Cumartesi, Ocak 20, 2007

Bir medya maymunu olarak M.Ali Erbil...


Böyle bir filmle karşılaşan sıradan bir seyirci olsanız ne yaparsınız? Filmi yapanlara ana avrat küfreder ve münasip bir yerinde çıkar gidersiniz. Peki, bir basın gösteriminde, aranızda kimi oyuncularla izleyip en azından onları üzmemek için sonuna dek oturmak zorunda kalan bir eleştirmenseniz, ne yaparsınız? Bir yandan, mevsim sonuna dek böyle kaç filmi izleyeceğinizi titreyerek düşünür, öfkenizi sütununuza kusarsınız. Elbette küfür hakkı baki kalmak üzere!... Öyle bir film düşünün ki, bir saat 55 dakikalık süresi içinde bırakınız kahkaha atmayı, bir kez bile gülümseme fırsatınız olmuyor. Öyle bir film düşünün ki, zeka denen şeyin yanından bile geçmiyor, mizah denen alanı utandırıyor, sanki insanı sinemadan soğutmak için yapılmışa benziyor. Ben hayatımda komedi adı altında beyazperdeye gelen, hem de böylesine alayü- valayla gelen, ama böylesine berbat bir film görmedim. İnşallah bir daha da görmem. Türk sineması patladı, çağ atladı deniyor. Buna karşı çıkan kötümserler korosu ise, bu filmlerin çoğu iyi değil, hatta basbayağı kötü, yakında bu süreç tersine döner, kimse yerli film görmeye gitmez türünden şeyler yazıyorlar. Ben kendi adıma asla kötümser olmadığım için, elbette yapılan her film başyapıt olmayacaktır, kimi filmler sadece ticaret amacı güder, onları da hoş görmeliyiz filan diye yazıyor veya (kamera önünde) konuşuyorum. Ama bu film, gerçekten de bu kötü gidişin habercisi gibi gözüküyor. Popüler bir TV dizisine sığınıp çekilen bu sululuklar geçidi, bir eleştirmen arkadaşımın kamera önünde söylediği gibi, aslında seyirciye hakaretten başka anlam taşımıyor. Bu tür bir filmin iki temel zararı var. Önce, bu para ve bu reklamla yapılabilecek olan kimbilir kaç filmin yolunu tıkıyor. İkincisi, uzun vadede seyircinin ayağını Türk filmlerinden kesme tehlikesini taşıyor. Özellikle de Mehmet Ali Erbil'li bölümler, sanki insanın sinirleriyle oynamak için yapılmış gibi. O bölümlerde Erbil, abartılı bir Azeri şivesiyle anlamsız şeyler söyleyip duruyor. Üstelik başarılı yönetmenimiz, sürekli garip mercekler kullanarak Erbil'in yüzünü deforme etmeyi marifet sayıyor. Ne buluş!... Acaba hangi sinema okulunda okudu bunu? Ben kendi adıma bu sahnelerden öylesine azap duydum ki... Bir daha Mehmet Ali Erbil filmlerine kolay kolay gitmem, açıkça söyleyeyim. Şimdiye dek hiç "Sakın bu filme gitmeyin," diye yazmadım. Ama bu kez yazıyor ve aklı başında okurlarımı bu felaketten olabildiğince uzak durmaya çağırıyorum

Atilla Dorsay

1 comments:

Adsız dedi ki...

türk medyasını belki de en çok satan yüzü olan bu adam son dönem türk sinemasının endüstriye dayalı kısmının da en çok tercih edilen oyuncusu. geçmişine baktığında asla parlak bir oyuncu kariyeri edinememiş, her zaman 3. sınıf filmlerde rol almış bir oyuncudur erbil. çok kanallı dönemin en çok cıvık yüzü diyebileceğimiz bu adamın reytinglerinin yegane kaynağı hiç bir zaman gem vurma gereği duymadığı arsızlığıdır. konuk olarak stüdyo da bulunanlara ya da seyircilere yönelik bel altı espriler erbilin 3. sınıf mizahının temelidir. onun yaptığı hiç bir işte zeka parıltısına rastlayamazsınız. bir adamın adının dobrowski olması erbile malzeme olmasına yeter. işin asıl kötü kısmı bu adamın bu imajının sinema aleminde de kabul görmesidir. türk sinemasının eski alışkanlıklarından olan oyuncuya göre rol yazma olayı kontenjanından günümüzde erbil yararlanmaktadır. hababam sınıfında mahmut hoca karakterinin bedri ye dönüşmesi de bu zihniyetin ürünüdür. erbil filmleri ki bunlardan ben erbil filmi diye söz ediyorum, düzeysiz mizahı, medyatik oyuncuları ile sinemanın endüstriyel yönü için bile zarar arz ediyorlar. türk sineması bu yönde patlıyorsa patlamasın.
saygılar.