda yanına aldığı 2-3 kişi ile Fenerbahçemi Fenerbahçe olmaktan çıkarmaktadır. Yönetim Kurulları sadece göstermelik olarak oradalar. Yapıcı eleştirileri dahi başkana iletmek yönetim kurulu üyeleri için maalesef büyük bir korku haline gelmiştir. Kulüp içerisinde yarattığı bu havayı dışarıda da yaratmaya çalışan Aziz Yıldırım, kulübün bir nefret merkezi haline gelmesine neden olmuştur. Gün geçtikçe bütçe olarak büyüyoruz ama kulüp olarak küçülüyoruz. Bu nefreti kendi aramızdaki konuşmalarda dahi, biz zenginleşiyoruz o yüzden insanlar bizi kıskanıyor ile açıklayarak aslında gerçeklerden uzaklaşıyoruz. Ayrılan hemen her futbolcumuz ve birçok yöneticimiz ile problemli ayrılıyoruz. Ve bütün suçu bizler hep bu giden futbolculara, yöneticilere atıyoruz. Şu anda başkanın kurmuş olduğu bir sanal dünya var ve biz orada yaşıyoruz.

Futbol takımına gelince. Yıllardır bizi dünya kulübü oluyoruz palavrasıyla yöneten Sayın Aziz Yıldırım’a şunları sormak istiyorum

1) Her sene son anda transfer yapmak mı dünya kulübü olmaktır yoksa planlı programlı transfer yapmak mı?
2) Bir takımı 2 sene Kezman’a 2 sene Guiza’ya mahkum ederek 4 sene forvetsiz oynatmak mı dünya kulübü olmaktır?
3) Tuncay, Marco vs futbolcuları menajerleriyle yaşadığın kişisel inatlar yüzünden gönderip, daha büyük maliyetlerle Josico, Maldonado gibi adamları transfer etmek mi dünya kulübü olmaktır?
4) 2006 yılında yaşanan olaydan sonra ardına teneke bağlayarak gönderdiğin teknik direktörü üç sene sonra çok daha iyi şartlarla getirmek mi dünya kulübü olmaktır?
5) 2006 yılında elimizden çalınan şampiyonluğun bedelini o maçın hakemine ödetememek mi dünya kulübü olmaktır? O sene Anelka’nın faul yaparak attığı golün bütün sezon aleyhimize elle atılmış gibi konuşularak medyada kullanılmasını engelleyememek mi dünya kulübü olmaktır?
6) Senelerdir bir türlü çözemediğim amortisman hesabıyla futbolcuları bedava kaçırmak mı dünya kulübü olmaktır?
7) 17 kulüp aleni bir şekilde karşımızda iken Kulüpler Birliği denen yerde onların başkanlığını yapıp kendi kulübünü menfaatlerini ayaklar altına almak mı dünya kulübü başkanlığıdır?
8) Hergün televizyonda derneklerden sorumlu yöneticimiz şu ilde dernek açtı haberi verilirken kupa finali için bir şehri süsleyemeyen, oraya 3-5 bin bayrak ve forma götürerek halkın sevgisini kazanamayan,futbolcusunu halktan kaçıran kulüp mü dünya kulübüdür? Böyle işleri yaparak kulübe birşeyler katmayan, sadece şampiyonluk baloları düzenleyen derneklerin sayısıyla övünmek mi dünya kulübü olmaktır.
9) Ortega, Hooijdonk, Anelka, Carlos, Alex gibi adamları getirip bunları ulusal yayın yapan kanallara çıkarıp Fenerbahçe sempatisi yaratamamak aksine insanlardan kaçırmak mı dünya kulübü olmaktır?

