Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 08, 2011

Birden Tatmin Oldum

ÖSYM'nin eline yüzüne bulaştırdığı son sınav geçtiğimiz günlerde yapılan YGS oldu malumunuz. Birkaç gündür medyada konuyla alakalı her kafadan bir ses çıkmakta. Geçtiğimiz sene KPSS'ye giren ve hakkı yenen kişilerden biri olarak, bugün YGS'deki şifreli cevap anahtarı skandalı sonrası, bu sınava giren masum adayların ne hissettiklerini gayet iyi tahmin edebiliyorum.

Konuyla ilgili ilginç savunmalar yapan güruhtakileri de önceden tahmin ettim. Ama ÖSYM başkanı'nın açıklamasıyla nasıl hemen birer birer tatmin olduklarını anlamadım. Zaytung'da belirtildiği gibi, ÖSYM başkanı'nın açıklamasındaki kelimelerde şifreli bir tatmin edici mesaj mı var acaba diye sorup duruyordum kendime; ta ki Radikal'in ÖSYM deposuna girip, ÖSYM yetkilileriyle görüştüğü haberini okuyana dek. Şuradan haberi, yetkililerin yorumlarını ve muhabirin izlenimlerini okuyabilirsiniz.

Efendim, bendenizi haberde en çok etkileyen ve tatmin eden açıklama ise haliyle ÖSYM yetkillerinden geldi tabii. Olduğu gibi kopyalıyorum aşağıya. Aramızda hala tatmin olmayan varsa, bunu okuyup tatmin olsunlar. Lütfen!

ÖSYM yetkilileri, programlarında bir sorun olmadığının altını çizerek, “LYS’de de aynı programı uygulayacağız” dediler ve eklediler: “Biz de üzgünüz ve şaşkınız. Ama soruları birilerine vermek istesek, neden şifreyle uğraşalım? Neden soruları doğrudan vermeyelim? Ortaya çıkan bu kalıbı bilerek yapsak, basın kitapçığında neden bunu gösterelim? Günlerdir bizler de uyumuyoruz. Ama bizlerin de bir suçu yok, yarattığımız bir adaletsizlik, birini öne çıkarma gibi bir girişim yok. Programımız bir yerde hatalı çalışmış maalesef. Bu yüzden kitapçıklarımızı herkese açıyoruz.”


Çarşamba, Aralık 08, 2010

İmdat Polis!

"Polis İmdat" için 155'i arıyoruz, peki ya "İmdat Polis!" için nereyi arayacağız?

Salı, Kasım 16, 2010

Perşembe, Eylül 02, 2010

Karaborsa Gibi


Kpss soruları 10 bin dolara satılmış. Beyin bedava ama sorular 10 bin dolar yani. Bilseydik sınav öncesi bankadan "Kpss kredisi" filan çekerdik la.

Bi' de işin ilginç olan yanı; sınava saatler kala soruların ve tabii cevapların değeri 1500 dolara kadar düşmüş. Adeta karaborsa arkadaş! Maça saatler kala biletlerin fiyatları düşer ya, o hesap...

Önümüzdeki sene sınava gidenler, "abi soru var, cevap var" diye sağında solunda gezinen karborsacı görürse şaşırmasın.

not: öte yandan, ilk defa şu Kpss denen olaya ciddi ciddi hazırlandık, sınav nereden nereye geldi arkadaş. şansımı seveyim...

Cuma, Ağustos 20, 2010

Nikahta Keramet Vardır


Son günlerin en çok konuşulan mevzularından biri şüphesiz KPSS. Efendim sorular birilerine önceden servis edildi iddiasından tutun da, kopya, şaibe vs. birçok iddia var ortada. Kanıtlanabilir mi bunlar? Bunu zamanla göreceğiz.

Akşam haberlerini izlerken ilginç bir şeye rastladım bu seneki KPSS sonuçlarına dair. Varol Döken şimdi, "ulan burada da mı KPSS diyecek?" ama yazmazsam olmazdı (eheh)

Geçen yıl bekarken girdiği Kpss'deki Eğitim Bilimleri sınavında "0" çeken, bu yıl evli olarak girdiği sınavda "full" yapan 4 çift varmış.

Demek ki boşuna demiyor eskiler, "nikahta keramet vardır" diye!

