
Takım ilk devre bittiğinde soyunma odasına gitmişti. Futbolcuların yüzlerinden düşen bin parçaydı. Şampiyonluk yolunda çok önemli bir maçtı bu ve ilk devre kendi evinde 3-0 mağlup durumdaydı Fenerbahçe. Gaziantepspor'dan 3 gol yenilmişti . Hem de şampiyonluk yarışındaki en önemli maçta yenildi bu goller.
Futbolcuların hepsi şaşkındı. Kimse konuşmak istemiyordu. Derken teknik direktör sessizliği bozdu, "
Gaziantepspor ilk yarıda size 3 gol attıysa, siz ikinci yarıda onlara 4 gol atabilirsiniz," demişti. Bu söz futbolcuların uyanmasına, kendine gelmesine sebep olmuştu.

Fenerbahçeli futbolcular ikinci yarı için sahaya 7 dakika önce çıkmışlardı. O zamanlar Telsim tribünü inşaat halindeydi. Tribünün 3 tarafındaki taraftarlar da şaşkındı aslında. Lakin sonra ne olduysa birden tribünlerde bir hareketlilik yaşandı. Sanki soyunma odasında söylenenleri onlar da işitmiş gibiydi. Staddaki herkes silkinmiş, kendine gelmişti. Ve hep birlikte önce numaralıdan çıkan sonradan tüm tribünün katıldığı şu tezahüratı söylemeye başladılar;
"Bizler inandık, siz de inanın..Bizim için bu maçı alın".

Stad adeta yıkılıyordu. O gün Fenerbahçe Stadı'ndan çıkan gürültünün eşi benzeri belki de hiç olmamıştır. Futbolcu - taraftar bütünleşmesinin en güzeli yaşanıyordu. Soyunma odasından çıkarken uykudan uyanan futbolcular, tribünlerin desteğiyle birlikte gaza gelmişti. Ve bütün takım el ele stadı dolaşmıştı. Sanki ilk yarıyı 3-0 önde kapatan, şampiyonluğa giden Gaziantespor değil, Fenerbahçe'ydi...

Maçı anlatan spiker
Melih Gümüşbıçak bu durumu şöyle özetlemişti o gün;
"Evet, sayın seyirciler şu an Kadıköyde yer gök Fenerbahçe diye inliyor, tezahürattan dolayı kendi sesimi duyamiyorum". O delicesine tezahürattan dolayı o maçta nerdeyse işini yapamayan sadece Melih Gümüşbıçak değildi . Gaziantesporlu futbolcuların da heyecandan ayakları tir tir titriyor, ikinci yarı boyunca ne yapacaklarını şaşırıyorlardı.
63'de Revivo ilk golü atarak fitili ateşledi. Daha sonra Rapaiç devreye girdi ve tezahürattan, destekten yıkılan tribünlerin sahadaki sureti oldu adeta. 67'de 2.golü attık. Tribünler inlemeye devam ediyordu. 73'te Uche havada asılı kalarak o kafa golünü attığında, o gün tribündeki tüm Fenerbahçeliler onunla birlikte havada asılı kalarak o kafa vurşunu gerçekleştiriyordu aslında.

Skor 3-3'e geldiğinde, Gaziantespor'dan Mustafa Şahintürk kaleci Rüştü'yle karşı karşıya bir pozisyona girmişti. Rüştü orada arkasındaki tribün desteğiyle birlikte kalede adeta devleşmiş ve müthiş bir kurtarış yapmıştır. O pozisyonun devamında Rapaiç orta sahada topla buluşur. O an öyle bir gürültü kopar ki Kadıköy'de, kulakları sağır edecek cinstendir. Rapaiç'in ayaklarına hükmetmeye başlar taraftar adeta. Milan Rapaiç ipe dizer rakiplerini. Arkasındaki itici güç sayesinde, kimse duramaz karşısında. Teker teker geçer her bir rakibi ve skor 4-3 olur.

Gelen bu 4. golle tribün kendinden geçer. 3-5 sıra aşağıya yuvarlananlar, sevinçten üstünü başını yırtanlar falan... Maçın son düdüğüne kadar tribünler kendine gelemez. Resmen bir kaos oluşmuştur orada. Ama tribündeki herkes delicesine mutludur bu kaos ortamından...


