Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Mayıs 29, 2013
Çok üzüldüm
Aykut Kocaman çocukluğumun Fenerbahçe'sinin golcüsüydü, efsanesiydi... Onun attığı gollerle sevindim o çocuk halimle. O'nu hep o efsanevi yanıyla hatırlayacağım. Bana kalırsa en büyük hatası Aziz Yıldırım'ın başkan olduğu yerde çalışmasıydı. Fenerbahçe'den gelen teklifi reddetmek kolay değildir elbette ama Aziz Yıldırım'ın olduğu her yerde her türlü yanlışın olabileceğini kestirmeliydi. Mizaçlarının uymayacağı belliydi.
3 Temmuz olayından sonra -Ali Koç'u bir yana bırakacak olursak- Aykut Kocaman'dı kaçmadan hep konuşan, ayakta kalmaya çalışan... Yönetim ise o esnada hep kaçıyordu. M. Ali Aydınlar, "puan silelim olay kapansın" dediğinde, "suçluysak bizi küme düşürün" diyerek masadan kalkan da Aykut Kocaman'dı.
Hatası yok muydu? Bir sürü vardır muhakkak. Birini yukarıda yazdım zaten. O da en büyük hatasıydı işte.
Cumartesi, Mayıs 04, 2013
Aykut Kocaman: Bardağın dolu ve boş tarafları
Fenerbahçe 2006-2007 sezonunda, bir başka deyişle kulübün yüzüncü yılında Zico yönetiminde şampiyon olduktan sonra o döneme kadar tarihindeki en ciddi Avrupa başarısına bir sonraki sezon imza atıtı. 2007-2008 sezonunda gelen Şampiyonlar Ligi çeyrek finali muazzam bir başarıydı. Bir oncaki turda dönemin en kuvvetli takımlarından Sevilla'yı elemek ve çeyrek finalde ise Chelsea'yi neredeyse eleyecek noktaya gelmek de cabasıydı.
Daha sonra Zico'nun takımdan gönderilmesi, Aragones'in gelmesiyle yaşanan sallantılı bir süreç vardı. Daum'la Fenerbahçe'nin yolları bir kez daha kesiştiğinde Aykut Kocaman da sportif direktör olarak takımda görevliydi. Fenerbahçe'nin Denizli deplasmanından sonra bir kez daha son haftada şampiyonluğu kaçırmasından ardından teknik direktör koltuğunda buldu Kocaman. Psikolojik anlamda zor bir zamanda takımın idaresine geçen Aykut Kocaman'dan aslında beklentiler büyük değildi. Kariyerinde çalıştırdığı takımlar arasında Fenerbahçe ayarında bir takım yoktu. Ve Fenerbahçe'de şampiyonluk gelmesi teknik direktörün görevine son verilmesi adet halini almıştı. Çoğunluk bu sebeple Aykut Kocaman'ın başarıya ulaşmasının zor olduğuna, Fenerbahçe'yle birlikteliğinin de kısa süreli olacağına inanıyordu. İstisna olan romantikler hariç elbette.
Zaman geçtikçe Aykut Kocaman takımın oyun hüviyetini değiştirme sözü verdi, birçok yenilikten bahsetti, ilginç tespitleri oldu. Bazen öyle noktalara değindi ki kendisinden beklentisi olmayanları bile ikna edebildi, bazen de onu kayıtsız şartsız destekleyenlere alınan sonuçlar sonrası "ah be hocam" dedirtti.
Fenerbahçe'ye ilk yılında şampiyonluk kazandıran, ikinci senesinde ise takımı play-off Süper Finali'ne kadar şampiyonluk yarışında tutan ve yıllardır beklenen Türkiye Kupası'nı kazandıran ve en son olarak da 3.sezonunda futbol takımını Avrupa kupalarında şimdiye kadar gelinen en büyük nokta olan yarı finale taşıyan Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'yi idare şekliyle alakalı bardağın dolu ve boş tarafları neydi peki? Bu 3 yıllık süreçte kağıt üzerinde ciddi anlamda iyi işler yapan bir takımın çalıştırıcısı olan Aykut Kocaman aynı anda nasıl oluyor da hem bu kadar çok seviliyor hem de eleştiriliyor? Bu soruların cevap olarak gösterilebilecek etmenler şunlar;
Bardağın dolu tarafı:
- Aykut Kocaman, Fenerbahçe'nin efsanelerinden biri. Camiayı çok iyi tanıyor. Tribünlerin beklentisinin ne denli yoğun olduğunu her zaman aklında tutabilecek biri. Fenerbahçe zirveye oynamıyorsa ya da zirve yarışından uzak da kalırsa taraftarın tepkisinin nasıl büyük olacağını da çok iyi biliyor. O tribünlerin empatisini Fenerbahçe'de en iyi yapabilen teknik direktörlerden biri oldu.
- Fenerbahçe'de Kocaman göreve gelmeden önce altyapıdan oyuncu çıkaramayan ve biraz parlayan oyuncuyu hemen kaybeden bir düzen vardı. Semih Şentürk dışında ciddi bir kazanım olmadı son yıllarda. Genç oyuncuları öğütme denince akla ilk Fenerbahçe geliyordu. Aykut Kocaman'ın göreve gelmesiyle Beykan Şimşek, Recep Niyaz, İbrahim Serdar, Gökhan Sazdağı, Hakan Cinemre gibi isimlerin performansları ve potansiyelleri dikkat çekmeye başladı. Recep ve Beykan zaman zaman kadroda yer buldular. Kocaman takımda kalırsa bu oyuncuların kadroya daimi monte edilmelerini bekleyebilir Fenerbahçeliler. Bunun olacağına olan inanç arttı.
