Pazar, Mart 07, 2010

Kazanmayı Hatırlamak

Fenerbahçe'nin kazandığı son resmi maçın tarihi 4 Şubat. Kadıköy'de rakip Bursaspor'du ve bir Türkiye Kupası müsabakasıydı hatırlayacağınız üzere. Aradan bir aydan biraz fazla zaman ve bir sürü maç geçti. Fenerbahçe o dönemde birçok eksikle maçlara çıktı. Kötü futbol oynadı, takımda mücadeleden eser yoktu. Yine o dönemde takımı eleştirenlere "bir galibiyet çıkışa geçmek için yeter" diyenler de vardı. Bir galibiyetle çok şey değişir mi peki? Aslına bakarsanız normal şartlar altında değişmez ama bahsettiğiniz takım Türkiye ligindeyse ve tabii ki Fenerbahçe'yse her şey olabilir. Çok şeyi değiştirebilir bir galibiyet. Fenerbahçe'nin Antalyaspor'u yenmesi bu yüzden bütün olumsuz havayı dağıtabilir. Tabii bir sonraki lig maçını da kazanmak koşuluyla.

Maçtan bahsetmek gerek önce. Antalyaspor'u Kadıköy'e gelen çoğu Anadolu takımından farklı kılan özelliği korkmadan hücum yapması ve kapanmamayı tercih etmesiydi. Fakat bu hücum özelliği ve bi de "hazır Fener'i böyle yakalamışken saldıralım, dağıtalım kendi evinde" düşüncesi ters tepti. Ligin ilk yarısında yedikleri komik golden ders almadıkları da ortaya çıktı. Aslına bakarsanız Antalyaspor'un yediği gol, biraz da Fenerbahçe'nin birkaç maç evvel Kadıköy'de ligde karşılaştığı Bursaspor'dan yediği gole benziyordu. O golde Baroni son adamdı ve topu büyük bir hatayla olmadık bi yere vurmuş ve pozisyonun devamında hücumda birden çoğalan Bursaspor bu hatayı affetmemişti. Bu maçta da Antalyaspor'lu Erhan benzer bir hata yaptı. Semih, Emre ve Santos üçlüsü hızlı bir şekilde hücuma çıktı ve hatayı bu kez affetmeyen taraf oldu Fenerbahçe.

Antalyaspor'lu oyuncular maçın başında Fenerbahçe defanstan çıkarken basmaya ve savunmayı hataya zorlamaya çalıştı ama bu taktikleri pek tutmadı. Bunda tabii Fenerbahçe'nin mevcut kadrosundaki ideal ve birbiriyle daha iyi anlaşan geri dörtlüsünün sahada olması etkiliydi. Bilhassa Lugano adeta Fenerbahçe defansının temizleyicisi, süpürücüsü konumunda. Ve bu haliyle Bilica'nın da o bölgede çok fazla sırıtmamasını sağlıyor. Bazen Bilica'nın açıklarını da kapatıyor. Lugano'nun Fenerbahçe için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür.

Alex'in olmadığı Fenerbahçe hücum organizasyonlarında çok zayıf kalıyor. İki değil, dört santraforla da sahaya çıksanız, topu o bölgeye taşımada sıkıntılar yaşamaya devam ettikçe hücum hattını kalabalık tutmanın pek manası yok. Fenerbahçe'nin kanat oyuncuları da hücuma yeterince destek vermiyor. Burada Deivid'i gerçi fazla eleştirmemek gerek. Uzun bir sakatlık döneminde sonra sahaya çıktığı ilk maçta ondan takır takır top oynamasını beklemek insafsızlık olur. Deivid hali hazırda Fenerbahçe için çok önemli bir oyuncu konumunda ama öte yandan. Mehmet Topuz ve Özer'in etkili olamadığı sağ kanatta önemli bir alternatiftir. Geçmişte bu işi çok iyi yaptı. Ayrıca Alex'in olmadığı zamanlarda Emre'ye çok yük binmemesi adına, inisiyatif alma ve o bölgeye geçme konusunda da mühim bir adaydır. Geçmişte bunu da çok iyi yaptı. Tekrar neden yapamasın ki?