Ben giden şampiyonluklar veya kupalar için değil, Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’yi Fenerbahçe olmaktan çıkarttığı için başkanlık görevini artık bırakması gerektiğini düşünüyorum. Ondan boşalacak göreve de Aziz Yıldırım’ın artılarını örnek olarak alıp eksilerini ortadan kaldıracak vizyon sahibi birinin gelmesini arzu ediyorum. Şunu da açık olarak belirtmek istiyorum ki eğer Aziz Yıldırım bugün bırakır, kongrede aday olur ve karşısına kendi menfaatleri için kulübün dışında olduğu zaman camiamıza zarar veren Hakan Bilal Kutlualp gibi insanlar veya Şadan Kalkavan gibi vizyonu olmayan insanlar çıkar ise oyum yine Aziz Yıldırımındır. Ancak kulübümüz içerisinde bu saydığım karakterde insanlar dışında çok kaliteli, bu yükü taşıyacak kişiler vardır ve kulübü gelinen bu noktadan alarak arzuladığımız noktalara taşıyacaktır. Aziz Yıldırım’ın böyle bir başarısızlığın ardından gitmesinden çok mutlu olmayacağım ancak zamanında gitmesini bilseydi bugün bu durumda olmayacaktı(k).

Daum için ise söyleyebilecek pek fazla birşey yok bence. Her şeyden önce kendi menfaati için her şeyi yapabilen, kişiliğinden nefret ettiğim bir insan. Teknik direktör olarak ise ligde her zaman ilk üç içerisinde yer alabilecek ama hiçbir zaman keyif vermeyecek takım yaratan, günü kurtarmaya yönelik çalışan bir profili var. Dolayısıyla bizi, hepimizin arzuladığı büyük başarılara ulaştıracak biri asla olamayacaktır. Kapasitesi ve vizyonu buna uygun değildir. Büyük ihtimalle de başkan kendini kurtarmak için yüklü tazminatını ödeyip gönderecektir. Tazminatı aldıktan sonra Daum’un da buna çok üzüleceğini zannetmiyorum. Daum’u savunanları da anlamıyorum. Hele hele 4 yıl çalışılması gerekir, istikrar yakalamamız lazım diyenleri hiç anlamıyorum. Çünkü Daum’la üç yıl daha çalışırsak gideceğimiz maksimum hedef kazanabileceğimiz 1 şampiyonluk belki de 1 Türkiye kupasıdır. Ne bir futbolcu kazanabiliriz ne de Avrupa’da bir başarı. Ayrıca kazanamadığımız yıllarda da 2006 ve 2010 yılında yaşadığımız ağır travmaları yaşamamız büyük olasılıktır. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; bu başkana ve yönetim kuruluna hiçbir şekilde güvenim yoktur. Daum’u gönderdiklerini açıkladıktan sonra pazar akşamına kadar kendisiyle devam etmeyi düşündüklerinden dolayı hiçbir hazırlıkları olmadığından ötürü eminim dünya kupası sonrası ondan daha berbatını başımıza musallat edeceklerdir.

Ben olumsuz bir durumda günlerce ortadan kaybolan bir başkan değil, taraftarın göz yaşı sel olurken ona güç verecek bir lider istiyorum. Ben kendisine müdahale edildiğinde para için sesini çıkarmayan, olumsuz bir durumda futbolcusunu suçlayan teknik direktör değil bulunduğu kulübü ve hedeflerini iyi anlayan, sorumlulukları üzerine alan, vizyonu olan bir teknik direktör istiyorum. Ben 3 ay önce Fenerbahçeme küfür edip sonra bu formayı giyenleri değil, bu formadan kopartılınca taksicilik yapan ruhta futbolcuları istiyorum.

Netice olarak ben şampiyonluk, kupa vs.’den önce 1899 yılında temelleri atılan 1907 yılında kurulan, Bağdat Caddesi’nden ibaret olmayan, halkın sevgilisi Fenerbahçemi istiyorum.

Saygılarımla

Özgür Kandil

***

Blogun takipçilerinden Özgür Bey, bu yazıyı e-posta olarak göndermiş. Kendisinden izin alarak bu yazıyı blogda yayımlamak istedim. Sağolsun o da kabul etti. Yazı için kendisine bir kez daha teşekkürler...

Çarşamba, Mayıs 19, 2010

Turkcell Kim Telefonda Kimi Motive Ediyor Ligi


Aziz Yıldırım'ın ve Şekip Mosturoğlu'nun bugünkü basın toplantısını takip edemedim ama internette yazılanlara bakınca ve daha sonra olayın giderek daha da içinden çıkılmaz bir hale geldiğini görünce şaşırmamak elde değil.

