Cumartesi, Mayıs 04, 2013

Aykut Kocaman: Bardağın dolu ve boş tarafları



Fenerbahçe 2006-2007 sezonunda, bir başka deyişle kulübün yüzüncü yılında Zico yönetiminde şampiyon olduktan sonra o döneme kadar tarihindeki en ciddi Avrupa başarısına bir sonraki sezon imza atıtı. 2007-2008 sezonunda gelen Şampiyonlar Ligi çeyrek finali muazzam bir başarıydı. Bir oncaki turda dönemin en kuvvetli takımlarından Sevilla'yı elemek ve çeyrek finalde ise Chelsea'yi neredeyse eleyecek noktaya gelmek de cabasıydı.

Daha sonra Zico'nun takımdan gönderilmesi, Aragones'in gelmesiyle yaşanan sallantılı bir süreç vardı. Daum'la Fenerbahçe'nin yolları bir kez daha kesiştiğinde Aykut Kocaman da sportif direktör olarak takımda görevliydi. Fenerbahçe'nin Denizli deplasmanından sonra bir kez daha son haftada şampiyonluğu kaçırmasından ardından teknik direktör koltuğunda buldu Kocaman. Psikolojik anlamda zor bir zamanda takımın idaresine geçen Aykut Kocaman'dan aslında beklentiler büyük değildi. Kariyerinde çalıştırdığı takımlar arasında Fenerbahçe ayarında bir takım yoktu. Ve Fenerbahçe'de şampiyonluk gelmesi teknik direktörün görevine son verilmesi adet halini almıştı. Çoğunluk bu sebeple Aykut Kocaman'ın başarıya ulaşmasının zor olduğuna, Fenerbahçe'yle birlikteliğinin de kısa süreli olacağına inanıyordu. İstisna olan romantikler hariç elbette.

Zaman geçtikçe Aykut Kocaman takımın oyun hüviyetini değiştirme sözü verdi, birçok yenilikten bahsetti, ilginç tespitleri oldu. Bazen öyle noktalara değindi ki kendisinden beklentisi olmayanları bile ikna edebildi, bazen de onu kayıtsız şartsız destekleyenlere alınan sonuçlar sonrası "ah be hocam" dedirtti.

Fenerbahçe'ye ilk yılında şampiyonluk kazandıran, ikinci senesinde ise takımı play-off Süper Finali'ne kadar şampiyonluk yarışında tutan ve yıllardır beklenen Türkiye Kupası'nı kazandıran ve en son olarak da 3.sezonunda  futbol takımını Avrupa kupalarında şimdiye kadar gelinen en büyük nokta olan yarı finale taşıyan Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'yi idare şekliyle alakalı bardağın dolu ve boş tarafları neydi peki? Bu 3 yıllık süreçte kağıt üzerinde ciddi anlamda iyi işler yapan bir takımın çalıştırıcısı olan Aykut Kocaman aynı anda nasıl oluyor da hem bu kadar çok seviliyor hem de eleştiriliyor? Bu soruların cevap olarak gösterilebilecek etmenler şunlar;



Bardağın dolu tarafı:

- Aykut Kocaman, Fenerbahçe'nin efsanelerinden biri. Camiayı çok iyi tanıyor. Tribünlerin beklentisinin ne denli yoğun olduğunu her zaman aklında tutabilecek biri. Fenerbahçe zirveye oynamıyorsa ya da zirve yarışından uzak da kalırsa taraftarın tepkisinin nasıl büyük olacağını da çok iyi biliyor. O tribünlerin empatisini Fenerbahçe'de en iyi yapabilen teknik direktörlerden biri oldu.

- Fenerbahçe'de Kocaman göreve gelmeden önce altyapıdan oyuncu çıkaramayan ve biraz parlayan oyuncuyu hemen kaybeden bir düzen vardı. Semih Şentürk dışında ciddi bir kazanım olmadı son yıllarda. Genç oyuncuları öğütme denince akla ilk Fenerbahçe geliyordu. Aykut Kocaman'ın göreve gelmesiyle Beykan Şimşek, Recep Niyaz, İbrahim Serdar, Gökhan Sazdağı, Hakan Cinemre gibi isimlerin performansları ve potansiyelleri dikkat çekmeye başladı. Recep ve Beykan zaman zaman kadroda yer buldular. Kocaman takımda kalırsa bu oyuncuların kadroya daimi monte edilmelerini bekleyebilir Fenerbahçeliler. Bunun olacağına olan inanç arttı.