Emre demişken ayrı bahsetmek gerek ondan. Hanidir takımın en çok koşanı, varını yoğunu ortaya koyan adamı zaten. Antalyaspor maçındaysa Alex'in hücumdaki eksiklikliğini hissettirmemek için elinden geleni yaptı. Yine harikaydı. Bu performansını sürdürdüğü müddetçe ülkede mevkiisinin açık ara en iyisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Lakin onun da şansızlığı yanında oynayan Baroni-Selçuk ve Deniz gibi oyuncuların çok sıradan olması. O bölgede -örneğin- Ernst misali bir partneri olsa, o zaman bambaşka bir Fenerbahçe izleriz evvela ve tabii şu an yere göğe sığdırılamayan Emre'nin ofansif anlamda çok daha iyi işler çıkardığı maçlar izlenir. Ne var ki, eldeki malzeme belli, seçenekler belli işte.

Maçta Fenerbahçe harika bir oyun oynamadı yine ama bu kez gol yememeyi ve rakibine ciddi gol şansları vermemeyi becerdi. Gol yemediğiniz müddetçe, kadronuzdaki yıldızların biraz gayretiyle her türlü rakip kaleye en azından bir tane gol atıyorsunuz bu ligde. Antalyaspor maçında da öyle oldu. Aman aman top oynamayan Fenerbahçe gol yemeden, bir tane gol atmasını bilerek zorlu bir virajda, hayati önem arzeden üç puanı aldı.


Gecenin Fenerbahçe adına en büyük artısı uzun süre sonra kazanmayı hatırlamaktır. Diğer bir artı da Lugano'nun geri dönüşüdür ve tabii elbette alınan bir galibiyet ülke futbolunda tüm olumsuzlukların unutulmasına, hatta camianın birden her şeye olumlu bakmasını sağlayabilir. Geçmişte bunun örnekleri çoktur. Ülkede şampiyon olan takımlar çok kötü oynadıkları ve kaybettikleri dönemlerin ardından aldıkları bir galibiyetle kendilerine gelmiş, morallenmiş ve seri galibiyetlerle şampiyonluğa gitmiştir. Fenerbahçe belki Antalyaspor maçında bir şampiyonluk adayına yakışan futbolu ortaya koyamadı. Ama uzun sayılabilecek bir sürede galibiyete hasret kalan bir takımın, öyle ya da böyle kendi evinde Antalyaspor gibi etkili hücumcuları olan bir takımdan gol yemeden üç puan alması mühimdir. Daum'un maçın son yirmi dakikasında yaptığı anlamsız geri çekilme stratejisine rağmen mühim bir üç puandır bu. Fenerbahçe şimdi bunun üzerine bir maç daha kazandığı takdirde haftalardır konuşulan tüm olumsuz olaylar bir anda unutulur ve birden şampiyonluk hayalleri tekrardan kurulmaya başlanır. Bu iş yıllardır böyle olmuştur. Şimdi Gençlerbirliği deplasmanı Fenerbahçe için çok daha önemli bir hal aldı. Alex şu aşamada yine sahada olmayacak görünüyor. O maçta Semih ve Güiza ikilisiyle başlamak yerine bu ikiliden birini sahaya sürmek daha makul olur. Alex'in olduğu yerde Deivid ve sağ açıkta da Mehmet Topuz ya da Özer ikilisinden biri oynarsa, mevcut şartlarda daha ayakta duran bir Fenerbahçe olacaktır öngörüsünde bulunmak mümkün.