Ve tabii bir yandan da bunca hengamenin arasında Bursaspor'un ve Ertuğrul Sağlam'ın başarısının ehemmiyeti güme gidecek sanırım, düşüncesi de hasıl oluyor.

Mevzuya geri dönelim.Şimdi bir gün içerisinde onlarca şey söylendi. Lakin en garip gelenine burada değinmek isterim.

Efendim, bir iddia atıldı ortaya. Bu iddiaya göre, Rüştü Reçber ligdeki bazı oyuncuları Fenerbahçe maçı öncesi arıyormuş, "aman şaibeye neden olma, korkmadan çık, topunu oyna" diyormuş. Rüştü bu iddianın kanıtlanması durumunda, "futbolu bırakacağını" açıklamış. Yerinde bir tepkidir. Beşiktaş yönetimi ise ne alakaysa artık, böyle bir durumun olabilitesi üzerinde durmuşlar. İki açıklamayı alt alta koyunca çok garip duruyor. Önce ona bakalım;

"Benim Kasımpaşa, Ankaragücü ve Trabzonspor takımlarında konuştuğum arkadaşlarım var. Fenerbahçe'yi yenmelerini istediğim tarzında konuşmalarım olduğunu başkan Aziz Yıldırım söyledi. İspat etsinler, ispat ederlerse futbolu bırakırım."
Rüştü Reçber-Beşiktaş

"Oyuncumuz Rüştü Reçber, 24 saatini kulübü için harcayan bir sporcu olarak başka takımlardaki meslektaşlarıyla onların maçlarında korkmadan ve cesurca oynamalarıyla ilgili telefon görüşmesi veya şahsi görüşme yapması kadar doğal bir şey yoktur."
Beşiktaş JK

Bir tutarsızlık yok mu? Rüştü doğal olarak "böyle bir şeyi konuşmam" diyor, ki konuşmaması lazımdır. Doğal olan budur. Beşiktaş'ın açıklamasında ise "konuşabilir, ne var bunda" demeye getirmişler lafı. Ne alaka yahu? Rüştü neden böyle bir şey yapma lüzumu hissetsin? Rüştü'nün başka işi gücü yok mu? Burada bir gariplik yok mu?

Bunun doğru olmadığına inanmak isterim. Ve bunu, beni yakından tanıyanlar gayet iyi bilir, bir numaralı Rüştü muhalifi olarak yazıyorum.

Gelelim ikinci kısma; şimdi Şekip Mosturoğlu da resmen çam devirmiş. Ali Yıldırım'ın bu olay üzerine Rüştü'yle görüştüğünü söylemiş. Neden -miş'li, -mış'lı ifadeler kullanıyorsun? diye soranlar çıkabilir. Girizgahta belirttiğim üzere, basın topalantısını ve sonrasını takip edemedim. İnternetten ulaşabildiklerim kadarıyla yorumluyorum. Şekip Bey'in açıklaması da komedi. Eleştirdiğiniz bir şeyden bahsedip, mevzuyu düzeltme amaçlı benzer bir harekette bulunduğunuzu söylemek de tuhaf değil midir?

Ve en son bölüm. Şimdi çıkarımda bulunma zamanı. Anlaşılan o ki; Turkcell Süper Lig adından da anlaşılacağa üzere iletişim konusunda sıkıntısı olmayan, hatta ciddi manada iletişim çılgınlığının yaşandığı bir ligmiş. Rüştü'nün samimi olduğu meslekdaşlarını arama ve maç öncesi telkinde bulunduğu iddiasından yola çıkarak bundan sonrası için bazı önerilerde bulunmak mümkündür. Ne gibi?

Bundan sonra;

* Rüştü Reçber, Süper Ligde yer alan ve "Milliyetçi" çizgideki oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Emre Belözoğlu, Süper Ligde yer alan ve kimilerince "Cemaatçi" diye tabir edilen oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin. (Bu konuda Hakan Şükür'den destek alabilir)

* Alex de Souza, Süper Ligde yer alan ve Brezilyalı dindar oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* İvan Ergiç, Süper Ligde yer alan ve "Marksist" oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Arda Turan, Süper Ligde yer alan ve tiyatroya, sinemaya ilgi duyan oyuncuları bazı maçlarda önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin.

