Gürcan Bilgiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gürcan Bilgiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 29, 2010

Alex Uzmanı


"...Hafta içindeki Sabah Gazetesi Spor sayfalarında Alex değerlendirildi. Şimdi Bugsaş'ın teknik direktörü olan ama Alex ile birlikte beş sezon geçiren Önder Özen'in ilginç bir yaklaşımı vardı. Özen, Alex'in maç sonuna kadar oyunda tutulması gerektiğine inanıyor ve "Çünkü son bölümlerde fizik gücü rakiple aynı seviyeye geliyor ve daha etkili oynuyor" diyordu. Kasımpaşa karşısında, Alex'in tabelaya etki ettiği dakikalara baktığımda bunu hatırladım. Futbolun asla bizim seyrettiğimiz gibi olmadığını bir kez daha anlayarak, bu işin profesyonellerinin detaylarda yakaladıklarına bir kez daha saygı duydum."


foto: Fenerbahce.org


Çarşamba, Temmuz 14, 2010

Tribünlerin Ruhu


Tribünlerin ruhu

Armanın gururu sarı melekler...
Kadın Voleybol takımı için Telsim Tribünü'nde açılan bu pankart, Fenerbahçe tribünlerinin gönüllüsü üç büyük grubu, yaklaşık yedi bin taraftarı, Saracoğlu Stadı'ndan ayırdı.
Maçın uzatma anlarında, bitime üç dakika kala, sahayı göremediklerini iddia edenlerle, voleybolculara bu jestin yapılması gerektiğine inananların kavgası sonucunda 21 taraftar ceza aldı.

Sahaya bir şey atmadılar, küfür etmediler, rakip taraftara saldırmadılar, sakıncalı pankart açmadılar. Sporcularıyla gururlanmalarının sürmesini istediler ve kavga çıktı. Elbette doğru değil olanlar. Ama bir tribün terörü hiç değil. Bireysel, anlık reflekslerle geliştiler.

Hemen hepsi öğrenci olan bu çocuklara altı ay statlardan uzaklaştırma cezası geldi. Babalarının ellerine de 1700'er liralık fatura. Çocuğunu okutmak için bütçesini zorlayan bir aile reisinin, çocuğunun Fenerbahçe sevgisi için ödemesi gereken faturaydı bu.
Ortaya bir tercih durumu çıktı.

Ve son olarak Unifeb ayrıldı tribünlerden. Necdet Ersoy tarafından, "Üniversitede okuyan bu çocuklar tribünlerde kaynaşsınlar. İlerde hayata atıldıklarında hangi meslekte olurlarsa olsunlar, Fenerbahçelilik kimliğiyle birbirlerine destek olsunlar" felsefesiyle kurulmuşlardı.

KENDİLERİNİ SAHİPSİZ HİSSETTİLER
Büfeden sandviç alırken tutuklanıp, ceza alan arkadaşlarının durumuna düşmek istemediler.
Yapılan açıklamaya baktığımızda, gelecek kaygıları ön plana çıkıyor. "Sahipsiz" hissetmişler kendilerini. "Sırf üstümüzde tişört var diye tutuklanamayız" diyorlar. Çünkü yarın mezun olup, iş başvurusu yaptıklarında, savcılık kağıtlarında "holigan" yazabilir. Grup CK, Vamos Bien ve Unifeb... Tribünlere sadece renk aşkıyla gelip, Fenerbahçe sevgilerini, gövde gösterisine dönüştürmek isteyen, pırıl pırıl, gencecik çocuklar.

BİRİLERİ 'EMRET' DEMEYE DEVAM!
Bunu biz biliyoruz ama tek bir yönetici, başta stattan sorumlu Ömer Temelli olmak üzere, emniyete gidip ikna edici olmuyor. Avukat tutarak bu çocukların hakları savunulmuyor. Kamera görüntüleriyle olaylara karışanlarla-karışmayanların ayrılmasına çalışılmıyor.

Kimin, neden tribün kovaladığını bilecek kadar bu kulüp içindeyiz. Emirleri dinleyenler ile gönüllerini dinleyenler arasındaki farkı iyi biliriz. Tribünleri terk eden aslında Fenerbahçelilik ruhudur. Bu genç çocuklar "başkaldırının-çağın gerektirdiği vizyonun" temsilcileriydiler. Bilerek ve bilmeyerek, elendiler. Yerlerine başsallayıcılar gelecek, tribün diye bir sorun kalmayacak. Çekirdek yiyenler, "emret" demeye devam edecek.