- 19 yaşında bir oyuncunun Fenerbahçe'nin önemli maçlarında sahaya rahatlıkla sürülebilmesinin sebeplerinden biridir Aykut Kocaman. Bundan elbette takımın önemli isimlerinin sakatlıkları da etkili oldu ancak Kocaman, oyuncusuna güvendi ve onu tabir-i caizse kimseye yedirmemek için elinden geleni yaptı şimdiye dek. Rakip takım taraftarlarının bile merakla izlediği bir genç yeteneği var artık Fenerbahçe'nin.
- Fenerbahçe, Kocaman yönetiminde Fransa Ligi'nden transferler yaptı. Ve bu ligden transfer ettiği oyuncular çoğunlukla takıma önemli katkılar yaptı. Fenerbahçe'nin yabancı transferlerinde belirli bir düzen oluştu. Fransa'dan gelenler dışında Yobo, Stoch, Meireles, Krasiç gibi önemli isimler takıma kazandırıldı. Türkiye Ligi'nden ise ligi iyi tanıyan Webo gibi bir isimle kadro güçlendirildi.
- Alex'in Fenerbahçe'deki en verimli sezonunu Aykut Kocaman'ın ilk yılında yaşadığı da bir gerçek.
- Fenerbahçe, zorlu Şike Soruşturması dönemi boyunca yönetimsel bazda yeterince savunulmazken teknik direktörlük koltuğundaki Aykut Kocaman adeta camiayı bu dönemde ayakta tutan isim oldu. Ve kendisinden pek hazzetmeyen taraftarların bile bu konuda takdirini kazandı.
- Bu zorlu süreçte ve bugüne kadar belki de çığrından çıkması gereken maçlar da olmasına rağmen saha kenarında mümkün mertebe soğukkanlılığını korumasını bildi. Bunun tek istisnası Eskişehir'de haksız yere kırmızı kart gören Caner için sahaya girerek Fırat Aydınus'a verdiği tepkidir. Lakin takdir edilmeli ki, ülkede saha içerisine girip çok daha ötesine giden isimlerin yanında Kocaman'ın o hali pek bir sakin kalmaktaydı.
- Aykut Kocaman'ın teknik adamlığında Fenerbahçe ciddi istatistiklere de erişti şimdiye kadar. İşte Kocaman'ın o rekorları: Takımıyla deplasmanda üst üste en çok maç kazanma (12); iç sahada yenilmeme (47 maç); en iyi devre performansı (17 maçta 16 galibiyet + gelen şampiyonluk). Daum'a ait olan aralıksız en çok lig maçına çıkma rekorunu da kırdı en son olarak Aykut Kocaman. Kayserispor maçında saha kenarında olan Kocaman şu ana dek aralıksız olarak takımıyla 105 lig maçına çıktı.
- Aykut Kocaman'ın bir başka rekoru da Avrupa kupalarında geldi. Daha önceden Fatih Terim'e ait olan bir sezonda en çok Avrupa kupası maçına çıkma rekoru 17 idi, Aykut Kocaman ise Benfica'yla oynanan rövanş maçıyla birlikte 18 Avrupa maçına çıktı.
- Şike Soruşturmasıyla birlikte Fenerbahçe'den ayrılan önemli isimler oldu. Niang, Lugano, Santos gibi bir sezon öncesinde şampiyonlukta ciddi pay sahibi olan isimlerin takımdan gitmesine rağmen ertesi sezon her ne kadar Play-off kuralı sayesinde de olsa son dakikaya kadar şampiyonluk kovaladı Fenerbahçe.
- Yaklaşık 2 yıldır ciddi olarak zihinsel anlamda yıpranan oyuncu grubunu her şeye rağmen ayakta tutmasını son ana dek becerebildi. Bunun karşılığını da Uefa'da yarı finali görerek aldı. Ve Türkiye Kupası'nı hala kazanma şansı var Fenerbahçe'nin.
- Fenerbahçe, Kocaman yönetiminde bu sezon Uefa Avrupa Ligi'nin en önemli deplasman takımlarından biri oldu. Bireysel anlamda yapılan bazı hatalara karşın takım savunmasında ciddi anlamda gayet iyi görüntü çizdi Fenerbahçe. (Benfica rövanşına kadar olan dönem için yapılan bir yorumdur)
- Aykut Kocaman takımın başına geçişi etik anlamda ciddi soru işareti bırakan bir dönem oldu. Belki Kocaman'ın Daum'un gidişi ve Alman çalıştırıcıya yapılan baskılarla direkt alakası yoktu ama hemen onun ardından sportif direktörlük koltuğuyla birlikte teknik direktörlük görevine geliş biçimi rahatsız ediciydi. Yıllardır çizdiği Aykut Kocaman profiline uygun olmayan bir görüntüydü.
- Aykut Kocaman döneminde bir şampiyonluk kazanılırken bir şampiyonluk da Galatasaray'a kaybedildi. İkincisi de yolda. Fenerbahçe toparlanmaya çalışırken Galatasaray ise arayı açma derdinde tabii ki. Kocaman'ın Fenerbahçe'sinin en büyük sıkıntıları Galatasaray maçlarında oldu. Eskiden en kötü dönemlerinde bile Galatasaray'ı güle oynaya yenen bir Fenerbahçe vardı. Galatasaraylıların Kpss sorularına meze olacak türden (bkz.öğrenilmiş çaresizlik) durumları düştükleri aşikardı. Son 2 yılda ise Galatasaray psikolojik üstünlük meselesinde geriden çok iyi geldi. Durumu dengeledi. Hatta kimine göre öne geçti. Kadıköy'de yıllardır hasret olduğu galibiyete en yakın olduğu dönemlerden birini yaşıyor Sarı-Kırmızılılar. Aykut Kocaman'ın Galatasaray maçlarındaki oyun anlayışı genelde rakibin etkin olduğu müsabakalarşeklinde geçti. Fenerbahçeli oyuncular ise bu maçlarda psikolojik anlamda iyice çözülmeye başladılar.
