Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 31, 2016

Lefter'i silen Caner



Geçtiğimiz nisan ayında Aspor'da Zeki Uzundurukan şampiyonluk yarışının en civcivli olduğu dönemde şöyle bir iddia ortaya atmıştı: Beşiktaş, Caner ve Gökhan Gönül'ü alabilir. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bir FİFA menajerinin iddiasına dayandırmıştı bu duyumunu. O gün yayını izleyenler buna pek ihtimal vermemiştir.

Bugün resmi imzayı henüz atmamış da olsa Fenerbahçe'nin geçen sezon şampiyonluk yarışında olduğu Beşiktaş, ezeli rakibinin sağ ve sol beklerini almış durumda. İnsan yine de sormadan edemiyor. Emenike'yi transfer olma yönünden süründüren zihniyet  (FETÖ'cüsü, kripto FETÖ'cüsü vs.), Gökhan ve Caner'in gidişlerini normal karşılıyorsa, geçmişte Emenike'den ne istedi? Ten rengi yüzünden ırkçılık mı yaptılar? Olmayan para sayma görüntüleriyle itibar sarsma girişimlerinin sebebi neydi? Veya Gökhan ve Caner'in transferleri gibi transferler normal ise (ki bence öyle) oyuncuların camia değiştirmelerine neden bu kadar gıcık oluyorlar? Gıcık oldukları transferleri de renklerine göre mi ayırt ediyorlar? Öte yandan yıllardır gördüğüm bu samimiyetsizlikleri hala sorguluyor olmam da sanırım ben saflığım.

Neyse; Gökhan da Caner de Fenerbahçe'den Beşiktaş'a gidecek son oyuncular olmayacak. Sonuçta futbol profesyonelliği barındıran bir spor. Bir sporcuya (Caner özelinden konuşursak) neden oraya gittin diye sormadan önce Aziz Yıldırım'ın  "Caner dönemez" dediğini hatırlatmalı.

Lafı daha fazla uzatmadan değinmek istediğim konuysa şu; Fenerbahçelilerin gittiği günden beri adeta yerin dibine soktukları Gökhan Gönül geçmişte yaptığı Fenerbahçeyle alakalı neredeyse hiçbir paylaşımı silmezken, futbol piyasasında Fenerbahçeliliğiyle bilinen Caner Erkin'in tüm geçmişini silmesi enteresandır. Yeni gittiği takımın taraftarına şirin gözükmek adına bunu yaptığı iddia edilebilir. Bu bakımdan buna saygı duyabilirsiniz. Sadece geçmişiyle ilgili neden sildiğini anlayamadığım ve sanırım uzun süre anlayamayacağım paylaşımı ise yukarıdaki Lefter paylaşımı. Bu kadar mı düştün Caner? Bu kadar mı korktun Beşiktaş tribününden, başkanından, antrenöründen? Veya Lefter'in sana nesi battı acaba?

Dün sana küfür eden, özel hayatın üzerinden sana bel altı vurmaya çalışan siyah beyaz tribünler bugün seni bağrına basabilir. Bunun benzeri farklı renklerdeki tribünlerde de yıllardır olmuştur. Ama Gökhan Gönül'ün gidiş şeklini bile Fenerbahçe taraftarına unutturacaktır şu son hareketin. Lefter taraflı tarafsız Türk spor kamuoyunun saygı duyduğu bir isim olduğundan senin bu korkaklığına sahip çıkacak adam da pek bulamazsın. Bulmamalısın da zaten.

Pazar, Haziran 05, 2016

Bir sağ bekin şampiyonluğa katkısı nedir?



Aziz Yıldırım: "Gökhan Gönül 8 senedir takıma hizmet ediyor. Bu dönemde 2 şampiyonluk kazanmış."

Sağ bek oynayan bir futbolcunun şampiyonluğa direkt katkısı nedir? Aziz Yıldırım hangi dünyada yaşıyor? Kaldı ki her şeye rağmen Gökhan ortalamanın çok üstünde bir performans ortaya koydu bunca senedir.

Burada esas soru şu olmalı: Gökhan Gönül'ün 8 senelik döneminde 2 şampiyonluk gördüğü yıllarda Aziz Yıldırım n'apıyordu? Veya 18 senedir n'apmıştır? Madem başarılar kupalarla değerlendiriliyor ona bakmak lazım. Gökhan futbolcu olarak başarısız ise Aziz Yıldırım başkan olarak başarısızlığın sözlük anlamıdır o vakit.

Aziz Yıldırım'a akıl, fikir dilemekten başka ne kaldı bilinmez. Kontrolü kaybedeli çok oldu.

