Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 10, 2011

Siz Kötü Zemin Görmemişsiniz #11

Fenerbahçe-Bursaspor maçında Bahtiyar'ın golü... Zemin serinin diğer fotoğraflarındaki kadar feci olmasa da yine serinin hakkını veren cinsten...

foto: via Esat Yağcı

Cumartesi, Ekim 30, 2010

Hedef Maçları Kazanamama Sorunu

Sezon başında Young Boys ve PAOK ile oynanan 4 maçtan 2 beraberlik, 2 mağlubiyet çıkardı Fenerbahçe. Hem Şampiyonlar Lig'ine katılma şansını yitirdi, hem de Uefa Avrupa Lig'ini kaçırdı. Bu 4 maçta da taraftarın ve tabii Aykut Kocaman'ın arzuladığı futbolun sahaya yansımadığı görüldü.

Süper Lig'in ilk maçında galibiyet çıkaran Fenerbahçe'nin, 2. hafta Trabzonspor'la başlayan ve dün akşamki Bursaspor maçına kadar olan hedef maçlarda da galibiyeti yok. 8 haftalık bu dönemi şöyle bir inceleyecek olursak;

2. hafta Trabzonspor'la deplasmanda karşılaştı Fenerbahçe. Bursaspor'la birlikte ligin organizasyonu en iyi olan iki takımından biri Trabzonspor. Bu deplasmana Fenerbahçe'nin genç kaleci Mert'le gitmesi tartışıldı ama orada kaybedilen 3 puanı Mert'e bağlamak mantıklı olmaz. Aslında Fenerbahçe ilk yarıda gayet iyi oynamış, oyuna sonrada giren Stoch'un performansı göz doldurmuştu. Her ne kadar hanesine puan ekleyememiş olsa da, Fenerbahçe'nin ileriki günler içi umut vaad ettiğini söylemek mümkündü.

4. hafta Kayseri deplasmanına giden Fenerbahçe, karşısında defansif oyunu neredeyse mükemmele yakın oynayan ve fizik olarak da hayli iyi durumda olan Kayserispor'u buldu. Bu maçta Fenerbahçe sahada varlık gösteremedi. Aykut Kocaman'ın yedek stoper götürmeyişi sorgulandı ve Fenerbahçe bir hedef maçtan daha eli boş döndü. Bu kez hem puan kaybı, hem de kötü futboldu tartışılan.

5. hafta Fenerbahçe sahasında sezona iddialı giren ve bu maç için de favori gösterilen Beşiktaş'la karşılaştı. Geçtiğimiz senelerde oynadığı derbilerde serinkanlı futboluyla galibiyetler alan Fenerbahçe'yi bu kez sahada görmek mümkün değildi. Daha çok kontra atak kollayan bir deplasman takımı hüviyetindeydi. Buna elbette Beşiktaş'ın o gün Fenerbahçe'ye nazaran daha organize olan görüntüsü de sebep oluyordu. Yine de Fenerbahçe bu maçta öne geçen ve farkı kaçıran taraf oldu. İlk yarının son 15 dakikalık bölümünde Fenerbahçe yüzde yüzlük bir sürü fırsattan yararlanamadı. Maçın ikinci yarısında oyunun kontrolü tekrar Beşiktaş'a geçti, bu bölüm ağırlıklı olarak Fenerbahçe sahasında oynandı. Gol için saldıran Beşiktaş'ın defansında boşluk bulmayı amaçlayan Fenerbahçe, yine önemli pozisyonlara girip değerlendiremedi. Maçın sonlarına doğru gelen penaltı golüyle, Fenerbahçe derbiden 1 puanla ayrıldı. Öne geçen ama skoru koruyamayan bir görüntü çizmişti Fenerbahçe. Dahası böylesine ehemmiyetli maçlarda bu kadar çok pozisyon harcamanın da ceremesini çekmişti. Bu maçta Fenerbahçe adına eksiler çoğunluktaydı, bunları başında tabii ki skoru koruyamama gelmekteydi ama bazı artılar da vardı; bunlardan en önemlisi, Dia ve Niang ikilisinin Fenerbahçe'nin hücum alternatifi olduklarının tescillenmiş olmasıydı (Alex'in olmadığı veya devreye giremediği zamanlarda).

9. hafta bir başka hedef maç Galatasaray derbisi vardı malum. Bu maç öncesi rakibin yaşadığı olaylı hafta, Fenerbahçe'nin bu maça yeterince motive olamamasına sebep oldu. Ve tabii Galatasaray cephesinde de itici etmen oldu. Fenerbahçe'nin ilk yarı boyunca ciddi bir şey yapmadığı, daha çok Galatasaray orta sahasına emanet olduğu bir derbiydi. İkinci yarı fizik yetersizlik sebebiyle geriye yaslanan Galatasaray üzerine gereken şekilde gidemedi Fenerbahçe. Oyun her ne kadar Galasataray sahasında oynanıyor görünse de, Fenerbahçe'nin etkili oynadığını söylemek güçtü. Rakibin ancak hakemin es geçtiği kartları görmesi sebebiyle eksik kalması durumunda Fenerbahçe'nin gole gidebileceği bir maç olurdu izlenimi vardı. Fenerbahçe'nin son 10 yıldaki en kötü Galatasaray maçıydı. Bu maçta Fenerbahçe'nin maçın gidişatına isyan etmeyen bir havası vardı, Fenerbahçe bir hedef maçı daha kazanamazken, kafalardaki soru işaretleri arasında en belirgin olan şey bu idi .

