Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Nisan 16, 2012
Günaydın! Irkçılık zaten bu ülkede hep vardı
Ultras Movement blogundaki şu başlıklı yazıyı görünce verdiğim ilk tepki bu yazının başlığında verdiğim tepkidir. Daha geçenlerde Eboue'ye yapılan pankart veya Trabzonspor taraftarının Fenerbahçeliler için açtığı "papazın çayırı" mevzulu pankartı.
Olaya yeni uyanan herkese bu sebeple günaydın diyorum...
Not: Emre meselesine dair şu yazı da okunasıdır.
Pazar, Ağustos 29, 2010
Emre Belözoğlu Üzerinden Sorulması Gereken Sorular
6 resmi maçta sadece 1 galibiyet alan takım elbette ki eleştirilir. O takımın teknik sorumlusu da eleştirilir. Yönetim de eleştirilir. Bunlar anlaşılır şeyler. (Yazar birazdan bazı eleştiriler yapacağından ortamı buna hazırlıyor)Sormak istediğim sorular ise Emre Belözoğlu ve onun sahada var olup olmamasıyla alakalıdır. Fenerbahçe - PAOK maçını izleyenlere gelsin tabii bu sorular. Onu da belirteyim.
PAOK maçının 75. dakikasında sakatlık nedeniyle Emre Belözoğlu oyundan çıktığında ne hissettiniz? Emre yerine oyuna giren kişinin Selçuk olduğunu görünce ne düşündünüz? Selçuk'la birlikte orta alanda görev yapan diğer oyuncu olan Baroni için neler düşünmektesiniz? Bu iki oyuncu Emre'nin yokluğunda Fenerbahçe orta sahasını toparlayabilecek çapta oyuncular mıdır? Defansif yönleri ne derece iyidir? Hücuma katkılar var mıdır?
Yazıya okuyanlar arasında bu sorulara uygun cevapları olanları okumaya hazır olduğumu belirteyim.
Emre'yi malum sebeplerden sevmiyorum, orası ayrı mesele ama Fenerbahçe'nin Emre'nin sahada olmadığı maçlarda orta sahası yol geçen hanına dönmekte. Bu durum da defans ikilisinin işini daha da güçleştirmekte ve bilhassa Bilica'nın defosunu iyice ortaya koymaktadır. Herkes bu aralar Alex'i konuşuyor. Dileyen Alex'li ve Alex'siz Fenerbahçe'yi tartışadursun tabii de, bunu da görsek bir zahmet. Bahsettiğim maçta Alex 120 dakika sahadaydı malum. Futbolda amaç gol atmaktır, buna eyvallah ama golü de yememek için gayretimiz olmalıdır, öyle değil mi? Lakin Emre'nin çıktığı bölümden itibaren Fenerbahçe orta sahası komple çöktü. Defansın evlere şenlik hali ortaya çıktı. Bunları hepiniz gördünüz. Üstelik bunları yapan rakip takımın ülkesinde ligin bizden çok sonra başlayacağını da hatırlayalım. Ortada fizik kondüsyon anlamında da Fenerbahçe adına tartışılası bi sorun da var elbet.
Fenerbahçe'den bahsederken bazı futbol yorumcuları Gökhan Gönül'ün yokluğunun da ciddi sorun olduğunu söylerler. Bu da doğru bir tespit ama sadece son resmi maçtan yola çıkarak yukarıdaki soruları sormak için Emre Belözoğlu örneğini vermek daha uygundur.
Bir futbol takımının sahaya çıkan kadrosunu bir tabloya döktüğümüzü düşünelim ve tam ortasına bir çizgi çektiğimizi varsayalım. Kaleci, defans ikilisi (ya da sisteme göre tam ortada olan oyuncu), orta sahanın ortasındakiler ve santrafor. Kanımca bir takımın toplam kalitesi bu oyuncuların kalitesiyle eşdeğerdir. Ve en çok da orta alanda yer alan oyuncularla... Fenerbahçe'nin iyi bir kalecisi var. Onun yedeği ise potansiyeli olan ama şu aşamada tam anlamıyla güvenilip kendisine kale teslim edilmeyeceğini düşündüğümüz bir isim.
Defansın ortasında Dünya Kupası'nda iyi işler çıkaran ve bu ligin sayılı stoperlerden biri olan Lugano var ama yanındaki Bilica ise saatli bomba (Rıdvan Dilmen nasıl oluyor da ara sıra beğeniyor bu oyuncuyu anlamak mümkün değil ve yine Aykut Kocaman'ın onu takımda tutmaktaki ısrarını da anlamak mümkün olmuyor). Defans kurgunuz da sakat yani. Lugano genelde Bilica'nın arkasını toparlayan bir oyuncudur ama onun da tam hazır olmadığı ya da sakat sakat oynadığı dönemlerde bu işi yapamadığı gerçeği var. Bu halleriyle kusursuz ikili değil bu oyuncular ve kaldı ki yedekleri de kimsenin yine tam anlamıyla güvenemediği isimler.