Cuma, Ağustos 02, 2013

Transfer komploları



Resmen transfer komploları düşünüyorum. Cardozo'yu kesin alıyoruz diye bakıyordum önce. Daha sonra Emenike'nin pazarlık için isminin kullanıldığını düşündüm. Ondan sonra Emenike geliyor, Cardozo'dan vazgeçildi diye baktım. Sonra Emenike yem kesin Cardozo geliyor hacı moduna geçtim. Şimdi ikisi birden KAP'a bildirilince biri yine yem ama hangisi demeye başladım. Az önce okuduğum bir duyumda Cardozo'yu para babaları finanse edecek, Emenike'yi kulüp alacak iddiaları var. Var oğlu var. Elde var sıfır da olabiliriz. Her an her şey mümkün bu transfer olasılıklarında.

Salı, Temmuz 09, 2013

Gelme artık



Geçti istemem gelmeni, 
Yokluğunda buldum seni; 
Bırak vehmimde gölgeni, 
Gelme, artık neye yarar?

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Hamit Altıntop çalım mı?


Türk spor medyası herhangi bir transfer döneminde iki büyük kulüp bir topçunun peşinde koştuğu vakit, ikisinden biri öne geçip o oyuncuyu transfer ettiğinde hemen "çalım" başlıkları atmaya başlar. Bu bir klişedir. Bu 'çalım' ile övünen taraftarlar da vardır, bunu pek önemsemeyenler de.

Yeni 'çalım' haberinin başrolünde elbette ki Hamit Altıntop var. Hamit Altıntop, her transfer dönemi medya tarafından Türkiye'ye getirilmeye çalışılan bir isimdi. Nihayetinde bu beklenti gerçekleşti. Ülke futboluna dışarıdan bakıldığı zaman, en makul yorum ve tespitleri yapan bir oyuncu Hamit. Google'da Hamit Altıntop'un geçmişte Türk futboluyla alakalı verdiği röportajları incelerseniz, bunu net görürsünüz. Futbol temeli, bilgisi ve kadro için 'joker adam' olma özelliğiyle Hamit, şu transfer döneminin en önemli hamlesi olarak değerlendirilebilir. Yaşı, kendisine ödenilecek toplam ücret gibi konular tartışmaya açıktır. Fenerbahçe'nin, bilhassa Aykut Kocaman'ın bu konuda (yıllık ücret) gösterdiği hassasiyet anlaşılır bir tutum. Lakin şöyle de bir gerçek var; Fenerbahçe'nin muhtemelen önümüzdeki sezon şampiyonluk yolundaki en ciddi rakibi olan Galatasaray'ın orta sahasında Selçuk İnan, Melo (sorun çıkmazsa tabii) ve Hamit Altıntop olacak. Geçtiğimiz sezonda Selçuk-Melo ikilisinin ligi çoğu maçta nasıl domine ettiği ortada. Keza Fenerbahçe maçlarında da (son şampiyonluk maçı hariç) bu ikili yine oldukça başarılıydı. Şimdi bu tutmuş düzene eklenecek bir Hamit Altıntop ismi Galatasaray'ı orta saha açısından bir adım öndeyken, bir adım daha da ileri atacaktır.

Bu transfer sonrası Fenerbahçe adına karalar bağlama durumu olmalı gibi algı oluşmasın tabii, ancak orta saha kuvveti ve Hamit'in birçok mevkide oynayabilme yetisi göz önüne alınarak işin Fenerbahçe cephesinden nasıl görünmesi gerektiğinin altını çizmek de fayda var.

Fenerbahçe'de o bölgenin -her ne kadar sorunlu karakterine rağmen- en iyi yerli oyuncusu vardı. Gayet anlaşılır sebeplerle Emre Belözoğlu, Aykut Kocaman'ın çok istememesi nedeniyle takımdan uzaklaştı. Yerine daha çok defansif meziyetleriyle ön plana çıkan bir Mehmet Topal transferi gerçekleşti. (ki azımsanmayacak bir hamledir elbet) Lakin tek başına ne Emre'nin boşluğunu doldurabilir ne de Galatasaray'ın o üçlüsüyle şampiyonluk yarışında ve Fenerbahçe'nin Avrupa sürecinde bütün yükü taşıyabilir.

Fenerbahçe, basına yansıdığı kadarıyla orta alana takviye yapacaktı zaten. Hamit olmayınca bu isim herhalde yabancı bir oyuncu olacak. Onun da kim olacağı kısa bir süre içinde netleşir herhalde.

Velhasıl kelam, en baştaki konuya geri dönecek olursak; Hamit Altıntop ismi Fenerbahçe'nin en başından beri ilgilendiği bir isim olmadığından bu transfere 'çalım' demek tam anlamıyla doğru olmaz. Ancak bu transferle Galatasaray orta alanının zaten bir adım önde olması, bir adım daha eklemesi bab'ından bir 'çalım' olarak yorumlanabilir.