...şeklinde çıkarımımı yapar, hatta toplumsal mesajımı verir, çekilirim kenara.

not: her KPSS haberinde genelde şu yukarıdaki fotoğraf kullanılıyor anladığım kadarıyla, benim neyim eksik, ben de kullanayım dedim...

Salı, Ağustos 10, 2010

Ramazan


Ramazan ayı ile ilgili akla gelen bu geyik fotoşopu paylaşalım yine ve ekleyelim; her zamanki gibi bu Ramazan ayının olması gerektiği şekilde hoşgörülü geçmesini diliyorum. Umarım bu dileğim gerçekleşir. Sağda solda, oruç tutmadığı için dayak yiyen insanların haberlerini okumayız. Veya oruç tuttuğu için ayıplananların haberlerini...

Cumartesi, Mayıs 29, 2010

29 Mayıs 1453

29 Mayıs 1453'ten beri İstanbul'a sahip olmak... Her türlü kötü yanını bi kenara koymak... Bugün sadece İstanbul'a, İstanbul'un güzelliklerine, İstanbul'un fethine konsantre olmak...

İstanbul'un bütün olumsuzluklarına rağmen kıymetini bilmek gerek. Ve çok fazla düşünmeye gerek yok daha güzeli var mı diye... En güzeli bu ülke toprakları içinde.

Napolyon'un da dediği gibi: "Eğer dünya tek bir ülke olsaydı , başkenti İstanbul olurdu."

not: yukarıdaki resim feysbuk'taki GFB fan page'den.

Perşembe, Mayıs 27, 2010

27 Mayıs

Darbenin iyisi kötüsü olmaz. Darbe darbedir.
Ülke tarihindeki kare lekedir.

Cuma, Mayıs 21, 2010

Kader, Tedbir ve Tevekkül


Hürriyet'in web sayfasından alıntıdır;

...Ocağın önünde toplananlara hitaben konuşan Erdoğan, geçmiş olsun dileğinde bulunarak, şunları söyledi: “Üzüntümüz büyük. Ama bu bölgenin insanı bu tür olaylara alışık. Şöyle 20 yıl gerisine gidiyorum. 90’lı yıllardan bugüne Zonguldak’ta bu tür faciaları hep yaşadık. Kömür ocaklarına ben de indim. 2 bin metre derinlikte madencilerin nasıl çalıştığını gördüm. Onlarla iftar yaptım. Bu mesleğin kaderinde bu var.”

‘Bir günde bitmez’

“Mesleğe girerlerken de bu tür şeyler olabileceğini bilerek giriyorlar. Babası, amcası göçükte kalmış, bir bakıyorsunuz o da madenci olmuş. Bu tür olayları gördük."

***

Başbakan kaderden bahsedince aklım ister istemez tedbir ve tevekkül kelimeleri de geldi. Bu üç sözcüğün Türk Dil Kurumu'nun internet sayfasındaki karşılıklarına bakalım.

Kader (yazgı): Tanrı'nın uygun görmesi, Tanrı'nın isteği, kader, ezelî takdir, yazı, alın yazısı, hayat, mukadderat, takdiriilahî.

Tedbir: Önlem, hazırlık.

Tevekkül: Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakma.

***

Konuyla ilgili düşüncemi Başbakan'a uygun dille izah edebilmek için geçmişte yaşanmış bir hadiseyi örnek göstermek isterim. "Konuyla birebir örtüşüyor mu?" sorusu akıllara gelebilir ama vermek istediğim mesajı veriyorsa, benim açımdan sorun yoktur. Ve öyle zannediyorum ki bu örnek, kendisinin bu hadiseyi en iyi şekilde tahlil edebileceği bir örnek olacaktır.

***

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’in yanına bir bedevi gelir. Rasulûllah kendisine sorar:

-Deveni nereye bıraktın?

Bedevi:

-Allah’a emanet ettim.

Rasulûllah kendisine şu cevabı verir:

-Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâ’ya emanet et!

(alıntıdır)

***

İnanan biriyseniz ölümün her faninin kaderi olduğuna inanırsınız, ancak nasıl olsa ölümüm kaderimde var diye kendinize dikkat etmiyorsanız tedbirinizi almıyorsanız ve yine sorumluğunuz altındakilerin hayatları için de tedbir almıyorsanız, orada bir sakatlık vardır.