Ve dün akşam, 10. hafta maçı, Bursa deplasmanı. Son şampiyon ve şu an ligde namağlup tek ekip olan Bursaspor karşısına çıktı Fenerbahçe. Maç öncesi işler Fenerbahçe'nin aleyhine gibiydi. Defansta iyi bir uyum yakalayan Lugano-Yobo ikilisinden Lugano cezalıydı. Dahası yerine oynayacak isim artık iyice kuşkuyla bakılan Bilica'ydı. Hücumda da Fenerbahçe eksikti. Dia ve Niang gibi iki eksikle maça çıktı Fenerbahçe. Maçın ilk yarısında geçen haftaki Fenerbahçe'den eser yoktu. Takım adeta uykudan uyanmış gibiydi. Zico döneminde kazanılan en büyük özelliklerden biri olan, zorlu deplasmanlarda topa sahip olan, daha serinkanlı olan taraf olma özelliğini sahaya tekrar yansıttı Fenerbahçe. Rakibin orta sahasındaki en etkili isim olan Batalla'yı kilitlemenin yanı sıra, kanatlarda da rakibini büyük ölçüde durdurmayı başardı. Hücumda ise Emre ve Alex'in harika performanslarıyla ağırlığını koydu Fenerbahçe. İlk yarının son 10 dakikasında Bursaspor'un neredeyse orta saha çizgisinden kazandığı faulleri bile etkili bir duran top organizasyonuna çevirme denemelerini saymazsak, Fenerbahçe adına belki de sezonun en iyi futbolu vardı sahada. İkinci yarı ise garip bir şey oldu. İşte bu noktada yine skoru koruma refleksi devreye girdi. Yine anlamsız geriye yaslanma hastalığı. Günümüz futbolunda topu ayağında tutmanın en iyi alternatif olduğu böylesi durumlarda, Fenerbahçe yine geleneksel olanı yaptı. Geriye yaslandı. Bunu Aykut Kocaman'ın istediğini düşünmek hata olur. Sahadaki oyuncuların istem dışı yaptıkları bir şey belki de bu. Öyle görünüyor ki, Fenerbahçeli oyuncuların büyük kısmı hala böyle maçlarda öne geçen takımların en büyük artılarından olan özgüven duygusunu kazanamamalarıyla alakalı. Burada iş yine Aykut Kocaman'a ve takımın lider vasıflı oyuncularına düşüyor. Tabii bu her maça sahadaki birkaç oyuncuya fırçalayan Emre'nin yaptığının dışında bir şekilde yapılsa daha sağlıklı olur gibi.

Yazıyı okurken akıllara, "Hedef maçlardan kasıt nedir?" diye bir soru gelebilir. Hedef maçlar; şampiyonluk yolundaki en ciddi rakiplerle oynanan karşılaşmalar ve elbette ki Avrupa Kupası maçlarıdır. Fenerbahçe'nin, özellikle Zico yönetiminde bu maçlardaki etkili oyunu ve zaferleri dün gibi akılda. Bu da Fenerbahçe'yi son yıllarda bilhassa Galatasaray ve Beşiktaş'tan önde gösteren en büyük olguydu. Belki Zico'nun ikinci senesinde derbileri kazandığı halde şampiyonluğu alamayan Fenerbahçe'si hatırlatılabilir, ama ortada bir gerçek var ki şampiyonlukta yolunda başarılı olan takımlar ekseriyetle rakiplerini yenip hem puan olarak öne geçen hem de moral anlamında da onları altına alana takımlardır.

Bugün Aykut Kocaman, hanidir Aziz Yıldırım'ın ağzında olan "ısıran, saldıran takım" gerçeğini inşa etmek isterken, bu bağlamda çok yerinde transferler yapsa da, Fenerbahçe'nin yazıda bahsi geçen hedef maçlardan da zaferlerle çıkması da elzemdir. İlk 10 haftalık periyota bakıldığında zaten Fenerbahçe'nin şu anki esas sorunun bu tip maçlar olduğu görülebilir. İlk yarının bitimine yedi hafta var ve Fenerbahçe'yi nispeten daha kolay maçlar beklemekte. Bu periyodu hasarsız atlatan bir Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda en ciddi ekiplerden biri olacaktır. Buna inancım tam.

not: Aykut Kocaman'a ve onun bu takımda bir şeyleri değiştirirken, daha sağlam şeyleri oturtma çabasında olduğuna inanan biri olarak bu yazıyı yazdığımı da hatırlatayım. Bu yazı Aykut Kocaman'ı her fırsatta karalama derdinde olanlar kervanına katılmak amacıyla değil, Fenerbahçe'nin an itibariyle eksik olan yönünü göstermek için yazılmıştır.

Çarşamba, Haziran 02, 2010

Anket Sonucu: Bursaspor'un Şampiyonluğu Devrimdir


Bursaspor'un şampiyonluğu "Anadolu Devrimi" midir? diye sormuştuk anket sorumuzda. Ankete katılıp oy verenlerin % 30,3'ü "Evet" demiş.

"Hayır" diyenlerin oranı ise hayli yakın, %29,31. Açık ara kazanma gibi bir durum yok yani.

Aynı zamanda kendi görüşüm de olan "Bu devrim değil, darbedir" diyenlerin oranı ise &19,46

İşin latifesi olan "ben bilmem beyim bilir" seçeneğinin oranı %14,78 iken, "Bursaspor'a devrim yaptırmazlar" seçeneğine oy veren senaryoseverlerin oranı ise %6,16.

Bu anket sonucuna göre Bursaspor'un şampiyonluğu kıl payıyla da olsa devrim olarak çıktı. Gerçekte öyle olup olmadığını ise zaman gösterecek tabii ki. Peki, neye bakacağız bunun için denirse, cevap olarak "Trabzonspor'un geçmişte yaptığına bakın" diyeceğiz.


Pazartesi, Mayıs 17, 2010

Özür Bekleyen Türk Futbolu

Öncelikle sezon başından son maçın son dakikasına kadar gösterdiği mücadele ve dün gece bu mücadelesini şampiyonluk kupasıyla taçlandıran Bursaspor'u başta teknik adamlığını ve kişiliğini çok beğendiğim Ertuğrul Sağlam olmak üzere tebrik ederim.

Efendim gelelim esas meseleye; sezon başından beri ülke futbolunda garip tantanalar yaşandı. Aslı astarı olmayan iddialar döndü durdu gündemde. Bu iddiaları ortaya atanların renk tercihleri zaman zaman değişti ama temel itibariyle hepsinin iddiaları kuruntulardan, suni gündem oluşturma çabalarından ibaretti. Neymiş efendim, "Kalecilerin performansı şüpheliymiş", "Bobo, penaltıyı Alex'in kankası olduğundan bilerek kaçırmış", "Bursaspor'u şampiyon yapmazlar", "Bu ligde şampiyonun kim olacağı önceden ayarlanıyormuş", "Kasımpaşa'nın kalecisi Murat ve Ankaragücü kalecisi Serkan maç satmış", "Leo Franco da maç satmış", "Trabzonspor kupayı, Fenerbahçe şampiyonluğu alacakmış, her şey ayarlanmış", "Serkan Balcı eski Fenerbahçeli olduğu için takım arkadaşlarına Fener'e yenilelim demiş", "Ligi kim birinci bitirirse bitirsin bu lig şaibeliymiş" vs. Bunlar akla ilk gelenlerden bir tutam... Buna benzer onlarcasını sokaktaki adamlardan duyduk. Bunlar normal karşılanabilir. Çünkü taraftar duygusal bakar olaya ve her zaman kendi başarısızlığını dışsal sebeplere bağlar. Peki ya bu iddiaları gazetelerindeki köşelerine, televizyon ekranlarına taşıyan futbol adamlarına ne demeli? Hatta daha da ileri gitti mevzu, devletin bir bakanı hiç utanmadan, sıkılmadan yukarıdakilere benzer saçma sapan kelamlar etti iki gün evvel.

