Çarşamba, Ağustos 05, 2009

Pembe Gözlükleri Çıkarma Vakti: Herkes Normale Dönsün


Vaktinde Denizli faciası yaşanmasaydı Daum, 3'te 3 mutluluğunu yaşatacaktı Fenerbahçelilere. Olmadı. Daum kötü bir şekilde ayrıldı ülke topraklarından. Hatta giderken bayağı da sallamıştı yönetime. Üstünde pek durulmadı tabii bu mevzunun. Ciddi bir travmaydı yaşanılan. Gündemde kalmadı bu olay haliyle. Bu sebeple balık hafızalara gönderme yapmaya gerek yok buradan.

Efenim, malumunuz daha sonra Zico'yla yaşanan ciddi Avrupa başarısı ve sebebi hala tam olarak bilinmeyen Zico'yu takımdan uzaklaştırma operasyonuydu, Aragones'i takımın başına getirme meselesiydi. Olmadı. Aşı tutmadı. Dede'yi gönderelimdi derken, yine kutsal topraklara dönmüş oldu Herr Daum.

Taraftarın ve medyanın ekseriyeti makul buldu bu tercihi. Bizim de bir şey diyeceğimiz yok tabii. Madem Başkanımız hedef olarak 3 yıl üst üste Türkiye Ligi şampiyonluğunu gösterdi, o vakit Daum'um takımın başına getirilişini eleştirmek pek de akıl kârı iş değildir. Zira Daum'un yaptığı en iy iştir Türkiye'deki büyük bir kulübü şampiyon yapmak.

Avrupa defterini açmamak üzerine kapattığını ima eden bir yorum yaptı Herr Daum, Almanya medyasına. Bu olay da gözlerden kaçmadı ama bunun da üstünde o kadar çok durulmadı. Durulmamalılıydı da. Hem zaten Aziz Yıldırım dememiş miydi, "Amacımız 3 yıl üst üste Türkiye'de şampiyonluk" diye. Ne o konuşmasında, ne de daha sonra Avrupa macerasına dair başarı vaad eden herhangi bir açıklama yapmıyorken takımın başkanı, teknik direktörün iddialı olmak neyinedir ki?

Neyse, daha sonra Koch eşliğinde gayet neşeli antremanlar yaptığı yazıldı çizildi Fenerbahçe'nin. Çalışmalar yorucuydu ama oyuncular eğlenceli saatler yaşıyordu. Fenerbahçe anlayacağınız yeni sezona sımsıkı taş gibi dimdik giriyordu.

Hazırlık maçları yapıldı. Rakip filelere bir sürü gol atıldı. Memlekete dönüldü. Zayıf rakip Boluspor'u 5'ledi Fenerbahçe. Dos Santos ve Cristian çivi gibiydi. Arkasından Honved maçına çıkıldı. Yine bir zayıf bir ekip vardı karşıda. Macarları da 5'ledi Fenerbahçe. Medya gaza geldi. Onlar gaza gelince, taraftar zaten gaza gelmeye bahane arıyordu. Taraftar da gaza geldi ve pembe gözlükler hemen takıldı.

"Acaba" diyenler vardı ama onlar her zamanki gibi Fenerbahçe düşmanı ilan edildiler. Takım taş gibiydi. Güiza leblebi gibi golleri sıralayacaktı. Cristian buz gibi adamdı, geçit vermiyordu falan filan derken, Süper Kupa finaline çıkıldı. Rakip geçtiğimiz sezonun şampiyonu Beşiktaş'tı. Eksiği yoktu, bilakis takıma takviyeler yapmışlardı. İlk yarım saat ne olduysa artık Beşiktaş, Fenerbahçe'yi sahasına hapsetti. Daha sonra oyun dengelenmeye başladı ve ilk yarının bitiminde, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a nazaran daha ciddi gol pozisyonlarına girdiği üzerine hemfikirdi herkes.

İkinci yarı biraz daha derli toplu oynuyor gibi görünse de Fenerbahçe, öyle hiç te medyaya yansıdığı üzere rakibi ısıran bir takım görüntüsü yoktu. Oyunu geriden kurabilen bir defans yoktu. Halbuki Bilica'nın bu işi yapmayı çok iyi becerdiğini yazıyordu basındakiler. Dos Santos bir türlü kendisinden beklediğimiz efektifliği göstermiyordu. Cristian'ın ise sahada varlığı belli olmuyordu. Bir de bunların üstüne Emre, Honved maçındaki halini unutturunca garip bir durum ortaya çıktı. Fenerbahçe adına sahada en istekli ve de en çok olumlu iş yapma girişimleri olan kişi ileride yalnızları oynayan, küçük Emrah modundaki Güiza'ydı.