- Aykut Kocaman'ın transfer hamlelerine bardağın dolu tarafında değinildi ama boş tarafına da yazılması gerekenler var. Sezer Öztürk gibi transfer edildiği dönemde hayli uğraşlar verilen bir isim var mesela. Onca tantanaya rağmen bu oyuncu takıma bir türlü devamlı dahil edilemedi. Serdar Kesimal ise alındığında büyük beklentilere girilmişti ama bir türlü gelişim göstermesi sağlanamadı. Ziegler'in çok büyük bir artısı olmamasına karşı takıma ikinci kez getirilmesi de ayrı soru işaretiydi. Aynı Ziegler yüzünden Yobo'yu yabancı kısıtlaması nedeniyle kadrodan çıkartmak da eleştirilecek türden bir hareketti.
- Kocaman'ın bazı oyunculardaki ısrarını da anlamak güç. Bunların başında Cristian geliyor. Aykut Kocaman onun için, "hücumda presi başlatacak oyuncu" diyordu ama Kocaman'ın prensi Cristian ne yazık ki Trabzonspor maçları dışında bu özelliğini hiç göstermedi. Zor zamanlarda sahneye çıkmadı. Gamsız bir görüntü çizdi ekseriyetle. Kocaman'ın Cristian'a güvenmesi diye de yorumlanabilir bu durum ancak bu oyun şablonunda onun yerine B planını bir türlü üretemedi Fenerbahçe.
- Alex krizinde bir teknik adam olarak oyuncusunu oynatmama hakkı vardı elbette Kocaman'ın ancak bu krizi yönetimle birlikte idare edememekte de payı vardı. Alex konusu çetrefilli bir konu olduğundan bu meseleyi uzatmadan kapamak gerek. Yazının özünden kopulur zira.
- Emre Belözoğlu konusunda dışarıdan görünen imajı yine negatifti. Emre'nin kendisine yaptıklarıyla ilgili türlü türlü iddia atıldı ortaya. Bunların ne kadarı doğruydu bilinmez, lakin bir oyuncuya "hadi sana uğurlar olsun" deyip bonservissiz gönderip yarım sezon sonra para vererek geri almak ciddi anlamda bir yönetim kusuruydu. Takımın hocası olmasının yanı sıra sportif direktörü de olan Kocaman'ın bu konuda da ciddi hatası vardı. Artı yıllardır çizdiği Kocaman profiline pek uymayan bir hareketti bu da yine.
- Fenerbahçe'nin oyununu taraftar hep daha hızlı oynayan, rakibin üstüne kabus gibi çöken bir takım olarak hayal eder genelde. Aykut Kocaman da göreve ilk geldiğinde hücuma hızlı çıkmanın öneminden bahsetti. Bu sebeple bu oyunu oynayabilecek Stoch, Dia ve sonradan Krasiç gibi isimler kadroya dahil edildi ancak Fenerbahçe o oyununu hiç oynayamadı. Ve sistem yine set hücumuna döndü hep. Taraftar takımın oynadığı yavan futbolu bir türlü sevemedi haliyle. Topa sahip olmanın önemine değinmesi dışında Aykut Kocaman'ın göreve geldiğinde söylediklerini pek yapamadığı ortada.
- Geçen sezon takımdan giden önemli oyuncular, soruşturma vs. derken Galatasaray'ın 9 puan gerisinde normal sezonu bitirmek belki anlaşılır bir şeydi. Fakat bu sezon son 3 haftaya girerken Fenerbahçe'nin liderin 7 puan gerisinde olması camiada kimsenin hoşnut olacağı türden bir şey değil elbette. Nasıl ki başarıda antrenörden bahsediliyorsa, tersi durumlarda da teknik adam akıla gelecektir. Kocaman'ın olumlu işlerine bakılırken olumsuzlara da bakılacak ve Galatasaray'ın ligde hayli gerisinde kalmak da bunlara örnek olacak ne yazık ki.
- Aykut Kocaman'ın duygusal bir karakter olduğu ortada. İstifa edip geri dönmeleri de bunun sebebi zaten. İstifa kararı bu kadar kolay verilmemeli ve eğer verilmişse artık kim ne derse desin geri dönülmemeli diye düşünüyor insan. Terim'in "bir daha Galatasaray'la işim olmaz" demesinin ardından dönmesine dair Fenerbahçeliler nasıl espriler üretiyorsa, Aykut Kocaman'ın istifa edip dönmelerinin de bu bağlamda -ne yazık ki- esprilere meze olması normaldir.
***
Yazının sonunda şunu hatırlatmakta fayda var; bardağın dolu ve boş taraflarına eklemeler yahut çıkarmalar yapılabilir. Orası okuyana kalmış. Ve elbette bunlara katılıp kalmamak da... Yazıyı yazan kişinin sonuç olarak konuya dair son fikrini merak edenler varsa onlara da dolu ve boş taraftaki maddelerin sayılarına bakmaları önerilir.
Cuma, Nisan 12, 2013
Daha iyisini yapabilirdi derken?
Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin başına geçen en yetenekli teknik adam olduğuna dair bir iddiam yok, ancak kendisi eleştirilirken sürekli "Fenerbahçe çok daha iyisini yapabilirdi" gibi laflar dönüyor reelde ve sanalda. Sormak lazım bunu diyenlere; Fenerbahçe çok daha iyisini yapabilirdi cümlesinden kasıt sadece Süper Lig başarısı mıdır? Eğer öyleyse eleştirileriniz bir nebze anlaşılabilir. Fakat Türkiye Kupası ve Avrupa Ligi açısından yapılan bir yorum ise bu, çok insafsızsınız.Ortada bu iki kupada da ciddi aşamalar kaydetmiş bir Fenerbahçe var. İkisinde de yarı finalde. Ve bu noktalara kadar gelirken performans açısından da kupanın favorileri arasında zikredilmesine yol açan önemli işler başarmış bir takım var.
