Pazar, Ekim 08, 2006

Halet-i ruhiye



Yalnızsın Artık

“Yalnızsın artık, kalabalıklara bir yabancı daha eklendi” dedi. ”Nasıl, kim terk etti beni? Kim karıştı kalabalıklar arasına…” dedim merakla. “Görmek istemeyen bakmazmış. Bakmadığın için görmüyorsun haliyle” dedi ve ruh penceremden çıkıp, beni dertlere düçar eyledi.

Buradayım yine, odamda, yatağımda. Yitip giden her düşün ardından kendimle baş başa kaldığım tek yerde. Kalabalıklar yok burada. Yalnızım. Belki de o haklı. Ben kalabalıklara karışamıyorum. Hep uzağım onlardan, karıştığım takdirde kalabalıklar içindeki yalnızlığı oynayacağımı biliyorum. Yalnız kalmak istemiyorum ama onların arasına da karışamıyorum.

Giderek artıyor kalabalıklar, artıyor betonarme binalar ve o binaların içerisinde yaşayan betonarme hayallere sahip insanlar. Önce “bir evimiz olsun” diye başlıyor her şey. ”Sonra bir yazlığımız, daha sonra birkaç ev daha alırız. Bu devirde yaşamak zor. Mal sahibi olmak gerek”. Görmüyor ki, sahip olduğu şeyler bir gün geliyor ona sahip oluyor. İnsanoğlu tamahkardır, hep bir fazlasını ister ama nedense başkası için tam tersi.

Giderek artıyor kalabalıklar ve arttıkça kalabalık, artıyordu yalnızlık…

Bu devirde araba lazım her ademoğluna, eskiden binekmiş ihtiyaç duyulan, şimdi de dört tekerli ayağımızı yerden kesecek yapıda bir otomobil olmalı bunun karşılığı. Öyle çok lüks bişey değil isteğimiz, dedim ya, ayağımızı yerden kessin yeter. Hep öyle olur zaten. Ama hep daha fazlasını ister insanoğlu, bir üst modelini, en yenisini, “0” model olanını. Hiçbir zaman “0” ı arzulamaz kimse, ama mevzu bahis bir otomobilse değişir tabi işler.

Giderek artıyor kalabalıklar ve arttıkça kalabalık, artıyordu yalnızlık…

Unutuyor insan, unutmaya programlı değil oysa. Olsa olsa hatırlamaya programlı olmalı. Düşündüğü için farklı ya evrendeki diğerlerinden. Düşünme yetisine sahip, hatırlasın o zaman her şeyi, niye unutuyor ki…Heyhat! Unutacak, istesen de istemesen de… Sende unutacaksın. Oyunun kuralı bu. Nasıl değiştiriyorsan evini, arabanı hatta hayallerini, değiştireceksin onu da. Ve devam edeceksin hayalindeki adsız kadını aramaya ve her kötü deneyiminde, tadına bakıpta beğenmediğin ekşi yemek hissi verecek hepsi…

Giderek artıyor kalabalıklar ve arttıkça kalabalık, artıyordu yalnızlık…

“Küçükken senin de hayallerin var mıydı?”
“Evet, vardı. Hayaller mutlu bir çocukluğun anahtarıdır çoğu zaman.”
“Peki ya şimdi?”
“Şimdi hayallere ayıracak vaktim yok”
“İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü” diye sordu ufaklık…

Giderek artıyor kalabalıklar ve arttıkça kalabalık, artıyordu yalnızlık…

Evet azalıyor hayaller, azalıyor çocukça düşünceler/düşler. Hayallerin bittiği yerde bitiyor içindeki çocuğun vazifesi. Ve o da tıpkı diğerleri gibi terk ediyor seni. Anlıyorsun ruhundaki üşümenin sebebini. Anlamaya başlıyorsun her şeyi, iş işten geçmiş olsa da…

“Yalnızsın artık, kalabalıklara bir yabancı daha eklendi” dedi…

Giderek artıyor kalabalıklar ve arttıkça kalabalık, artıyordu yalnızlık…