* Matteo Ferrari, Süper Ligde yer alan ve "gece hayatına düşkün" diye bilinen oyuncuları bazı maçlardan önce arasın ve "korkmayın" mesajı versin. (Bu konuda Pascal Nouma'dan yardım alabilir)

Bu listeyi genişletmek mümkün. Şu an için bu kadar yeter. (İsteyen yorumlarda listeye eklemeler yapabilir tabii)

Velhasıl kelam, nihai paragrafta toplumsal bir mesaj verecekmişim gibi oldu ama daha çok Fenerbahçeliler özelinden bir mesaj olsun. Rüştü isterse kaleci Murat'ın yedi sülalesini Fenerbahçe maçından önce aramış ve "korkmayın" demiş olsun. Ne değişir? Önemli olan Fenerbahçe'nin kendi elinde olan şampiyonluk şansını, son 90 dakikada değerlendirememesi ve bi nevi kendi eliyle son maçta şampiyonluğu Bursaspor'a vermiş olması değil midir? Öyledir tabii. Onun dışında ne desek gırgır şamatadır. Yukarıda yaptığımız da budur.

Cumartesi, Aralık 05, 2009

İsyan Etsen Neye Yarar?

Eskişehirspor 2 Fenerbahçe 1

Bugün isyan bayrağı Eskişehir'de açılmış.
Bugün bu hakemlerle olmuyormuş.
Bugün Federasyon aklına başına alsınmış.
Bugün Türk futbolu bir yere gitmezmiş.
Bugün Fenerbahçe takımının hakkı korunacakmış.

Her şey iyi güzel hoş tamam da, bunları söylemek için bugünü mü beklediniz? Daha önce nerelerdeydiniz? Aslına bakarsanız Daum ve Aziz Yıldırım sanırım önce 2006 yılının Mayıs ayında yaşananların hesabını vermelisiniz. Her ikiniz de o günlerin baş mimarlarıydınız malum.

Bir de şu var tabii; hem Türkiye'de hem Avrupa'da lideriz. Eleştirmeyin, takıma köstek olmayın diyordunuz. Şu an kağıt üzerinde hala lideriz. Niye tepki veriyorsunuz o zaman? Hala tepedeyiz, eleştirilecek bir şey yoktu, her şey güllük gülistanlıktı hani?

Takım bitmiş okeye dönüyor demiştik geçen hafta. Bu hafta da aynen devam. Araya yalancı bahar modunda, biraz da şansın yaver gitmesiyle kazanılan Twente maçı girdi ama yine gözler yalandan boyanmış oldu. 3 gün sonra foya yine ortaya çıktı.

Kalecisinden en ileri uçtaki adamına kadar üzerlerinde taşıdıkları formadan bihaber insanlar topluluğu isteksiz ve de ruhsuz futbola devam ediyorlar. Bir takım arka arkaya maçlar kaybedebilir. Futboldur nihayetinde, olabilir. Lakin Fenerbahçe takımında oynayan futbolcular bilmelidirler ki, o formayı taşıyorsanız sonuna kadar mücadele etmelisiniz. Taraftarın sizden tek beklentisi budur. Kadıköy'de Beşiktaş'a 3-4 yenildiği halde o günkü takım niye alkışlanmıştı? Onu hatırlasınlar. Birileri hatırlatsın...

Bugün futbolcuların hem sahada hem saha dışında lakayt, vurdumduymaz. Takımın başında Alman hoca var ama bir Alman'ın olduğu yerde olması gereken ilk şey, disiplin o takımda yok. Takım maçları seriye bağlamış kazanırken de bazı uyarılar yazılyordu, söyleniyordu. Bugün kaybedince ortaya çıkan kişiler değil bunları söyleyenler.