Şimdi aynı gruba bir kez daha sormak lazım; Fenerbahçe'nin bu iki kupada bulunduğu nokta başarı değil midir? Eğer bu başarıda takımın çalıştırıcısını hiçe sayıyorve bu işi tamamen şansa bağlıyorsanız insafsızsınız. Hatta daha da ileri gidip Aykut Kocaman'ı hiç sevmediğiniz için böyle düşündüğünüze dair çıkarımlarda bile bulunulabilir. Bu takım biraz sendeleyince akla gelen, Antu.com'da eleştiri görselleri hazırlanan Aykut Kocaman oluyorken; başarıda niye ismi sonlarda hatırlanıyor ya da hiç bahsedilmiyor? Allah'tan reva mı bu?
Biraz insafa davet etmek lazım öyle Fenerbahçelileri. Bu takımın iki kupada da finale çıkmak için önünde bir tur kaldı. Kupayı kazanma durumu olursa daha iyisi olabilirdi diyerek bu sefer de Süper Kupa'yı mı kastedecek bu grup acaba? Merak ediyor insan.
Bulunulan konum küçük görülmesin. Bu elbette "bize bu kadarı yeter" demek de değildir, yanlış anlaşılmasın. Ancak başarı da göz ardı edilmesin. Lütfen!
Perşembe, Ağustos 30, 2012
Direkten dönen bir takım
Fenerbahçe için dün geceki maç son 2 yılın en önemli maçıydı. Buna Galatasaray'la geçtiğimiz sezon oynanan final maçı da dahil. Artık ağızlara pelesenk olan "3 Temmuz'dan bu yana..." cümlesinde zikredilen tarihten bu yana Fenerbahçe camiası türlü çetrefilliklerin olduğu malum bir süreçten geçti. Camiadaki herkes S. Moskova karşısında turu geçip Şampiyonlar Ligi'ne girmeyi hayal ediyordu şüphesiz. Bu olasılık gerçekleşseydi Fenerbahçe cephesinde maddi manevi ciddi bir rahatlama hissi oluşacaktı.
Spartak, güç dengesi açısından ne Fenerbahçe'nin çok üstünde bir takım ne de çok altında. Eş değer güçlerde denebilir iki takım için. Lakin S. Moskova'nın Fenerbahçe'ye oranla turu geçmeye yaracak avantajları küçümsenmeyecek boyuttaydı. Yerel lige erken başlama artısı, böylesi ön elemelerde önemli bir ayrıntıdır. Keza Spartak'ın öyle ya da böyle taktik disiplinden kopmayan bir görüntüsü vardı. Evet, dünkü maçta 10 kişi kaldıktan sonra zaman zaman aciz görüntüler izlettirdiler defanslarında ama bu da doğaldır. Kendi liglerinde çok yorucu (uzaklık anlamında) bir deplasman ardından İstanbul'a geldiler. İkinci yarıda bir adam eksik kaldılar ve turu koruma gayretiyle doğal refleksle geriye yaslandılar. Bu bölümde Fenerbahçe'nin canlanması da eş zamanlı oldu. Belki soyunma odasında yapılan etkili bir konuşma belki de futbolcuların "var gücümüzle saldırılalım artık" düşüncesinde buluşması sayesinde gelişti bu durum.
Fenerbahçe oyunun ikinci yarısında turu geçebilmek için yapması gereken şeyleri yaptı ama bunlar yetmedi. Bu takımın Avrupa kupalarında futbol anlamında şansız olduğu bir gerçek (Galatasaray derbilerinde ne kadar şanslı ise Avrupa'da da tam tersi bu durum). Direkten dönen toplar, rakip kalecinin belki de hayatındaki en iyi maçlarından birini çıkarması vesaire... Lakin olmayınca olmuyor işte. Son 2 yılın en önemli maçında Fenerbahçe istediğini alamadan veda etti Devler Ligi'ne.
Dünkü maçta bazı görüntüler vardı ki, insan onları hatırlayınca "nasıl veda etmesin ki bu takım?" diyor. Maçtaki son kornerde ofsayta düşmeyi nasıl becerdi bu oyuncular? Karşılarına oturup şunu bir anlatın bakalım demek geliyor insanın içinden mesela. Fenerbahçe'nin dünkü kadrosunda defansa bakıyorsunuz. Kalede şu an Milli Takımı kalecisi Mert var, sağ ve sol bekler yine Milli Takım'dan. Ve stoperlerden biri de öyle. Fakat bu olumluymuş gibi görünen durum sahada hiç öyle değil. Hasan Ali'nin olduğu sol kanat iki maçta da otoban oldu. Hasan Ali o kadar kötü göründü ki, geçtiğimiz sezon performansı üzerine sıkça tartışmalar dönen Ziegler'i özler oldu tribünler. İlk maçta ters kademeye girmeyi akıl edememesi üzerine Emenike'nin golü. İkinci maçta yenilen golde rakibin sağ açığına o kadar kolay koşu alanı ve gol pası verebileceği ortamı sağladı ki, oyuncunun temel futbol bilgisinden yoksun olduğuna dair şüpheler oluşabilir kafalarda. Yine aynı golde Ari'yi durduramayan daha sonrasında yerden kalkıp da peşinden koşmaya zamanı kalmayan bir Egemen görüntüsü var ki, o da rakiplerin hızlı hücumcuları karşısında bu sene sıkça görebileceğimiz bir sahne olabilir bundan sonra da.