Gürcan Bilgiç / Sabah

Salı, Aralık 15, 2009

Yaşlı Medya Genç İsimlere Savaş Mı Açtı?


Fenerbahçe - Kasımpaşa maçında Alex'e uygulanan markajı çağdışı bulan Kaan Koç'un yazısı üzerine mesleğe yıllarına vermiş Atilla Gökçe bir eleştiri yazısı yazdı. "Vayy Koç'um" başlıklı yazısında Kaan Koç'a vermiş veriştirmişti. Yazıda Kaan Koç'un soyadından dolayı "Koçum" lafzı tabii hep havalarda uçuşuyordu.

Daha sonra Kaan Koç da Atilla Gökçe'nin eleştirisi üzerine bir yazı yazdı. O yazısının bir köşesinde ise Küçük İskender'den bir alıntı yapmış;

"Yaşlı şairler unutmasın: Tabutlarını romatizma ağrıları çeken prostatlı kuşakdaşları değil‚ genç şairler taşıyacaklar. İki amaçla: Hem düşürmemeye özen göstereceklerdir‚ hem de bir an önce gömme telaşında olacaklardır".

Olay tabii bu dizilerle birden yaşlı medya vs. genç medya meselesine dönüştü. Bir taraf "siz kimsiniz, daha dün şöylediniz, bugün böylesiniz" diye ağır biçimde diğerlerini eleştirmeye başladı. Bunların arasında Gürcan Bilgiç‚ Ahmet Çakır‚ Aybars Hünalp‚ Uğur Meleke‚ Mehmet Ayan gibi isimler var. Komik olan ise bu kişilerin Kaan Koç'un yazılarını eleştirirken yazdıklarının bir linç girişimini andırması. Bu memlekette gördüğüm en komik olaylardan biridir bu. Yıllardır da değişmez. Hem diyorsunuz ki Kaan Koç ayıp etmiştir, saygısızlık yapmıştır. Hem de adamı linç etmeye kalkıyorsunuz. Bu ne perhiz derler adama... Hele Ahmet Çakır'ın, "Herhangi bir nedenle Küçük İskender'i referans göstermek yanlış anlamalara yol açabilir Koçum, dikkatli ol!", cümlesine bakınız. Neyi ima ediyor acaba? Bravo, çok zekisiniz kuzum!


Keza Uğur Meleke gibi böyle arabesk işlere girişmeyecek kadar soğukkanlı bulduğumuz bir ismin bile gaza gelmesi ve bu olayda elini yüzünü savaş boyalarına bularmışcasına Atilla Gökçe'nin safına geçmesi de ilginç. Vefa iyidir güzeldir de, olaya böyle arabesk minvalde yaklaşmak bugüne dek çizdiği soğukkanlı figüre yakışmadı hiç.



Kaan Koç'un kalemini beğenmiyor olabilirsiniz. Yazdığının haddini aşan cümleler olduğunu da iddia edebilirsiniz, ama verilen tepkide bir ayarsızlık olduğu kesin. Tepki veren eski isimler gençken öyle sessiz sakin mi takılıyorlardı? Hiç mi boylarını aşan laf etmediler? Her yaşın bir olgunluğa vardır tamam da, esas olgun olması gerekenlerin bir elde kalkan, bir elde hançer savaş nidaları atarmışcasına yazması ironik değil midir?

Bu olay ilk ortaya çıktığında herhangi bir tarafı desteklemiyordum ama eski isimlerin "linç kampanyasını" görünce, ister istemez genç isimlere fazla yüklenildiğini düşünüyorum. Ve en çok da her koşulda genç isimlere desteğimi veririm diyen Okay Karacan'ın bu hususa nasıl yaklaşacağını merak ediyorum. Bekleyelim görelim..

Pazar, Ağustos 26, 2007

Forma Kriteri?

Bir hafta önce inanmadıklarına hangi kriter ile forma veriyordu. Daha doğrusu bu formayı almanın kriteri ne? İyi oynamak mı, iyi sözleşme yapıp, farklı pasaporta sahip olmak mı? Semih'e, Ali Bilgin'e, Kazım'a veya Kemal'e nasıl anlatacaksınız, "İyi oynar ve mücadele ederseniz formayı alırsınız" diye... Ya da Alex'e, Deivid'e veya Kezman'a, "Böyle oynarsan bir daha forma alamazsın" diyebilir misiniz? Dünün güzellikleri de vardı elbette.*

Gürcan Bilgiç

*2-0 biten Fenerbahçe - Sivasspor maçı sonrası yaptığı yorum...

Başlıksız Yazı

 En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...