Emre'nin bulunduğu bölgeye tekrar gelirsek; sağlam bir Emre (hem fiziksel hem de psikolojik olarak) bu ülkenin hali hazırdaki en iyi yerli orta saha oyuncusudur (gerilerden gelen Necip'i de ilgiyle takip ediyorum elbette). Lakin Emre'nin de her an takımını eksik bırakacakmış gibi oynadığını, bir şekilde kendini sakatlamayı becermede sorunu olmadığını da unutmamak lazım. Emre'nin olmadığı zamanlar Selçuk ve Baroni ikilisi "Allah'a emanet" görüntü sergilemekteler. Bunu en son PAOK maçında da gördük zaten.Gelelim santrafor mevkiine. Niang transferi ilk gündeme geldiğinde, blogda değil ama twitter'da bu oyuncunun Marsilya'da hücum üçlüsünün ağırlıklı olarak solunda oynayan bir topçu olduğunu konuşmuştuk. Zaman zaman hücumun merkezinde de yer aldı tabii. Fenerbahçe'de haliyle merkezde oynayacak. Şimdiye kadar da olumlu göründü. Gerekli desteği tam görmese de kendince çabalıyor, didiniyor. Umarım, "eh yeter be!" diyerek salmaz o da kendini, ki bunu yapmayacak karakterde bir oyuncu olduğunu tahmin ediyoruz. Aksi olursa, şaşırtır yani. Kanatlardan gelmesi gereken destek ve oyunda olursa Alex'in kendisini beslemesiyle iyi iş yapacağı kesin. Alex yokken bu görevi üstlenmesi muhtemel kişilerden biri Emre. Aha! Yine konu Emre'ye geldi. Peki ya Emre yoksa, o zaman ne olacak? Selçuk ya da Baroni mi yapacak bu işi? M.Topuz ve Özer çabalıyorlar ama bu konuda hala çok eksikleri var. Geriye bir de Stoch kalıyor tabii. O da hala tam hazır değil. Tüm maç boyunca 10-15 dakikalık bir patlama anı yaşıyor. Konsantrasyon sorunu var gibi. Fizik olarak da tam hazır olmadığını söyleyebiliriz.
Lafı yine sakız gibi uzattık ama yukarıdaki onca laf salatası sadece bir oyuncu özelinden Fenerbahçe'nin eksiklerini adeta "kelebek etkisi" ile anlatıyor olsa gerek. Amaç bu zira. Tamam. Alex'in Fenerbahçe'nin hücum gücü için ne kadar önemli olduğunu tartışmaya devam edelim biz bir yandan. Tamam. Gökhan Gönül'ün bu takımda yedeği olmadığını da konuşalım ama günümüz futbolunda en önemli mücadelenin yaşandığı orta sahada ligin en iyi yerlisini elinde tutan Fenerbahçe'nin, bu oyuncunun yanına aynı kalite bir isim ekleyemeyişini de konuşalım. Aykut Kocaman'ın Emre'nin yanında şans verdiği Baroni'nin sahada hiçbir varlık göstermediğini konuşalım. Emre'nin yerine giren Selçuk'un bu takımın orta sahasını toparlayamacağı gerçeğini görelim. Orta sahası çöken bir takımın hücum hattında Alex, Stoch ve Niang olsa kaç yazar? Geride Gökhan Gönül ve Lugano gibi milli takımlarının önemli isimleri olsa ne olur? Rakip takım gümbür gümbür üzerinize gelir o zaman. PAOK gibi vasat bir takım karşısında orta sahası düşen bir Fenerbahçe'nin elenmesi çok şaşırtıcı olmamalı bu sebeplerden. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi elden kaçtı. Kaçmasa ne olurdu? Bir düşünelim. Bazen öyle maçlar olacaktı ki, Emre'nin sahadaki varlığı bile yeterli olmayacaktı. Daha rezil görüntüler ortaya çıkacaktı belki. Bunları yazmak için futbol alimi olmaya gerek yok sanırım. Aslında bu kadar uzun yazıya da gerek yok ama genelde uzun yazı yazdığınız vakit, daha çok ciddiye alınıyor. Herhalde okuyanlar, "yahu adam uzun uzun yazmış, çok ciddi bir mevzu galiba" diye yaklaşıyor olmalılar. Biraz da ondan bu kadar uzadı bu yazı.
