Perşembe, Ekim 02, 2008

Fenerbahçe 0 D.Kiev 0

Takım ortaya futbol namına bir şey koyamayınca, bloga maç hakkında bir şeyler karalamak o kadar zor geliyor ki bana. Puan kaybıyla falan alakası yok. Futbolsuzluktur beni sinir eden. Yoksa biz mağlubiyetlere falan alışığız eskilerden. 80'lerin sonunda, ve 90 ların başında büyüyen Fenerbahçeli bir çocuktum ben. Avrupa maçlarında ne mağlubiyetler, be hezimetler gördüm.. Mesele bu değil kesinlikle.

Belki de son yıllardaki en kötü D. Kiev takımıydı Salı gecesi Kadıköy'e çıkan. İlk yarı boyunca ortaya konan sıkıcı futbolun elementlerinden biri Kiev takımının 1 puan bana yeter anlayışıydı. Esasında yeniden yapılanma sürecine giren, ve karşısında geçtiğimiz sezon çeyrek final oynayan bir ekibe karşı sahaya çıkan Kiev'in bu oyunu ilk başta anlayışla karşılanabilir. Ama aynı Kiev takımının kendi sahasında Arsenalle beraber kalması, hatta son dakikalarda yediği bir golle berabere kalma gibi bir durumu vardı. Arsenal'i zorlayan Kiev'in, kalemize doğru düzgün gelmeye niyetli olmaması da gecenin gariplikleri arasındaydı.

Aragones'in futbol bilgisine laf söylemek ne kadar doğrudur, bu konuda emin değilim. Nihayetinde kaç yıldır teknik adamlık yapıyor, ve de bu konuma futboldan gelme bir adam. İspanya Milli Takımını, Avrupa şampiyonu yapmasını da kimse küçümsememeli. İspanya'nın yıllardır turunuvalardaki durumu ortada ve finale çıkasıya kadar oynadığı futbolu da hepimiz gördük. Hollanda'yla dalga geçen Rusları, nasıl paketlediklerini unutmadık. Elindeki kadronun derinliği, futbolcuların bireysel anlamdaki kaliteleri falan..evet, bunlar da çok önemli etmenlerdir ama bu kişileri idare etmek bile başlı başına bir sanattır. Şimdi aynı Aragones'in Kiev maçında Emre'yi sol dışta oynatması, ikinci yarı kullanmadığımız sol kanatta tüm kazmalıklarına rağmen Uğur Boral'ı denemeyi aklına 85. dakikada getirmesi. İleride bir o yana bir bu yana koşmaktan, yalnızları oynamaktan pestili çıkan Güiza'nın yanına birilerini göndermemesi vs. Evet, tüm bunları yapan da son Avrupa Şampiyonu İspanya Milli Takımının hocası olan Aragones. Hal böyle olunca da insanın kafasına garip düşünceler geliyor. Aragones kendini kovdurtmak mı istiyor? Futbolcular -ya da- hocayı paketlemek mi istiyor? gibi..


Maçın sonlarına doğru korner atışını kullanmaya giden adam yok? Neden? Alex sahada değil çünkü. Alex olmayınca takım köşe vuruşu kullanamıyor yani. Güiza gidiyor topu kullanmaya, arkadaşlarına isyan ediyor. Sonra topu bir arkadaşına bırakıyor.Böyle de komik bir görüntüydü işte.

Güiza demişken, o da tribünlere "bakın işte, ben elimden geleini yapıyorum ama bunlar da çaba namına bir şey yok" der gibi her hareketi. Seyirici de bu sebeple taca giden topun peşinden koşan Güiza'yı alkışlıyor. Oysa aynı seyirci, Güiza'nın transfer haberini ilk duyduğu andan itibaren, attığı gollerden sonra o klasik okçu gol sevincini yaparken alkışlayacağı anı bekliyordu.


Tekrar tekrar yazmak neyi değiştirir bilmiyorum ama şu anki taktik anlayışta Alex ofansif anlamda takımın her şeyi. O gününde olmayınca sıradan bir takım hüviyetindeyiz. Ve ne yazıktır ki, son 2 maçtır Alex sakatlık sebebiyle pek bir şey yapamadı. Bu da skor tabelesına iyice yansıyor. Son 2 maçta 1 gol attık. O da köşe vuruşundan geldi.