- 19 yaşında bir oyuncunun Fenerbahçe'nin önemli maçlarında sahaya rahatlıkla sürülebilmesinin sebeplerinden biridir Aykut Kocaman. Bundan elbette takımın önemli isimlerinin sakatlıkları da etkili oldu ancak Kocaman, oyuncusuna güvendi ve onu tabir-i caizse kimseye yedirmemek için elinden geleni yaptı şimdiye dek. Rakip takım taraftarlarının bile merakla izlediği bir genç yeteneği var artık Fenerbahçe'nin.

- Fenerbahçe, Kocaman yönetiminde Fransa Ligi'nden transferler yaptı. Ve bu ligden transfer ettiği oyuncular çoğunlukla takıma önemli katkılar yaptı. Fenerbahçe'nin yabancı transferlerinde belirli bir düzen oluştu. Fransa'dan gelenler dışında Yobo, Stoch, Meireles, Krasiç gibi önemli isimler takıma kazandırıldı. Türkiye Ligi'nden ise ligi iyi tanıyan Webo gibi bir isimle kadro güçlendirildi.

- Alex'in Fenerbahçe'deki en verimli sezonunu Aykut Kocaman'ın ilk yılında yaşadığı da bir gerçek.

- Fenerbahçe, zorlu Şike Soruşturması dönemi boyunca yönetimsel bazda yeterince savunulmazken teknik direktörlük koltuğundaki Aykut Kocaman adeta camiayı bu dönemde ayakta tutan isim oldu. Ve kendisinden pek hazzetmeyen taraftarların bile bu konuda takdirini kazandı.

- Bu zorlu süreçte ve bugüne kadar belki de çığrından çıkması gereken maçlar da olmasına rağmen saha kenarında mümkün mertebe soğukkanlılığını korumasını bildi. Bunun tek istisnası Eskişehir'de haksız yere kırmızı kart gören Caner için sahaya girerek Fırat Aydınus'a verdiği tepkidir. Lakin takdir edilmeli ki, ülkede saha içerisine girip çok daha ötesine giden isimlerin yanında Kocaman'ın  o hali pek bir sakin kalmaktaydı.

- Aykut Kocaman'ın teknik adamlığında Fenerbahçe ciddi istatistiklere de erişti şimdiye kadar. İşte Kocaman'ın o rekorları: Takımıyla deplasmanda üst üste en çok maç kazanma (12); iç sahada yenilmeme (47 maç); en iyi devre performansı (17 maçta 16 galibiyet + gelen şampiyonluk). Daum'a ait olan aralıksız en çok lig maçına çıkma rekorunu da kırdı en son olarak Aykut Kocaman. Kayserispor maçında saha kenarında olan Kocaman şu ana dek aralıksız olarak takımıyla 105 lig maçına çıktı.

- Aykut Kocaman'ın bir başka rekoru da Avrupa kupalarında geldi. Daha önceden Fatih Terim'e ait olan bir sezonda en çok Avrupa kupası maçına çıkma rekoru 17 idi, Aykut Kocaman ise Benfica'yla oynanan rövanş maçıyla birlikte 18 Avrupa maçına çıktı.

- Şike Soruşturmasıyla birlikte Fenerbahçe'den ayrılan önemli isimler oldu. Niang, Lugano, Santos gibi bir sezon öncesinde şampiyonlukta ciddi pay sahibi olan isimlerin takımdan gitmesine rağmen ertesi sezon her ne kadar Play-off kuralı sayesinde de olsa son dakikaya kadar şampiyonluk kovaladı Fenerbahçe.