İlk maçın iyi isimlerinden Selçuk Şahin dün gerçekten kötüydü. Kötü başladı ve öyle bitirdi. Üst üste yaptığı hatalara rağmen hala iyi niyetle bir şeyler yapmaya çabaladıysa da bir türlü istediklerini yapamadı. Tribünden de tepki gördü sonra. Burada ayrı bir konuya girmek lazım. Fenerbahçe seyircisi (taraftar değil dikkat edin, seyirci diyorum) akıl almaz bir şuursuzluk sergiliyor hanidir. Bu topluluk daha önce hem Zico'ya, hem Alex'e hem de dün takım kaptanı Selçuk'a yuh çekti. Dünkü maçın kurbanı yalnızca Selçuk muydu? Turu kaybetme sebebi olan tek kişi miydi o sahada? Elbette hayır. Zaten böyle durumlarda sahadaki oyuncunun moralini daha da bozacak tepkiler çok anlamsız. Eğer illa bir tepki verilecekse burada beğenmediğiniz oyuncuyu hala takımda tutan veya o'nu sahaya koyan isimlere sonradan yapmanız daha makul olur. Selçuk özelinde ayrıca kurulması gereken bu cümle tabii. Selçuk herkesin de gördüğü üzere Baroni gibi gamsız değil, kaçak güreşmiyor. Yetenekleri kısıtlı, bu doğru. Ancak kaçmıyor. Her seferinde ileriye oynamaya çabalıyor. Böyle çabalayan bir görüntüsü varken bu denli bir tepkiyi hiç hak etmedi. Kolunda kaptanlık bandı varken hele hiç hak etmedi.
Alex dün oyuna girdikten sonra duran toplardaki bilinen etkinliğiyle turu getirebilirdi. Ancak olmadı. Araya şu yorumu da sıkıştırmak gerekirse; Alex Fenerbahçe'ye çok şey verdi. Ne var ki, S. Moskova maçı öncesi takındığı tavır ve camiayı içine soktuğu (bu tartışmada Aykut Kocaman ve yönetim de hatalı elbet) pozisyon itibariyle turun kaçmasına psikolojik anlamda neden olan isim oldu. Alex'in bu tavrını görüp Kaptan'a bunu yakıştıramayan Fenerbahçeli sayısı da ciddi boyutta. Bunu kimse göz ardı etmemeli. O hala taraftarın sevgilisi, her koşulda hala desteklenecek bir isim, fakat taraftarın kalbinde bir yara izi bıraktı bu sorundaki o'na yakışmayan hareketiyle. Oysa gönül isterdi ki bugün Alex'in sahaya çıkan kadroda veya sonradan katılımıyla dahil olmasından sonra yaptığı asistlerle, attığı gollerle turu geçip Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın coşkusunu konuşsaydık. Bunca yıl taraftara keyif üstüne keyif yaşatan Alex keşke bu şekilde yaklaşmasaydı bu olaylara. Üzdü.
Dünkü maç sonrası Aykut Kocaman "direkten dönen toplar değil, bizdik" demiş. Doğru bir cümle. O direkten dönen toplar değildi. 2 yıldır türlü çalkantılarla sahada mücadele etmeye çalışan futbolcu ve teknik heyet kadrosundan oluşan bir takım var (yönetimi buraya dahil etmek istemiyorum). O takım son 2 yılın en önemli maçında direkten döndü. Çoğu Fenerbahçeli bu sabah gözlerini açtığında dün gece elenmiş olmayı hatırlayıp üzülerek güne başladı. Onlardan biri olan bu satırların yazarının halet-i ruhiyesini ise Alex meselesini de ekleyerek şu cümleyle özetlemek mümkün: "Şu ellerin taşı bana hiç değmez. İlle de dostun bir tek gülü yaralar beni."
Link: http://www.medyaspor.com/yazarlar/direkten-donen-bir-takim-3088460
Perşembe, Mayıs 17, 2012
Aykut Kocaman #5
İşin teknik taktik detayı üzerine değil saatlerce, haftalarca konuşulur. Bunda sıkıntı çıkarılacak bir durum yok, ancak konu bu acayip süreçte önce futbolcuları sonra da camianın geri kalanını ayakta tutmak için bir şeyler yapamak ise Aykut Kocaman'ın performansı takdir edilesidir.
Bu sebepten, teşekkürler Aykut Kocaman!
Pazartesi, Mayıs 23, 2011
Şampiyon Fenerbahçe!
Yorucu ve psikolojik anlamda hayli yıpratıcı bir sezonunun ardından, ligin 2. devresinde dosta düşmana "Fenerbahçe şampiyonluğu hak etti" dedirten bir performans ortaya koyan Fenerbahçe 2010-2011 sezonu Süper Lig Şampiyonu oldu.Her şampiyonluk anlamlıdır ama bu şampiyonluk hem bazı rakiplerin her hafta akla hayale sığmayan iftiralarına rağmen geldiği için hem de Fenerbahçe camiasının komple kenetlenmesinin sonucu olması sebebiyle ayrıdır.
Oyuncusu, teknik kadrosu, malzemecisi vs. diye devam eden, şampiyonlukta payı olan bütün Fenerbahçelilere ve bilhassa iç sahada dış sahada takımı yalnız bırakmayan taraftalara helal olsun denmez de ne denir ki? Şimdi Sarı-Lacivert bayramı! Bu sabah herkesin yüzünde bir tebessüm. Gözlerdeki parıltıyı görmemek imkansız. Paşalı Birol ağabey'in dediği gibi: "Şampiyonluk güzel şey be arkadaş!"
İki kişi için ilave cümleler yazmak lazım.