Bir ara sürekli Fenerbahçe maçları önde götürüyordu, kazanıyordu ama bir de skor olarak geriye düştüğünde Daum ne yapacak, takım ne yapacak görelim dedik. Eskiden Daum böyle durumlarda çılgınca hamleler yapıyordu, onun dışında takımı pozitif oynamaya, daha ileri götürme adına hiçbir hamle yapmıyordu. Kenardan oyuna müdahale edemiyordu Yedek kulübesindeki oyuncuların da şevkini kırıyor diyorduk. Bugün bir kez daha gördük bahsettiğimiz şeyleri. Aksayan, ileri çıkamayan orta sahayı ve de işlemeyen kanatları değiştirmek için illa gol yiyerek skor olarak geri düşmek mi gerekir?

Eskişehirspor takımının hakkını verelim elbet. Eksiklerine rağmen çok mücadele ettiler ve kazandılar. (Bando EsEs'e de ayrı tebrikler tabii)

Fenerbahçeli oyuncular ve teknik heyet bugün yedikleri iki golü de tekrar tekrar izlesinler. Şampiyonluğa oynayan ve de Avrupa'da iyi yerlere gelmeyi hedefleyen bir takımın yiyebileceği türden goller midir bunlar? Tek kelimeyle rezalet. İstek, mücadele ve de ruh yok. Bir de bunlara ek olarak konsatrasyon sıfır ve ciddiyetsizlik hakim.

Aykut Kocaman'ın gelişine ne kadar çok sevinmiştik ama sadece kazandığımız maçlardan sonra demeç veren, onun dışında ne konuşmalarıyla ne de icraatlarıyla ortada görünebilecek bir Aykut Kocaman var. Yoksa yoksa... Aman Tanrım! Düşündüğüm şey olmasın!!!

Bugün hakem orada Bilica'ya yapılan faulü verseydi ve kornerden gelen gol yenilmesiydi, her şey normal mi olacaktı yani? O zaman sayın Başkanımız hakemlere ve de Federasyona laf söylemeyecek miydi? Elbette ki takımın hakkı gaspedildiğinde sesiniz çıkacak, hakkımız savunulacak ama önce bir çabalasın takım, mücadele etsin oyuncular. Hele bir görelim sahada koşanları, forması çamur içerisinde olanları mesela, ondan sonra sallayalım hakemlere ve de Federasyona.

Takım şu haldeyken isyan etsen neye yarar?

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Font


Resmi siteden yapılan açıklamalar ya da Sadettin Saran'ın cevapları ve yorumları hakkında bir şeyler yazmak isterdi bu gönül ama ben hala şu garip yazı fontunda kaldım....

Bu nedir ya? Bir kulüp resmi sitesi mi, yoksa Bobiler org gibi bir site mi belli değil arkadaş. Gel de çık işin içinden.

Cuma, Eylül 25, 2009

Aziz Medya

“Medya” ve “Gündem” kelimeleri son yıllarda, olması gereken anlamının dışına çıkmaya başladı. Örtbas etme, sindirme ya da yüceltme gibi tarafsızlıktan uzak kelimelerle anılmaya başlandı medya. Bu özelliğiyle medyanın, spor camiasında da önemli bir araç haline geldiği aşikâr. Buna son zamanlardaki en büyük örnek belki de Beşiktaş’ın kazanmış olduğu iki kupanın gündemde sadece birkaç gün kalması ve hemen ardından basit bir transfer dosyası olan Mehmet Topuz transferinin uzun süre gündemi meşgul etmesidir. Birkaç Beşiktaşlı hariç kimse de bizim iki şampiyonluğumuz var, biz geçen senenin en büyüğüydük diyemedi. Herkes ortalama bir oyuncunun yüksek paralara mal olan ve iki büyük kulüp arasında sert bir çekişmeye sahne olan transfere odaklandı.

Bu örnekten sonra asıl gündemimiz olan konuya geçmek istiyorum. Aziz Yıldırım ve medya!
Aziz Yıldırım her zaman medyayı istediği şekilde yönetmesi ve istediği gündemi yaratmasıyla tanınmıştır. Bunun örnekleri çoktur. Fakat Haziran ayında Aziz başkanın medyayı yeterince kullanamadığı bir olay gerçekleşmişti.