Daha fazla söze gerek yoktur herhalde.


Pazar, Şubat 28, 2010

28 Şubat


Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ahlaksız, en haince hadiselerinden biri olan 28 Şubat post-modern darbesinin yıldönümü bugün.

Birileri 28 Şubat için "1000 yıl sürecek" demişti. Umarım yanılırlar. Umarım bu halk uyutulmaz, suni tehditlerden ürkmez ve esas gerçeği görür. Ne zaman bu ülkede birileri, "filanca elden gidiyor" nidalarıyla dolaşıyorsa, bilin ki çoğunlukla bahsedilen şeyin elden gittiği yoktur. Mevzu sadece, suyu daha da bulandırmaktır. O sesi gür çıkanlar, yine birileri tarafından tutulmuş, satın alınmış kişilerdir. Amaçları bellidir.

Bundan 13 yıl önce, birileri tarafından güzelce yazılan senaryo kusursuz bir şekilde icra edildi. Ve ne yazık ki halkın bir bölümü de bu kurguyu yedi, belki de yemek zorunda kaldı. Zira çok korkutulmuşlardı. Daha sonra ne oldu? Anti-demokratik uygulamalarla ortalığın içine etti o kişiler. Kendi derebeyliklerini kurdular, insanları inancına ve inançsızlığına göre etiketlediler filan (bugün de buna benzer şeyler yaşanıyor gerçi). Yetmedi, kurulan tezgahlar sayesinde ekonomiyi de çökerttiler. Bankaların hortumlanmasını sağladılar. Olan yine garibanlara oldu tabii. Suni tehditlerle korkutuldukları yetmiyormuş gibi, bir de elde avuçta ne varsa onları da kaybetti bazıları. Aslına bakarsanız, 28 Şubat senaryosunu yazanlar, uygulayanlar ve onların yandaşları dışında kazanan pek olmadı o dönemde. 28 Şubat'ta birileri tarafından kurtarıldıklarını düşünenler ve onları alkışlayanlar da bugün yaptıkları hatanın farkındalar muhtemelen. İş işten geçti mi? Geçmedi. Haysiyetli insan her türlü darbeye karşı olan insandır. Normali, post-modern'i fark etmez. Hala geç değil. Bu gerçeği görmek ve hata yaptıklarını itiraf etmek için geç kalmış değiller.

İnsanlar takım tutar gibi darbe taraftarlığı yapmayı da bir kenara bırakmalı. 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbeler ve 28 Şubat post-modern darbesi bu ülke halkına karşı hazırlanmış ve uygulanmış haince, alçakça eylemlerdir. Bunlardan birisi sizin sevmediğiniz bir ideolojiye, zümreye karşı yapılmış olabilir. Lakin bu darbelerin anti-demokratik eylemler olduğunu ve ülkeyi karanlığa süreklediği gerçeklerini değiştirmez.

Gelin hep birlikte darbecilere, darbe sevdalılarına ve bu ülke halkına zulmü reva görenlere karşı hep birlikte mücadele verelim (Ertuğrul Özkök tarzı girmişiz cümleye, devamının onunla alakası yok ama). Şimdi muhtemelen bu yazdıklarım birilerini rahatsız edecek ama buna da hazırım. Hatta geçenlerde blogdaki e-posta adresime biri tehditvari not bırakmış. Beni korkutacağını sanıyor herhalde ya da şaka yapma tarzı garip olan bir arkadaş olmalı. Neyse, bunu da okursa, bu kez e-posta adresime değil, yazının altındaki yorum bölümünden fikirlerini beyan etmesini beklerim. Daha şık olur.