Pazar, Haziran 03, 2012

Dirk Kuyt


Hem Fenerbahçeli hem Liverpoollu (sana ne arkadaş, ikisini de seviyorum işte) biri olarak Kuyt transferine çok sevindim tabii ki de. PVH gibi liderlik vasfı yok elbette ama sarı saçlarını savura savura yapacağı driblingler ve gömçürdüğü şutlarla çok akıl alır buralarda. Onun hakkında tek derdimiz tribüne nasıl çağıracağımız olur yani. Şöyle diyeyim; Kuyt'u Galatasaray alsa, çok üzülürdüm. Bu transfere dair daha da yazmama gerek yok herhalde.

Not: Kuyt'un transferinde ismini zikrettiği PVH keşke kulüp bünyesinde resmen çalışsa, Evropa'dan adam bulsa, getirse falan. Ne güzel olurdu.

Salı, Mayıs 31, 2011

Ersan Gülüm Transferi İçin Ne Demişti?


Hakkında sürekli transfer söylentileri çıkan Ersan Gülüm'ün konuya dair yakın geçmişte yaptığı açıklaması aşağıda. Sonradan yalanlar mı, orasını bilemem...


Ersan Gülüm: "Ya Beşiktaş'a tekrar imza atarım ya da Bank Asya'da Adanaspor'da oynarım."

Not: Konuya dair uyandıran/hatırlatma yapan Hüssam kardeşime de eyvallah derim buradan.

Cuma, Mayıs 27, 2011

Diyet Ödenmeye Devam Ediyor: Orhan Şam Fenerbahçe'de

görsel: gsbasket.org

Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe'de forma giyen dünyaca ünlü basketbolcu Diana Taurasi'nin bir maç sonrası kendisinden alınan numunenin incelenmesiyle idrarında yasaklı maddeye (modafinil) rastlandığı açıklanmış ve bu olay Türk spor kamuoyunda çok büyük bir yankı bulmuştu. Daha sonra olaya müdahil olan olmayan herkes konuya dair fikir beyan etti elbette. Taurasi ve Fenerbahçe cephesi bir yanlışlık olduğunu iddia ederken, bunun aksini söyleyenler de mevcuttu.

Aradan belli bir zaman geçtikten sonra önce Taurasi'nin aklandığı görüldü. Oyuncunun final serisi için Fenerbahçe'ye döneceği iddia edildi ama bu gerçekleşmedi. Final serisinde Galatasaray'ı deviren Fenerbahçe 6. kez üst üste şampiyon olurken; Galatasaray cephesinde bu şampiyonluğun, doping yapan Taurasi'nin diyeti olduğunu iddia edenler vardı. Onlardan biri de GsBasket sitesiydi. Yukarıdaki görsel de GsBasket sitesinden alıntı zaten (kendilerine teşekkür edelim yeri gelmişken). Aynı sitenin forumlarında Taurasi'yi aklama operasyonunda Amerika'nın (Amerikan başkanının diyen de vardı) devreye girdiği de iddia edilmişti. Hatta Taurasi'yle birlikte Gençlerbirliği'nden Orhan Şam ve Karsspor'dan Ali Mesut'un da bahaneyle aklandığı ileri sürülmüştü.

Velhasıl kelam yine aradan belirli bir zaman geçti. Önce Taurasi Galatasaray'la anlaştı. Bugün de Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav, Orhan Şam'ın transferi konusunda Fenerbahçe'yle anlaştıklarını açıkladı. Son anda bir pürüz çıkmazsa önümüzdeki sezon Orhan Şam Fenerbahçe forması giyecek.


İlk bakışta bu transfer size normal görünebilir. Ama yapboz'un parçalarını dikkatlice incelediğinizde GsBasket sitesindekilerin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu? Doping yapan Taurasi'yi kurtaran Amerikan lobisi, arada bahaneyle kurtardığı Orhan Şam'ı da bugün Fenerbahçe'ye hediye etti diyemez miyiz? TBF ve TFF de bu oyuna ortak olmuş durumdadır.

Bütün bu olup bitenden sonra, "diyet ödenmeye devam ediyor" denmez de ne denir? Sorarım size a dostlar...

Perşembe, Mayıs 26, 2011

Duygu Bal

Geçtiğimiz sezon İtalya Serie A1 takımlarından Riso Scotti Pavia takımında forma giyen orta oyuncu Duygu Bal, Fenerbahçe'ye transfer oldu.

Öncelikle hem Fenerbahçe hem de Duygu için hayırlı olsun diyelim. TVF'nin 2+1 yabancı sınırlaması nedeniyle yerli oyuncuların ehemmiyetinin bir kat daha arttığı bir ortamda, İtalya'da tecrübelenen Duygu Bal'ı transfer etmek yerinde bir hamle. Zaten bu bölgeye de takviye gerekiyordu.