Garip bir maçtı aslında Süper Kupa finali. Gerçi o lanetli staddan dolayı böyle garip bir maç olmuş da olabilir. Peşin hükümlüyü de çıkabilir adım bu yazımdan sonra, ama Honved maçıyla bazı bünyeler o kadar rahat gaza gelebiliyorsa; Beşiktaş maçından sonra bizim de çıkıp, "Hop, bir dakika. Daha takım hazır değil. Havaya girmeyin hemen" deme lüksümüz de olmalı kanımca.

Rakibin en iyi isminin kalecisi olması, buna rağmen Fenerbahçe'nin hücumda istenilen üretkenlikte olamaması... insan nasıl yorumlayacağını bilemiyor aslında. Yine de dediğim gibi, pembe gözlükleri çok erken taktı bazılarımız, bir an evvel çıkartmaları gerek.

Ciddi bir savunma krizi yaşıyoruz ama bunu gören yok sanki. Daum dahil (kendisi kupayı Başkan'a hediye etmekle meşgul gerçi, sanırım geçen gidsişinde Fanatik gazetesine verdiği demeçten dolayı halen mahçup). Önder-Bilica ikilisi adeta saatli bomba. Hazırlık kampını birarada geçirdiler. Keza özel maçlar yapıldı ama sanki ilk kez yanyana gelmiş gibi duruyorlar sahada. Ayrıca Bilica sanki hala kendini Sivas'ta sanıyor gibi. Tez elden bu konuda uyarılması gerekmekte derim. Bir de Bekir mevzusu var. İyi bir insan olabilir ama şu haliyle değil ilk onbiri, kulübeye zor girecek herhalde. Biz geçen sene Edu'yu zayıf halka ilan ederken, Lugano'nun yanına topu oyuna sokabilecek sağlam bir adam gerekiyor derken, bu sene elde ne Lugano var ne de sürekli eleştirdiğimiz Edu oynayabilir durumda. Önder-Bilica ikilisi ise onların yanında esamesi okunmayacak durumdalar.

Orta sahada ise Emre'nin ne yapacağı meçhul. Devamlılığının olmaması en büyük dezavantajımız. Gününde olsa, ülkenin o mevkide en iyi elemanı olabilir ama o da kırk yılda bir olacak gibi duruyor. Cristian ise her ne kadar yermek için daha çok erken olsa da, kumaşı konusunda olumsuz düşündürtecek türden, sıradan bir oyuncu izlenimi vermekte. Evet. Aurelio da ilk başlarda böyle pısırık görünmüştü. Buna kabulüm, ama gördüğümüzü de söylemezsek olmaz. Umarım Aurelio örneğindeki gibi sonradan açılır.

Kanatların eskisine nazaran daha etkili olacağını beklemek yanlış olmaz. Alternatif bol zira o kısımlarda. Umarım hem soldan, hem de sağdan beklenen hamleler gelir bu sezon. Dos Santos da henüz hazır olmasa bile, ona biraz iltimas geçiyorum. İyi olacağına dair inancım daha ağır basıyor.

Forvete geçecek olursak; hala ihtiyacımız olan golcü hüviyetinde olduğuna inanmasam da, gerek saha içi gerekse de saha dışındaki duruşuyla Fenerbahçe'ye yakışmadığına inansam da; Daum anlaşılan Güiza'yı prensi yapmaya and içmiş. Diyecek bir şey yok elbette. Kendi tercihidir. Güiza bu sene çok farklı olacak deniyor. E bi zahmet olsun artık. Geçen yılki pespaye haline nazaran daha farklı ve etkili olmak zorunda zira. Onca parayı kaçan gol pozisyonu akabinde kale direklerine ağlak ifadelerle sarılsın diye vermedik malum.

Bu arada Semih aklıma geldikçe"yanarım yanarım" diye mırıldanasım geliyor. Umarım aklıma gelen, başımıza gelmez diyeyim. Şimdilik bu kadar yazayım. Felaket tellalı olmayalım.