Şimdi Fenerbahçeliler diyebilir ki, "Avrupa defteri kapandı. Ligde de öyle ya da böyle bu yarışta oluruz." Bu da bir düşüncedir ama garantisi var mıdır? Yoktur elbette. Fenerbahçe, şayet Aykut Kocaman'ın bahsettiği hedefi gerçekleştirmek istiyorsa (hedef: şampiyon olup ŞL'ye direkt katılmak) Emre'nin yerine iyi bir partner bulmalıydı evvela. Neden böyle bir sorun yokmuş gibi davranılıyor bunu anlamak güç.
En son duyumlara göre, transferin bitimine sayılı günler kala bir stoper takviyesi olacakmış. Lugano'nun yanına kaliteli bir adam lazım tabii de, yukarıda yazdığımız sebeplerden, orta sahada Emre'nin yükünü hafifletecek ve onun kadar iş yapabilecek bir adamı almayı düşünsek daha iyi olmaz mıydı diye sorası geliyor insanın.
Aykut Kocaman'a ve bahsettiği değişime inanmak istiyorum. Peşin hükümlü olmamak da istiyorum ayrıca. Ve her fırsatta sabretmekten yana olduğumu belirtiyorum. Ancak bazı konularda kuşkularım var. Bunlardan birini geçenler de yazmıştım. Diğerini de bu yazıyla gündeme getirmek istedim. İkisi de -bence- Fenerbahçe için hayati konulardır. Herkes doğal olarak gündemdeki Alex mevzusundan yola çıkarak topa girmekte ama bunları da yazmak gerek.
Evet. Şimdi yukarıdaki sorulara cevap vermek isteyenleri yorum bölümüne alalım. Bu konulara girmek istemeyenler de muhtemelen Alex'li ve Alex'siz sistemlerin eksilerini ve artılarını bloglarda, twitter'da ve forumlarda tartışmaya evam edeceklerdir. Onlara da an itibariyle saat 01.39 olduğundan iyi geceler dilerim.
Cuma, Mart 12, 2010
Ona Efsane Olacak Diyorlar
Her ne kadar şu an bir eğitim kurumunda öğretmen olarak vazifeli olsam da, bir yandan da Kpss'ye hazırlanmaya çalışan bir öğrenciyim. Çok sistemli çalışamıyor oluşum ve en son bundan 10 sene önce Lise1'de görmüş olduğumdan, matematik konusunda ciddi problemlerim var. Daha makine soğuk yani, ısınamıyor daha yalın bir ifadeyle. Bugün girdiğim en son Kpss denemesinde yine 10 soru yapabildim (toplamda 30 soru var). Daha fazlasıyla uğraşmak istemedim. Böyle tabir-i caizse, matematiği şu an bünyemin kaldıramadığını düşünüyorum. Daha doğru bir ifadeyle, "alışmadık bünyede matematik durmaz", demek gerek. Neyse, nereden çıktı bu matematik, bünye vs. diyenler olmuştur. Efendim, şimdi bakıyorum, resmi sitede hanidir bi Emre'yi şirin gösterme, sevmeyene sevdirme çabaları filan var. Lakin bunlar yetmezmiş gibi, bi de Emre'yi "bir gün efsane olacak abisi" modunda sunmaya başladılar. Sistematik duyarlılaştırma demek lazım buna. Uydurdum ama oldu sanırım.Evet, Emre bu sene Fenerbahçe adına sahada en çok mücadele eden oyuncudur, sezon başından beri takımın en iyi ismidir. Bunları kabul ediyorum elbette. Fakat, Emre'yi şirin gösterme ve efsane payesine yaklaştırma komedisi nereden çıktı? Hayırdır?
Hele bir Emre'den önce Fenerbahçe'de efsane olan ve bugün hala efsane diye anılan futbolcuları hatırlayın. Ondan sonra, "yahu, biz ne yapıyoruz?" diyecek misiniz bakalım? Emre'nin bünyesine Fenerbahçe'nin efsanesi olma bol gelir. Bunu görememek de ilginç.
Papazın Çayırı'ndan Rehavet geçenlerde, "Emre'nin takımın en iyisi olmasından rahatsızlık duyan tek ben miyim?" diye sormuştu. Yalnız değilsin Rehavet kardeşim, sesimi çıkardığım an tepeme binecekler var belki çevremde ama yine de "yalnız değilsin, ben de varım" diyorum.
