Pazar, Haziran 13, 2010

Vuvuzeladan Beter: Sibel Arna

Şu günlerde vuvuzeladan beteri var mı, diye düşünürken karşımıza çıkan Hürriyet yazarı Sibel Arna oldu. Bu tarz yazarlar Hürriyet'e yakışıyor mu desem, Hürriyet şaşırtmıyor mu desem, bilemedim aslında.

Sibel Arna'nın 12 Haziran tarihli ve "Dokuz aylık bebekle mavi yolculuk" başlıklı yazısını olduğu gibi aşağıda yayımlıyorum. Vuvuzeladan beter mi, değil mi, siz karar verin.

***


Dokuz aylık bebekle mavi yolculuk


Bazen bana bir deli cesareti geliyor diye düşünüyorum. Yoksa dokuz aylık bebekle bir haftalık mavi yolculuğa nasıl evet derim. Ama dedim.

34 metrelik, sekiz kameralık, 16 kişilik teknemiz Deniz Felix Balina’ya geçen cumartesi dokuz yetişkin, iki bebek olarak bindik. Rüzgar’ın arkadaşı Kuzey henüz yedi aylık. İnanmayacaksınız ama ikisinin de keyfi yerinde. Temiz hava, fazla yakıcı olmayan güneş ve beşik gibi sallanan tekne onlara iyi geldi.
Bu Rüzgar’la bizim ilk tatilimiz. İlk defa evinden ayrı bir yerde uyudu. Hiç sorun çıkarmadı. Doktorumuz bunu bize daha yirmi günlükken demişti: “Bebeğinizle dünyanın her yerine gidebilir. Yeter ki annesiyle babası yanında olsun.” Ne kadar doğruymuş. Mekanlar ne kadar önemsizmiş. Dört duvarın içine tıkılıp kalmak ne kadar gereksizmiş.
Peki senden ne haber derseniz, şöyle: Tabii ki bu daha önce yaptığım mavi turlara hiç benzemedi. Bu satırları yazarken teknede beşinci günümüz bitti, ben hala teleme peyniri! Her seferinde “Şimdi yarım saat güneşleneceğim, beni hiçbir güç yerimden kaldıramaz” diyorum ama kaldırıyor tabii ki! Rüzgar, 70 koruma faktörlü krem gibi sağ olsun! Dadılar yanımızda olmasına rağmen sere serpe uzanmak imkansız. Sütü, çorbası, meyvesi derken akşam oluyor.


FESTİVAL GİBİSİN RÜZGAR

Deniz deseniz Rüzgar uyanıksa o da zor. Çünkü arkamdan gelmek istiyor. Beni suda çimerken her gördüğünde çığlık kıyamet bağırıyor. Ya bana bir şey yapıyorlar zannediyor ya da yanıma gelmek istiyor.
Ne yapıyoruz? Yeni emeklediği için teknede sabit duramıyoruz. Dizlikleri bacağında, o önde ben arkada, tekneyi tavaf edip duruyoruz. Eğleniyoruz. Attığı her kahkahada, göz bebeği her parladığında, heyecanlanıp kamyonların önünde duran süs köpekleri gibi sallandığında deliriyorum. İşte hep o anlarda tekrar tekrar fark ediyorum bunun hayatımın en büyük mutluluğu olduğunu. Festival gibisin Rüzgar ebediyen sana katılmak istiyorum.

Biz mi tatile çıkıyoruz dadılar mı?

Tekne tatilinin bana tatil olmamasının bir nedeni de dadımız Hanife Hanım. Tekneye binince, Göcek, Rodos, Simi gezince ona bir şeyler oldu. Resmen aklı uçtu. Yoksa neden Rüzgar’a tarhana çorbası yapalım dediğimde yayla çorbası pişirsin? Bunu yaptığı gün Rüzgar sabah kahvaltıda yumurta yemişti üstelik. E yayla çorbasının içinde de yumurta var. Bir gün içinde iki yumurta veremeyeceğimizi ezbere biliyor.
Yüzme bilmemesine rağmen her gün beş posta denize giremediği için hayıflanmaya başladı. “Sibel Hanım keşke kocamla çocuklarım da burada olsaydı” sayıklamalarının ardı arkası gelmedi. Normal şartlarda Rüzgar’ı mutlu etmek konusunda profesör olan kadın, deniz üstündeyken sınıfta kaldı. Oğlumu alıp, oyuncakları yayıp bir saat kesintisiz vakit geçirmeyi hiç başaramadı. Bunun yerine Rüzgar’ı kucaklayıp, peşimde dolaşmayı tercih etti.
Neden? Nedeni basit. O da insan. Evet denizi görünce giresi geliyor, seni bikinili görünce onun da canı sere serpe uzanmak istiyor. Eminim kamaradaki aynaya her baktığında acaba yüzüm yanmış mı diye kontrol ediyor. Ama tabii ki abartmaması, çalıştığını unutmaması gerek. Hanife Hanım’daki arızaların benzerlerini Kuzey’in dadısında da gözlemledim. Simi’de fotoğraf çekeceğim derken bebek arabasının üstüne kapaklanıyordu mesela.
Bu konuda daha enteresan hikayeleri ise döndüğümde dinledim. Arkadaşım Tülin’in bakıcısının Antalya’daki tatil köyünde bir saat ortadan kaybolmasına, işini gücünü bırakıp gidip göbek dansı kursu almasına kaç puan verirsiniz? Kardeşim dadı mısın, dansöz mü? Bu hareketleri yapabildiğine göre iyi kıvırdığın bir gerçek, niye bir de üstüne kursa yazılıyorsun, anlamadım. Aynı kıvrak insan, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi dalış kursuna da gitmek istemiş. Neymiş su altında nasıl nefes alınıyor çok merak ediyormuş. Büyük konuşmayayım ama ben o kadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömerim!