Maç bittiğinde tribündekiler ve televizyonlarının hatta radyolarının başındakiler dakikalarca ağlar. Stadın ışıkları kapanmasına rağmen, kimse tribünü terk etmek istemez. Yıllarca anlatılacak efsane bir maçtır. Taraftarın sahaya fiziki müdahalesi olmadan bir maçı çevirebileceğinin en büyük kanıtı olmuştur bu maç. Şampiyonluğu getiren maçtır. O büyük taraftara şampiyonluk yakışırdı elbette. Zaten maçı anlatan spiker Melih Gümüşbıçak da şöyle demiştir; "
Bilmiyorum kaç takıma nasip olur böyle taraftar...?"
Nasip olmaz tabii ki, ama tribün sonuna kadar desteğini verir ve maç boyunca susmaz, takıma itici güç olursa demek gerekir. Şimdiyse maçın hemen başında yenilen bir gol sonrası homurdanmalar, futbolcuların hatalarının ardından yuhalamalar ve ıslıklamalar... Şu an Kadıköy'de olası bir 3-0 geriye düşme durumunda, böyle inanmış bir tribün havası yok ne yazık ki. Bu anlattığımız maç öyle 50 yıl öncesinden falan da değil. Bundan sadece 8 yıl önce yaşanmış bir hadise. Büyük Fenerbahçe taraftarı için "
bilmiyorum kaç takıma nasip olur böyle taraftar" denilen günlerden, ilk fırsatta futbolcusunu yuhalayan, ıslıklayan seyirci modeline geçiş...
Üzerinde Fenerbahçe forması olan topçu ıslıklanmaz, yuhalanmaz beyler bayanlar. Kendinize gelin! Kuru kuruya edilmiş hep destek tam destek sözünün icraate dökülüş şekli böyle olmaz, olamaz. Bir tribün galibiyete, şampiyonluğa inanmıyorsa, sahadaki 11 futbolcu nasıl inansın? Bizler inanacağız ki onlar da inansın. Böylece sahada formasını sırıl sıklam edesiye kadar mücadele etsin.

Bir noktaya da özellikle değinmek gerek. Taraftar demek bir taraf olmanın yanı sıra, tuttuğunuz takımı sonuna kadar desteklemektir. Bu destek her koşulda olur. Skor olarak geriye düşmüş olsa da, maçı kaybetmiş olsa da, taraftarıyım dediğin o takımı her zaman destekleyeceksin, köstek olmayacaksın. En ufak bir hatasının ardından oyunculara küfür etmek yerine, o güzelim sesini takımını maçın başından sonuna kadar destekleyerek kullanacaksın. Ve bunu skor aleyhimize olduğu zamanlarda da yapacaksın. Fenerbahçe'nin gol yemesini bekleyen, mağlubiyetini bekleyen akbabalara fırsat vermeyeceksin. Ben Fenerbahçeliyim diyorsan, o kutsal formayı taşıyan takımın her bir oyuncusunu ve genelinde tabii ki tüm takımı maç boyu destekleyecek, itici güç olacaksın. Ben bu takımın taraftarıyım diyorsan bunu böyle yapacaksın. Çünkü taraftarlık bunu gerektirir.

Ve unutmayacaksın; bir tribün takıma maç kazandırır. Bunun en bariz örneğini göstermek için 21 Nisan 2001 yılındaki 3-0'dan 4-3'e çevirdiğimiz ve Fenerbahçe'yi şampiyonluğa götüren 4-3'lük Gaziantepspor maçını anlattık. O günkü birlikteliği ve inancı tekrar geri getirmek zor değil. Yeter ki maç boyunca susmayalım, takıma destek vererek itici güç olalım. O zaman bir tribün takıma maç kazandırır işte.
Bizler inandık siz de inanın...
el burrito***
not: bu yazı GRUP CK tarafından hazırlanan "Cefakar Maraton" fanziniözel sayisi ve özel boyutu ile 4 Ekim 2009 Pazar günü oynanan Fenerbahçe-Gençlerbirligi mücadelesi öncesinde "ücretsiz" olarak dağıtılan fanzin için kaleme alınmıştır. bir şeylere vesile olabildiysek ne mutlu bize...