Son olarak yazının sebebini tam olarak idrak edemeyenler olursa, önce aşağıda linklerini vereceğim yazıları okusunlar, ondan sonra "neden Emre'ye böyle bakıyor oluşumuzu" sorgulasınlar demek lazım. Ödeviniz, şayet kabul ederseniz, önce bu yazıları okumaktır. Üşengeçlikten ve de aynı şeyleri tekrar tekrar yazmak artık hoşuma gitmediğinden, Emre'ye bakışı benimle aynı olan abilere, kardeşlere yönlendiriyorum blogun okurlarını.
Kolay gelsin.
not: başlık için de Emre'nin elindeki gazetenin manşetinden esinlendiğimi itiraf edeyim.
Pazar, Ocak 03, 2010
Fenerbahçeli Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Tümer Metin 1974 doğumlu orta saha oyuncusu. Beşiktaş'ta kaptanlık da yapmış olan bu oyuncu, İnönü Stadındaki bir maç öncesi Beşiktaş taraftarının Fenerbahçe'ye küfürlü tezahüratına eşlik etti. Bu olayın görüntüsü video paylaşım sitelerinde ve birçok forumda dillere pelesenk oldu. Sağır sultan bile duydu. 2006 yılında önce yalanlanan, daha sonra aniden Tümer Metin Fenerbahçe'de haberiyle duyurulan trasnfer haberi sonrası Fenerbahçe'ye geldi... Gözünü endüstriyel futbol çılgınlığı bürümüş bir kısım Fenerbahçeli bu transferden rahatsız olmamıştı, ama geri kalan çoğunluk ise hayli rahatsız oldu. Bu durumu içine sindirememişti. "Neyse" dendi, elden ne gelirdi? Hoşnut olmasalar da Tümer Metin artık Fenerbahçe forması giyecekti. Yapılacak fazla bir şey yoktu. İstemeye istemeye bu olayı hazmetmeye çalıştılar.
Emre Belözoğlu 1980 doğumlu orta saha oyuncusu. 1992 yılında Zeytinburnuspor'dan Galatasaray'ın altyapısına transfer oldu. O günlerde Fenerbahçe ve Galatasaray arasında bu oyuncu için ciddi bir çekişme yaşandı. Kazanan ise Galatasaray olmuştu. Emre'yi yakından tanıyanlar ve Galatasaray'lı bazı isimler Emre'nin çocukluğunda Fenerbahçe taraftarı olduğunu söylüyordu. Yıllar sonra bu gerçeği kendisi de teyid edecekti ama önce bunun nasıl olduğuna geçmeden, bir anektod aktaralım. Emre'nin Galatasaray'da oynadığı yıllarda agresif bir oyuncu olduğunu tüm Türkiye gözlemliyordu (kaldı ki hala öyle). Maç boyunca hakemlere ve rakip oyunculara bağıran (bazen takım arkadaşlarını da azarlayan) bir isimdi. Zaman zaman bu bağırışlar arasında küfürler de oluyordu. Bir maçta yardımcı hakeme kızan Emre'nin "Sen Fenerli misin?" gibilerinden başlayan ve devamında küfür dolu cümlesini milyonlarca kişi televizyon ekranlarından izlemişti. Zaten ezeli rakipte oynadığı için pek sevilmeyen Emre, Fenerbahçeliler için iyice antipatik olmuştu bu olaydan sonra... 2008 yılında Fenerbahçe yine sansasyonel bir transfere imza attı. Newcastle United'da oynayan ve onun geçmişini iyi bilmeyenlerin Galatasaraylı diye bildiği Emre Belözoğlu Fenerbahçe'ye transfer oldu. Fenerbahçeliyim diyen bir oyuncunun Fenerbahçe'ye gelmesi normaldir ama, işte orada bir ama var. Nedir o? Gerek yukarıda zikrettiğimiz olay, gerekse de Fenerbahçe'ye karşı bir dönem takınmış olduğu düşmanca tavırlar sonrası antipatik olan bir isim olarak Fenerbahçe'ye gelmişti. Nefret edilenler listesinin başlarında bulunan bir isim gelmişti yine Fenerbahçe'ye. Gerçek taraftar yine ters köşe olmuştu. Ezeli rakiple anılan bir oyuncunun Fenerbahçe'ye gelmesini zafer sayanlar ise elbette ki deliler gibi sevinmişti bu habere. Lakin genel olarak "burada ters bir şey var" diyenler çoğunluktaydı. Onlara da "hazmedersiniz" dediler. Hem zaten Emre "ben çocukken Fenerliydim" itirafında da bulunmuştu ya...
