Salı, Şubat 21, 2017

Pisa sonuçları ne anlatıyor ?



Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, bu kurum tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir. Ülkemizde sadece sınav sonuçlarının yayımlandığı dönemlerde gündeme gelen bu sınavı kim ne kadar önemsiyor? Bu ayrı bir tartışma konusudur ama madem ülke olarak bu sınavla öğrencilerimizi değerlendirmeye katıyoruz, bunun üzerine sonuçları farklı açılardan yorumlamak lazım.

 Öncelikle PISA’nın dünyanın pek çok ülkesindeki diğer yaşıt öğrencilerle ülkemizin öğrencilerini kıyaslayabileceğimiz en iyi performans değerlendirme sınavlarından biri olduğunu söylemek gerek. Peki bu PISA’ya kimler katılır ve ne ölçülür? Bilmeyenleri bu konuda aydınlatmalı. PISA’ya zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğ- renme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır. PISA projesinde kullanılan “okuryazarlık” kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır. Açıklanan rapora göre (PISA 2015 raporu şeklinde internetten bakılabilir) öğrencilerimizin durumu pek iç açıcı değil maalesef. Bu raporda Türkiye önceki senelere göre daha gerilemiş durumda. Değerlendirme testi 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini OECD ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 72 ülke arasında genel sıralamada 50. sırada yer aldı. Branş bazında yapılan değerlendirmelerde ise Türkiye matematik okuryazarlığında 49. sırada yer alırken, fen bilimleri okuryazarlığında 52. sırada, öğrencinin ana dilinde gerçekleştirilen okuma becerisi testinde ise 50. Sırada yer aldı. Burada ilginç duran iki şey var. Birincisi ülkemizde matematikten dertli onca öğrenci varken değerlendirme en iyi durumda olan ders matematik olmuş. Tabii 49.luğu başarı olarak kabul etmek çok doğru olmaz ancak yine de en iyisi olması ilginç. Esas dikkat çeken diğer durum ise öğrencilerimizin kendi dillerinde okuduklarını anlayamamaları. Bu gerçekten vahim. Okuduğunu anlayamayan bir öğrenci grubu matematik, fen bilimleri veya sözel derslerde nasıl başarılı olabilir ki?

 Öğrencilerimizi bu sorunlarını çözmeden devamlı PISA testlerine sokmaya devam edersek sonuçlar giderek daha aşağıya inebilir. Peki ne oldu da öğrenciler okuduğunu anlama konusunda bu kadar dibe çakıldı? Öncelikle okuma ile ilgili bir sorun varsa bunda ülkedeki okuryazarlık oranının düşük olması en büyük etken. Öğrenciler ya hiç okumuyor ya da okullardaki okuma saatlerinde zorla okutulmaya çalışılıyor. Okuma saatlerinde öğrencilerin okumaya zorlandığı 20-40 dakikalık sürelerde onların başında bulunan öğretmenlerden bazıları bile o sırada kitap okumuyor, başka işlerle meşgul oluyor. E balık da baş- tan kokuyor haliyle. Böyle olunca okuma etkinliği anlamsız oluyor. Bu da sonuçlardan da görüleceğe üzere durumu özetliyor. Bir başka sıkıntı da artık teknolojinin ilerlemesi ile bilgiye ulaşmada neredeyse ışık hızına yaklaşacak seviye geldiğimiz günümüzde ne yazık ki bu kadar hızın yan etkileri de olabiliyor. Bunlar da; bilgiyi yanlış şekilde alma, kötü bir anlatım ve bozuk dilbilgisi gibi başlıklar altında değerlendirilebilir. Sosyal medya ve arkadaş ortamında kullanılan bozuk dilin, öğrenciye öğrendiğini anlatma ve aktarma hususunda zarar verdiği de muhakkak. Son olarak öğrencilerdeki üşengeçlik ve dikkatsizlik de ayrı irdelenmesi gereken bir konu. Merkezi sınavlarda sorulan paragraf sorularını okumaya üşenen bir nesil var artık. Sınav kitapçığının kendini anlayacağını bilse “özet geç” diyecek kıvama gelmiş derecede hem de öğrencilerimiz. Üşengeçliğin üstüne bir de soru köklerindeki uyarıları bile dikkat etmeme eklenince okuma becerisi ölçen testler falan hak getire. Fen bilimleri ve matematik gibi dersleri geçtik yani…

 Peki sorun hep mi öğrencide? Tabii ki hayır. Okullarımızdaki sistem sıkıntılı. Bu konuyu ayrı bir yazıyla irdelemek gerek. Evvela onu belirtmek lazım. İşin test becerisi kısmına gelirsek; PISA sorularını okullarda yapılan sınavlardan ayrı değerlendirmeli. Öğrenciyi düşünmeye zorlayan, basmakalıp ifadeler yerine doğru yanıtı kendi ifadeleriyle anlatabilecekleri soruların ağırlıklı olduğu bir değerlendirme türü PISA. Okullarımızda ise –istisnalar vardır elbette- genelde ezberci zihniyetin sonucunda sorgulanan öğrenci bilgisinin yer aldığı sınavlar yapılmakta. Bunun sebebi de müfredatın dışına çıkamama, öğretmenlerin iki arada bir derede kalması (idealizm ile yönetmelik arasındaki ince çizgi) ve de eğitim idarecilerinin tutumu. Gerçi son yapılan PISA değerlendirmesine göre idareciler PISA’daki başarısızlığı öğretmenlere bağlayıp kendilerini işin içinden sıyırmışlar. Onu da öğrenmiş olduk. Başarının babası çoktur, mağlubiyet ise öksüzdür sözünü hatırlattı bu anket. Bütün bunların ışığında çözüm için neler yapılmalı? Buna karar vermek lazım. Öncelikle eğitim sistemi yaz-boz tahtası olmaktan çıkarılmalı. İki sene evvel zorunlu olan bir şey sonra birden serbest olurken ertesi yıl yine zorunlu olursa bu eğitim sistemindeki devamlılığın sağlanamaması- na sebep olur. Öğrenciyi ezbere iten sınav sistemine de bir an evvel son vermeli. Açık uçlu sınavların yapılabilmesi, yani öğrenciyi düşünmeye zorlayan soruların sorulduğu testlerin olması gerekliliğini hatırlatmak lazım. Yıllardır aynı konuyu anlatan ve aynı soruları soran öğretmenlerin de kendine bir çekidüzen vermesi, şayet bunu yapamıyorsa emekliliğe ayrılması gerek. Tabii sistem, emeklilikte yaşayacağı geçim sıkıntısını düşünüp emekli olmaktan kaçınan öğretmenleri de emekli olmaya teşvik edemediği için o konuda da ayrı bir sıkıntı var. Buna da ayrı bir düzenleme yapılmalı. Öğretmen değişime direniyorsa onun eğitim hayatına güle oynaya jübile yapacağı bir ekonomik hayatı da ona sunmalısınız.

 Yukarıda bahsedilen çözümlere daha birçok ek getirilebilir. Ancak geçmişe bakıldığında eğitimde hep sorun tespiti konusunda ne kadar iyi isek problemi çözmede de bir o kadar kötü olduğumuz aşikar. Bu bakımdan icraate geçmek lazım. Bu son PISA sonuç- larındaki başarısızlık artık eğitimdeki kötü gidişe bir dur demenin ve eğitimde iyileş- tirme çalışmalarının (ve uygulamalarının) ciddi manada yapıldığı bir dönemin dönüm noktası olması dileğiyle.

Not: Bu yazı 21 Şubat 2017'de Gazete Mavişehir'de yayımlanmıştır