Son paragrafta Semih'e değinmek lazım. Güiza kötü oynuyor, goller kaçırıyor ama Semih ne yapıyor öte yandan? Sahada ruh gibi dolaşıyor. Semih'in bu haliyle, ne yazık ki, saç baş yolduran Güiza'yı takımdan kesmesi pek mümkün değil. Semih'in etkisiz olmasını Alex'in yokluğuna bağlayan olacaktır. İyi de Avrupa Şampiyonası'nda Alex mi vardı? Hayır. Semih fevkalede iyi maçlar çıkardı ama orada. Semih'in Antalyasor maçında hem fiziki görüntüsü hem de halet-i ruhiyesi pek iyi değil gibi geldi. Umarım maçtaki kötü görüntüsünün sebebi fizikseldir. Bu açığınızı bir şekilde giderebilirsiniz ama mesele diğer seçenekle ilgiliyse, onu düzeltmek için bayağı bir uğraşmak gerek. Velhasıl kelam, uzun bir aradan sonra gelen üç puan kazanmayı hatırlattı. Mühim olan bir maç daha kazanmak ve kara bulutları dağıtmak. Gençlerbirliği maçı öncesi hep birlikte Samandıra'ya giderek kara çarşaf mı yırtsak kara bulutları dağıtmak için, ne dersiniz?

7 comments:

sallanyuvarlan.blogspot.com dedi ki...

Maratonda bağırdık elimizden geldiğince. ama telsim harikaydı tek kelimeyle bu böyle 6 -7 sene sürsün,çok büyük oluruz çok büyük. Kale arkaları çok önemlidir.Maça gelirsek 2 penaltımız verilmedi,1 penaltı da onların verilmedi.oyunu beğenmedim,mücadeleyide.sadece emre çırpındı orta sahada. 1-0 a yattık işte.

benden bu kadar dedi ki...

abi semih'in kötü oynamasını alex'in yokluğuna bağlamak bi acayip senın verdiğin cevap başka bi acayip :))

güiza iki metre ötesine pas atamıyorken golden önce emre'ye fenerbahçe'nin kontrataktan gol atabileceğini hatırlatan pası veren semih'e selamlar olsun.

fatih dedi ki...

ben bu macın samimiyetine inanmıyorum arkadas
bu macta bir satış var
antalya ilk yarıda gol yemek icin ve atmamak icin özel bir caba icindeydi bu mac boyuda sürdü
bütün büyük takımlara en az 3 net posizyon bulabilen bir takım su haliyle o golü atmasa baska gol atması nerdeyse imkansız fenerbahceye karsı hem posizyona girmez hemde 9 kişi gittigi serbest atısı orta yapmadan paslasıp kullanır ve kadıköye derbi macta yapılmicak hatayı yaparsa ben bunda bir iş var derim yada bu ne cürret antalya derim
hele o necatinin son dakika vurusuna üzülüsü falan varya hani posizyonu baslamadan bitiren
antalya ne kazandı acaba_?
bu macın önemi onlar için degil
fenerbahce icin büyüktü
bedelide büyüktür bence

Kaan Özaydın dedi ki...

valla o değilde kadıköy'de fenerbahçeli futbolcuların son dakikalarda bir anadolu takımı karşısında süreyi eritmek için yalanda kendilerini yere atacak duruma gelmeleri beni çok üzdü.

şimdi galatasaray'da yenilmiş. her maçımızı kazanırsak ankaraspordan gelecek puanla şampiyonuz. daum oyundan çıkan her oyuncu yerine selçuk veya denizi sokmasa içim rahat olacak. şaka gibi yani semih çıkıyor selçuk giriyor. bilmiyorum gökhan ünal kadroda mıydı, çünkü guiza ve semih'in pozisyonları huncarca harcadığı bir günde oyuna onun yerine selçuk'un girmesinin başka bir sebebi olmamalı. daum'uny selçuk ve deniz'in durmadan oynatması aragones'in maldonado'yu çıkarıp josico'yu sokması gii anlamsızlaşmaya başladı.

aragones demişken, geçen sezonda her galibiyet sonrası "ahanda takım kendine gelecek" diye umutlanıyordu. ne boktan sezondu ya..

varol döken dedi ki...

baroni iyi de çevresi kötü... yetiş alper öcal!

varol döken dedi ki...

5 dakikada değişiyor harbiden bütün işler...

varol döken dedi ki...

iddia ediyorum güiza kanatta oynasın acayip iş yapar, 2 metre ötesine pas veremiyor ama takımda alex'ten sonra onun kadar ince ara pası veren adam yok...

kaan aragones demiş, benim babamı tribünden emekli etti aragones öyle diyim:)