Bu sezonun en gereksiz transferi olan Mehmet Topuz umarım, basına yansıdığı gibi Daum'un görmezden geldiği adam pozisyonunda değildir (gerçi bu haberler resmi site tarafından yalanlandı ama). Kendisi her ne kadar Fenerbahçe formasını giyesiye kadar abuk sabuk işlere imza atmış olsa da, o mukaddes formayı giydikten sonra takıma faydalı olması için temenniler de bulunuruz. Onca para verilen bir ismin de, hiçbir şey veremeden, kulübü zarara sokarak Kadıköy'ü terk etmesi de kötü olur. Dediğim gibi umarım, medya palavra haberler yapıyordur.


Ve Alex...kim ne derse desin, sen bizim her şeyimizsin. Golden sonra yanına gelen Emre'nin sana dediği gibi haykırıyorum ben de buradan, "Grande Capitano!"

Son olarak şöyle özetleyelim. Henüz takım için çok olumlu ya da çok olumusuz konuşmak erken olur. O bakımdan övgü dolu sözlere itibar etmeyin (yerden yere vuranlara da aldanmayın tabii). Pembe gözlüklerinizi çıkartın. Biraz daha sabredin. Hele şöyle lig başladıktan sonra birkaç hafta geçsin. Ondan sonra konuşalım takım üzerine. Ve geçmiş Daum dönemlerinde yaşanan "Kadıköy'de mükemmel- deplasmanda sorunlu takım" günlerini de unutmayın ama bir yandan. Sezona Süper Kupa'yla başladık, Beşiktaş'ı devirdik. Bunlar güzel şeyler ama hemen gaza gelmeye gerek yok. Eksiklerimiz olduğuna da görelim bi zahmet. Bu kadar kelam yeter herhalde şimdilik.

7 comments:

varol döken dedi ki...

lugano-önder kesinlikle çok daha iyi bir ikili... ben bu bilica yı ayrı tutup önder'i çok eleştiren zihniyeti anlamıyorum... bu önder 4 sene önce milli takım kalitesinde oynuyordu, servet'ten falan 5 gömlek üstündü... 2 senedir sağ bek oynatıyorlar adamı, eski yerine alışması zaman alacaktır... defans çok daha zaman istiyor forvete göre...

beni tek umutlandıran, daum'un daumluğunu ilk maçtan ortaya koyması, sahada yayılan enerjiden anlayabiliyorsunuz bunu... onun dışında yazılan her şeye katılıyorum, yönetimin yaptığı bir sürü yanlışa da katılmıyorum ama seviyorum işte... avrupa'yı hedeflemese de, sadece ligde görünse de, bir sürü eksiği olsa da...

o yüzden çok takılmıyorum:)

Tuner dedi ki...

harika yazı, eline sağlık

Armağan Özkaynakçı dedi ki...

Daum'cu biri olarak sözlerinin önemli bir bölümüne katıldığımı söyleyeyim. Defansı göbeği zayıf halka ve Lugano takviyesine ihtiyaç var. Cristian konusu soru işareti ancak o olsa da olmasa da, keza Emre de olsun ya da olması belki de Fenerbahçe'nin en güçlü yeri bu bölge. elde burada kullanılabilecek gerçek yeri olmasa da Mehmet Topuz, sakatlığı geçtikten sonra Özer Hurmacı, Selçuk, Deniz gibi opsiyonlar hala duruyor. Gönül tekrar Selçuk Deniz ikilisine dönülmesini istemez ama Fenerbahçe'nin elindeki opsiyonlar hiçbir takımda yok. Kanatlar için de aynı fikirdeyim. Dolayısıyla orta saha inanılmaz opsiyonlu ve güçlü gibi geliyor bana. Forvette Semihsizlik benim de yüreğimi yakar bu çocuğun kıymetini bilemediler bence ilk fırsatta çekip gitmeli. Ama Güiza ve Semih'e alternatif bir yerliye de gerek yok, çok gerektiğinde Deivid ya da Kazım'ı çekebilir Daum bu bölgeye. Sonuç: Defans SOS veriyor. Lugano sıkıntıları çözer.

Alper Öcal dedi ki...

Daum'un deplasman sorunlu takımı yoktu Hasan.

Öyle bir sorun olmadığını sonraki sezonlara bakarak, sadece bizim özelimizde değil lig genelinde, anlamak mümkün.

Geçen sene sürünen bir takımdan sonra bu sene daha sezon başında verilen görüntü insanlara umut aşılayacaktır. Pembe gözlük değil ki bu.

Yazını biraz ağır buldum. Ayrıca Dos Santos değil Andre Santos :))

onur dedi ki...

