Cuma, Aralık 07, 2007

Türban neyin simgesiydi?


Dün, başörtüsü ile türban arasındaki 12 farkı yazmıştı Ahmet Hakan. Eğer kişi inancı gereği başını kapatmayı tercih ediyorsa, fazla kasmamak gerek (başka bir nedenle de böyle giyinmeyi tercih ediyorsa, yine kasmamak gerek..özgürlük diye bir şey yok mu bu topraklarda?ee bu ne biçim hikaye böyle?) iki resim arasındaki bilmem kaç adet farkı bulunuz türünden oyunlar oynamaya gerek yoktur. İsim önemli değildir yani ama kelimelerin ideolojisine boğulmakta o kadar hevesliyiz ki, tıkanıp kalıyoruz bir yerde. Türban siyasal simgedir diyor biri, öteki çıkıyor "benim ninem de kapalıydı ama.." diyor, devamını getiremiyor. Ninesi şu an üniversite çağında bir genç kız olsa, okula başı örtülü giremeyecek, bunu çok iyi biliyor lakin dile getiremiyor, korkuyor sanki bir şeylerden. İnsan hakları ihlali, din ve vicdan özgürlüğüne -böyle- değdirme kaç toplumda vardır acaba?

Neyse, mevzuya geri dönelim. Yukarıdaki fotodaki hatun kişiyi tanıtalım önce. Kendisi Sevim Gözay, Akşam gazetesinde yazar ve buna ek olarak, CNN Türk'teki Cosmopolis programını hazırlayıp sunmakta. Gözay bir imam hatipli (aa.. diyenleri duyar gibiyim. niye şaşırıyoruz ki? uzaylı demedim), Ahmet Hakan'ın türban vs. başörtüsü eksenli yazısının üzerine ahkam kesmek istemiş. İmam Hatipli olmak nasıl bir duygudur ondan bahsetmiş, başörtüsü/türban olayını bir imam hatipli gözüyle aktarmış herkese.

İlginç bir yazı olmuş. Bu tespitlerin doğruluğu tartışılabilir ama hayatında başörtüsü/türban nedir, neden takılır, neyi simge eder (ki burası tartışılır), mahalle baskısı nedir? bilmeyen biz erkeklerin, hadiseye daha iyi yaklaşabilmesi adına, olumlu bir yazı olmuş. Dipnot ekleyeyim unutmadan; ailesinde, çevresinde inancı gereği başörtüsü takanların da olduğu bir ortamdan geliyorum, bir üst cümledeki yorumum yanlış anlaşılmasın. Bu bağlamda, başörtüsünü inancı gereği kullanan kadınların olduğunu da biliyoruz..

Yazıdan ilgi çekici bölümler..

***

"İmam Hatip okullarında okuyan kızları kabaca ikiye ayırmak mümkündür: Mutlu olanlar ve mutsuz olanlar. İkinci gruba yönelik, "E kardeşim madem istemiyor ne işi var orada?" sorusu ise tam anlamıyla dangalaklıktır. Çünkü "aile baskısı" çoğu zaman aşılması kolay olmayan son derece belirleyici bir konudur. Demek ki bu okullarda okuyan kızların bir kısmı, büründükleri kılıktan dolayı kendini gayet kötü hissediyor. İş gene dönüp dolaşıp yukarıda söylediğim, baş ile örtü arasındaki ilişkiyi çözmeye geliyor... Geliyor ama bu aslında bir "havuz problemi"dir."

90'lara çeyrek kala İmam Hatip'li kızlar tek tük başlarını "türban" formunda örtmeye başladılar. "Kimler böyle örtüyordu?" derseniz cevap basit: Başını örtmenin gerek ve doğruluğuna inananlar. Yani bu biçim, dini hayatı benimsemenin ve başörtüsüyle barışık olmanın göstergesiydi. Anlayacağınız okulun ideal öğrencileri örterdi başını türban şeklinde. Yoksa baş bağlamaya o kadar özen gösteremez zaten insan. Sırf meraktan denerseniz görürsünüz ki, bir ton teferruatla boğuşmak gerekir ve bir kadının saçını yapmasıyla yaklaşık aynı süreyi alır.

Benim okuduğum sınıflarda, bütün gün somurtup oturan ve kimin öğlen namazından kaytardığını gözetleyen çatık kaşlı kızlar vardı. Onlar mesela başörtüsünü "türban" şeklinde bağlardı. Başka kızlar da kullanırdı bu biçimi ama onlar daha başkaydı: Gayet "normal", sinemaya giden "yabancı müzik" dinleyen sevdiği çocuktan bahseden ama başı örtülü yaşamayı benimsemiş kızlar... Böyle bir sürü arkadaşım vardı. Kimi mühendis oldu bugün kimi jinekolog.

Bugün türban "ideolojik" bir anlayışın göstergesi sayılabilir ama ilk zamanlar "şıklık" çabasıydı çoğunluk. Çünkü başını anne ya da anneanne gibi bağlamanın bir genç kızı "dışarıda" nasıl alay konusu yaptığını bilseniz şaşarsınız. Şimdiki "mahalle baskısı" şarkısı o zaman da vardı ama tam tersine... Başı kapalı bir İmam Hatip'liyle voleybol oynamak ya da gezmek istemezdi kimse. "Normal" kızların gülüşmelerine sebep olmayan biri pek kaptıramaz bu çeşit bir mahalle baskısını...

Onun için "Türban" adlı bir korku filminden bahseder gibi konuşan ya da yazanlar komik geliyor bana. İnsana dair hiçbir şey tek boyutlu değildir arkadaşlar...