Darbesiz, kaostan uzak bir gelecek dileklerimle.
el burrito

Cumartesi, Şubat 27, 2010

Savcı Problemi

Bir savcı bir cezaevini iki ayda dolduruyor. Öteki savcı ise cezaevini iki senede boşaltıyor. İki savcı aynı anda açıksa cezaevi kaç ayda dolar? (via Murat Aras)

Çarşamba, Temmuz 22, 2009

Özel Hayatın Mahremiyeti

İnternet öyle büyük bir deniz ki, alakalı alakasız her şeye kendinizi kasmadan ulaşmanız mümkün. Misal benim yıllar önce başımdan geçen bir olayı blogda yazmam ve akabinde Amerika'da okuyan bir okurun aynı tarihlerde aynı mekanlarda bulunmuş olması. Hatta bahsi geçen kişileri tanıyor olması gibi. Bana göre dünyanın öbür ucundan bu gerekli/gereksiz bilgiye ulaşmak müthiş bir şey ama bazen bu rahatlığın sizi zora düşüreceği, canınızı sıkacağı gerçeği de aklınızın bir ucunda kalmalı.

Son günlerde alem kafayı "twitter" ve "friendfeed" siteleriyle yiyor. Gerçi böyle dediğime bakmayınız. Ben de fırsat buldukça takılıyorum bu sitelerde (el burrito rumuzuyla arz-ı endam etmekteyiz oralarda). Bilmeyenler için nasıl tarif edeceğimi kestiremedim şu an. En iyisi ekşi sözlükte yazılanlara bakın bilgilendirme için deyip geçeyim bu faslı.

Efendim şimdi, bu iki siteyi pek çok ünlü de kullanmakta. Bendeniz de zaman zaman yerli yabancı bu ünlüleri takip ediyorum bahsi geçen sitelerden. Kimisi saçma sapan şeyler yazıp rezil durumlara düşüyor. Kimi ünlüler ise kameralar önünde görmeye fırsat bulamadığımız doğal hallerini sevenleriyle, sanal arakadaşlarıyla paylaşıyorlar.

Bu yazıda bahsetmek istediğim ünlü kişi ikinci türden. Sertab Erener'i friendfeed'de ilk gördüğümde şaşırmıştım. Aslına bakarsanız ünlüleri bu tarz sitelerde görmek artık şaşırtıcı değil ama kendisi tatil fotoğraflarını paylaşıyordu hayranlarıyla. Fotoğrafların altında yüzlerce yorum tabii. Hoşuma gitmişti bu doğallık. Hem Sertab Erener, hem de arkadaş listesindekiler sanki yıllardır tanışıyormuş gibi doğal bir muhabbet ortamı kurmuşlar kendilerine. Sertab Erener sorulan pek çok soruyu cevaplıyor, birçok kişiye samimi davranıyor. Hatta konser sonrası kuliste twitter arkadaşlarıyla bile görüşüyormuş. Bu güzel bir şey bence. İnternetin nimetlerinden biri diyebiliriz bu duruma.

Gelelim bir de işin olumsuz yanına. Belli paylaşımlarla arkadaşlara açtığınız özel hayatınızın kapısı, kimi zaman derdi başka olan kişilere de açık oluyor elbette. Yani, Sertab Erener camdan yansıyan bikinili görüntüsünün fotoğrafını çekiyor, ve bir gazete alıyor bu fotoğrafı haber yapıyor. Orada da özel hayatınıza değdirilmiş oluyor işte. Hadise sizin istemediğiniz bir boyuta geçiyor. Hatta olayı abartan bir başka gazete klasik 90-60-90 gazetecilik refleksleriyle yaklaşıyor olaya ve Sertab'ın göbeğinden haber çıkartmaya çalışıyorlar kendilerince. Zamanında yazmıştım, gazeteciliğin yeni ölçüsü 90-60-90'dır diye, hatırlayan olacaktır. Bu adamların gazetecilik anlayışı bu kadar işte. Mesleğim değildir gazetecilik ama eminim ki, gazeteciliğin tanımında bu adamların yaptıkları yoktur.

Buna insanların haber alma özgürlüğü, basının haber yapma özgürlüğü denmez öyle sanıyorum. Ama elden bir şey gelir mi, onu da hiç bilmiyorum açıkçası. Sertab Erener sorulan sorular üzerine, avukatının hadiseye el atacağını söylemiş. Bir şey çıkar mı, orası muamma dediğim gibi.

İnternet büyük bir nimet ama böyle kötü yanları da var işte. Misal aşağı yukarı çoğumuzu Facebook kullanıyoruz. Yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi, fotoğraflarımızı listemizdekilerle paylaşıyoruz ama aynı zamanda art niyetli kişilerin de bunları ele geçirme, kötüye kullanma ihtimallerine de davetiye çıkarıyoruz. "Bizler alelade vatandaşlarız, sıra bize gelene kadar ohooo.." diyebilirsiniz, ama bu işler belli olmaz. Rüzgarın beklemediğiniz bir yerden esmeyeceğine garanti vermeniz zordur.