Mehmet Topuz 1983 doğumlu orta saha oyuncusu. Kayserispor'da gösterdiği performansla adından sıkça söz ettiren bu oyuncu 2009-2010 sezonu için takımlar hazırlıklara başlarken, bir gece ansızın Beşiktaş formasıyla objektiflere poz verdi ve "Ben Beşiktaşlıyım" diyerek gönlünün siyah beyaz formayı giymekten yana olduğunu açıkladı. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören de "hayırlı olsun" lafıyla onayladı bu olayı. Lakin daha sonra işler karıştı Fenerbahçe, oyuncuyu biz alacağız, kulübüyle anlaştık, Topuz'la da anlaşırız mantığıyla yaklaştı olaya. Mehmet Topuz ise ağlamaklı yüzlerle çıktı bu olayın akabinde medyanın karşısına, ve dedi ki "Ben Beşiktaşlıyım, 50 milyon dolar verseler de Fenerbahçe'de oynamam!". Fenerbahçe taraftarı yine ikiye bölünmüştü. Bir kısmı "basarız parayı, alırız Topuz'u da" diye bakıyordu olaya, bir kısmı ise "Fenerbahçe'de oynamam diyen adamın peşinden koşulmaz" diyordu. Bu kez bu iki görüşü savunanlar arasında ciddi uçurum yoktu. Fifti fifti bir durum söz konusuydu. Sanırım bu da Fenerbahçe taraftarının bizzat Fenerbahçe yönetiminin medya üzerinden gerçekleştirdiği sistematik duyarsızlaştırmasıyla alakalıydı. Neyse, Mehmet Topuz da Fenerbahçeli olmuştu tabii. Aziz Yıldırım yine son noktayı koymuştu. Bunu içine sindiremeyenler yine hazım giderici yöntemler arayacaktı. Kaderleri böyle yazılmıştı.

Semih Şentürk 1983 doğumlu forvet. 1999 yılının Ağustos ayında yapılan Balkan Gençler Şampiyonası'nda 4 maçta 8 gol attı. Turnuva sırasında 5 gol attığı Yugoslavya maçını izleyen Fenerbahçe PAF takımı teknik direktörü İrfan Saraloğlu tarafından beğenilerek 1999'un Eylül ayında Özçamdibispor'dan Fenerbahçe PAF takımına transfer edildi. 10 yıldır Fenerbahçe forması giyen, daha doğrusu A Takım kariyerinde daha çok yedek bekleyen, sonradan oyuna girip attığı gollerle takımı kurtaran ve bu yüzden nöbetçi golcü lakabıyla anılan bir isim oldu. Ayrıca genç ve tecrübesiz olmasını ima edenler tarafından "Genç Semih" lakabıyla da bilinen bir forvet oldu. 2007-2008 sezonunda Süper Lig gol kralı oldu. 2008'deki Avrupa Şampiyonasında ise Nihat Kahveci'yle birlikte takımın gol ümitlerinden biriydi. Çeyrek Final'de Hırvatistan karşısında 119. dakikada attığı gol kariyerinin en unutulmaz gollerinden biriydi. Gol krallığının ardından, turnuvadaki performansıyla da adından sıkça söz ettiren bir isim oldu. Gerek Türkiye liginden, gerekse de Avrupa'dan talipleri çıktı. Fakat Semih tercihini hep Fenerbahçe'den yana kullandı (ve bu öncesinde de böyle olmuştu). Semih öte yandan sürekli küçümsendi, bir türlü sahiplenilmedi taraftarı olduğu takımda. Fenerbahçe taraftarının büyük bölümü son 10 yılın en iyi takımı listesini yaparken Semih'in adını pek zikretmez misal... Kezman, Güiza gibi kötü günleri iyi günlerine nazaran daha fazla olan forvetleri her zaman Semih'e tercih etmiştir. Teknik direktörler de öyle yapmıştır, yapıyor ve gelecekte de yapacaklarını söylüyor. Her zaman bir kusur bulunur Semih'e. Güiza 10 hafta gol atamasa, sabredilir; lakin Semih ilk on bir olarak sahaya çıktığı maçın 20. dakikasından itibaren eleştirilir. 90 dakikayı çıkaramıyor derler, yedekten girince daha iyi derler, asla Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan forvet değil derler..Güiza'ya ya da onun gibilere talim ederler (böyle yazıyorum da, kendim çok mu farklıyım? değilim tabii, bu bir genellemedir ve aşağı yukarı her Fenerbahçeli dahildir).