- Yaklaşık 2 yıldır ciddi olarak zihinsel anlamda yıpranan oyuncu grubunu her şeye rağmen ayakta tutmasını son ana dek becerebildi. Bunun karşılığını da Uefa'da yarı finali görerek aldı. Ve Türkiye Kupası'nı hala kazanma şansı var Fenerbahçe'nin.

- Fenerbahçe, Kocaman yönetiminde bu sezon Uefa Avrupa Ligi'nin en önemli deplasman takımlarından biri oldu. Bireysel anlamda yapılan bazı hatalara karşın takım savunmasında ciddi anlamda gayet iyi görüntü çizdi Fenerbahçe. (Benfica rövanşına kadar olan dönem için yapılan bir yorumdur)



Bardağın boş tarafı:

- Aykut Kocaman takımın başına geçişi etik anlamda ciddi soru işareti bırakan bir dönem oldu. Belki Kocaman'ın Daum'un gidişi ve Alman çalıştırıcıya yapılan baskılarla direkt alakası yoktu ama hemen onun ardından sportif direktörlük koltuğuyla birlikte teknik direktörlük görevine geliş biçimi rahatsız ediciydi. Yıllardır çizdiği Aykut Kocaman profiline uygun olmayan bir görüntüydü.

- Aykut Kocaman döneminde bir şampiyonluk kazanılırken bir şampiyonluk da Galatasaray'a kaybedildi. İkincisi de yolda. Fenerbahçe toparlanmaya çalışırken Galatasaray ise arayı açma derdinde tabii ki. Kocaman'ın Fenerbahçe'sinin en büyük sıkıntıları Galatasaray maçlarında oldu. Eskiden en kötü dönemlerinde bile Galatasaray'ı güle oynaya yenen bir Fenerbahçe vardı. Galatasaraylıların Kpss sorularına meze olacak türden (bkz.öğrenilmiş çaresizlik) durumları düştükleri aşikardı. Son 2 yılda ise Galatasaray psikolojik üstünlük meselesinde geriden çok iyi geldi. Durumu dengeledi. Hatta kimine göre öne geçti. Kadıköy'de yıllardır hasret olduğu galibiyete en yakın olduğu dönemlerden birini yaşıyor Sarı-Kırmızılılar. Aykut Kocaman'ın Galatasaray maçlarındaki oyun anlayışı genelde rakibin etkin olduğu müsabakalarşeklinde geçti. Fenerbahçeli oyuncular ise bu maçlarda psikolojik anlamda iyice çözülmeye başladılar.

- Aykut Kocaman'ın transfer hamlelerine bardağın dolu tarafında değinildi ama boş tarafına da yazılması gerekenler var. Sezer Öztürk gibi transfer edildiği dönemde hayli uğraşlar verilen bir isim var mesela. Onca tantanaya rağmen bu oyuncu takıma bir türlü devamlı dahil edilemedi. Serdar Kesimal ise alındığında büyük beklentilere girilmişti ama bir türlü gelişim göstermesi sağlanamadı. Ziegler'in çok büyük bir artısı olmamasına karşı takıma ikinci kez getirilmesi de ayrı soru işaretiydi. Aynı Ziegler yüzünden Yobo'yu yabancı kısıtlaması nedeniyle kadrodan çıkartmak da eleştirilecek türden bir hareketti.

- Kocaman'ın bazı oyunculardaki ısrarını da anlamak güç. Bunların başında Cristian geliyor. Aykut Kocaman onun için, "hücumda presi başlatacak oyuncu" diyordu ama Kocaman'ın prensi Cristian ne yazık ki Trabzonspor maçları dışında bu özelliğini hiç göstermedi. Zor zamanlarda sahneye çıkmadı. Gamsız bir görüntü çizdi ekseriyetle. Kocaman'ın Cristian'a güvenmesi diye de yorumlanabilir bu durum ancak bu oyun şablonunda onun yerine B planını bir türlü üretemedi Fenerbahçe.

- Alex krizinde bir teknik adam olarak oyuncusunu oynatmama hakkı vardı elbette Kocaman'ın ancak bu krizi yönetimle birlikte idare edememekte de payı vardı. Alex konusu çetrefilli bir konu olduğundan bu meseleyi uzatmadan kapamak gerek. Yazının özünden kopulur zira.