Sibel Arna
Hürriyet

16 comments:

thebiglebowski dedi ki...

Hürriyet her zaman ki gibi..

yamanadam dedi ki...

Yazıyı okuyunca yaşadığım tiksintiyi anlatabilmek için kullanacağım kelimeler yetersiz kalıyor. Hangi ruh haliyle bunları yazabiliyorlar, aklım almıyor. Elitizmin geldiği son nokta bu olsa gerek. Yazıklar olsun. Niteliksiz- İçeriksiz yazılar yazmaktan beyin sünger olmuş anasını satayım.

il Capitano dedi ki...

bu yazıyı yazmış bi de üstüne para mı almış!çok sağlam küfür ettim kendisine de ona bu parayı verene de!3 kuruşa muhtaç kalasın sibel arna!

linguisticsfc dedi ki...

öfffffff. çok gıcıkmış hakaten ya vıcık vıcık

benden bu kadar dedi ki...

buraların değerini anlıyorsunuz bunları okuyunca.

blooger'dan bahsediyorum.

götü az kalkmış insanların az kibirli yazıları okumak daha keyif verici.

kibir heryerde olur,

ama hiç yoktan buralarda daha az.

solo dedi ki...

Hani Mourinho tarzı kibirden anlarım, tamam itici ama adam üretiyor, bu kibir de değil aşağılama.

Prometheus dedi ki...

Yurdum modern, elitist, vıcık vıcık ne idüğü belirsiz yazarımsısı, insanlara yazar veya gazeteci diye yutturulmaya çalışılan alien.

Adsız dedi ki...

Sibel Arna (veya yazısını kontrol etmeyen editörü) kovulana dek Hürriyet gazetesi almayın; Hürriyet'e ilan vermeyin. Ancak tepkinizi verirseniz gazete kendini düzeltme ihtiyacı duyar.

sayerlack dedi ki...

Ortega,
Helal olsun,futbolda olduğun kadar diğer olaylarda da iyi bir gözlemci olduğunu gösterdin.Senin yazından sonra bu olayıbir çok yerde görmeye başladım.

Olayın insani tarafı ise, tüm patronların söylemeye cesaret edemediğini söylemiş.En azından açık sözlü.

filiz dedi ki...

eh Hasan konudan haberdar etmiş, siz de es gecmeyin ve okur@hurriyet.com.tr adresinden gerekli eleştirileri ihmal etmeyin.

filiz dedi ki...

Şirket mailinden bir şikayet maili döşemiştim. Okumuşlar ve gelen maili aynen ekliyorum.

"Sayın .....,
Sibel Arna'nın "Biz mi tatile çıkıyoruz dadılar mı?" başlıklı yazısıyla ilgili eleştirinizi aldım. Konuyu kendisiyle de görüştükten sonra Okur Temsilcisi olarak gerektiği şekilde değerlendireceğimden emin olunuz. Biz gazeteciler için insanlar arasında ayrım yapılmaması, hiçbir insanın aşağı görülmemesi son derece önemlidir. Kaldı ki, gazetecilik meslek ilkeleri de bunu gerektirir. İlginiz için teşekkür ederim.
İyi günler...

Faruk Bildirici"

Ortega dedi ki...

İlgilendiklerini görmek güzel.

Adsız dedi ki...

Çocuğu olmayan insanların Sibel Arna'yı anlayabilmeleri mümkün değil. Kadın kötü hiçbirşey yazmamışki, biz çocuklu anneler o bakıcıları nasıl bulabiliyoruz acaba siz farkındamısınız? yada çocuklarımıza zarar vermesinler diye nasıl el üstünde tutulduklarından haberiniz var mı acaba?Tabiki onlarda insan,canlarımız onlara emanet,ama işlerinide iyi yapmaya mecburlar.

Adsız dedi ki...

Ben de şunu sorayım: Dadıların kaç lira maaş aldığından haberiniz var mı ? Emin olun boğaz tokluğuna çalışan zavallı garibanlar değiller.Üstelik işleri bu ve siz nasıl ki işyerinizde bacaklarınızı uzatıp keyif yapamazsanız,onlar da yapamazlar elbette.Aldıkları maaşın karşılığında görevlerini yapmak zorundalar.Ve burada görev,sadece çocuk bakmak !

Adsız dedi ki...

Heh aramıza Sibel Arna kaçmış!

Adsız dedi ki...

Universitede aynı sınıftaydık.Yuzu hic degismemis o zaman da gazetede calısıyordu.Hep entel dantel seyler guzellik merkezleri,moda vs yazmaya calısıyordu.2-3 tane ekurisi vardı o kızlarla takılırdı.