Duygu Bal, sosyal medyada aktif olan yerli oyunculardan. Bilhassa Twitter'da. Adı Fenerbahçe'yle anılmadan önce Twitter'dan da takip etmeye başladığım bir isimdi. Fenerbahçe'ye yakıştırdığım da bir isimdi ayrıca. Melek dövmesiyle bir Sarı Melek olmaya adaydı zaten diye bir espri yapmak da mümkündü. 17 Mayıs tarihinde Twitter'da "#duygubalfenerbahceye" etiketiyle oyuncunun Fenerbahçe'ye gelmesini temenni ederken, aynı zamanda bir kampanyada başlatmıştım. Sağ olsun Burak ağabey de desteğini esirgemedi. Daha sonra diğer Fenerbahçeli arkadaşlar da aynı etiketi kullanarak bu transfer için Duygu Bal'ın deyimiyle "totem" yaptılar. Geçtiğimiz hafta Trt Spor'da Telesmaç programının canlı yayın konuğuydu Duygu Bal. Orada kendisine "Fenerbahçe taraftarı seni sosyal medyadan Fenerbahçe'ye davet eden bir kampanya başlattılar, buna ne diyorsun?" dendiğinde, bunun çok hoş bir olay olduğunu söylemişti. Ve gözlerinde "artık bitsin şu transfer, Fenerbahçe'ye gideyim" bakışı vardı bana kalırsa.

En sonunda dün akşam Duygu Bal, Twitter'da Fenerbahçe'yle anlaştığını açıkladı. Keza voleybol sitelerinde de bu transfer yazıldı. Akabinde gerek sosyal medyadan gerekse de telefonuma gelen mesajlardan bir şekilde bu transferin gerçekleşmesinde "totem" veya "kampanya" her ne diyorsanız, katkımın olduğuna dair şeyler yazdı arkadaşlar. Abartmamak lazım. Benimkisi sadece gönlümden geçen bir isteği cümlelere dökmek oldu. Gerçekleşmesi ise şans işte. Tabii şöyle de bir güzellik var, bugün doğum günüm. Bu vesileyle benim için güzel bir doğum günü hediyesi de oldu bu transfer.

Tekrardan hem Fenerbahçe hem de Duygu Bal için hayırlı olsun. Takımdaki yeni Sarı Melek Duygu Bal'a hoş geldin diyelim.

Not: Bu arada yeri gelmişken, 2+1 yabancı sınırlamasındaki +1 kısmını anlamadığımı da belirteyim. Ya 2 ya da 3 diye net bir sayı belirtilmeliydi. Yabancı oyuncu sınırlandırmalarındaki bu "+"ları anlamakta güçlük çekiyorum.

Cuma, Nisan 15, 2011

Seni Pamuklara Sarmalar Sararız


Yalanlanan her haberde bir gerçeklik payı ararım. Komplocuyum, enginlere sığmam taşarım. Çoğunlukla oyuncu ya da yönetici aslında medyaya konuşur, anlatır bu tip mevzuları; ama sonra "yok öyle bir şey" ayaklarına yatar da ondandır bu düşüncem.

Aşağıda, Milliyet gazetesinin internet sayfasından alınmış bir haberden küçük bir bölüm var.

***

“Kapılarımız Arda’ya her zaman açık. Yeter ki Fenerbahçe’ye gelmek istesin” ifadelerini kullanan Fenerbahçeli bir yönetici ardından şunları ekledi;
Biz Arda’yı pamuklara sarar koruruz. Fenerbahçe camiası kendisine her zaman sahip çıkar. Sarı-lacivertli forma altında çok mutlu olur.”
Bu ifadeler Fenerbahçe’nin böyle bir transfere ne kadar istekli olduğunu gösterirken, aynı yönetici, “Arda’nın transferi tepki doğurmaz mı? Fenerbahçe taraftarı bunu nasıl karşılar?” sorusu üzerine de “Emre de yıllarca Galatasaray’da oynadı. Şimdi Fenerbahçe’de en mutlu ve olgun günlerini yaşıyor. Büyük camiamız Arda’yı da kucaklar. Bir sıkıntı yaşanacağını düşünmüyoruz.”

***
Haber doğruysa da yalansa da, yukarıda cümlelerde haklılık payı mevcut.

Fenerbahçe'ye Beşiktaş Kapalı'sıyla birlikte küfür eden Tümer Metin'i...

Galatasaray'da oynarken Fenerbahçeli taraftarla kavga eden Fatih Akyel'i...

Galatasaray'da oynarken bir maçta yardımcı hakeme; "Ne biçim hakemsin sen? Fenerli misin yoksa? Nasıl düdük çalıyorsun?" diye diklenen Emre Belözoğlu'nu...

