Pazartesi, Mayıs 31, 2010
Blog Söyleşileri #4: Şadan Erturgay

İlk gittiğiniz Fenerbahçe maçı hangisiydi?
1967 yılında yanlış hatırlamıyorsam. Fenerbahçe-Vefa maçıydı.

Bir zamanlar “halkın takımı” olarak zikredilen Fenerbahçe için bugün aynı şeyleri söylemek mümkün mü?
Bence mümkün. çünkü Fenerbahçe'nin halkın sevgisini kazanmasının sebeplerinden biri de ülkemizi işgal eden emperyalist güçlere karşı oynadığı maçlardaki galibiyetleri ve cepheye kulübümüz tarafından yapılan yardımlar halk tarafından sevilmesine vesile olmuştur.Bizler de Ata’mızdan aldığımız bu emaneti haklın takımı olaraktan devam ettiriyoruz.
Tribünlerle ilgili bir soru sorayım. Geçmiş dönemdeki anlayış ile şimdiki arasındaki fark nedir? Yıllarını tribüne vermiş ağabeylerin bugün tribüne ve tribün kültürüne sahip çıkmaları gerekirken, birçok ismin aksine tribünden uzaklaşmasının sebebi nedir?
Geçmiş dönemdeki anlayış ile şimdiki arasındaki fark sevgi bağının eksik olması. Siz de belki hatırlarsınız. O zamanlar sizler çok genç yaştaydınız. İnönü’de kimseyi dışarıda bırakmazdım. Tribünlerde şapkaları çıkartıp para toplatırdım ki dışarıdaki kardeşlerim içeri girsin diye. Ve herkes seve seve verirdi. Şimdi ise anlayış çok değişti. Tribünden uzaklaşılmasının sebebini iste ekonomik şartlara bağlıyorum.

Birkaç yıldır Fenerbahçe tribünlerinde ilginç olaylar yaşanıyor. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence bu olayların yaşanmasındaki en büyük sebep taraftar gruplarının fazla olması ve birbirleri ile tam olarak diyalog kuramamaları.
Aziz Yıldırım nasıl bir başkan?
Efsane Maraton denince aklınıza neler geliyor?
Efsane Maraton denilince bizim zamanımız ve bizden sonraki bir dönem geliyor. nşallah yine eskisi gibi olur.
Fenerbahçe ve diğer tribünlerinden unutamadığınız simalar kimdir?
Galatasaray tribününden Mehmet Abi ( Bizim amigo Yaşar abinin kardeşi.). Beşiktaş tribününden Şeref. Bizim tribünden ise hiçbir abimi ve kardeşimi unutamıyorum.Unutmak mümkün değil.
Sizi tribünle alakalı en çok üzen olay nedir?
Taraftarlarımızın birçok gruba ayrılarak parçalanması. Bence grupların birleşerek eskisi gibi tek ses olması lazım.

Tribün kültürü adına bugün olumlu bulduğunuz, geçmişe kıyasla daha iyi dediğiniz şeyler var mı?
Tribün kültürü olaraktan eskisi gibi olunmasını isterim. Yalnız teknoloji imkanların daha fazla olması ve bu imkanlardan olumlu yönde yararlanılması tribün kültürü açısından olumlu buluyorum.
Günümüzde birbirine düşman tribünler olduğu gibi, araları çok iyi olan tribünler de var. önceki yıllarda durum nasıldı?
Bizim zamanımızda Fener'in Fener’den başka dostu yoktu. Biz hepsini aynı kefeye koyardık.
En sevdiğiniz tezahürat hangisi? Fenerbahçe tribünlerinin tezahüratlarını genel olarak nasıl buluyorsunuz?
Döndük sahaya doğruyu.. Milyonlarca ... Tezahüratlarından hepsi birbirinden güzel :)