Bugün Sertab Erener'in başına gelen şeyi, "internete attığı fotoğrafın böyle kullanılabileceğini tahmin etmesi gerekiyordu" diye geçiştirenler de olacaktır. Ama ben buna da katılmıyorum. Birileri sürekli bizim nahoş bulduğumuz şeyleri yapıyor ve biz hep geçiştiriyoruz. Geçiştirdikçe de olay büyüyor. Bu oldukça rahatsız edici bir durum.

Sertab Erener'in mevzusuna neden böyle takıldım birden anlamıyorum bi de. Friendfeed sayesinde kendimi ona yakın hissettim herhalde, ondandır.

Salı, Temmuz 21, 2009

Güzel Adam

Fırsat bulup anca yazabiliyorum. Güzel Adam'dı Vedat Okyar. Onun Sergen sevgisini unutmayacağım, bir de esas Beşiktaşlı duruşunu.

Bir maç öncesi ya da sonrası olabilir, Sergen'i sormuşlardı ona. Sergen'li Beşiktaş'ın eksileri artıları hesabı... "Elimde 11 tane Sergen olsa, 11'ini de oynatırım" demişti. Lafı öyle fazla dallandırıp budaklandırmadan, düşündüklerini yalın biçimde söylüyordu. Güzel futbolu seven, güzel bir adamdı o.

Son günlerde sıkça gündeme gelen "Beşiktaşlı duruşu" tanımlamasına en çok uyan iki kişiden biriydi o (diğeri de Süleyman Seba'dır kanımca). Yıldırım Demirören ve Levent Erdoğan gibi değildi ama onun Beşiktaşlılık duruşu. Ne demek istediğim anlaşılmıştır diye umuyorum.

Lafı uzatmayalım, mevzu başka yerlere kaymasın, Allah rahmet eylesin, güzel adamdı Vedat Okyar.. Ve yine Orhan Şengürbüz için de Allah rahmet eylesin dileklerimi de ekleyeyim tabii.(Onun için de yazma fırsatı bulamamıştık malum)

Pazar, Temmuz 19, 2009

Hayaller

*13 yaşındaki bir erkeğin hayali furbolcu olmaktır, aynı yaştaki kiz çocuğununki ise evlenmek.
*17 yaşındaki bir erkeğin hayali milli olmak, olmadı üniversiteye başlamaktır, aynı yaştaki kizın ise evlenmek.
*22 yaşındaki bir erkeğin hayali okulu bitirip askere gitmektir, aynı yaştaki kadının ise evlenmek
*25 yaşındaki bir erkeğin düşüncesi iş bulup huzura ermeketir, kadınınki ise evlenmek
*30 yaşındaki bir erkeğin korkusu evlenmektir, kadının ise evde kalmak!

İşsizlik Üzerine

Tribün Dergi'den "Refet" yazmış. Bize de paylaşmak düşer (kendisinden izin aldık, onu da söyleyeyim). Malum işsizlik her daim gündemde olan bir mevzu. Refet de işsizlik bahsi üzerine hissettiklerini, ve gözlemlerini madde madde sıralamış. Tespitleri çok hoşuma gitti doğrusu.