Şöyle de bir durum var gerçi, Fenerbahçe bu sezonun en hırslı futbolunu ortaya koydu diyebiliriz ama gol atamadı. Onu geçelim, ciddi gol pozisyonlar bile üretemedi. Emre'nin altıpastan yaptığı kafa vuruşu hariç. Herkesin dört gözle beklediği Deivid ve Semih ikilisi geri döndüğünde, işler hücumda tekrar eskiden olduğu gibi güzelleşşir mi, burası muamma. Belki birkaç maçı bu ikilinin bireysel beceleriyle kazanabilirsiniz, ama temel problem hala devam edecektir.

Orta sahanın ortasında oynayan iki isim hücuma gitmeyen, kaleye şut çekmeyen oyuncular. Bu durumda kanat adamları çok önemli. Bir tarafta Kazım, diğer tarafta Emre vardı bu maçta. İkisi de hücuma destek adına hiçbir şey yapmadılar. Emre zaten iç tarafta oynaması gereken bir oyuncu. Kazım ise kendinden beklenen ceza sahasına girme, gol bölgelerinde olma gibi özellikleri pek beceremeyen bir adam . Deivid alternatifini bu sebeple dört gözle bekliyor taraftarlar ve spor yazarları. Deivid bunu becerebilen bir oyuncu. O sağ taraftaki bu açığı kapatabilir. Ama önce eski forumunu tutması için ciddi bir zamana ihtiyacı var..Fenerbahçe ise çok zorlu bir maç trafiğine girmiş bulunmakta. Sol tarafta Emre'yle bir şey olmayacağı gerçeğini Aragones'in nasıl görmediğini anlayabilmiş değilim. Uğur Boral da bu işleri yapacak tarzda bir adam değil, ama orada Emre'den daha çok iş yapacağı kesin. Emre'yi o sol kanatta görmektense, Uğur'un gereksiz bindirmelerine rağmen sol dışta oynamasına razıyım.

Yazıyı daha fazla uzatmayalım. Bu gruptan 3. olarak çıkmak bu futbolla büyük başarıdır. Peki bunu becerebilir miyiz? Şu an için çok zor gözüküyor. Kiev beklediğimden daha kötü çıkmış olsa da, Arsenal maçlarından puan çıkarmamız zor. Porto'dan kendi evimizde puan alacağımızı da düşünmüyorum bu oyun anlayışıyla. Geriye kalan son maç Kiev deplasmanı. O zamana kadar da grupta durumlar belli olur gibime geliyor. Çok mu kötümserim, bilmiyorum ama..vaziyet böyledir. Geçen sene çeyrek final oynayan takımdan, bu sene gruptan çıkamayacak gibi duran bir takıma. Sorumlular eserleriyle övünebilir herhalde..


Son sözü de Kadıköy sakinleri için söyleyelim. Maçtan sonra Beşiktaşlı bir arkadaşım mesaj atmış. Fener tribünleri bitmiş, şeklinde tek cümlelik bir mesajdı bu. Deplasmandaki performansı görmeyen, sadece Kadıköy'e bakanlar için doğru bir yorum bu. Hatta doğru ama geç bir yorum diyebiliriz. Tribün bitmiş(ti), okeye dönüyor tabiri daha doğru olur. İngiliz tribünleri gibi bir ortamın hayalini kuranların, İngiliz takımlarının oynadığı futbolun benzerini ortaya koyan takım kurmaları daha doğru olur diye düşünüyorum.

Ayrıca başka bir takımı tutan, Fatih Terim'in kankası olan bir siyasetçinin adamlarının tribünde ne işi vardır, onu da çözemedim, iyi mi?

1 comments:

KırmızıBeyaz dedi ki...

1-Orta sahamız "yok".
2-Niye tek forvet oynuyoruz?(Ligde tek forvet,avrupada çift forvet oynarsak başarıya ulaşabiliriz.)
3-Taraftarın hali içler acısı...
4-Karanlıktan aydınlığa...Bilmem nasıl çıkar bu sevda?