Peki dün gece ne oldu? Önce Kadıköy'de "Fener'e yatacak, maçı satacak" denen Trabzonspor iddiaların aksine bir sonucu yaşattı ve Fenerbahçe'ye yenilmedi. Ve bu maçın bitimiyle, "şampiyon yapmazlar" denilen Bursaspor şampiyonluğunu ilan etti.

Şimdi, sezon başından beri saçma sapan iddialarla suni gündem oluşturma çabasında olan bu şeref yoksunu insanlar ne diyecek acaba? Aralarında "pardon, kendimi kaybetmişim, azğımdan çıkanı kulağım duymamış, saçmalamışım" diyen çıkar mı? Yahut adam oldukları konusunda soru işaretine sebebiyet veren bu gereksiz açıklamaları için özür dileyip, bu kişiler gerçekten "adam" olduklarını gösterebilirler mi?

Dün gece Kadıköy'de maç bittikten sonra demeç veren Sadri Şener kendileri hakkında "şike, şaibe" söylentisi çıkaranlardan bugün için özür beklediğini söyledi. Bu yetmez. Bakanından tutun, gazetelerdeki köşelerinde, televizyon ekranlarında insanların karakterleri için atıp tutanlar sadece Trabzonspor'dan değil, Fenerbahçe'den, Bursaspor'dan, Murat Şahin'den, Bobo'dan, Leo Franco'dan, Serkan Kırıntılı'dan ve şu an aklıma gelmeyen ama isimleri bir şekilde haksız yere "şike, şaibe" söylentilerine karışan kişilerden özür dilemelidirler.

Ve tabii ki en son Türk futbolundan özür dilemeliler. Zira bu sezon böyle söylemlerle, saçma sapan iddialarla Türk futbolunun fazlasıyla içine ettiler. Bu özrü dilemeliler. Tabii ki biraz şerefleri varsa, biraz adamlıkları varsa...

Nokta

not: Bu yazı Bursaspor'un başarısını gölgeleme amaçlı yazılmamıştır, yalvarırım böyle aptalca çıkarımlarda bulunulmasın. Bir kez daha Bursaspor'u şampiyonluğundan ötürü tebrik etiğimi belirteyim...

Cumartesi, Mart 27, 2010

"Timsah, Belediye'nin Çukuruna Düştü!"


Bursaspor için "hele bir de skor olarak geriye düşsünler, şampiyonluk yarışında ne kadar iddialılar onu görelim" diyenler dün gece için kısmen haklı çıktı denebilir. En son Kadıköy'de skor olarak geriye düşen ama son dakikaya kadar maça asılan bir Bursaspor izlemiştik. O gün bu imtihanı başarıyla geçmişlerdi ve ülke futbol kamuoyunu şampiyon olma olasılıkları konusunda ümitlendirmişlerdi. Gerçi o maçta Fenerbahçe'nin performansı da aldatıcı olmuş olabilir. Bunu da bir yere not etmek gerek. Yine de iyi bir referanstı.

Aslına bakarsanız dün gece bilhassa ilk yarım saatte Bursaspor gayet iyi futbol oynadı. Yaptığı presle rakibi hataya zorladı ve Sercan ofsayt sorununu aşabilseydi, maçı erkenden bitirebilirlerdi ama giden bir maçın ardından, "şu şöyle olsaydı" gibilerinden yapılan yorumların, yengemin sakalı olsaydı falan filan... şeklinde devam eden o meşhur söylemden farkı pek yok.

İlk yarım saatte maçı kazanma konusunda arzulu olan Bursaspor'un, o bölümde ciddi hatalar yapan İ.B.B'den iki gol yemesi ise gecenin en ilginç olayıdır. Ve buna ek olarak Hüseyin'in iki golde de yaptığı basit hataları görünce, şampiyonluğa oynayan takımın ilk on birindeki bir topçunun bu kadar basit hatalar yapması ancak bizim ligimizde olur biçiminde yorumlanması da mümkündür.

Maçın ilk yarısı gayet hareketli ve maçı seyredenler için keyif vericiydi. Futbol katili Olimpiyat Stadı'nda bu tarz maçları az görmüşüzdür. Bu da gecenin şaşırtıcı detaylarından. Lakin, ikinci yarı için ilk yarıya dair söylediğimiz olumlu şeyleri söylemek pek mümkün görünmüyor. Belki ikinci yarının başında kısa bir süre yine Bursaspor'un etkili olduğunu söylemek mümkün ama bu bölüm de pek uzun değildi. Sercan'ın sezonun en kötü performanslarından birini ortaya koyduğunu belirtmek abes olmaz. Volkan Şen dışında, Bursaspor'un ikinci yarıda ofansta etkisiz kaldığını da eklemek lazım.

Oyunun ninni moduna geçtiği dakikalarda "İ.B.B acaba karambole bir gol daha atar mı?" düşüncesi de maç izlediğimiz ortamda gündeme geldi ama daha sonra başka gol olmaz fikrinde birleşmişken ve Bursaspor'luların "bu maç gitti hafız" diye birbirlerine söylendiği dakikalarda en beklenmedik şey oldu İ.B.B savunmasının bir anlık kademe hatası Volkan Şen'in şık golüne, bu gol de son on dakikayı hem tribünlerdekilerin, hem de ekran karşısında maçı izleyenlerin sahaya heyecanlı gözlerle bakmalarına sebep oldu. Ne var ki, Bursaspor taraftarının Kadıköy'deki gibi 2-0'dan 2-3 olur mu beklentisi tutmadı. Fenerli, Cimbomlu ve Beşiktaşlının istediği oldu denebilir. Maç 2-1 bitti. Şimdi önce bugün Beşiktaş'ın maçı ve ardından yarınki derbi daha bir önemli hal alır oldu.

Bursaspor'un hala avantajı büyük ama kendilerine oyun anlamında ciddi ciddi kafa tutan bir takım olan İ.B.B engelini aşamamaları, bundan sonra oynayacakları rakipleri için iyi bir referans oldu. Bunu da görmek lazım.