Bu şampiyonluğa en çok Aykut Kocaman için sevindim. Zaten en çok da onun için istemiştim. "Sen bizim kocaman gururumuzsun!"
Ve tabii ki Alex de Souza... Doktor! Senin gibisi bir daha gelmez!
Son söz de Turist Ömer'den gelsin: "Öyleyse bağırın ulan Fenerbahçe çok yaşa diye!"
Pazar, Şubat 27, 2011
Yüzsüzlüğün Böylesi
Bu yaklaşık iki ay kadar önce Antu'nun girişinde karşımıza çıkan görseldi. Konuyla alakalı, "Cesaretiniz Varsa!" başlıklı bir yazı karalamıştık. Merak eden buradan okuyabilir.
Pazartesi, Ocak 31, 2011
Çarşamba, Aralık 22, 2010
Cesaretiniz Varsa!
Bucaspor maçı ve bu maçın öncesindeki döneme dair Aykut Kocaman'a eleştiriler yapılabilir. Buna kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum ancak; Antu'nun bu görseli üzerine "hele soğuklan yeğenim!" demek lazım. Bu ne kin, bu ne gaz?Madem bu camiada işini iyi yapmadığını düşündüğünüz kişilere böyle sağlam bir şekilde çakma yeteneğiniz var, Aziz Yıldırım'ın 13 yıllık başkanlığı döneminde futbolda kaybedilen şampiyonluklardan ve genel olarak camianın değerlerini yerle bir edişinden sonra çıkıp "Burası Fenerbahçe, bla bla ..." demediniz veya diyemediniz? Neden? Yalandan rüzgar yapmalarınız vardı ara ara, bunları hatırlamak mümkün ama Aziz Yıldırım başkanlığında Fenerbahçe futbol takımının büyük harcamalar ve beklentilere rağmen ligi nerede bitirdiğini, neler kaybettiğini tıpkı şu yukarıdaki görselde yaptığınız gibi yapsaydınız da görseydik. Madem böyle bir duruş sergiliyorsunuz, bunu yapmış olmanız da gerekmez miydi?
"Burası Fenerbahçe ey Aziz Yıldırım!" diyebilirdiniz herhalde, bunu demekten korktuğunuzu yahut bir takım sebeplerle geri adım attığınızı düşüneceğiz yoksa.
Şimdi bu sözler üzerine, "Fenerbahçe Spor Kulübüdür. Dün kadın voleybol takımımız kulüpler dünya şampiyonu oldu" mu diyeceksiniz yoksa bu laflarımız üzerine? Ama böyle dememeniz lazım. Böylesine önemli bir başarının ardından sayfanızın girişine o başarıyı değil de, bu sorgulamanızı koymuş olmanız alakasız olurdu değil mi?
Fenerbahçe bir spor kulübüdür diyorsunuz. Evet, bu doğru. Diğer branşlardaki başarıları gösteriyor ve başkanı alkışlıyorsunuz mütemadiyen. Ama şunu da demek lazım; her zaferde "ama başkanımızı unutmayalım" diye başımıza kakanlar, mağlubiyetlerde neden başkalarını işaret ederler? Bu ne derece samimi bir yaklaşım acaba? Ve özellikle siz Antu yöneticileri; bugüne kadar Fenerbahçe mensuplarını her fırsatta kollayan, onlara destek çıkan bir oluşum nasıl oluyor da site girişinden Aykut Kocaman gibi birine bu kadar rahat çakabiliyor? Yoksa ortada başka hesaplar mı var? Geçmiş yıllara dayanan, Ali Şen'in başkanlık günlerine dayanan...
İnsan ister istemez şüpheleniyor. Antu'nun geçmişteki yaklaşımı ve bugün yaptığına bakınca; sormadan, sorgulamadan edemiyor insan.
Böyle bir hesaplaşmanız, çıkarınız, kaygınız yoksa ve cesaretiniz varsa, şu görselin bir benzerini Aziz Yıldırım için yapınız. Biz de duruşununuz ne kadar sağlam olduğunu görelim.
Ve son bir paragraf da taraftarın bir kısmına. Dün akşam Fenerbahçe kalecisini ıslıklamakla ve maçta rakip Bucaspor lehine bağırmakla elinize ne geçti? Amacınız neydi? Biri anlatsın. Lütfen!
Çarşamba, Aralık 08, 2010
Aykut Kocaman #3
Cuma, Ekim 15, 2010
Rıdvan Dilmen ve Aykut Kocaman
Salı, Eylül 14, 2010
Aykut Kocaman #2

Acı çekmek özgürlükse... Aykut'uz hepimiz de... Geçen haftaya dair yazılacak, çizilecek şeyler var. Yedek stoper olmadan Kayseri deplasmanına gitmiş olma komedisine dair söylenmesi gereken şeyler var ama...İşte ama... Sabırsız olmamaya gayret etmek. Aziz Yıldırım'ın bir teknik adamı daha, üstelik Fenerbahçe'nin unutulmaz bir ismini daha yemesini istememek...
foto: Oktay ağabeyin arşivinden...
Cumartesi, Ağustos 28, 2010
Eyvah Eyvah!
"...Fenerbahçe Kulübü, olumsuz sonuçların ardından bazı kesimlerce eleştirilen teknik direktör Aykut Kocaman'a sahip çıkarak, ''Başkanımız sayın Aziz Yıldırım ve yönetimimizin şu an itibari ile iki yıllık görev süreleri boyunca Aykut Kocaman görevinin başında olacaktır. Aykut Kocaman'ın iki olumsuz sonuçtan sonra gönderilmesi gibi bir durum söz konusu değildir'' açıklamasını yaptı."Bu açıklama çok sakat oldu. Hayırdır inşallah? Aykut Kocaman da mı yolcu yoksa? Geçmişte böyle açıklamalar sonrası çok kişi gönderildi Fenerbahçe'den. İnsan tedirgin oluyor.