Fenerbahçe-Galatasaray maçı futbol derbisidir. Fenerbahçe-Beşiktaş maçı ise tribün derbisidir derler. Bu yoruma katılıyor musunuz?
Ben buna katılmıyorum. Bizim için tribün derbisi yoktur. Fenerbahçe tribünü tektir.
Geçmişte yaşanan olaylı Eskişehir deplasmanı dendiğinizde aklınıza ne geliyor?
Olmaması gereken olaylar yaşandı. Biz Bozuyök'e geldiğimizde emniyeti uyardık. önümüze bir ekip arabası verdiler öyle stada gittik. Daha sonra olaylar başladı.İnşallah öyle olaylar bir daha yaşanmaz.
Biraz da futbol soralım. Endüstriyel futbol diye bir kavram çıktı. Bu konudaki düşünceniz nedir? Genel itibariyle, eski günleri özleyen nostalji sevdalılarına “geçti o günler” diyenler haklı mı?
Endüstriyel futbolla beraber taraftar profili de değişti. Seyirci oldular. Takım yenmiş yenilmiş umursamaz oldular. Oysaki geçmiş yıllarda bizim tribünlerimiz öyle miydi? Eskiyi bizler de sizler de çok arıyoruz..
Fenerbahçe tarihinin en kötü transferi sizce hangisi?
Bence kötülerden çok yanlış transferler yapıldı. Maldonado gibi.

Unutamadığınız Fenerbahçe kadrosu hangisi? Sebebi nedir?
1974-1975 sezonunun şampiyonluk kadrosu. çünkü o sezon Fenerbahçe'nin yaptığı maçların gazeteden çıkan resimleri deftere yorumlarıyla beraber yapıştırarak bir arşiv oluşturdum. 5 defter olarak hala bende duruyor.Belki kulüp müzesine hediye edeceğim. O yüzden sezonu unutamıyorum.
2000’li yılların başlamasıyla Türk futbolu geçmiş yıllara kıyasla gerek kulüp gerekse de Milli Takım bazında oldukça başarılı işlere imza attı. Sizce bu gelişimdeki en büyük sebep nedir?
O dönem kulüpler iyi bir jenerasyon yakaladılar. Bu jenerasyon da milli takıma yansıdı.
Sorularımıza vakit ayırıp cevaplandırdığın için çok teşekkür ederim. Sizin gibi yıllarını tribüne vermiş ağabeyleri tanımak, böyle blog söyleşileri yapmak benim gibiler için büyük keyif…Tekrardan teşekkürler. .
Grup CK'da kardeşlerim... ben de size çok teşekkür ederim. Fenerbahçe tribünlerine 36 senesini vermiş bir tribün lideri olaraktan tribüne sizin gibi değerli kardeşlerimi kazandıran bir abi olaraktan ben teşekkür ederim. İnşallah grubunuz daha güzel şeylere imza atar. Benim bir sözümle söyleyişi bitirelim.
"Yaşam biter FENERBAHÇELİLİK asla bitmez.."
Sevgiler
Şadan Abiniz...
Posted by Ortega at 1:29 AM 2 comments
Labels: Blog Söyleşileri, Fenerbahçe, Tribün, Şadan Erturgay
Cumartesi, Mayıs 29, 2010
City Maçı Başlamadan Önce

Tarih: 02.10.1968
Şampiyon Kulüpler Kupası Rövanş Maçı
Fenerbahçe: 2 M.City: 1
Posted by Ortega at 9:23 AM 5 comments
Labels: Can Bartu, Fenerbahçe, Foto, Futbol, Manchester City, Nostalji
29 Mayıs 1453
29 Mayıs 1453'ten beri İstanbul'a sahip olmak... Her türlü kötü yanını bi kenara koymak... Bugün sadece İstanbul'a, İstanbul'un güzelliklerine, İstanbul'un fethine konsantre olmak... Cuma, Mayıs 28, 2010
Siz Kötü Zemin Görmemişsiniz #8

Posted by Ortega at 2:22 AM 1 comments
Labels: Fenerbahçe, Foto, Futbol, Galatasaray, İnönü, Nostalji
Perşembe, Mayıs 27, 2010
Sezonun Özeti
Sezonu özetleyen fotoğraf karesi nedir diye düşünürken akla gelen onca kare vardı. Bir Galatasaraylı için Baros'un sakatlandığı an olabilir mesela. Bir Beşiktaşlı için Bobo'nun (Alex'in kankası olduğundan bilerek) kaçırdığı penaltı olabilir. Bir Fenerbahçeli için Güiza'nın kaçırdığı her gol pozisyonu olabilir. DC Comics: 75 Kült Çizgi Roman Kapağı


Onuruna Sahip Çık!