Fenerbahçe'ye transferi gerçekleşmeden önce Beşiktaş formasını öpüp, "500 milyon verseler de Fener'de oynamam, Beşiktaşlıyım" diyen Mehmet Topuz'u kabullenen, hazmeden, sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi bu oyuncuları baş tacı eden ciddi bir grup varken Fenerbahçe seyircisi arasında; Arda Turan'ı mı kabul etmeyecek Fenerbahçe müşterisi, aman pardon seyircisi?

Neymiş efendim; Semih'in derbide boğazını sıkmışmış, Baroni'nin üzerine yürümüşmüş, antremana ziyarete gelen bir adamın telefon melodisi Fenerbahçe marşı çaldı diye şöyle olmuş da böyle olmuş da... Geçiniz!

İsmini vermeyen bir yöneticimizin dediği gibi; büyük camiamız Arda Turan'ı da kucaklar yahu! Çok mu zor? Kabullenemeyen, bu olası transferi hazmedemeyeceğini iddia edenler var. Onlar da benim gibi eski kafalı ne yazık ki. Tutturmuşuz bir, "Arda Turan Galatasaraylı Arda olarak kalsın, Semih Şentürk de Fenerbahçeli Semih kalsın" romantizmine arkadaşlar. Ne olacak bizim bu halimiz? Endüstriyel futbol diye bir şey var arkadaşlar. Hazmedeceksiniz diyor. Hazmedeceğiz artık.


Bütün bu yazıdan sonra hala hazım problemi çekiyorsak, ismini vermeyen sayın yöneticimiz bizlere soda gönderecektir. Bu konuda da müsterih olunuz.

Sevgiler
Eski kafa bi' Fenerbahçeli

Cumartesi, Kasım 20, 2010

Transfer Etmeden Oyuncuyu Gözden Çıkarmak Nasıl Oluyor?

Haber internet medyasından. Muhtemelen ajanstan gelmiştir ama nihayetinde internet medyasında karşımıza çıktı. "Fener Serdar'ı bitirdi" başlığıyla verilmiş. Kayserispor'un defans oyuncusu Serdar Kesimal'ın transferini bitirmiş Fenerbahçe. Haberi yapanların iddiası bu yönde.

Haberi okumaya devam ederken alt başlık dikkati çekiyor, şöyle yazmışlar: Fenerbahçe Serdar Kesimal'ı gözden çıkardı. Yanlış mı okudum acaba diyerek daha dikkatli baktım. Doğru okumuşum. Sonra da haberin yayına konduğu saate baktım, an itibariyle 2 saat geçmiş üzerinden. Taze bir haber değil yani. Öyle olsa aceleyle yazılmış, birazdan düzeltilir filan dersin zira.

Neyse efendim, acaba gözden çıkarmak deyimini yanlış mı biliyorum diye TDK'nın sözlüğünden bir kontrol edeyim dedim. Orada aynen şöyle yazmakta:

"bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek"

diye yazılmış ve cümle içerisinde kullanılmış bir örnek var. Bir şeyi gözden çıkarmak için onun evvela elinizde olması lazım. Fenerbahçe transfer etmediği bir oyuncuyu nasıl gözden çıkarıyor? Gözden çıkaran bir taraf varsa, o takım Kayserispor'dur. Acaba gözüne kestirdi filan mı demek istediler diye zorladım kendimi. Belki...

Velhasıl kelam Ensonhaber.com sitesine bağlı olduğunu düşündüğüm Kral Spor adlı internet sitesinden bir haber yukarıda gördüğünüz. Bu haberi girenler veya ajanstan gönderenlerin bir hatası işte. Forumlara veya bloglara yazı yazarken yapılan hatalar /hatalarımız öyle çok çok büyük problemler değil bana kalırsa, ama internet medyası hata yapınca o haberi okuyanlara tesir etme ihtimaleri, ulaştıkları geniş kitleler nedeniyle daha çok. Bu bakımdan daha önemli.

Bakalım düzeltecekler mi? Veya hala bir şekilde hatalıysam bu konuda, ben kendimi düzelteyim tabii.

Perşembe, Kasım 11, 2010

Miço'ya Kulak Verin!

Türkiye gazetesinden Hasan Sarıçiçek bugünkü köşesinde şunları yazmış:

...Malum, Müjdat Yetkiner şu an Futbol Federasyonu’nda İstanbul Bölge Sorumlusu olarak görev yapıyor. Elinin altından yüzlerce amatör yetenek geçiyor.
Hocaya, “Hiç F.Bahçe’ye önerdiğin isim oldu mu?” diye sordum.
Ne dese beğenirsiniz; “Ben, bazı yetenekleri tespit ediyorum. Ama onları F.Bahçe değil de Beşiktaş ve G.Saray alıyor.”
“Nasıl?” dedim.
“2004’te Federasyon beni Almanya’ya amatörlerin şampiyonasına yolladı. Dönüşte Nuri Şahin ile birlikte İlkay Gündoğan ve şu an Süper Ligi’nde oynayan üç oyuncunun adını Cemil Turan ile Tamer Güney Hoca’ya bildirdim. Dikkate bile almadılar. Ama Nuri’yi istemeyen F.Bahçe, gitti dünyanın parasını ödeyerek 35 yaşındaki Roberto Carlos’u alıp getirdi. İşte ben de bu zihniyeti anlamıyorum.”
Söz savunmanın, Cemil Turan bakalım ne diyecek?