Çarşamba, Ağustos 11, 2010
Aykut Kocaman'a Sormak İstediğim Tek Soru: Neden Bilica?
Fenerbahçe Spor Kulübü sportif direktörü ve aynı zamanda teknik sorumlusu olan ve çocukluğumun Fenerbahçe'sinin en önemli figürlerinden biri olan Aykut Kocaman'a elbette ki şu günlerde sormak istediğim çok soru var. Ancak şimdilik hepsini bir kenara itiyorum ve tek bir soru sormak istiyorum.Yıllar önce Trabzon deplasmanında şampiyonluktaki en büyük rakibini yenen Fenerbahçe takımında o gün oyuncu olarak görev alan ve maçtan sonra neredeyse her Fenerbahçeli şampiyonluk şarkıları söylerken, herkesin aksine mikrofonlara şu sözleri söyleyen:
“Şampiyonluk sevincim Trabzonsporlu arkadaşlarımın kaybettikleri için yaşayacakları baskıyı düşününce kursağımda kalıyor,” kişiydi futbolcu Aykut Kocaman. Rakip de olsalar meslektaşlarının acılarına kurduğu empatiyle hissedebildiğini o gün söyleyen, deyim yerindeyse taraflı tarafsız herkesin gönlünde taht kuran kişiydi futbolcu Aykut Kocaman. Daha sonra Fenerbahçe'den gönderilmesi, futbol hayatının geri kalan kısmı ve teknik adamlık dönemi... Hayatının bu dönemlerinde de ekseriyetle saygı duyulan bir figür oldu.
Ve malumunuz en sonunda önce Fenerbahçe'ye sportif direktör oldu. Akabinde de teknik adamlık koltuğuna oturdu. Aykut Kocaman hala Türk futbolunun en çok saygı duyulan figürlerinden biridir. Hala rakiplerine gerçek manada saygı duyan kişilerden biridir.
O halde sormak isterim: yukarıda bahsettiğimiz Aykut Kocaman profiline, Bilica gibi bir oyuncuyu Fenerbahçe'de hala tutmak, ona forma şansı vermek yakışıyor mu? Üzerinde taşıdığı formanın farkında olmadığını defalarca kez ispat etmiş bu oyuncuyu Aykut Kocaman'ın takımdan uzaklaştırması için Bilica'nın daha ne yapması gerekiyor? En son Beşiktaş maçında yaptığı o malum hareketle formasını giydiği kulübü adeta küçük düşüren ve yaptığı işe (ve yine rakiplerine de tabii) saygısı olmayan bu oyuncuyu hala takımda tutmanızın sebebi nedir? Kendisi bulunmaz hint kumaşı mıdır? Değildir. Kaldı ki öyle olsa bile, mühim olan bu asırlık camiaların duruşudur. Böyle durumlarda camianın prestiji oyunculardan önce gelir.
Umarım transfer dönemi bitmeden Fabio Bilica'nın Fenerbahçe'yle ilişiğini kesersiniz. Çocukluğumun Fenerbahçe'sinin en özel figürlerinden biri olan ve bugün hala sevdiğim Aykut Kocaman'dan şu aşamada en büyük beklentim budur.
Sevgiler
el burrito
Cuma, Ağustos 06, 2010
Daum Beddua Etmiş Olabilir Mi?

Christoph Daum'un bildiğiniz üzere Fenerbahçe'den gönderilişi pek hoş olmadı. Daum'un gitmemesi gerekiyordu anlamında bir cümle değildir bu. Sadece Fenerbahçe'ye yakışmayan bir görüntü ortaya çıkmıştı. Onunla alakalı bir tespittir. Ve yine Daum'un teknik direktör olduğu takımda, sportif direktörlük görevinde bulunan Aykut Kocaman'ın, Daum'un kovulmasının akabinde teknik adamlık koltuğuna geçmesi de, Aykut Kocaman'ın bu olayın arka planında hiçbir iş çevirmese dahi her fırsatta bu işte parmağı varmış izlenimi uyandıracak bir durumdur. Doğruya doğru. Yıllarca "Sakarya çetesi" elemanlarından biri olmakla anılan ve Fenerbahçe'nin efsanevi başkanlarından Ali Şen'le de arası papaz olarak Fenerbahçe'den gönderilen Aykut Kocaman'ın geçmişinde pek hayırla yâd edilmeyecek türden hikayeler bunlar.
Aykut Kocaman, Fenerbahçe taraftarın çok sevdiği bir isim. Bunda şüphe yok. Young Boys maçları sonrası bazı çatlak sesler çıkmış olabilir ama genel itibariyle tepkiler ağırlıklı olarak Aykut Kocaman'dan ziyade yönetime ve bazı oyuncularadır. Bir müddet daha böyle olacaktır. Lakin şu an Fenerbahçe'nin önünde öyle bir yol var ki, buna Aykut Kocaman'ın şansızlığı mı desek, yoksa Christoph Daum'un ahı mı tuttu desek, bilemedim.
Filmi biraz daha geri sarmak gerekirse; Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Young Boys ile eşleştiğinde herkes bir üst tura dair hayaller kurarken, "ya başaramazsak" kısmına takıldım. Ve devamında kafamda öyle bir felaket senaryosu oluştu ki, gerçekleşmesini Aziz Yıldırım'ı sevmiyor olsa bile hiçbir Fenerbahçeli istemez herhalde.