Pazartesi, Mayıs 24, 2010
Sinema Dünyasından Haberler #11
* Empire Dergisi geçtiğimiz ay, nisan sayısında, 25o. sayısına özel olarak Back To The Future serisinin de 25. yılını kutlaması münasebetiyle yukarıda gördüğünüz kapakla çıktı. Daha önceki kapaklara erişmek isteyen arşivciler buradan buyursun.Pazar, Mayıs 23, 2010
Enstantane #2

Cumartesi, Mayıs 22, 2010
Gökhan İnler #2
Cuma, Mayıs 21, 2010
Ben Fenerbahçemi İstiyorum

Ancak zaman içerisinde iş öyle noktaya geldi ki Aziz Yıldırım bunları sadece belli bir zümre ile yaptığını düşünmeye başladı kulübü bu anlamda küçülttü. Bugün kombine kartını alan, Fenerium’lardan alışveriş yapan, kulüp üyesi olan, imkanları ölçüsünde deplasmana gitmeye çalışan bir taraftar profili olarak kulübe belli bir artı değer yaratan 34 yasindaki ben, eğer bunları yapabiliyorsam bunun temelinde çocukluğumda harçlıklarımdan para biriktirerek bugünkü stadın rahatlığını gördükten sonra beğenmediğimiz stadda 7-8 saat bilet kuyruklarında bekleyerek seyrettiğim maçlar neticesinde kazandığım Fenerbahçelilik ruhu yatmaktadır. İşte Aziz Yıldırım önce bunu kaybettirdi bu kulübe. Bugün bir öğrencinin para biriktirip o stada girmesi mümkün mü 66 liralık kale arkası bilet fiyatıyla. Stada gelemeyen çocukları şifreli yayın yapan kanalı seyrettirerek mi Fenerbahçe’li yapacağız? Gelecekte forma, kombine vs. alabilecek, kayıtsız şartsız kulübüne destek olacak taraftarları bize öfke kusulan şifresiz kanalları seyrettirerek mi elde edeceğiz? Bilet fiyatları 22 lira olduktan sonra tekrar sampiyonluk potasına girmiş olmamız da bu zihniyetin yanlışlığını gösteren ufak ayrıntıdır.
Renkdaşlarımızla kavga eden F.Akyel, uğrunda birçok fedakarlık yaptığım Kulübüme, Beşiktaş taraftarı ile birlikte küfür eden Tümer Metin’e, karaktersizliği konusunda hemen herkesin hem fikir olduğu Emre Belözoğlu’na, Sporellerin, Lefter’lerin, Can Bartu’ların, Rıdvan Dilmen’lerin formasını giydirmek bu kulübe yapılmış en büyük ihanetlerden biridir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk ilkelerine bağlılıktan bahsederken nasıl bir anlayışa hizmet ettiği belli olan bir sermaye grubunu Fenerbahçe erkek basketbol takımı aracılığıyla sadece daha çok başarı gelecek diye bu kulüple özdeşleştirmek ise içime sindiremediğim bir başka konudur. Genel Kurul salonunda kürsüden bunu eleştiren bir bayan üyeye Yüksek Divan Kurulu Başkanı’nın sözlü hakaret ve fiili saldırıda bulunması Atatürk’ün izinde olduğu söylenen kulübümün gittiği noktayı açıkça ortaya koymaktadır.
Aziz Yıldırım her şeyi ben bilirim her şeyi ben yaparım havasında eleştiriye tahammülü olmayan tavırları ie yarattığı korku imparatorluğunda yanına aldığı 2-3 kişi ile Fenerbahçemi Fenerbahçe olmaktan çıkarmaktadır. Yönetim Kurulları sadece göstermelik olarak oradalar. Yapıcı eleştirileri dahi başkana iletmek yönetim kurulu üyeleri için maalesef büyük bir korku haline gelmiştir. Kulüp içerisinde yarattığı bu havayı dışarıda da yaratmaya çalışan Aziz Yıldırım, kulübün bir nefret merkezi haline gelmesine neden olmuştur. Gün geçtikçe bütçe olarak büyüyoruz ama kulüp olarak küçülüyoruz. Bu nefreti kendi aramızdaki konuşmalarda dahi, biz zenginleşiyoruz o yüzden insanlar bizi kıskanıyor ile açıklayarak aslında gerçeklerden uzaklaşıyoruz. Ayrılan hemen her futbolcumuz ve birçok yöneticimiz ile problemli ayrılıyoruz. Ve bütün suçu bizler hep bu giden futbolculara, yöneticilere atıyoruz. Şu anda başkanın kurmuş olduğu bir sanal dünya var ve biz orada yaşıyoruz.
Futbol takımına gelince. Yıllardır bizi dünya kulübü oluyoruz palavrasıyla yöneten Sayın Aziz Yıldırım’a şunları sormak istiyorum
1) Her sene son anda transfer yapmak mı dünya kulübü olmaktır yoksa planlı programlı transfer yapmak mı?
2) Bir takımı 2 sene Kezman’a 2 sene Guiza’ya mahkum ederek 4 sene forvetsiz oynatmak mı dünya kulübü olmaktır?
3) Tuncay, Marco vs futbolcuları menajerleriyle yaşadığın kişisel inatlar yüzünden gönderip, daha büyük maliyetlerle Josico, Maldonado gibi adamları transfer etmek mi dünya kulübü olmaktır?
4) 2006 yılında yaşanan olaydan sonra ardına teneke bağlayarak gönderdiğin teknik direktörü üç sene sonra çok daha iyi şartlarla getirmek mi dünya kulübü olmaktır?