Bu maça dair son yorumu İ.B.B için yapalım. İ.B.B'yi tribünü olmadığından ve belediye takımı olmasından dolayı sevmiyoruz ama takımın mücadesi ve futbolu takdir-e şayan doğrusu.

not: Başlık için vdgrl'e teşekkürler...
foto: Hürriyet Spor

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Her Manada Çöküş


Her hafta Bursaspor'la maç yapıyormuşuz gibisinden bir hava oluştu. Sanki haftada bir halı saha maçı yapan mesai arkadaşlarıymaşcasına gerçekleşen bir hadise. Ligin kalburüstü takımlarının başında gelen Bursaspor'la bu kadar sık maç yapmak hayır mı olacak, şer mi olacak sorusu Fenerbahçe adına olumsuz cevaplanmış oldu.

Aslında maça dair karalanması gereken şey çok, lakin maçtaki Güiza-Semih değişikliği öncesi ve sonrasıyla Fenerbahçe'deki çöküşün başlangıcının ve sonrasında yaşanacak olası sonuçların -ne yazık ki- resmidir. Güiza'nın futbolunu beğenmediğimi, hatta blogdan kendisiyle ne kadar çok dalga geçtiğimi bilmeyen azdır. Fakat ne olursa olsun tribündeyken, Fenerbahçe forması giyen bir oyuncuyu yuhalamam, ıslıklamam. Maçın içerisinde, öncesinde ve sonrasında o tribünlerdeyken her koşulda Fenerbahçe forması giyen oyuncuya destek çıkılmalıdır. Bu kişi Güiza olsa bile, kendisi saç baş yoldursa bile, görüşüm değişmeyecektir (zaten dikkatli takipçiler, buna benzer yorumları daha önce de yazdığımı hatırlayacaktır). Bu gece maçın ve sezonun Fenerbahçe adına kilit anı tribünlerin bir kısmının Güiza'yı protesto amaçlı ve Daum'a mesaj verircesine "Semih" tezahüratları yapması (ne yazık ki) Fenerbahçe'ye maçı kaybettiren sebeplerin başında gelmektedir. Sözlerim yanlış anlaşılmasın. Bursaspor'un mücadelesini, galibiyetini küçümsemek değildir bu, sadece hadiseye Fenerbahçe açısında bakma ve ilerisi için olabileceklere dair çıkarımdır.

Daum bu maça başlarken Güiza'yı yedekte oturtsaydı, Semih'le başlasaydı bu çok eleştirilen bir şey olmazdı, yahut Güiza'ya tribünlerin baskılarına rağmen sabretse, bu kısmen daha fazla eleştirilecek olsa da, yine üzerine saatlerce konuşulacak türden bir şey olmazdı. Lakin önce tribünlere "burada kimin oynayacağına ben karar veririm" mesajını vermek ama daha sonra zaten ağlamak için bahane arayan Güiza'ya, bir tekme daha vurmak, ve o şekilde oyundan almak en basit yorumla "vicdansızlık"tır. Bakın bunu Güiza'yı sevmeyen, hatta kendisine antipatiyle bakan biri olarak yazıyorum. Fakat burada değinmeye çalıştığım mevzu bambaşkadır. Güiza'nın yerinde Kezman ya da başka bir isim de olsa, aynı şeyleri yazardım. Daum dün kelimenin tam anlamıyla Fenerbahçe futbol takımında "çöküş" senaryosuna imza atmıştır. Burada Semih'in de işi zor. Birincisi, tribünden ciddi bir beklenti var. İkincisi, takım içinde olması gereken klasik rekabet işleyişinin farklı bir modelini yaşamak zorunda kalacak (Güiza'yla birlikte tabii). Bu ikili takımın başarısı için rekabet etmeleri gerekirken, ister istemez mevzu Semih-Güiza ikilemine kayacaktır(geçmişte de buna benzer bir durum vardı, ama bu kez durum bambaşka). Ve böyle bir şeyin varlığı sadece Semih-Güiza ikilisiyle kalmaz, bu takıma da sirayet eder. Nasıl oluyor da bu kadar emin konuşuyorum peki? Geçmişte Türk futbolunda bunun örnekleri çok görüldü de ondan. Takımda yabancı oyuncular var denebilir, ama onların da uzun süredir burada olduklarını ve iyice bize benzediklerini unutmayalım.

Bugün Güiza'nın yaşadığı (ya da yaşamak zorunda kaldığı) durumu yarın biz de yaşayabilir stresinde olacak diğer topçular. Alex iyidir, hoştur, büyük oyuncudur ama böyle durumlarda bir kaptan olarak hadiselere çok uzak kaldığı da bir gerçek. Şöyle bir Ümit Özat'ı hatırlayın, hatta onun tribünlerin genç oyunculara aşırı reaksiyon gösterdiğine dair tespitinin ardından, onları koruyan, kendini onlar için siper eden açıklamalarını hatırlayın. Alex'in Güiza oyundan çıkarken ona moral vermesi güzeldi ama bu yetmez elbette. Gerek basın önünde gerekse de takım içinde bu tip durumlarda daha çok söz almalı, faaliyette bulunmalı. Böyle şeyler önemlidir. Şampiyonluk yolunda sadece kaybedilen puanlar değil, bu tarz saha dışı etmenler savaşmak da mühimdir.


Bursaspor'un Kadıköy deplasmanında skoru 2-0'dan 2-3 yapması ve 3 puanı kazanması büyük başarıdır. Bir maç eksiklerine rağmen ligde iyi konumdalar. Bazı şeyleri konuşmak için daha erken ama gerek oynadıkları futbolun daha sağlam olması gerekse de Bursa şehrinin futbol kültürü sebebiyle, geçmiş yıllardaki Sivasspor'a nazaran, havasını bulduğu takdirde şampiyonluk için en önemli adaylardan biri olacağına dair öngörüde bulunmak abes olmaz.

Son olarak Fenerbahçe defansında Lugano olmayınca evlere şenlik görüntüler yaşandığını, Bilica'nın bireysel hatalarını izledikten sonra kendisinin Fenerbahçe'de oynayacak seviyede olup olmadığını sorgulamak gerektiğini, Baroni'nin Emre'ye destek olamadığını, çok sınırlı bir alanda top oynadığını ve yedekten gelen isimlerin de ikinci yarıya girerken verdikleri "hazırız" mesajının yalancı bahar tadında olduğunu, kanatların problemli, hücumcuların kafasının karışık olduğunu, tabir-i caizse şu sıralar Fenerbahçe futbol takımında "her manada çöküş" yaşandığını iddia etsek, öyle sanıyorum ki bu yorumlara katılmayanlar azınlıkta kalacaktır.