Şimdi bu Semih neden gündemimizde? Bilenler vardır, Fenerbahçe Kulübü opsiyon hakkını tek taraflı olarak kullanarak Semih'in sözleşmesini 1 yıl daha uzatmış. Semih ise işin hukuki boyutunu ve maddi kaygıları gerekçe göstererek bu konuyla ilgili Federasyona başvurmuş. Bunu yaparken de dedikodulara fırsat vermemek için "Ben Fenerbahçeli Semih'im" diyerek kendi web sitesinden bir duyuru yapmış. Semih'i o açıklamasında samimi bulmayabilirsiniz. Bu sizin yorumunuzdur. Lakin burada evvela irdelenmesi gereken başka bir husus var. Birkaç gündür birileri el altından gündem değiştirmeye ve Fenerbahçe taraftarına yine birini suçlu göstermeye çalışıyor. Ve ne yazık ki bu girişimlerin işe yaradığı görülüyor. Bir kısım (bilhassa Antucu zihniyet) yine coşmuş. Semih'i hemen idam sehpasına oturtmuş. Sen nasıl kulübün dediğine kafa sallamazsın? diye soruyorlar. Şunu demek lazım bu kişilere, bugüne kadar Fenerbahçe'ye gelmeden evvel her hareketleri size ters olan Tümer'i, Emre'yi, Mehmet Topuz'u tereddütsüz kucaklayanlar var aranızda, öte yanda ise bugüne dek size hiçbir falsosu olmamış, sadece profesyonnelik gereği değil, aynı zamanda taraftarı olduğu için ayrı bir önemle Fenerbahçe forması giyen ve "Ben Fenerbahçeli Semih olarak doğdum. Futbolu burada bırakmak istiyorum. Fenerbahçeli Semih olarak futbolun içinde kalmak en büyük hayalim" diyen bir adam var karşınızda. Bu adamın suçu ne? Adı bahis skandalına mı karışmış? Takımı sahada maç yapıyorken, gece kulüplerinde fink atmış biri mi? Futbolculuğundan çok kelepçeli seks partilerine adı karışmış bir isim mi? Rakip taraftarlarla Fenerbahçe'ye küfürlü tezahüratlar mı yapmış? Transfer dönemlerinde istediğim parayı vermezseniz, şu takıma giderim diye tehditte mi bulunmuş? "Ben ayrılıyorum" diyerek giden, sonra kulüp bulamadan kuzu kuzu geri dönen biri mi? Cevap verin... Nedir bu Semih'in suçu, günahı?

Durun sizden önce ben söyleyeyim, Fenerbahçeli olması değil mi? Fenerbahçeli olmanın dayanılmaz ağırlığı bu olsa gerek. son 10 yıldır böyle topçulara alışık değil camia.
Semih "kalacağım" diyor ama gitse daha hayırlı olacak. Semih'i bulup Fenerbahçe'ye getiren İrfan Saraloğlu "Nasıl Real Madrid'in Raul'u varsa, Fenerbahçe´nin de Semih´i var. O, Türkiye´de kalenin yerini en iyi bilen oyuncu", demişti bir söyleşisinde. Fenerbahçe olarak sanırım Raul misali Semihlere ihtiyacımız yok. Fazla gelir. Hele ki "Ben Fenerbahçeliyim" diyen adam, çok fazla gelir. Fenerbahçe'ye söven, "Fenerbahçe'de oynamam" diyen adamların peşinde koşmak lazım. Yahut Semih'e söylesinler, strateji değiştirsin. Bir yerlerde Beşiktaş taraftarıyla buluşsun ve birlikte tezahürat yapsınlar ama video görüntüsü de olsun o işin...veya "şu kadar milyon dolar da verseniz daha da Fener'de durmam" desin, "Galatasaray'a gidiyorum" diye çıkış yapsın, "dur yiğenim, nereye desin" birileri. Durdurmaya çalışsın. Akılları başına gelsin.
Velhasıl kelam, yıllardır hak ettiği değeri göremeyen, bir türlü tam anlamıyla sahiplenilmeyen Semih şu an "gidiyorum" dese, hakkıdır. Aksini iddia edecek var mıdır? Yoktur. Olmamalıdır.
Cumartesi, Eylül 05, 2009
Bir Çift Medya Eleştirisi
Emre Belözoğlu'nun ismi Fenerbahçe için gündeme geldiği ilk günden bugüne kadar kendisine olan yaklaşımımı bilen bilir. O konu üzerinde uzun uzun tekrardan yazmaya gerek yok. Onun için hemen mevzuya girelim;Bir çift medya eleştirisi olsun bu yazı, hatta başlığı da öyle olsun (genelde yazıyı bitirdikten sonra başlık atmayı tercih ederim).
İlk konumuz atılan bir başlıkla alakalı. İnternet haberciliği yapan siteleri de medya kapsamına pekala alıyor olduğumuza göre, bunu da medya eleştirisi kabilinden ele almamızda bir sakınca olmamalı.