***

*Hele evde siz uyumaya hazırlanırken , işe gitmek için kalkan biri varsa...Ve onunla gözgöze gelirseniz. Ya da duymasın diye uyuyor numarası da yapılabilir. Anneler anlar ama çaktırmazlar. Menejer oyanarsınız , dünyalar şampiyosunuzdur , saat 6 olmuştur , millet işe gitmektedir. İçerden kahvaltı kokusu gelir , peder beyin arko kokusu ..
*Şerefsiz Türksel sabahın körü mesaj atar. Yok bilmemne-cell 10 dakkası 0.4 kontür diye. Acaba iş görüşmesi mi diye heyecanlanırsınız.
* Algıda seçicilik heralde , ana haber bültenlerinde hep "işşizlik temalı" haberler çıkar. Gene ana yüreği "bu halimize de şükür" yorumları yapar.
*Anneler iyi niyetlidir ama olmadık işler bulurlar . "Şu banka eleman alıyormuş" . Aranan özelliklerin 4 tanesinden 1 i tutmasına rağmen yine de başvur derler.
* İşsiz olduğunu bilmelerine rağmen , devamlı üzerine gelen , gereksiz espriler yapan , kadın cinsel organı oğulları vardır. "Ooo beyimiz uyanmış , karpuz bile yata yata büyürmüş , gençsiniz olum gidin ekmeğinizi taştan çıkartın"
* İş arama siteleri başlı başına moral bozar. Elinizde belirli bir altın bilezik ya da spesifik bir diploma yoksa binlerce ilan arasında hayallere dalarsınız. Hele tekrar tekrar cv yapmak.
* Anneleri söyledik peki ya babalar. "Çok iyi arkadaşım" dedikleri adamlar başlarından savarlar sizi. "Hamili kart yakinimdir" diye kart veren tipler " bi cv sini yollasın bakalım" diye geçiştirirler. "Kriz zamanı tam adam almıyoruz ama havuzumuza atalım ilk fırsatta çağırırız" İlk fırsat dedikleri yaz mevsimi ise "kışa doğru işleri açılınca" kış ise "bahara doğru işler açılınca" dır
* Bir yere çıkayım dersiniz , maddi durum yoktur.Bunu sezen ve gören arkadaşlarınız sağolsunlar ısmarlamaya kalkarlar. Çok can sıkıcı bir durumdur. Hele yukarda bahsedilen "kadınlık cinsel organı oğlu" tipler olmuşlarsa can bildiğiniz dostlar :"Dur bizim bankada Hayri bey var, onun abisi oranın şefi , ben bi arayım , ayarlarız bişey", "İngilizce şart. Hatta o bile yetmiyo Almanca. Hele hele Rusça olsa . Şimdi Çince çok geçerli", " En güzelini yapıyosun , bak ben 3.5 milyar alıyorum , yemin ediyorum rezalet , tatili özledim"
(Belki bu buhranlı dönemlerin en iyi yanı bu , insanların iç yüzünü göstermesi)
* İnsanın kendine yatırım yaptığı bir dönemdir ayrıca. Aile dırdırından , etraf bakışlarından kurtulmak için kabuğuna çekilirsin. O kabukta entellektüel bakışın gelişir. Bir yönetmenin tüm filmleri veya bir yazarın tüm kitapları biter belki.
* Uzun yürüyüşler en iyi gelen şeylerdendir. Hem dükkan vitrinlerine bakar "bizimle çalışmak istermisiniz?" yazıları aranır.
* "En güzeli devlete kapağı atacaksın" nasihatlarının ardı arkası kesilmez.
* "X den sonra" cılar vardır. Size yardım edecektir ama askere git gel öyle ondan sonra bakarız der. Kişiye ve yere göre "Üniyi bitir sonra bakarız , sen hele bi evlen sonra bakarız , sen hele bir ehliyetini al sonra bakarız.." diye gider.
* İnsan kendiyle fena halde hesaplaşır. Bu yüzden de özgüven eksikliği yaratır uzun süren işsizlik. "Bir işe yaramıyorum" hissi bir süre sonra "ne iş olsa yaparımcılığa" ya da " armutun sapı üzümün çöpçülüğüne" dönüşür ( Zaten ne kaldı ki)
* Pskoloji bozulunca insan temiziğe vurur kendini. Tüm dolaplar aşşağıya iner , bilgisayar fanları sökülür . Dolaplardan çıkan eski eşyalar fena halde moral bozar ( Çözülmemiş , üzerinde kadro yapılmış öss testleri , edütten kaçıp gidilen maç biletleri...v.s) Bu pskoloji bozukluğu ile şahane arşivler çöpe atılmıştır kızgınlıktan.
* İşe yarayan diğer bir özellik hobi kazanmaktır. Kafa dağıtmak için girişilen bir uğraş hayatınız olur. Belki o işi meslek haline dönüştürmek bile geçer içinizden.

misafir yazar: refet

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

Merakla Bekliyoruz, Durduğumuz Yerde Duramıyoruz

Konulu gazeteci Ayşe Arman, kendisinden beklenen hamleyi nihayet yapmış. Hürriyet'in internet sitesinde, "Ayşe karşı mahallede" başlığıyla sunulan haberde şöyle yazıyor.