- Emre Belözoğlu konusunda dışarıdan görünen imajı yine negatifti. Emre'nin kendisine yaptıklarıyla ilgili türlü türlü iddia atıldı ortaya. Bunların ne kadarı doğruydu bilinmez, lakin bir oyuncuya "hadi sana uğurlar olsun" deyip bonservissiz gönderip yarım sezon sonra  para vererek geri almak ciddi anlamda bir yönetim kusuruydu. Takımın hocası olmasının yanı sıra sportif direktörü de olan Kocaman'ın bu konuda da ciddi hatası vardı. Artı yıllardır çizdiği Kocaman profiline pek uymayan bir hareketti bu da yine.

- Fenerbahçe'nin oyununu taraftar hep daha hızlı oynayan, rakibin üstüne kabus gibi çöken bir takım olarak hayal eder genelde. Aykut Kocaman da göreve ilk geldiğinde hücuma hızlı çıkmanın öneminden bahsetti. Bu sebeple bu oyunu oynayabilecek Stoch, Dia ve sonradan Krasiç gibi isimler kadroya dahil edildi ancak Fenerbahçe o oyununu hiç oynayamadı. Ve sistem yine set hücumuna döndü hep. Taraftar takımın oynadığı yavan futbolu bir türlü sevemedi haliyle. Topa sahip olmanın önemine değinmesi dışında Aykut Kocaman'ın göreve geldiğinde söylediklerini pek yapamadığı ortada.

- Geçen sezon takımdan giden önemli oyuncular, soruşturma vs. derken Galatasaray'ın 9 puan gerisinde normal sezonu bitirmek belki anlaşılır bir şeydi. Fakat bu sezon son 3 haftaya girerken Fenerbahçe'nin liderin 7 puan gerisinde olması camiada kimsenin hoşnut olacağı türden bir şey değil elbette. Nasıl ki başarıda antrenörden bahsediliyorsa, tersi durumlarda da teknik adam akıla gelecektir. Kocaman'ın olumlu işlerine bakılırken olumsuzlara da bakılacak ve Galatasaray'ın ligde hayli gerisinde kalmak da bunlara örnek olacak ne yazık ki.

- Aykut Kocaman'ın duygusal bir karakter olduğu ortada. İstifa edip geri dönmeleri de bunun sebebi zaten. İstifa kararı bu kadar kolay verilmemeli ve eğer verilmişse artık kim ne derse desin geri dönülmemeli diye düşünüyor insan. Terim'in "bir daha Galatasaray'la işim olmaz" demesinin ardından dönmesine dair Fenerbahçeliler nasıl espriler üretiyorsa, Aykut Kocaman'ın istifa edip dönmelerinin de bu bağlamda -ne yazık ki- esprilere meze olması normaldir.

***

Yazının sonunda şunu hatırlatmakta fayda var; bardağın dolu ve boş taraflarına eklemeler yahut çıkarmalar yapılabilir. Orası okuyana kalmış. Ve elbette bunlara katılıp kalmamak da... Yazıyı yazan kişinin sonuç olarak konuya dair son fikrini merak edenler varsa onlara da dolu ve boş taraftaki maddelerin sayılarına bakmaları önerilir.

4 comments:

ferit tenöz dedi ki...

Son dönemin çok güzel bir özeti olmuş. 2008'de bir hata yaptık. Zico'nun pas oyununa hız ve tempo katacağını düşündüğümüz hocayı getirdik. Teoride belki doğruydu ama uygulamada tutmadı.

Umarım yine aynı hatayı yapmayız, bu başarıyı temel alıp Aykut Hoca ile yola devam ederiz.

Bardağın boş tarafına bir de transfer zamanlaması ile ekleme yapabiliriz. Burada sorumluluk Aykut Hoca'nın mı yoksa yönetimin mi bunu bilemiyorum. Özellikle ön eleme oynayacağımız sezonlarda sezon başı transfer için ön elemenin sonucu bekleniyor. Bu stratejinin pek bir yararını görmedik. Umarım bu sezon planlama baştan doğru yapılıp yeni transferlerle hazırlık dönemi geçilir ve ön elemede sorun yaşamayız.

gharaguru dedi ki...