Hadisenin aktörleri "İnterspor" sitesinden. Emre'nin rakibine söylediği öne sürülen küfürü kullanıp, aklı sıra laf geçirdiğini sanan zavallı bir arkadaşın (yahut arkadaşların) komik olma çabalarını görüyoruz. Yazının ilk resminde göreceğiniz şeyi yazdılar. "Piç Kurusu'na 3 maç ceza verildi". Aman ne komik! Haberciliğin, esprinin, zekanın hiçbir kırıntısını barındırmayan bu başlık üzerine saatlerce konuşmak da mümkün, ama bu kişilerin prim yapmasına yardımcı olmaya gerek yok. Sadece ve sadec bu olayda görülmesi gereken şey; Emre'ye ayar olduğu belli olan, hatta belki de Emre'nin Fenerbahçe'ye transfer olmasıyla kendisine düşman olan bir arkadaşın gaza gelerek attığı bir başlıktır. Aklı sıra komiklik yaptığını, laf geçirdiğini zannetti ama geri vitese taktı neden sonra. Başlık düzeltildi.
"Bir yanlışlık olmuş, niyetimiz hakaret değildi" diye savunmaya geçebilirler belki ama kusura bakmayın, kimse yemez bunu. Bu hakaret medyanın iğrençliklerinden biri olarak kayda geçilmiştir artık.Bunu yapan bir blog yazarı olsa (ki hepimiz bu hataya düşebiliriz, çoğumuz bu işi profesyonelce yapan kişiler değiliz), yahut sokaktaki adam olsa kaale alınmaz, geçiştirilir bu hadise. Lakin internet yayıncılığı yapan ve kitleler tarafından takip edilen bir site olunca, verilen/verdiğimiz bu tepki normal karşılanmalıdır. Emre Belözoğlu'nu sevin ya da sevmeyin, bu gerçeği değiştirmez... Yapılan iş iğrençlikten başka bir şey değildir.
***
Gelelim ikinci mevzuya. Haberi bilmeyenler için hatırlatalım. Shakhtar Donetsk kulübü genel müdürü Sergio Palkin'in Hürriyet gazetesine "Elano'nun derdi imanı paradır" minvalinden açıklamalar yaptığını okuduk önce. Palkin'in Elano için şöyle dediği iddia edildi;
"Elano'nun aklı fikri paradadır. Alacaklarının gününde ödenmesi konusunda inanılmaz hassastır. Parası 15 gecikirse ortalığı karıştırır. Futbola ve kulübe küser. Takımdan kimseyle konuşmaz. Saha içinde de zaman zaman durgunlaşır.Elano'nun alacaklarını bir gün bile geciktirmesin. Eğer geciktirirlerse ondan fayda değil zarar görürler"...
Diğer medya kurumları da haberi kullanmaya başladılar. Lakin sonradan yine bir yalan haber olduğu ortaya çıktı. Shakhtar'ın Basın Ofisi'nden bir yalanlama geldi (bravo medyamıza, elin Ukraynalı kulübüne bile "bu haber yalandır" şeklinde bir açıklama yayınlatmayı becerdiler). Shakhtar Donetsk'in "genel müdürü" olarak lanse edilen kişinin (Galatasaray'ın resmi sitesi Ukrayna ekibinin CEO'su olduğunu belirtmiş bu arada), açıklamasında, bugüne kadar Elano hakkında olumlu yorumlarda bulunduklarını, bu tür olumsuz bilgilere Türk basının nereden ulaştığına şaşırdıklarını söylemiş. Ve üstüne üstlük, olayı kendi üzerine atmalarını garip karşıladığını belirtmiş. Açıklamanın sonunda ise şöyle diyor;
"Türk medyası bu konuda hata yaptığını kabul etmelidir, yoksa bütün Türk taraftarlarını yanlış yönlendirmiş olacaktır".
Öncelikle Sergio Palkin'e "siz takılmayın böyle şeylere, biz alıştık" demek lazım. Türk taraftarlar olarak tabii. Şu saate kadar "biz hata yaptık, kusura bakmayın" diyen olmadı bildiğim kadarıyla. Bundan sonra da çıkacağını sanmıyorum.
Maksatlı haber denen bir olgu vardır. İşte tam olarak budur. Nereden geçireceğini bilemeyen Türk spor medyası yine bir işe kalkıştı, ama yemedi. Böyle çuvalladılar. Neyse ki internet var artık. Birileri kafasından sallıyor ama yine başka birileri çıkıp böyle façasını bozuyor adamın.
Fenerbahçe ve Galasataray ligde kayıpsız gittikleri için, ortalığı karıştıracak türden haber imkanları pek çıkmıyor medyanın karşısına. Bu sebeple ya hakaret ederek suyu bulandırmak istiyorlar ya da yalan haber üreterek.
Bu sefer çift salvo denediler fakat muvaffak olamadılar.