"Ayşe Arman tesettüre girdi. Gece Reina'nın kapısını zorladı. İstanbul yetmedi İzmir'e gitti. Alsancak'ta yürüdü, Kordon'da çarşafa girdi. Ege'de karşı mahallenin tatil köylerini gezdi. Haşema giyip yüzdü. Türbanla vapura, uçağa, minibüse bindi. Mahalle baskısını ölçtü. Hissettiklerini yazdı. Sonra da mini etekle Fatih İsmailağa Caddesi'nde dolaştı. Soluk soluğa okuyacağınız yazı dizisi. YARIN HÜRRİYET PAZAR'DA"

Merakla bekliyoruz, yerimizde duramıyoruz valla. Ayşe Arman gibilerinin hayatlarındaki heyecan eksikliğinden dolayı, böyle işlere giriştiğini düşünüyorum. Belki biraz da "herkes beni izlesincilik" mevzusu da olabilir. Bi nevi popülarite kaygısı diye de adlandırabiliriz herhalde bunu. Bunun araştırmacı gazetecilikle alakası olduğuna inanmıyorum. Ama tabii bu "açık-kapalı" mevzusunu Ayşe Arman gibi bir isim irdeleyince, daha çok dikkat çekecektir. Bazı önyargılar su yüzüne çıkacaktır. Bu bağlamda yararlı bir çalışma olabilir yorumları yapılabilir. Ama belki işte. Zira bahsettiğimiz gazete Hürriyet ve araştırmayı yapan da Ayşe Arman. Bilmem anlatabildim mi ya da sözü Nihat Genç'e mi versek acaba? Tık tık...

Srebrenica Katliamının 14. Yıldönümü

Tam 14 yıl geçmiş üstünden.
Olayı bilmeyen varsa, şuradan okuyabilir.

Nihat Doğan'dan Aforizmalar

"Menfi siyasetin zulmetli gözlükleri ile bakan, maalesef hakikati yalan, yalanı hakikat, meleği şeytan, şeytanı melek görür. Peştamal olan kişiyi de malesef peştamalsiz görür, yazar, çizer."

"Nihat Doğan sakal gibidir kestikçe daha gür çıkar."

"Şimdi bazı arkadaşlarımız film çekiyor,yapıyor. oysa bir tek yönetmen vardır, o da Allah'tır. Bizler ise sadece birer figüranız. Bizim yönetmenlikle işimiz olmaz."

"Bu bir savaştır ve benim de bu savaş filmindeki rolüm sakat sinektir."

"Size yemin billah ederim, ben adamı var ya sinek gibi ezerim."

"Seda!Helalimsin."

"Bunlar varya bunlar , sahte okeyler.."

"Benim gördüğüm bazı gerçekler bazı insanların kurduğu hayallerden daha gerçek."

"Biz sakat sinek olduğumuz gibi ebabil kuşu olmasını da biliriz."

"Allahımıza hamdolsun sanatsal olarak güzel bir olgunun içindeyim."

"Saygıda sıfır hatayla oynarım"

"Atatürk ne demiş yurtta sulh barışta sulh."

"Biz bir ışığız bizim yanımıza gelen aydınlanır uzaklaşan karanlıklaşır."

"Senin ruhun benim ruhum önünde diz çöküp tövbe eder."

***

Nihat Doğan'dan aforizmaları okudunuz efenim.

Perşembe, Temmuz 09, 2009

Ama Ben Düşünmezsem Ben Olamam Ki

Sevdiğim işi yapacağım diye hayatımın en aktif olabileceğim dönemlerinde salak salak beklemek, hayallerle yaşamak mı?... ya da gerçekçi ol, ama imkansızı isteme, daha akılcı davran, piyasa şartlarını da göz önünde bulundurarak "sevmediğin halde mesleğini yap abicim sen" mi?

İşte bütün mesele bu.

Salı, Temmuz 07, 2009

Eternal Moonwalk

Din kardeşim Maykıl, seni asla unutmayacağız.
Bu da güzel bir çalışma olmuş tabii,

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...