

Sezon başında Young Boys ve PAOK ile oynanan 4 maçtan 2 beraberlik, 2 mağlubiyet çıkardı Fenerbahçe. Hem Şampiyonlar Lig'ine katılma şansını yitirdi, hem de Uefa Avrupa Lig'ini kaçırdı. Bu 4 maçta da taraftarın ve tabii Aykut Kocaman'ın arzuladığı futbolun sahaya yansımadığı görüldü.
Ve dün akşam, 10. hafta maçı, Bursa deplasmanı. Son şampiyon ve şu an ligde namağlup tek ekip olan Bursaspor karşısına çıktı Fenerbahçe. Maç öncesi işler Fenerbahçe'nin aleyhine gibiydi. Defansta iyi bir uyum yakalayan Lugano-Yobo ikilisinden Lugano cezalıydı. Dahası yerine oynayacak isim artık iyice kuşkuyla bakılan Bilica'ydı. Hücumda da Fenerbahçe eksikti. Dia ve Niang gibi iki eksikle maça çıktı Fenerbahçe. Maçın ilk yarısında geçen haftaki Fenerbahçe'den eser yoktu. Takım adeta uykudan uyanmış gibiydi. Zico döneminde kazanılan en büyük özelliklerden biri olan, zorlu deplasmanlarda topa sahip olan, daha serinkanlı olan taraf olma özelliğini sahaya tekrar yansıttı Fenerbahçe. Rakibin orta sahasındaki en etkili isim olan Batalla'yı kilitlemenin yanı sıra, kanatlarda da rakibini büyük ölçüde durdurmayı başardı. Hücumda ise Emre ve Alex'in harika performanslarıyla ağırlığını koydu Fenerbahçe. İlk yarının son 10 dakikasında Bursaspor'un neredeyse orta saha çizgisinden kazandığı faulleri bile etkili bir duran top organizasyonuna çevirme denemelerini saymazsak, Fenerbahçe adına belki de sezonun en iyi futbolu vardı sahada. İkinci yarı ise garip bir şey oldu. İşte bu noktada yine skoru koruma refleksi devreye girdi. Yine anlamsız geriye yaslanma hastalığı. Günümüz futbolunda topu ayağında tutmanın en iyi alternatif olduğu böylesi durumlarda, Fenerbahçe yine geleneksel olanı yaptı. Geriye yaslandı. Bunu Aykut Kocaman'ın istediğini düşünmek hata olur. Sahadaki oyuncuların istem dışı yaptıkları bir şey belki de bu. Öyle görünüyor ki, Fenerbahçeli oyuncuların büyük kısmı hala böyle maçlarda öne geçen takımların en büyük artılarından olan özgüven duygusunu kazanamamalarıyla alakalı. Burada iş yine Aykut Kocaman'a ve takımın lider vasıflı oyuncularına düşüyor. Tabii bu her maça sahadaki birkaç oyuncuya fırçalayan Emre'nin yaptığının dışında bir şekilde yapılsa daha sağlıklı olur gibi. 
Öncelikle sezon başından son maçın son dakikasına kadar gösterdiği mücadele ve dün gece bu mücadelesini şampiyonluk kupasıyla taçlandıran Bursaspor'u başta teknik adamlığını ve kişiliğini çok beğendiğim Ertuğrul Sağlam olmak üzere tebrik ederim.

Dün akşam için Daum'un ileri ikilide Güiza ve Gökhan Ünal denemesi makul karşılanabilir. Tur için büyük risk almaya hazır Bursaspor'un bilhassa ilk yarıda defansı pek düşünmeyeceği aşikardı zaten. Hafta boyunca Ertuğrul Sağlam'ın iddialı sözlerinden de bunu çıkarmak mümkündü. Bu bakımdan defansif önlemleri pek önemsemeyen Bursaspor'un geride boş alan bırakacak olması, Güiza ve Gökhan Ünal ikilisinin yapabildikleri en iyi şey olan defansın arkasına koşu özelliklerini göstermeleri için fırsat sağladı. Aynı özellikteki bu iki santrafor, yine aynı özelliklere sahip olmaları nedeniyle kaçırdıkları basit pozisyonlarla gecenin Fenerbahçe adına kötü geçeceğin sinyallerini verdiler öte yandan.
Pazar sabahına yapılan başlangıç uzun bir zamandan sonra bu denli istek doluydu. Tüm hafta çalışarak hakettiği o haftasonu tatilinin koca bir 24 saatini Fenerbahçe'ye adayacak olanlar bile bu isteği barındırıyorlardı. Eski adı "Brusa" olan eski başkent Bursaydı istikametimiz.
Sabahın ilk ışıklarında Kadıköy kimsesiz. İş günleri yoğunlugu yok, uzaktan gözüken tribün gruplari CK ile Vamos ve sokak köpekleri... Kimse niye bu kadar erkenden gidiyoruz diye sormuyor birbirine, çünkü senenin ilk deplasesi. Bu kadar erken gitmenin işkencesini sonradan anlayacağız ama şimdi hayat güzel.
Fenerbahçe için "en zorlu" kategorisinde görülebilecek iki deplasman var bu sezon. Biri Diyarbakırspor, biri de Bursaspor. İkisini de kayıpsız atlattı Fenerbahçe.


En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...