***

Evet. Savunma ne diyecek bakalım? Konunun takipçisiyiz.

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Şimdi Bilica Düşünsün

8 yıldır Premier Lig'de oynayan bir oyuncuyu uzun uzun anlatmaya gerek yoktur herhalde (üşengeçliğe gel). Kendisini tanımayan varsa, spor haberlerinde bir şekilde tanıtacaklardır Yobo'yu. Olmadı, Wikipedia denen meret var zaten, di mi ama?

Neyse, yıllardır "acep defansta Uche-Högh ikilisi gibi bir ikiliyi yine yakalayabilir miyiz?" sorusunu soran Fenerbahçe taraftarını heyecanlandıran bir isimdir Yobo. Aslında her şeyi geçtim, sadece ve sadece Bilica'yı takımdan kessin, başka bir şey istemez bu taraftar diye de abartabilirim herhalde. Zira, Yobo transferinin taraftar üzerindeki etkisi bellidir: o da, gerek performansıyla gerekse de üzerindeki formaya yakışmayan hareketleriyle kendinden iyice soğutan Bilica'yı sahada görmeyecek olma ihtimaline sevinmektir.

Hayırlı olsun. Satın alma opsiyonlu kiralama olayı da iyi olmuş bu arada.

foto: dailymail.co.uk

Pazar, Ağustos 15, 2010

Mamudo Kurban


Fenerbahçe, medyada ismi zikredilen oyuncular arasından en iyi seçeneği transfer etmiş. Fenerbahçe'ye faydalı olacağını düşündüğümüz biri olan Mamadou Niang'ın transfer haberine sevinirken, bi yandan da resmi siteyi açıyorsunuz, karşınıza şu yukarıdaki görüntü çıkıyor. Bu ne yahu?

Hay seveyim sizin "endüttürüyel fitbolunuzu" emi! Her şey reklam, her şey para pul...

Çarşamba, Haziran 30, 2010

Rötarlı Oldu

Bundan 5 sene evvel filan. Tarihi tam veremiyorum ama aşağı yukarı 5 sene diyebilirim. Caner Erkin bazı Manisaspor taraftarlarıyla tartışmıştı ve onlara "Ben nasıl olsa Fener'e gideceğim, siz de takılırsınız artık 2.ligde" minvalinden bir laf etmişti. Bunu duyunca Caner Erkin'i yakından tanıyanlara oyuncunun hangi takımı tuttuğunu sormuştum. Fenerbahçe dediler.

Daha sonra Caner Erkin önce Rusya'ya gitti. Orada oynarken adı sık sık Fenerbahçe'yle anıldı. Nasıl olduysa, bir şekilde kiralık olarak Galatasaray'a geldi. Galatasaray'da oynarken Fenerbahçeli olduğuna dair bir açıklama yapmayacağını düşünüyordum ama yanılttı beni (direkt kameraların karşısına geçip konuşmasa da çevresindekilere bunu dile getiriyordu).

Caner'in gerek Galatasaray'daki performansı, gerekse de Arda Turan'la olan kavgası Florya'da daha fazla durmasına mani olacaktı. Beklenen şey de gerçekleşti zaten. Kimisi oyuncunun Fenerbahçeli olduğunu açık açık söylemesinin de hanesine eksi puan yazdırdığını iddia etse de ben böyle düşünmüyorum.Caner'in Galatasaray'daki performansı çok vasattı. Rusya'ya dönmesinin ardından adı Fenerbahçe'yle fazla anılır oldu yeniden. Bu kez "kesin geliyor" denmişti ve hakkaten de öyle oldu.

Caner Erkin'in artısı nedir? diye sorulacaktır muhtemelen. Benim açımdan iki artısı vardır. Biri, Fenerbahçeli oluşu (ki ben buna çok önem veriyorum, eski kafalı olduğumdan), diğeri de genç olması. Bu yüzden hala futbolunu geliştirme şansı var. Ümit edelim ki öyle olsun.

Fener'e gidiyorum, dediği tarihin üzerinden bayağı zaman geçmiş olsa da, yani bir nevi rötarlı da olsa istediği oldu. Bakalım taraftarı olduğu takıma ne katkıda bulunacak ya da katkıda bulunabilecek mi?