5) 2006 yılında elimizden çalınan şampiyonluğun bedelini o maçın hakemine ödetememek mi dünya kulübü olmaktır? O sene Anelka’nın faul yaparak attığı golün bütün sezon aleyhimize elle atılmış gibi konuşularak medyada kullanılmasını engelleyememek mi dünya kulübü olmaktır?
6) Senelerdir bir türlü çözemediğim amortisman hesabıyla futbolcuları bedava kaçırmak mı dünya kulübü olmaktır?
7) 17 kulüp aleni bir şekilde karşımızda iken Kulüpler Birliği denen yerde onların başkanlığını yapıp kendi kulübünü menfaatlerini ayaklar altına almak mı dünya kulübü başkanlığıdır?
8) Hergün televizyonda derneklerden sorumlu yöneticimiz şu ilde dernek açtı haberi verilirken kupa finali için bir şehri süsleyemeyen, oraya 3-5 bin bayrak ve forma götürerek halkın sevgisini kazanamayan,futbolcusunu halktan kaçıran kulüp mü dünya kulübüdür? Böyle işleri yaparak kulübe birşeyler katmayan, sadece şampiyonluk baloları düzenleyen derneklerin sayısıyla övünmek mi dünya kulübü olmaktır.
9) Ortega, Hooijdonk, Anelka, Carlos, Alex gibi adamları getirip bunları ulusal yayın yapan kanallara çıkarıp Fenerbahçe sempatisi yaratamamak aksine insanlardan kaçırmak mı dünya kulübü olmaktır?
Ben giden şampiyonluklar veya kupalar için değil, Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’yi Fenerbahçe olmaktan çıkarttığı için başkanlık görevini artık bırakması gerektiğini düşünüyorum. Ondan boşalacak göreve de Aziz Yıldırım’ın artılarını örnek olarak alıp eksilerini ortadan kaldıracak vizyon sahibi birinin gelmesini arzu ediyorum. Şunu da açık olarak belirtmek istiyorum ki eğer Aziz Yıldırım bugün bırakır, kongrede aday olur ve karşısına kendi menfaatleri için kulübün dışında olduğu zaman camiamıza zarar veren Hakan Bilal Kutlualp gibi insanlar veya Şadan Kalkavan gibi vizyonu olmayan insanlar çıkar ise oyum yine Aziz Yıldırımındır. Ancak kulübümüz içerisinde bu saydığım karakterde insanlar dışında çok kaliteli, bu yükü taşıyacak kişiler vardır ve kulübü gelinen bu noktadan alarak arzuladığımız noktalara taşıyacaktır. Aziz Yıldırım’ın böyle bir başarısızlığın ardından gitmesinden çok mutlu olmayacağım ancak zamanında gitmesini bilseydi bugün bu durumda olmayacaktı(k).
Daum için ise söyleyebilecek pek fazla birşey yok bence. Her şeyden önce kendi menfaati için her şeyi yapabilen, kişiliğinden nefret ettiğim bir insan. Teknik direktör olarak ise ligde her zaman ilk üç içerisinde yer alabilecek ama hiçbir zaman keyif vermeyecek takım yaratan, günü kurtarmaya yönelik çalışan bir profili var. Dolayısıyla bizi, hepimizin arzuladığı büyük başarılara ulaştıracak biri asla olamayacaktır. Kapasitesi ve vizyonu buna uygun değildir. Büyük ihtimalle de başkan kendini kurtarmak için yüklü tazminatını ödeyip gönderecektir. Tazminatı aldıktan sonra Daum’un da buna çok üzüleceğini zannetmiyorum. Daum’u savunanları da anlamıyorum. Hele hele 4 yıl çalışılması gerekir, istikrar yakalamamız lazım diyenleri hiç anlamıyorum. Çünkü Daum’la üç yıl daha çalışırsak gideceğimiz maksimum hedef kazanabileceğimiz 1 şampiyonluk belki de 1 Türkiye kupasıdır. Ne bir futbolcu kazanabiliriz ne de Avrupa’da bir başarı. Ayrıca kazanamadığımız yıllarda da 2006 ve 2010 yılında yaşadığımız ağır travmaları yaşamamız büyük olasılıktır. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; bu başkana ve yönetim kuruluna hiçbir şekilde güvenim yoktur. Daum’u gönderdiklerini açıkladıktan sonra pazar akşamına kadar kendisiyle devam etmeyi düşündüklerinden dolayı hiçbir hazırlıkları olmadığından ötürü eminim dünya kupası sonrası ondan daha berbatını başımıza musallat edeceklerdir.
Ben olumsuz bir durumda günlerce ortadan kaybolan bir başkan değil, taraftarın göz yaşı sel olurken ona güç verecek bir lider istiyorum. Ben kendisine müdahale edildiğinde para için sesini çıkarmayan, olumsuz bir durumda futbolcusunu suçlayan teknik direktör değil bulunduğu kulübü ve hedeflerini iyi anlayan, sorumlulukları üzerine alan, vizyonu olan bir teknik direktör istiyorum. Ben 3 ay önce Fenerbahçeme küfür edip sonra bu formayı giyenleri değil, bu formadan kopartılınca taksicilik yapan ruhta futbolcuları istiyorum.
Netice olarak ben şampiyonluk, kupa vs.’den önce 1899 yılında temelleri atılan 1907 yılında kurulan, Bağdat Caddesi’nden ibaret olmayan, halkın sevgilisi Fenerbahçemi istiyorum.
Saygılarımla
Özgür Kandil
Posted by Ortega at 3:18 PM 10 comments
Labels: Aziz Yıldırım, Fenerbahçe, Futbol, Misafir Yazar, Özgür Kandil
Kader, Tedbir ve Tevekkül