Cuma, Şubat 12, 2010

Zulüm Gibi

Dün akşam için Daum'un ileri ikilide Güiza ve Gökhan Ünal denemesi makul karşılanabilir. Tur için büyük risk almaya hazır Bursaspor'un bilhassa ilk yarıda defansı pek düşünmeyeceği aşikardı zaten. Hafta boyunca Ertuğrul Sağlam'ın iddialı sözlerinden de bunu çıkarmak mümkündü. Bu bakımdan defansif önlemleri pek önemsemeyen Bursaspor'un geride boş alan bırakacak olması, Güiza ve Gökhan Ünal ikilisinin yapabildikleri en iyi şey olan defansın arkasına koşu özelliklerini göstermeleri için fırsat sağladı. Aynı özellikteki bu iki santrafor, yine aynı özelliklere sahip olmaları nedeniyle kaçırdıkları basit pozisyonlarla gecenin Fenerbahçe adına kötü geçeceğin sinyallerini verdiler öte yandan.

Maç öncesi Fenerbahçe ilk 15 dakika gol yemezse, bu turu rahat geçer öngörümüz de bu bağlamda yalan oldu tabii. Zira ilk 10 dakikada rakibin işini bitirecek fırsatları bulan Fenerbahçeli oyuncular hovardalık yaptılar ve rakip kalecinin kurtarışlarıyla birlikte, zaten Fenerbahçe'yi eleyebileceklerine düşüncesiyle sahaya çıkan Bursasporlu oyuncuları daha bir motive etti bunlar. Dün akşam maçı izlerken Fenerbahçe'nin 3 gol yiyeceğini tahmin etmek için metafiziksel şeylere ihtiyaç yoktu. Bursaspor'un inadı ve Fenerbahçelilerin laubali halleri zaten hadisenin oraya varacağının göstergesiydi.

Daum'un Gökhan Ünal ve Güiza tercihleri nedeniyle eleştirilmesi yine de çok doğru değil. Yukarıda zikrettiğimizle birlikte, en azından Gökhan Ünal biraz daha kendinde olsa ve maçın başında yapması gerekeni yapıp, o pozisyonları harcamasa, orada iş hemencecik bitecekti zaten. Ertuğrul Sağlam'ın maç sonrası dediği gibi, sahadaki kadroda kim olursa olsun Fenerbahçe'ye Bursaspor'un bir maçta 5 gol atması o kadar da basit bir şey değil. Fenerbahçeli forvetler orada golü atacak ve işini sağlama alacaktı. Dün gece illa Daum'u eleştirecek bir şeyler arayanlar şunu demeliler öte yandan; Fenerbahçe takımında orta alanda oynayan ve oyunun iki yönünde başarılı olabilen iki isim var; biri Emre, diğeri de Özer. Malum Özer sakatlıktan dolayı kadroda yoktu. O zaman ne olursa olsun Emre sahada olmalıydı. Alex'in olmaması da eleştirilebilir tabii, ama Alex'i forvet elemanı gibi düşünmek gerek, çünkü Alex kendisinin de defalarca söylediği gibi bir forvet oyuncusu. Daum'un hücumda sahaya sürdüğü ikiliyi görünce, bir de onların yanına Alex'i eklemek, bu yüzden abartı olurdu. O ikiliden birini yedek kulübesine çekmek ve Alex'i sahaya sürmek daha makuldü tabii. Lakin girizgahta yazdığımız üzere, Daum'un düşüncesi daha çok, defansı önemsemeyen Bursaspor'a ilk 15 dakika içerisinde Gökhan Ünal ve Güiza'nın bulacağı boş pozisyonlarda gol atarak şok yaşatmaktı. Bunu yapabilirdi, çünkü çok yaklaşmıştı Fenerbahçe, ama olmadı. Futbolda her istediğiniz olmuyor işte.

Dün gece 90+2'ye kadar sahada istediği her şeyi elde eden biri vardı. Ertuğrul Sağlam'ı gerçekten tebrik etmek gerek. Sadece konuşmakla kalmadı, iddiasını sahaya da yansıttı. Dün Bursa şehrinde maç başladıktan sonra, Fenerbahçeli olanlar dışında (belki onlar arasında da vardır tabii bilemeyiz), herkes Bursaspor'un Fenerbahçe'yi eleyebileceğini düşünmüştür herhalde. Bursaspor hem şanslıydı hem de şanssızdı. Şanslı olduğu anlar kalecilerinin olağanüstü bir maç çıkarmasıydı. Sadece bir pozisyonda yapacağı bir hata maçın hemen başında havlu atmak anlamına gelebilirdi, ama öyle olmadı. Şansız oldukları anlardan biriyse Deniz'in tartışmalı pozisyonuydu. Açıkçası maçı izlerken pozisyonun penaltı olduğunu düşünmüştüm ama daha sonra hakemin doğru karar verdiğini öğrenmiş oldum (bkz.ilgili haber). E tabii maç içerisinde Bursasporlu oyuncuların hakemin o pozisyonda devam kararı vermesiyle demoralize oldukları gerçeğini de görmek lazım. Ve tabii Güiza'nın golünde de topun defansa çarpması ve kaleciye kontrpiyede bıraktığı pozisyonda da şansızdılar. Lakin goller bir şekilde hatalarla, şansızlıklarla gerçekleşir. Futbolun kuralların biri de bu.

Tekrardan Fenerbahçe'ye dönecek olursak, maç sonrası Volkan'ın da değindiği üzere alınacak derslerin olduğu bir maçtı. Bi kere bilhassa Bursaspor gibi güçlü bir rakibe karşı, bu kadar laubali bir maç çıkarılması tam anlamıyla rezalet. Eksik oyuncuların olduğu bir gerçek ama sezon başında kadroyu kurarken ve devre arasında takviyeler yapılırken, bunlar yeterli mazaretler değildir. Dünkü defans hattı tam anlamıyla evlere şenlikti. Bir arada çok fazla oynanamamış olmaları buna sebep olarak gösterilebilir, fakat tur gitmiş olsaydı, o zaman ne olacaktı peki? Hem de ilk maçtaki 3-0'lık büyük avantaja karşın...

Gökhan Gönül'ün sağ açık oynaması fikri hep konuşulmuştur. Dün akşamı bir ölçü olarak kabul etme fikrine katılmak mümkün değil. Gökhan Gönül dün tabir-i caizse yerini yadırgadı. Bir de takımın komple döküldüğü bir maçta, öne çıkmak çok kolay değildir. Genel itibariyle sağ bek oynamaya daha müsait potansiyele olduğuna inanılsa da, aslında Gökhan Gönül'ün bir müddet denendiği takdirde, sağ açık olarak da başarılı olabiliceği söylenebilir. Onda bu potansiyel de var.