PAF Liginde Antalyaspor’un cezalı futbolcu oynatmasından ve olayın kısa sürede çözüme kavuşmamasından kaynaklanan bir sorundu bu. Fenerbahçe averaj ile Antalyaspor’un altında 2.sırada bitirmişti ligi. Fenerbahçe yönetimi bu olaya tepkisini göstermiş, ligin iptalini istemişti. O zamanlar dikkat ettiğim bir nokta vardı ki bu olay sadece birkaç gün, ufak yazılar halinde basında yer aldı. Televizyonda ise neredeyse hiç konuşulmadı. Aziz Yıldırım gibi bir gündemci nasıl oldu da bu olayı istediği şekilde büyütemedi anlamak biraz güç.

Son zamanlarda basketbol camiasından bir doping olayı patlak vermişti. Efes Pilsen’de forma giyen Kerem Gönlüm’ ün doping testleri pozitif çıkmıştı. İşte bu noktada Aziz Yıldırım devreye giriyordu. Çünkü aynı, Antalyaspor olayındaki gibi burada da Fenerbahçe’nin hakkının yenildiği iddia ediliyordu. Doping testini yapıldığı tarih 14.06.2009. Bu tarih Efes Pilsen’in final serisinde 3–2 öne geçtiği tarihtir. Fenerbahçe deplasmanda oynadığı ilk iki maçı kazanmış ve ardından Efes Pilsen inanılmaz bir çıkış ile seride 4–2 öne geçmiş ve şampiyon olmuştu. Doping test sonucunun açıklanması elbette zaman almış, A ve B numuneleri sırayla incelenmişti. Geçen zaman içerisinde sonuç pozitif çıkmıştı. Yani Efes Pilsen dopingli oyuncu oynatarak 2–0 geriye düştüğü seride 4–2 öne geçmişti. Doping olayının yanında, özellikle Fenerbahçe tarafından haksızlık olarak yorumlanan, hakem kararları da bu seri de çok tartışılmıştı.

Bugünlerde Aziz Yıldırım’ın bu olayın üstüne gitmeyen medyayı suçladığı ve kendisinin gideceği haberlerini okuyoruz. Gündem yaratmayı ve meşgul etmeyi çok iyi bilen Aziz Yıldırım bu sefer bu iş için baltasını biledi gibi görünüyor. Şimdilik birkaç hafif iddia ile başlayan bu olayın, yakında final serisinin iptali isteğine kadar gideceğine pek şüphe yok gibi. En azından bu konular konuşulacak. Tabii ki bunların hepsi Aziz Yıldırım’ın ne kadar bu olayın üstüne gideceğine bağlı. Ancak, bizim tanıdığımız Aziz Yıldırım, kazanmasına rağmen oynadığı futbolla sürekli eleştirilen bir takımı varken, basının takım ve taraftarlar üzerindeki olumsuz etkisini yok etmek için bu olayın üzerine gider.

misafir yazar: walkan

***

not: bu yazı bana ait değildir, bu yazı bana ait değildir, bu yazı bana ait değildir... misafir yazar kategorisi altında yayımladığım bazı yazıların ısrarla ben yazmışım gibi yorumlanmasını anlayamadığım için böyle üç defa tekrar etme ihtiyacı hissettim. ve bir eleştiriniz varsa, yazının altında ismini cismini belirttiğimiz kişiye bu eleştiriyi yönelttiğinizi belirtirseniz mutlu olurum. hayır, çok ilginç yorumlar ve e-mailler geliyor. "sizin böyle bir yazı yazmanıza şaşırdım", "klasik uslübünüzün dışına çıkmışsınız" falan diyenler var. halbuki böyle her yazının altına, yazının başkası tarafından yazıldığını belirttiğim bir not düşüyorum, yazanın ismini yahut rumuzunu yazıyorum ama sanırım bazen dikkatten kaçıyor. bu arada yazı için teşekkürler walkan, dedikten sonra;

Ortega'nın notu: Bu hususta Aziz Yıldırım olayın üzerine gitmelidir tabii ki de. O bakımdan yazıda belirtilen bazı noktalara katılmıyorum. Ayrıca medyanın da orası burası oynuyor arkadaş, onlar hakkında istisnalar hariç ne düşündüğümü gayet iyi biliyorsunuz zaten..

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...