Maçı tv den izleyince makul eleştiriler yapmak pek mümkün olmasada, fenerbahce nin rakibi ısırma konusunda geçen seneden bir farkı yok gibiydi. bırazda isteksiz gorünüyorlardı genel olarak,bunun sebebi statta olmayan atmosferde olabilir tabi. Futbolla uzaktan yakından ilgisi yoktu gecenin bence. nerde futbolun o "temaşas denilen tarafı,nerede kupa finali?
önder+bilica birbiriyle o kadar uyumsuz bir ikili görüntüsü verdiki, maçın ilk ataklarında "aha 5 lik olacaz herhal" dedim kendi kendime. İkiside ağır adamlar, önder kişisel fikrim ilk müdahalelerde cok iyi bir oyuncu ve çabuk karar verip uygulayan bir adam,reflexleri fena degil yani,ayrıca benim yıllardır neden stoper oynatılmadığını anlamadığım bir oyuncu. Bilica dan pek birşey anlamadım,ancak yavaşlığı problem gibi,heleki önde kurulan savunmalarda çabuk bir partner lazım yanına, bülent hoca çok çabuk bir adam oldugunu soylemişti oysaki transferinden sonra. topla çıkışları iyi bana kalırsa,bu yönüyle müthiş işler yapıp gollerde görünmez kahraman olabilir sezon içinde.
Dos santos çok savruk bir adam gibi göründü bana, takımın kimyasına ayak uydurduğunda neler olacak merak ediyorum.cristian maldonado gibi etliye sütlüye fazla bulaşmadan oynadı, kendi ekseni etrafında, ama ben o adamda iyi kumaş olduğuna dair bir ışık gördüm :) bana sanki kısa paslarla oyunuda yönlendirebilen bir adammış gibi geliyor. Ama aurelio gibi hücumda topsuz oyuna katkı yapan bir adam değilde, dediğim gibi orta sahada topla oyunda etkili bir adam. Kesicilik yönüne birşey diyemiyorum çünkü kestiği birşey görmedim.bana kalırsa güçlü bir defansif ortasahadan çok topla etkili ama oyunu yönlendirebilen ama kesiciden çok süpürücü özelliği olan bir orta saha. Umarım tv den bir maçla gördüklerimi yanlış yorumllarımda, bu adam taş gibi bir adam çıkar.
Birde eğer kanatlar böyle oynamaya devam edecekse, santrafor Guiza değil Semih olmalı bence. Hoş Semih her halükarda bu takımın ilk santraforu olmalı ya. Bana kalırsa avrupai bir adam Semih ve harcanıyor. Aynı şekilde guiza yada yazık oluyor, tek santrafor lu bir sistemde bana kalırsa ancak defansın geriden kuruldugu sistemde efektif olabilir. Ha yok deivid sağda,içeriye kat edip forveti ikileyebilir,gene gökhana tarla gibi boş alanlar yaratabilirse hücumda, dos santos da tuncayın yaptıgı gibi topsuz oyunda gizli santrafor gibi uzak-yakın kale direklerine inebilir yada dikine hızlı top taşıyabilirse, guiza etkili olabilir. Gerçi guiza nın mili maçlarda oynadığı oyunu ve fenerbahce dekı izleyebildiğim maclarındaki oyununu görünce, bu adamın semih e müthiş bir partner olacağını düşünüyorum. Boş alanlara kaçışı ve pasları çok etkili, ters toplarıda iyi atıyor gibi gözüküyor. ön kale direğine deplase olacak her adama (misal tuncay gibi) sezonda en az 6-7 gol attırır bence. Tabi alex varken çift santrafor hayal gibi.
Alex demişken, kişisel fikrim: onunlada olmuyor, onsuzda olmuyor yönünde.
Tv den izlediğim sezonun ilk FB sini böyle yorumladım ben.sonuc olarak. Takım hala hazır değil lige bence.

ergün dedi ki...

yazıyı okurken bi 70 lik acasım geldi yahu.

Ortega dedi ki...

Alper Abi,

Deplasman sorunlu derken, puan alamama gibi birşeyi kastetmemiştim. Kadıköy'deki futbola nazaran, Daum'lu dönemde deplasmandaki halimiz çok farklıydı. Adeta iki ayrı takımdık. Bu konuyla da ilgili güzel bir değerlendirme yazısı yazmaya çalışırım fırsat bulabilirsem. Bu görüşümde ısrarcıyım yani :D

Dos Santos mevzusuna gelince. Resmi sitede "Andre Clarindo Dos Santos" diye geçiyor ismi. Bu yüzden Dos Santos yazıyorum :D