Fenerbahçe'nin Alex, Emre ve Özer olmadığı zamanlarda iki pas yapmaktan aciz bir görüntü çizdiği gerçeği de dün akşam bir kez daha ortaya çıktı. Gerçi bu durum eskiye nazaran daha iyi. Eskiden sadece Alex'ti mesele. Bunu da eklemek lazım.

3-0'ın rövanşında böyle rezil bir futbol ortaya koymak kabul edilir değil. Son dakikada gelen Güiza'nın golü "papaz her daim pilav yemez" düsturuyla karşılanmalı. Bu maçtan gerekli dersler çıkarılmalı. Artık Fenerbahçe'den dolayı mıdır, kupanın lanetinden midir bilinmez, 3-0'ın rövanşında 3-1'le tur atlamak da garipti, zulüm gibiydi. Gecenin Fenerbahçeliler adına kötü olan bir diğer hadisesi ise deplasmana giden taraftarın Bursaspor tribünleri tarafından taşlanmasıydı. Kadıköy'de -mümkün mertebe- rahat deplasman yapan Bursaspor taraftarı herhalde kendi içerisinde bu olayı eğrisiyle doğrusuyla tartacaktır. Bursaspor tribünlerine yakışmayan hareketler bunlar.

Salı, Eylül 15, 2009

Hikaye-i Deplase

Pazar sabahına yapılan başlangıç uzun bir zamandan sonra bu denli istek doluydu. Tüm hafta çalışarak hakettiği o haftasonu tatilinin koca bir 24 saatini Fenerbahçe'ye adayacak olanlar bile bu isteği barındırıyorlardı. Eski adı "Brusa" olan eski başkent Bursaydı istikametimiz.

Yorucu ve keyifli bu sürece sahip dükkanın kepenkleri Salı Pazarı'nda açılıyordu ilk olarak. Beklenen o büyük yağış yerine haykırılmayı bekleyen sevda doluydu İstanbul. Gökteki bulutlar saatin erken olmasından dolayı henüz güneşe yenik düşmemişti. Hala İstanbul'un tepesinde o saydamlığıyla yer alıyordu.

Otobüs harekete geçmişti artık. Bu belki de bizim için de başlangıç düdüğüydü. Otobüsün arkasından çıkan nağmeler dalga misali öne doğru ilerlerken ses telleri gitgide zorlanmaya başlamıştı. Feribot belki bir nebze de olsa dinlendirici bir etken olur diye düşünülürken nağmeler Marmara Denizi'nin göbeğinde de haykırılıyordu. Yıpranmış bu ses tellerine feribotun kaptanından ikram olan çaylar büyük bir ilaçtı şüphesiz. Çaylar içildi derin bir uyku çekildi. Sonra Bursa'ya varıldı. Yok yok. Ne uykusu? Buna gerek bile yoktu. Feribottan sonra zaman zaman kahkahalar ile zaman zaman ise tellerin azılı düşmanı olan tezahuratlarla birlikte Bursa'ya varıldı. Bu sürede yağmur damlaları kendisini İstanbul'dan tanıdık gelen o bulutlardan aşağıya doğru bırakıyordu Bursa'da. Polislerin otobüsü aramasından sonra can sıkan o haber geldi. Neredeyse yaklaşık 5 saat kadar Şube Müdürlüğünün tesislerinde bekletilecektik. Yağmurun sahneden çekilip yerini güneşe devretmesiyle birlikte otobüsün içinde kavurucu bir sıcak ortaya çıkmıştı. Otobüste durmak için sadece uyumak gerekiyordu. Dışarısıyla tüm bağlantıyı koparıp sadece uyumak. Bu durumu yapması zor olanlar ise ister istemez tesislerdeki o alana bıraktı kendisini. Acıkanlar,susayanlar,iftarı nerede açacaklarını düşünenler,iddaa kuponlarının akıbetini merak edenler,çeşit çeşit otobüslerle aynı tesise gelenleri karşılayanlar..

5 saate yakın olan o zaman dilimi artık erimişti. Polisin gelişiyle birlikte 2'li grup halinde ayrı ayrı stada hareket edildi. Hareket sırasında okunan ezan, oruç tutanların iftarla ilgili düşündükleri o soru işaretlerini artık iyice belirginleştiriyordu.Keza orucunu hala açamamış olanlar mevcuttu. Stadın etrafından alınan köfte ekmek ile açıldı oruçlar.İçi lokum, dışı ince bir et katmanından ibaret olan bu şekerimsi köfteler bir şekilde mideye ulaştırıldı. İskender diyarında oruçların bu şekilde açılması tabiki beklenen bir durum değildi.

Stada girmeye çalışanlardan gelen tepki dolu bağırışlar artık iyice yükselmeye başlamıştı. Deplasman tribünündeki 2 tane turnike de çalışmıyordu.Evet çalışmıyordu.O 2 kapıda oluşan izdiham artık sinir kat sayılarını fazlasıyla yükseklere çıkartıyordu.Polisin alışıldık o sert tutumu da bunda bir etkendi elbet."Ben ne yapayım?" diyen zihniyetin yansımaları bu izdihamdakilere bir alev olarak geliyordu.Bu sorumsuzluk nedeniyle tam maç saatinde stada giren taraftarların sayısı hiç de az değildi.

Stadın geneline yayılmış olan o kasvetin bizim tribüne girmemesi gerekiyordu.Haykırılmayı bekleyen bu sevdalar artık rahat rahat hareket ediyordu.Beklentileri sonuç bulmuş,ses tellerine tekrardan yorucu anlar yaratmıştı.Devrenin sonuna doğru 3 puanın ikramını doğum günü çocuğu Alex yapıyordu.Bu,gün içinde bir kaptandan gelen 2.ikramdı.Devre arasında açık tribünde yer alan ve yaş ortalaması muhtemelen 17'yi geçmeyen bir kesimin tahrik çabaları kısa süreli olarak, gazetelere yansıyan o "istenmeyen görüntülere" sebep oluyordu.

İkinci yarıda dozajı arttırılan nağmeler ile birlikte 3 puan artık yamaçlarımıza kadar gelmişti.Bitiş düdüğü ile birlikte bu haftalık hedef tahtasının göbeğinde duran o "5te 5" noktasına isabet ettiriyorduk oku.Bitiş düdüğünü çalan adama bu satırlarda yer vermek pek de uygun olmaz.Güzel bir güne ait olan bu hikayede yeri olmayan kötü karakterler de vardır mutlaka.Ancak maç bitiminden dakikalar sonra tek isteği su olan taraftarların önünden bir karton dolusu su ile geçip,su almak isteyenlerden para talep ederek adeta çirkeflik taslayan sucu çocuğa yer vermemek de abes olurdu.