Perşembe, Haziran 24, 2010

'Kaya'lara Geldik


"Kaya'lara geliyoruz...Geldik mi?" derken transfer resmen duyuruldu. (taraftarını kaale almayan yönetim vol.793)

***

Öte yandan, "kurumsal çiftlik" modu da devam bu arada (Fenerbahçe yönetimi vs. Daum).

Daum meselesinde büyük resmi gör(e)meyenleri anlamıyorum. Küçük resme bakmayı bırakın, büyük resmi görün. Fenerbahçe yönetiminin yaptıklarıyla camiayı nasıl küçük düşürdüğünü görün.

İnternette taraftar forumlarında yazılanlara bakıyorum. Bir kısım Fenerbahçe taraftarını hiç ama hiç anlamıyorum. Daum'a kızıyorlar, gururu yokmuş filan. Yahu adam sözleşmesinde ne yazıyorsa onu alacak, hakkını koruyacak tabii. Sanki kendilerinin başına benzer bir olay gelse, kapıyı vurup çıkacaklarmış gibi konuşuyorlar. Eskiler ne der bilirsiniz; bekara karı boşamak kolaydır. Bu mesele de aynı.

Neyse, Fenerbahçe'nin gündemi hayli sıkıcı bu aralar. Dünya Kupası nedeniyle gölgeleniyor belki bunlar. Ama vaziyet kötü. Farkında olanlar da vardır elbette.

Bakalım sırada ne var?

not: Yılmaz Özdil yazılarına benzedi ama idare edin bu seferlik...

Perşembe, Haziran 10, 2010

Gökhan Gönül'ü Nezle Yapan Adam

Şunun şurasında 10 gün kadar önceydi, Fenerbahçe'nin transfer politikasının değiştiğine dair alınan duyumlar üzerine, "değiştiyse icraat görelim, şöyle Avrupa'dan, gelecek vaad eden, transferinden sonra kendini ülkede geliştirebilecek ve daha sonra da sağlam bonservis bedelleriyle satılabilecek bir genç yetenek alınsın da görelim" diyordum. İsim isteyenlere de ilk olarak söylediğim oyuncuydu Miroslav Stoch.

Gerçekçi olmak gerekirse pek ihtimal vermiyordum bu transfere, yöneticiler düşünmüyordur diye tahmin ediyordum. Totem de değildi bunlar. Bir de bunların üstüne, Galatasaray'ın onunla ilgilendiğini duyunca moralim bozulmuştu, transfer edecekler diye üzülüyordum...

Akşama doğru arkadaşımın attığı mesajla öğrendim transfer haberini (Fenercell'imiz yok ki anında öğrenelim böyle şeyleri). Yine de kendi gözlerimle görmek istedim. Resmi sitenin girişinde transferi duyurduklarını görünce çok sevindim. Herhalde bu tamamen, çok beğendiğin bir oyuncunun transfer edilmesiyle alakalıdır.


Twente ile oynadığımız iki maçta da Gökhan Gönül'ü tabir-i caizse nezle yapmıştı Stoch. Şampiyonlar Ligi maçlarında bile Gökhan'ı pek öyle görmemiştik. Birçok Fenerbahçeli o gün eminim ki şunu demiştir, "şöyle bir adamı biz niye bulup oynatamıyoruz ya!"

Şimdi bu transferle birlikte, oyun tarzını çok beğendiğim Stoch'u Fenerbahçe'de izleyecek olmanın verdiği hazzı da derinlemesine yaşayacağımızı ümit ediyorum.

Son olarak, Hollanda liginin uzmanlarından Uçan Hollandalı varken, bizim Stoch hakkında uzun uzun yazmamıza pek gerek yok gibi diyerek blogun takipçilerini Uçan Hollandalı'nın Stoch transferi yorumuna yönlendirmeyi elbette ki bir borç bilirim.

Cuma, Ocak 22, 2010

Transfer Meselesi

Futbol kalitesi olarak bakıldığında, Dünya'nın en iyi 5 ligi diye bir sıralama yapılsa, herkes bir liste çıkarır ama öyle tahmin ediyorum ki, verilen ülke liglerinin sıralanışı aşağı yukarı şöyle olurdu;

1- İngiltere
2- İspanya
3- İtalya
4- Almanya
5- Fransa

Elbette ki bu çıkardığım listeye itiraz edenler ve kendi listelerini yazanlar olacaktır ama genelin oluşturduğu liste aşağı yukarı böyle olacaktır diye tahmin ettiğimi yineleyeyim.

Şimdi neden böyle bir giriş yaptım. Meselemiz transfer ve Süper Ligin şampiyonluk yolundaki en önemli iki adayının takımlarındaki yabancı oyuncuları ve bu oyuncuların hangi ülkenin liginden geldiklerini bir karşılaştıralım isterim.

Fenerbahçe'yle başlayalım.