Young Boys'a elenen Fenerbahçe'ye Uefa Avrupa Ligi Play-Off eşleşmesinde gelebilecek en ters takım geldi, PAOK. Yunan takımı -yine- kağıt üzerinde Fenerbahçe'den iyi değil ama Fenerbahçe de kağıt üzerinde iyi durduğu kadar çimlerin üzerinde iyi duramıyor bu aralar. İlk maçın deplasmanda, ateşli PAOK taraftarı önünde olması yine büyük dezavantaj. Bir maç içerisinde yıkılmak için pozisyon kollayan Fenerbahçe'nin değerli topçuları için hiç uygun bir ortam değildir yani. Deplasmanda alınacak kötü bir sonuç, Kadıköy'deki rövanşta sabırsız tribünlerin takım üzerinde oluşturacağı baskıyla Fenerbahçe'nin Avrupa Lig'ine de el sallamasına neden olabilir. Bu da takdir edersiniz ki Aykut Kocaman ve Fenerbahçeliler için bir yıkım olacaktır.
Gelelim ligdeki duruma. Malumunuz Fenebahçe cezası nedeniyle sahasındaki iki maçını seyircisiz oynayacak. Bu iyi mi, kötü mü? Tribün baskısı olmayacaktır diyen adam için iyi olan bir şey ama rakip takım için de bu durumun iyi olabileceği gerçeğini düşünürseniz, Fenerbahçe için çok da iyi bir durum söz konusu değil. İçeride ilk hafta Antalyaspor'la oynayacak Fenerbahçe'nin, 2. haftada gideceği ilk deplasmanın, geçtiğimiz sezonki belalısı Trabzonspor olmasına ne demeli? Daum'un ahı mı?
Fenerbahçe belki son yıllarda Trabzon deplasmanında çok zorlanmıyor ama bu kez durumun öyle olmayacağı öngörüsünde bulunmak güç olmasa gerek. 3.hafta Kadıköy'de yine seyircisiz bir maçta Manisaspor'la oynayacak Fenerbahçe. İkinci deplasman maçı Kayserispor'la. Kolay bir deplasman olabilir mi? Sanmam.
Fenerbahçe'nin nihayet seyiricisinin önüne çıkacağı ilk lig maçı ise bir derbi. Rakip ise yıldız transferleriyle yaz aylarına damgasını vurmuş Beşiktaş. Zor bir maç olacağı kesin. Yıldırım Demirören'in her fırsatta gazladığı nefretin, son maçta Bilica'nın yaptığı kazmalıkla birlikte sahaya nasıl yansıyacağını tahmin etmek zor değil. Oldukça zor bir maç olacak Fenerbahçe için.
Devam eden haftalarda Fenerbahçe; Kasımpaşa, Gençlerbirliği, Konyaspor'la oynadıktan sonra Kadıköy'de yine bir Galatasaray derbisine çıkacak. Ve en son 10. hafta son şampiyon Bursaspor deplasmanına gidecek olmasıyla 10 haftalık bir bölümü özetlemiş olalım. Burada alınacak kötü sonuçların ardından Aykut Kocaman'ın arkasında dik durabilecek bir Fenerbahçe yönetimi olacağını sanmıyorum. Hatta daha da ileri giderek, Aziz Yıldırım'ın zamanında Oğuz Çetin'e yaptığı şeyi Aykut Kocaman'a da yapabileceğini tahmin ediyorum.
Şimdi elimizi vicdanımıza götürerek soralım kendimize, Fenerbahçe'nin şu anki hali ve önümüzdeki günler için herhangi bir önlem almayacakmışcasına plansız görünümünü gözünüzün önüne getirin. Daha sonra da yukarıda zikrettiğim maçları ve bunların arka arkaya gelecek olmasını düşünün. Aklınıza ne geliyor? Muhtemelen felaket senaryosudur sizinki de. Elbette eksiklerin takıma katılmasıyla ve takımın ligin başlamasıyla toparlanmaya doğru gidebileceği ihtimali de söz konusudur ama bir günde her şeyin düzelmeyeceğini ve Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın sistemi değiştirmeye çalıştığı gerçeğini de gözünüzün önüne getirin. Yani tam anlamıyla sancılı bir süreçte Fenerbahçe. Ve böylesi bir süreçte, böylesi bir fikstür ve koşullar tam anlamıyla şansızlık değildir de nedir?
Biz zoru severiz, geyiği yaparak bu mevzuyu geçiştirmek de mümkün ama biraz gerçekçi olmak lazım. Evet. Aykut Kocaman'ı seviyoruz. Evet. Onun başarılı olmasını istiyoruz. Evet. Aykut Kocaman'ın uygulamak istediği sistemi gerçekleştirebilmesi için ona sabretmek gerekir. Lakin bir şeyi unutmamak lazım; Fenerbahçe tabir-i caizse Türkiye'nin en sabırsız camiasıdır. Her mağlubiyette en küçük sorunun devasa problemlere döndüğü bu camiada, kötü bir başlangıç yapan Aykut Kocaman ve futbolcularının önündeki bu zorlu süreci aşacağına dair emareleri ne boyutta görüyorsunuz? Hayalci misiniz , yoksa gerçekçi mi?
Lafı yine gereksiz yere uzattık durduk; özet geçelim son paragrafta... Fenerbahçe'nin şu anki durumu ve önündeki maç programına bakınca, insan ister istemez şunu diyor; acaba Daum takımdan gönderilirken başına gelenlerden dolayı Aykut Kocaman'ı sorumlu görmüş ve ona beddua etmiş olabilir mi?
Salı, Temmuz 06, 2010
Çarşamba, Şubat 24, 2010
Recep - Aykut
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Başlıksız Yazı
En son 2018'de Fenerbahçe'de bir şeylerin değişeceğine, eski düzenin yok olacağına inanarak bir yazı karalamışım. Ali Koç'tan n...