Maç sonunda 45 dakikalık gibi bir bekleme süresini tahminlerde dolaştırırken neredeyse sahura kadar kalınıyordu içerde.Zaman geçtikçe geçiyor ancak stad dışında çıkarılmak gibi bir düşünce yetkililerde yer almıyordu şüphesiz.Pazartesi gününün ilk dakikalarında staddan çıkartılırken "taşlanma" önyargıları ile birlikte otobüse binildi.Neredeyse Bursa çıkışına kadar çoğu ara sokakta bu önyargıları yıkmakla mükellef olan polisler ilginç bir görüntü oluşturuyordu.Yıkılan önyargılarla birlikte sahur da aradan çıksın denilerek Köfteci Yusuf'un yolu tutuldu.Takımın 10 dakika önce mekandan ayrıldığını öğrenmek de tatlı bir hayalkırıklığı oluşturdu.Bu sefer "gerçek" bir köfte yendi.İçi et, dışı et gerçek bir köfteydi.Bu lezzetli köftelerin üzerine içilen çaylardan sonra tekrar otobüse binildi.Gülüşmelerin egemenlik sağladığı bu ortam feribotun Gebze'ye varmasından sonra uyku denilen,huzurlu yok oluşa yenik düşmüştü.Kafalar öne eğildi,göz kapakları birbirleriyle kenetlendi.Gülüşmelerin oluşturduğu tonlamalar bu sefer horultulara hayat veriyordu.

Sabah 5'e doğru, kepenkleri açtığımız Salı Pazarı'na varıyor ve kepenkleri tekrar açmak üzere kapatıyorduk.Lige fire vermeden devam etmenin mutluluğunu,güzel bir deplasman gününün verdiği huzuru ve yaşanılanların oluşturduğu anıları da yanımıza alıp evlerimizin yolunu tutuyorduk..

Bu güzel deplasman hikayesini bitirmeden önce tekrarlayalım; Bu sene şampiyon Fener.Nasıl olacağını sormayın.Gayet iyi biliyorsunuz..
misafir yazar: northside
grupck.com

Bursa'dan Fener Geçti

Sabahın ilk ışıklarında Kadıköy kimsesiz. İş günleri yoğunlugu yok, uzaktan gözüken tribün gruplari CK ile Vamos ve sokak köpekleri... Kimse niye bu kadar erkenden gidiyoruz diye sormuyor birbirine, çünkü senenin ilk deplasesi. Bu kadar erken gitmenin işkencesini sonradan anlayacağız ama şimdi hayat güzel.

Gebze'ye geldigimizde iniyoruz otobüsten, yürüyüşe geçiyoruz. Eskihisar'ın köfte kokuları burnu yakarken feribota dogru çıktığımızda kaptanın Aziz Yıldırım olduğu sonradan açıklanacak ve bir tepsi içinde çay gelecek. Hava hafiften çiselerken Bursa'da çok ıslanacağız mı diye soruyoruz kendimize...


Bursa'ya doğru ilerlerken polisler önce otobüsü sonra bizleri arayarak polis tesislerine götürüyor bizi. Sonra... Sonrası uzun bir bekleyiş. Bol bol polis abilerin tuvaletine işemece, Trabzon maçina göz ucuyla bakmaca. Nasil 6 tane attı lan onlar öyle diye sormaca...

Saatler ilerledikçe 10 küsür otobüs tesislerde... Tribünün ünlü simalari orada. Aslında deplasmanında en güzel tarafı bu değil mi falancanin filancanin orada olmasi. Her şey güzel ama çok beklemesek. Maça giriş oldukça işkenceli. Anlam veremiyorum, kapı niye kapalı? Kimse anlam veremediğinden yandakı koca kapı kırılarak içeri giriliyor.Ayağın üstünde tüm tribünü hissetmek diye buna denir işte...

Maç öncesi Selim kenarda Bursa tribünlerine üçlü çektirecek ve bu da Bursa tribünlerinin çikardığı tek gür ses olacak deseler inanmazdim, çünkü cok daha iyi zamanlarını gördük Bursa'nin ve bu anlamsızlığa anlam arayamadık. Fener tribünün deplasmani meşhurdur, bunu Bursalı bir arkadaş maç sonu cebe bir mesaj göndererek, "Gördüğüm en iyi deplasman tribünüydü" diyerek teyit ediyordu.

Maç sonu klasikleşen makaralar eşliğinde uzunca bir süre bekleyerek yola çıktık tekrar. Bu arada üç puanla eş deger de köfteci Yusuf'un köfteleriydi. Wc'ye girmişken çalışan elemanın "Abi o tuvalete 5 dk önce Alex girdi" demesine çok güldüm, aynı tuvaleti paylaşmak övünç kaynağı olabilir mi onu düşünürken bu gece bir kez daha Alex'in kral oldugunu anladim...

misafir yazar: immo guitti
grupck.com

Pazartesi, Eylül 14, 2009

Bursaspor 0 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe için "en zorlu" kategorisinde görülebilecek iki deplasman var bu sezon. Biri Diyarbakırspor, biri de Bursaspor. İkisini de kayıpsız atlattı Fenerbahçe.

Şimdi muhtemelen çok emin bir yorum olmuş diyenler çıkacaktır ama buradaki "en zorlu"dan kasıt, sadece rakip olarak görme anlamında değildir. Saha dışı etkenler bakımındandır aynı zaman da. Diyarbakır malum sebeplerden dolayı çok zor bir deplasmandır Fenerbahçe için. Zaten şundan birkaç hafta önce yaşananları hepiniz gördünüz. Demek istediğim şeye kanıt olmuştur orada yaşanan her şey. Benzeri olaylar başka stadlarda da yaşanır ama en uç noktada yaşanan yer olduğu için Diyarbakırspor deplasmanı zordur Fenerbahçe için.

Bursa deplasmanı da gerek stadın yapısı gerekse de tribün atmosferi bakımından bence bu ligdeki en zorlu deplasmandır. En azından biz Fenerbahçeliler için öyledir diyelim yahut. Gerçi Bursaspor'un kendi evinde en son bir lig maçında geçen sene Kasım ayında kaybetmiş olması da yeterince mühim bir işarettir herhalde buna.