Fabio Bilica: Fenerbahçe'ye Sivasspor'dan geldi. Sivasspor'a ise Romanya liginden geldi.
Diego Lugano: Brezilya liginden geldi.
Alex de Souza: Brezilya liginden geldi.
Cristian Baroni: Brezilya liginden geldi.
Andre Santos: Brezilya liginden geldi.
Deivid de Souza: Portekiz liginden geldi.
Daniel Güiza: İspanya liginden geldi.

Gördüğünüz gibi, yukarıda zikrettiğimiz ülkelerin liglerinden yalnızca bir isim var. O da Güiza. Mevcut kadroda bulunan 7 yabancı oyuncudan 1'i...

Şimdi bir de Galatasaray'ın mevcut kadrosundaki yabancı oyunculara bakalım.

Leo Franco: İspanya liginden geldi.
Tobias Linderoth: Danimarka liginden geldi.
Elano Blumer: İngiltere liginden geldi.
Abdul Kader Keita: Fransa liginden geldi.
Lucas Neill: İngiltere liginden geldi.
Milan Baros: Fransa liginden geldi (İngiltere'de kiralık oynadığı sezonun ardından geldi).
Harry Kewell: İngiltere liginden geldi.
Shabani Nonda: İtalya liginden geldi (İngiltere'de kiralık oynadığı sezonun ardından geldi).
João Alves de Assis Silva: İngiltere liginden geldi. (6 aylığına kiralandı)

Şu an Galatasaray'ın kadrosunda 9 adet yabancı oyuncu var. Bunlardan en az birisi gitmek durumunda ama biz mevcut kadrodaki yabancı oyuncuları bahsettiğimiz kritere göre değerlendirirsek, Galatasaray'ın 9 yabancı oyuncusundan 8'i yukarıda bahsettiğimiz üst düzey beş ligden gelmiş.

Konuyu nereye getirmek istiyorum peki? Efendim, elbette ki yukarıda zikrettiğimiz 5 ligden birinden gelmesi, transfer edilen oyuncunun ülke futboluna hemen adapte olacağına, ve burada çok iyi işler yapacağının garantisi değildir ama bunlar iyi referanstır. Özel şirketler eleman alımı yaparken, Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ, İTÜ gibi okullardan mezun olan adayları tercih ederler. Burada seçtikleri kişiler belki istedikleri düzeyde performans sağlayamayabilir ileride ama işe alımda çok olumlu bir referanstır mezun oldukları okullar. Bu elemanları işe alıyorken, onlardan istediğiniz kaliteyi sağlama konusunda maksimum gayreti ve yeteneği göstereceklerini düşünürsünüz. Aynı şey bence transferler için de geçerli. Yukarıda yazdığım 5 üst düzey ligde oynamış futbolcular, diğer liglerden gelen oyunculara göre her zaman bir adım öndedirler. Bu liglerin toplam futbol kalitesi sebebiyle, oradan gelen futbolcuların diğer meslekdaşlarına göre daha yüksek performans gösterme ihtimalleri hayli yüksektir. Çünkü yaşadıkları deneyim onları üst düzey futbol oynamaya ve performanslarını arttırmaya zorlamıştır. Anlatmak istediğim şey budur. Bu dediğimin ülke futboluna direkt tesiri konusunda garantisi yoktur ama bu oyuncuların oralardan gelmeleri olumlu ve de çok önemli referanstır. Tekrar tekrar yazmak gerekirse, bu transferler bazen beklenen performansı sağlayamayabilirler; Lincoln, Kezman, Frank de Boer vb. örneklerde olduğu gibi ama bu isimler istisnadır. Genel itibariyle o liglerden gelen oyuncular çok olumlu işler yapmıştır bu diyarda.

Şimdi meseleyi şu soruyla bitirelim. Diyelim ki bir şirketiniz var ve kurumsallaşma gereği, eleman alım işlerini doğasıyla İnsan Kaynakları bölümüne bırakmışsınız. Ama bir yandan da işe giren yeni elemanları takip etmek, öğrenmek istiyorsunuz. Elinize gelen listeye bakıyorsunuz, listedeki elemanların mezun oldukları okullar Cumhuriyet Üniversitesi, Sütçü İmam Üniversitesi, Hitit Üniversitesi vs. (bunları küçümseme amaçlı söylemiyorum, olayı daha iyi resmetmektir gayem). Öte yandan piyasadaki en güçlü rakiplerinizden birinin işe yeni aldığı elemanlarının özgeçmişlerine bakma şansınız oluyor ve şöyle bir tabloyla karşılaşıyorsunuz; "Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ, İTÜ" diye okullar bir şekilde aşağıya doğru devam ediyor. Elinizi vicdanınıza götürüp söyleyin o zaman, o an ilk olarak ne düşünürsünüz? Ne hissedersiniz? Sorum budur. Cevap için istediğiniz kadar süreniz var. Şimdi dağılabilirsiniz.

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...