Aykut Kocaman biz Fenerbahçe'lileri öyle bir hale soktu ki, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık. Takımı izlerken neredeyse iki senedir sadece Kadıköy'deki Benfica maçında helal olsun diyebildik. Her maç saç baş yoldurdu bize en sevdiğimiz futbolcular bile, öyle ki artık bu ruhsuzluğun bir taktik olduğunu düşünmeye başladık ama hadi herkes yürüyerek oynasın dendi Volkan'daki ruhsuzluğu nasıl açıklarız. Ben Fenerbahçe'den sezon başından beri umutlu değildim hala da Türkiye Kupası'nı bile kazanamayacağımızı düşünüyorum ama avrupa da yarı final oynadı bu yüzden kimse bir şey diyemeyecek, sanırım Aykut Kocaman (nasıl yaptı bilmiyorum ama) ilk defa eleştirileri bir şekilde engelledi ne kadar kötü olursa olsun eleştiremiyorsun.

( Bu arada 2. paragrafta ''Denizli'den sonra bir kez daha son haftada şampiyonluğu kaçırmasından ardından'' cümlesinde bir hata var. )

Ortega dedi ki...

gharaguru,

Denizli deplasmanı diye düzelteyim onu. Haklısın. Teşekkür ettim.

Jackie Brown dedi ki...

Geçtiğimiz iki senelik süreçte (bence) ligde bu sene ise avrupada başarılı sayılabilecek bir teknik direktör aykut hocamız. Ancak gerek oynatmakta ısrar ettiği sistem gerek kriz anlarındaki tutumu gerekse oyuncu ve takım motivasyonu hususlarında eksik olduğunu düşündüğüm yönleri bulunuyor.Peki hiç mi iyi yanı yok tabiki var özeliikle bu sezon sonuna doğru oturmaya başlayan takım savunması. Aslında tabiki hocamızın kafasında bizden daha iyi kurguladığı bir
4-3-3 sistemi var (alex'i göndermesi stoch-krasic gibi adamlara daha az zaman vermesi vs.) ancak bana göre türkiye şartlarında kadrosunun bizden daha iyi olduğunu düşündüğüm galatasaray bile 4-3-3 oynayamaz şayet oynamaya kalkarsanız örneklerini bir çok maçta gördüğümüz üzere ortasahası dirençli hücum presi iyi yapan veya ortasahayı çabuk geçen takımlara karşı zorlanırız. (zorlandık hatta çok maç kaybettik bile.) bence bunun değişip iştahlı ileride basan rakibi bunaltan bir oyun anlayışının benimsenmesi gerekmekte. bu da 4-3-3 ile biraz zor. bir diğer husus ise pas oyunu ve topa sahip olma. yardımlaşarak sürekli hareket halinde top ileri oynamak gerekmekte. fakat bu durum selçuk şahin bekir irtegün nehnet topuz orhan şam gibi oyuncular ile maalesef imkansız. ya bu durumdan vazgeçeceğiz ya da bu oyunculardan.
biz bu oyuncularımız ile özellikle top yapabilen bir rakip karşısında topu teslim edip kazandığımızda ileri webo ya da kuyt'a şişirmenin dışında hiç bir şey üretmiyoruz.

bu yazdıklarımın şampiyonluğun kaybıyla ya da uefa kupasından elenmeyle alakalı değil Aykut hocamız uefa kupasını alsa bile aynı şeyleri düşünecektim. çünkü italya da oynadığımız lazio maçı benfica maçı ile aynı şekilde ilerledi sadece lazio kenarları ve hucum hattı benfica'nın ki gibi yetenekli değildi.

Son olarak bize eski iştahımızı geri verecek bir teknik ekip ve mümkünse yönetim (başkan) gerekmekte. akıllı hamleler ile tekrar ambargo koymak öyle veya böyle hep şampiyonluk yarışında kalabilmek çok zor değil.