Maça dönecek olursak, bu maçta Fenerbahçe'nin en çok aradığı adam şüphesiz problem adam Emre'ydi. Kendisini malum sebeplerden ötürü pek sevmediğimi defalarca kez yazdım buradan ama bu sene takımın en iyisidir. Bunu görmezden gelemeyiz. Emre'nin eksikliğinde orta alanda oyunu dikine oynayacak adam sıkıntısını çekti Fenerbahçe. Bu da kontra toplarda beceriksizliğe yol açtı şüphesiz. Bu bölgedeki Cristian ve M.Topuz çok sıradan oyuncular. Cristian topu 10 metre öteye atamıyor. Bu yüzden daha çok yan ve geri pasları tercih ediyor. M.Topuz ise belki de ilk onbir çıkmış olmanın verdiği heyecanla, "etliye sütlüye dokunmayayım aman, yoksa hata yapar madara olurum" derdindeydi.. Bonservisine o kadar para saydığınız bir adamın bu kadar sıradan gözükmesi, endişe vericidir. Biz bu kez iyi niyetli yorumlayalım olayı ve yukarıda söylediğim sebepten kötü gözüktüğünü düşünelim.


Esasında maçı yorumlamak da güç olacak. Zira hakem maçın önüne geçmiştir. Bir futbol müsabakasında, hakem maçın önüne geçiyorsa, o hakem başarısızdır. Dünkü maçın hakemi de çok kötüydü. Futbol yumuşakların oyunu değildir, tamam ama, haddini aşan sertlikte bir maç oldu. Sertliğe destur verirken ölçüyü kaçırırsanız, daha sonra hakeme elini kolunu sallayan da olur, üzerine yürüyen de.. Maçın ağırlığını kaldıramadı Deniz Çoban. Hatta şu haliyle mahalle maçı yönetse, onun bile ağırlığını kaldıramayacak gibi gözüktü.

Hakemin dengesiz tavırları ve kararları Fenerbahçeli oyuncuları çığırından çıkardı belki de ama, sürekli olarak Fenerbahçe aleyhine verilen her kararın ardından hakemin üzerine çullanmayı, sevimsiz buluyorum. Galatasaray'ın 4 yıllık serideki başarısında da böyle sevimsiz duran hatta bir rakipleri olarak beni gıcık eden hakem didişmeleri çoktu. Ona "tu kaka" derken, tuttuğum takımın futbolcularının yaptığı benzer hareketleri görmezden gelemem. Umarım bu anlamsız hareketlerden çabuk kurtuluruz.

Tekrardan maça dönecek olursak, maçın 70.dakikasında Semih'i oyuna almak dışında başka bir planı olmadığını düşündüğümüz Daum'a hoşgeldin demiştik, geçtiğimiz haftalarda. Dün gece bizi hayli şaşırttı. İkinci yarıya değişikle başladı. 70.dakikadan önce ikinci değişikliği yaptı ve Güiza'nın döküldüğü maçta, aynı zaman da Fenerbahçe'nin ileride top tutmasını sağlayacak yegane isim olan Semih'i oyuna almayı hiç düşünmedi bile. Türk Milli Takımı'nın golcüsünü yedek kulübesinde oturtan bir takım olduk. Bravo! Başarıya giden yol, yedek kulübesinin zenginliğinden geçer demiştik geçmişte ama Semih'e sıra gelmeyecek kadar zengin olmayı bünyelerimiz kaldırmayabilir. Umarız, Herr Daum geçmişte yaptığı gibi bundan sonraki maçlarda bizlere Semih'i göstermemezlik yapmaz.


Bursaspor'da Sercan'ı özellikle izledik tabii. Lakin Fenerbahçe iyi kapandı. Boş alan bırakmadı Bursaspor forvetlerine. Haliyle etkisiz göründü genç Sercan. Kendisini iyi kapanan takımlara karşı geliştirmenin yollarını aramalı deriz naçizane.

Son olarak Alex..Alex..Alex diyoruz.. Bambaşka bir adam. Golde topu kontrol edişi, ve sağ ayağıyla topu köşeye harika bırakışı.. Tek kelimeyle "muazzam".


İyi ki varsın Alex! Sen gittiğinde ne yapacağız? Düşünmek dahi istemiyorum.

Salı, Eylül 08, 2009

20 TL

Bursaspor ve Fenerbahçe arasında oynanacak Turkcell Süper Lig müsabakasının bilet fiyatları;

Misafir Tribünü: 20 TL

Sayfayı boşuna yenileyip durmak büyük ihtimal şaşkınlığın bir yansımasıdır. Ama yukarıda okuduklarımız doğru. Bilet fiyatlarına büyük bir hevesle baktığımızda pek de rastlayamazdık bu tarz meblağlara. Neticede bu gözler misafir tribünü kalıbının yanında 3 haneli sayılar da gördü.

Kimisi o deplasman tribününü Fenerbahçe taraftarının dolduracağını bilir, bilet fiyatlarını bu ülkenin şartlarına uygun olmayan şekilde uçuk bir değere getirir. Bu biletler elbet alınır. O "kimisi" bu durumdan memnun bir şekilde kasasını doldurmaya bakar ve dolar işaretindeki göz bebekleri ile etrafa bakmaya devam eder. Kendisi kazanmıştır, ancak taraftarlık bilinçleri körelmeye yüz tutmuştur. Kimisi ise yine o deplasman tribününü Fenerbahçe taraftarının dolduracağını bilir. Ancak meşale ışıltılı gözleriyle oraya gelecek taraftarı düşünür. Kasasının bu maçtan sonra nasıl bir kazanç sağlayacağını o geride bıraktığımız "kimisi" kadar yaşam amacı gibi görmez. Taraftarlık bilinçlerini her zaman keskin tutmaya özen gösterir. İşte bunlardır takdiri, övgüyü hakedenler. Diğerleri ise yerilmeye mahkumdurlar.

Bir insan düşünelim. Kendi yakını onun sendelenmesinden hiç rahatsız olmuyor, ona uzanan çelmelere kendisi de bir ayak uzatıyor. Ama bir başkası geliyor onun önündeki bu engebeli yolu az da olsa açmaya çalışıyor diğer çelmelere aldırmadan. Bu insanın hangisine teşekkür edeceğini tahmin etmek zor değil.

Kendi kulübümüzden göremediğimiz bu taraftar yanlısı politikayı benimseyen Bursaspor yönetimine sonsuz teşekkürler. "Fenerbahçe geliyor bu hafta.Biletleri en az 60'dan satmak lazım" diyen zihniyetlerden gına gelmişken taraftar yanlısı politikalara rastlamak gerçekten sevindirici. Geleceğe dair beslenen ümitlerin erkenden yok olacağı ihtimalini bilsek bile, bu zihniyetlerin gün geçtikçe artmasını temenni ediyoruz.

misafir yazar: northside
grupck.com

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...