What is next?
"Elano'nun aklı fikri paradadır. Alacaklarının gününde ödenmesi konusunda inanılmaz hassastır. Parası 15 gecikirse ortalığı karıştırır. Futbola ve kulübe küser. Takımdan kimseyle konuşmaz. Saha içinde de zaman zaman durgunlaşır.Elano'nun alacaklarını bir gün bile geciktirmesin. Eğer geciktirirlerse ondan fayda değil zarar görürler"...
Diğer medya kurumları da haberi kullanmaya başladılar. Lakin sonradan yine bir yalan haber olduğu ortaya çıktı. Shakhtar'ın Basın Ofisi'nden bir yalanlama geldi (bravo medyamıza, elin Ukraynalı kulübüne bile "bu haber yalandır" şeklinde bir açıklama yayınlatmayı becerdiler). Shakhtar Donetsk'in "genel müdürü" olarak lanse edilen kişinin (Galatasaray'ın resmi sitesi Ukrayna ekibinin CEO'su olduğunu belirtmiş bu arada), açıklamasında, bugüne kadar Elano hakkında olumlu yorumlarda bulunduklarını, bu tür olumsuz bilgilere Türk basının nereden ulaştığına şaşırdıklarını söylemiş. Ve üstüne üstlük, olayı kendi üzerine atmalarını garip karşıladığını belirtmiş. Açıklamanın sonunda ise şöyle diyor;
"Türk medyası bu konuda hata yaptığını kabul etmelidir, yoksa bütün Türk taraftarlarını yanlış yönlendirmiş olacaktır".
Öncelikle Sergio Palkin'e "siz takılmayın böyle şeylere, biz alıştık" demek lazım. Türk taraftarlar olarak tabii. Şu saate kadar "biz hata yaptık, kusura bakmayın" diyen olmadı bildiğim kadarıyla. Bundan sonra da çıkacağını sanmıyorum.
Maksatlı haber denen bir olgu vardır. İşte tam olarak budur. Nereden geçireceğini bilemeyen Türk spor medyası yine bir işe kalkıştı, ama yemedi. Böyle çuvalladılar. Neyse ki internet var artık. Birileri kafasından sallıyor ama yine başka birileri çıkıp böyle façasını bozuyor adamın.
Fenerbahçe ve Galasataray ligde kayıpsız gittikleri için, ortalığı karıştıracak türden haber imkanları pek çıkmıyor medyanın karşısına. Bu sebeple ya hakaret ederek suyu bulandırmak istiyorlar ya da yalan haber üreterek.
Bu sefer çift salvo denediler fakat muvaffak olamadılar.
What is next?
Çarşamba, Ocak 09, 2008
Bayern'in Emre aşkı bitmez

Emre Belözoğlu'nun menajeri Ahmet Bulut'tan öğreniyoruz ki, Emre yine yol ayrımında. Ara ara böyle haberler çıkar Türk basınında, kimi zaman da dış basında. Burada önce Emre, Fenerbahçe'ye getirilir, daha sonra Emre canlı yayına bağlanır (bilhassa Star Spor'a), böyle bir şeyin söz konusu olmayacağından bahseder. Bu sefer Adnan abisi devreye girer ve "Senin yuvan Florya" deyip, Emre'ye kapıları açar. Ahmet Bulut işte tam bu noktada devreye girer ve "Emre'nin Türkiye'ye dönme gibi bir düşüncesi yok" der.. Doğru ya, Emre'nin isteyeni çoktur. Bir sürü takım ismi sıralar ondan sonra Emre'nin menajeri. Her seferinde farklı takımlar vardır ama nedense Bayern'in adı her sıralamada geçer.
Yine bir transfer dönemi ve Sam Allardyce'ın gözüne bir türlü giremeyen bir Emre var karşımızda.Monaco ve bilhassa Bayern Munih kesenin ağzına açmayı hazırmış. Newcastle cephesinin aklındaysa Diarra ya da Kevin Nolan var şu sıralar. Hangisini kadromuza katabiliriz acep derdindeler. Yani Emre'yi defterden silmiş gibi duruyorlar. Emre'nin bu "git gideceksen bekleme.." mesajını aldığı da aşikar bu arada. 10 gün içerisinde herhangi bir gelişme olabilir. Bir bakarsınız Adnan abisinin ve Terim'in kıskacına alınır Emre ve Florya yolları gözükür ona. Malum 2008 macerası var bu yaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Başlıksız Yazı
En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...
-
Galatasaray sezon başında bir Avrupa Kupası maçı için deplasmana gidecekti. Yolculuk öncesi Rijkaard basın toplantısı yaptı. Burada takımını...