Hürriyet'in web sayfasından alıntıdır;
‘Bir günde bitmez’
“Mesleğe girerlerken de bu tür şeyler olabileceğini bilerek giriyorlar. Babası, amcası göçükte kalmış, bir bakıyorsunuz o da madenci olmuş. Bu tür olayları gördük."
Tedbir: Önlem, hazırlık.
Tevekkül: Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakma.
-Deveni nereye bıraktın?
Bedevi:
-Allah’a emanet ettim.
Rasulûllah kendisine şu cevabı verir:
-Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâ’ya emanet et!
Perşembe, Mayıs 20, 2010
Çarşamba, Mayıs 19, 2010
Turkcell Kim Telefonda Kimi Motive Ediyor Ligi

Aziz Yıldırım'ın ve Şekip Mosturoğlu'nun bugünkü basın toplantısını takip edemedim ama internette yazılanlara bakınca ve daha sonra olayın giderek daha da içinden çıkılmaz bir hale geldiğini görünce şaşırmamak elde değil.
Rüştü Reçber-Beşiktaş
"Oyuncumuz Rüştü Reçber, 24 saatini kulübü için harcayan bir sporcu olarak başka takımlardaki meslektaşlarıyla onların maçlarında korkmadan ve cesurca oynamalarıyla ilgili telefon görüşmesi veya şahsi görüşme yapması kadar doğal bir şey yoktur."
Beşiktaş JK
Posted by Ortega at 5:42 PM 18 comments
Labels: Aziz Yıldırım, Beşiktaş, Fenerbahçe, Murat Şahin, Rüştü Reçber, Şekip Mosturoğlu
Pazartesi, Mayıs 17, 2010
Özür Bekleyen Türk Futbolu
Öncelikle sezon başından son maçın son dakikasına kadar gösterdiği mücadele ve dün gece bu mücadelesini şampiyonluk kupasıyla taçlandıran Bursaspor'u başta teknik adamlığını ve kişiliğini çok beğendiğim Ertuğrul Sağlam olmak üzere tebrik ederim.Posted by Ortega at 3:52 PM 21 comments
Labels: Adnan Polat, Ahmet Çakar, Beşiktaş, Bobo, Bursaspor, Erman Toroğlu, Ertuğrul Sağlam, Fenerbahçe, Futbol, Galatasaray, Leo Franco, Murat Şahin, Sadri Şener, Serkan Balcı, Trabzonspor













